BATIL İNANÇLAR —– ALINTIDIR

BATIL İNANÇLAR

Batıl inançlar hangi aşamada ortaya çıkar ile ilgili görsel sonucu"

Batıl inançlar hangi aşamada ortaya çıkar

Batıl inançlar hangi aşamada ortaya çıkar ile ilgili görsel sonucu"

En başta sadece içgüdü vardı.

Sonra ölüm korkusu başladı.

Ve ardından basit ve heyecan verici bir bilme merakı sökün etti.

Devamında hayatın dayattığı bilgiye ve sonra da ruhlara başvurma ihtiyacı ortaya çıktı.

Totem icat oldu, tabular inşa edildi.

Büyü ve sihir keşfedildi.

büyü ve sihir ile ilgili görsel sonucu"

Sonra insan, kendine yabancılaşarak Tanrı fikrini keşfetti.

Ardından kudretinin bir kısmını kendi zihinsel ürünü olan tanrılara devrederek “yükünü hafifletti” ve topluluk oldu.

Toplumlaşabilmek için dinleri yarattı ve sonra yarattığı şeyleri kendine baş tacı etti.

Bütün bu zorunlu süreçler, toplumların ideolojik biçimlenmesinin ve örgütlenmesinin zorunlu bir ifadesiydi.

dinler ile ilgili görsel sonucu"

İstisnasız bütün bu tarihsel uğraklar, insanlığı daha ileriye ve daha örgütlü duruma taşıdı.

Tıpkı ailenin, özel mülkiyetin, devletin, siyasetin, felsefenin, bilimin ve sanatın keşfedilmesi gibi…

Bu süreçler aynı zamanda tarihsel zorunluluktan kaynaklanan ileri hamlelerdi.

Yüzyıllardır temelinde totem kültürünün bulunduğu sihir ve büyünün, tanrı inancının ve dinlerin nasıl ve hangi tarihsel koşulların ürünü oldukları merak konusu olmuş ve bu konular, birçok düşünürü, filozofu ve ilahiyatçıyı araştırmaya sevk etmiştir.

İnsan neden doğaüstü güçlerin varlığına inandı?

doğaüstü güçler ile ilgili görsel sonucu"

Ya da insanlık neden inanç ve dinlere sarılma gereği duydu?

Totem, tabu, batıl inanç, sihir, büyü, mitoloji, Şaman kültürü, Tanrı fikri, din ve inanç sistemleri, ne zaman ve hangi toplumsal koşullarda oluştu ve hangi gelişmenin ürünü olarak ortaya çıktı?

Veya dinler ilk ortaya çıktıklarında halkların tarihinde nasıl bir rol oynadı ve günümüzde nasıl bir rol oynamaktadırlar?

DÜŞÜNCENİN KÖKENİ

Bu ve buna benzer sorular, tartışma ve araştırmalar, insanlığın en eski çağlarından bu yana ve özellikle de yazılı kültürün başladığı andan itibaren kesintisiz olarak devam etmektedir.

İlahiyat (din bilim), sanıldığı gibi düşüncenin doğal gelişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkmadı, yani dinin ne olduğunu merak etmekten veya dinler tarihini bilmek istemekten dolayı ortaya çıkmadı.

İlahiyat (din bilim) ile ilgili görsel sonucu"

Daha çok toplumların belli bir gelişme evresinde, temelinde sınıf çatışmasının bulunduğu felsefi, siyasi ve ideolojik tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kuşkusuz inanışın ve özellikle de dinsel düşünüşün kökeni, felsefeden daha eskidir.

(Bkz. Dünyayı Değiştiren Düşünürler, c.1, Sunuş bölümü)

Fakat düşüncenin belli bir gelişme evresinde, toplumsal sorunlarla inançtan kaynaklanan sorunların birbiriyle olan ilişkisini kavramak zorunlu olmuştu.

Bu ilişkinin bilinmesi şarttı çünkü düşüncenin özgürleşebilmesi için bilimin dinden, felsefenin de ilahiyattan ayrışması gerekiyordu.

Yine bu çerçevede sıklıkla insan bilincinin ne olduğu da sorgulanmakta ve tartışılmaktaydı.

Kanımızca bilinç, insanın içinde bulunduğu somut-mevcut durumu kavraması ve içinde bulunduğu durumu aşma iradesidir.

Dolayısıyla bilincine varılan her olgu ve durum, aynı zamanda araçsallaştırılarak (dönüştürülerek) aşılmaktaydı.

Tıpkı insanın doğadan edindiği herhangi bir nesnenin bilincine vardığı anda onu kendi yaşamsal amaçları için dönüştürerek aşması gibi.

Dolayısıyla dinlerin bilincine varılmasını da onun aşılması olarak ifade edebiliriz.

Fakat önce inancın, Tanrı fikrinin ve dinlerin ortaya çıkış sürecine bakalım.

totem ile ilgili görsel sonucu"

TOTEM VE TABUNUN İNŞA EDİLMESİ

İnsanın kendine yabancılaşması, ilk soyutlama örnekleriyle başlar.

İnsanın kendisinin hem doğanın bir parçası hem de doğadan farklılaşan bir varlık olduğunu anlaması, onun kendine yabancılaşmasının ilk ifadesidir.

Bunun doğal sonucu ise insanın doğayı bilinçle ve belirli bir amaç doğrultusunda dönüştürmesidir.

Daha doğrusu bu dönüştürme etkinliğini önce zihninde planlamasıdır.

Bu aynı zamanda henüz doğada mevcut olmayan bir durumun önce zihinlerde yaratılmasıdır.

Bunun kökeni ise insanın ütopik bilincinde yatar.

İnsan, mevcut durumu onu önceden zihninde farklılaştırarak değiştirmiş olur.

Yani insan, doğayı ve doğayla birlikte kendi varlığını önce zihninde tasarlayarak bir anlamda dönüştürmüş olur.

Bunu da zihinsel eşgüdüm (koordinasyon) ve bedensel örgütlenmeyle başarır.

Bilinçsizlik, bir yönüyle zihindeki eşgüdüm ve bedensel örgütlenme eksikliğidir.

Bu yüzden insanın hayvanlardan temel farkı, maddi dünyanın ve somut alanın ötesine geçme ve mevcut olmayan durumları zihinde koordine (tasarı) etmesidir.

Buna inanç ve yüce varlık bilinci de dahildir.

totem ile ilgili görsel sonucu"

Neticede totem ve tabunun keşfi bunun ilk ifadesidir.

İnsanoğlunun ölüm bilincine varması, onun yaşamış olduğu ilk ağır ruhsal travmadır.

Var olan her şeyin bütünüyle ve bir daha gelmemek üzere son bulacağı düşüncesi, insanın madde ötesi arayışını dizginsizce kamçılamıştır.

Ölmek üzere olan bir canlının can havliyle yaşama tutunması ne kadar güçlüyse, ölümden sonrasını bilme merakı da o kadar güçlü olmalıdır.

Bilme merakı, sonsuz bir arayışın da başlangıcıdır.

İnsan zihni, bilme merakını somut verilerle, somut bilgilerle doyurmaya programlanmıştır.

Bu merakı doyuramadığı andan itibaren de madde ötesi imgelere, işaret ve anlamlara yönelir.

Somut olan bilgiyle hayali olan; gerçek olan bilgiyle gerçek ötesi olan bir sarmaşık gibi birbirilerine dolanarak zihinsel enerjimizin tükenmez yakıtını oluştururlar.

Maddi hayat ile ilgili görsel sonucu"

Maddi hayatın yetersiz kaldığı anda hayali imgeler, işaretler ve anlamlar mevcut zihinsel boşluğu doldurmaktadır.

Birçok insanın hatalı bir şekilde düşündüğü gibi zihindeki hayali olan veya gerçek ötesi olan, insan zihnine “yararsız” ve hatta “zararlı” unsur değildir; aksine insanın doğayı ve kendini anlama ve dönüştürme faaliyetinin ilk adımıdır.

Bunu hayvanlar aleminden kopmak olarak da anlayabiliriz.

“Hantal” düşünceyi yerinden oynatan, onu havalandıran unsur, henüz varlık olmayan, dolayısıyla henüz hayali ve madde ötesi olan ve hatta kısmen “ilahi” olandır.

İnsan zihni, her zaman saptadıklarının ve bildiklerinin deposuna bilinmeyenleri de katmak ister.

Bunu salt meraktan değil, yaşamsal ihtiyaçtan (yaşamın örgütlenmesinin zorunluluğundan) dolayı da yapar.

Bu mekanizma, ilerlemenin yegane motorudur.

İlk insanın keşfettiği ilk bilinmeyense, her şeye yön verdiğini düşündüğü “ilahi” güçlerdir.

ilahi güçler ile ilgili görsel sonucu"

İnsanların tek tek zihinlerinde yarattıkları “ilahi” güçler, onların kendi hayatlarını örgütlemesinin bir ifadesidir.

Yaşamasını, açlık hissetmesini, nefes almasını, avlanmasını, üretim faaliyetinde bulunmasını, cinsel arzusunu, neşelenmesini ve tabii ki hüzünlenmesini, kederlenmesini, avını kaçırmasını ve açlık çekmesini de ona borçlu olduğunu düşünerek yaşar.

İnsanların tek tek zihninde beliren söz konusu “ilahi” güçler, toplumlaşan insanların zihninde bütünleştirici bir rol oynayan toteme dönüşür.

Totem, insanların toplumsallaşırken (birlikte hareket etmek, yazılı olmayan yasalar ilan etmek) keşfettikleri ortak saygı objesidir.

türk totemleri ile ilgili görsel sonucu"

Totem onların ortak atalarıdır.

Bu bazen bir hayvan, bazen bir bitki veya cansız bir nesnedir.

Toplumlaşan insan, bir totem etrafında örgütlenirken bunu ortak yaşam anlayışını ifade eden yasalar ve tabularla yapar.

Batıl inançlar da bu aşamada ortaya çıkarlar.

Modern insan, zihinde beliren “ilahi” güçlere, toplulukların keşfettikleri toteme çoğunlukla olumsuz ve zararlı bir etki atfetmeye eğilimlidir.

Modern insan, şu anki bilinç düzeyini ilkel insana atfederek totemi, yani “ilahi” güçleri, tanrıları ve dinleri insanlık tarihinde bir arıza, bir gerilik ve uygarlaşmayı geciktiren bir sapma olarak görme eğilimindedir.

Modern insan; totemi, “ilahi” güçleri, tanrıları ve dinleri sadece korkunun, endişenin, çaresizliğin, bilgisizliğin, kaygının, geriliğin, umutsuzluğun ve mutsuzluğun kaynağı ve ürünü olarak görme eğilimindedir.

Halbuki bunlar yeniliği keşfetmenin, planlamanın, alet geliştirmenin, ortak avlanmanın, üretimi düzenlemenin, ürünü bölüşmenin, üreyerek çoğalmanın, başarmanın ve başarının hazzını ortaklaşa tatmanın, ortak sevincin, halay ve dansın, şiir ve türkünün kaynağıydılar.

türklerde ilahi güçler ile ilgili görsel sonucu"

Sadık Usta

 

 İnsanlaşmanın sırrı burada

  türklerde ilahi güçler ile ilgili görsel sonucu"

Üstteki yazımda genel anlamda inanç sisteminin (totem, büyü, Şamanizm, Animizm, Tanrı inancı, din) nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıktığını kısaca tartışmıştım.

Durup dururken neden böylesi bir tartışmaya giriştiğimi kısaca ifade edeyim.

Öteden beri inanç sisteminin kökenine ve tarihsel-toplumsal işlevine ilişkin iki hatalı yaklaşım söz konusudur.

İKİ KARŞIT YANLIŞ ANLAYIŞ

Bu yaklaşımlardan ilki, kutsal kitaplarda yazılı “ayetlerin”, yani vahyin her şeyin üzerinde olduğunu ileri sürmekte ve sonuçta bu ayetleri, bilimsel bulgulara, akıl ve mantığın doğrularına yeğlemektedir.

kutsal ayetler ile ilgili görsel sonucu"

Örneğin bazı inançlı insanlar bu tutumu, bilimsel bulgular karşısında “ama ayet öyle demiyor” ya da “o öyle olsaydı ayette mutlaka yazardı” şeklinde ifade etmektedir.

Fakat buna rağmen birçok ünlü Hıristiyan din adamı, bilimsel çalışmaların oldukça önemli başarılar kazandığı günümüzün koşullarında, bilimsel bulgularla vahyin açıktan çatıştığı yerlerde doğrudan bilimden yana tutum alarak “kutsal kitabın birebir ve kelimesi kelimesine alınmaması” gerektiğini, bu ayetlerin “toplumsal kurallar ve ahlaki ilkeler” olduğunu, ancak bunların aynı zamanda “Tanrının eseri olan doğa, toplum ve zamana göre yeniden yorumlanması gerektiğini” ifade etmektedir.

Hatta şunu da belirtelim ki bazı inançlı bilim adamları da bu yönde düşündüklerini açıktan ifade etmektedirler.

Nitekim bundan dokuz ay önce, yıllardır varlığı tartışılan kara delikleri ilk kez fotoğraflayan ekibin başındaki astrofizikçi Prof. Heino Falcke, ünlü Alman dergisi Der Spiegel’e verdiği bir röportajda şunları söylemişti: “İnançla bilim arasında düşünüldüğünden daha çok paralellikler var.

Her ikisi de bütün bunların nedenine ilişkin bir arayış içinde.

Sadece fizik, bir adım daha ilerisine giderek Tanrı hakkındaki soruyu sormaya cesaret edemiyor.

Bana sorarsanız insan sadece doğa kanunlarından ibaret değildir.

Hislerim bundan daha fazlasının olduğu yönünde.”

Bu görüşlere katılırsınız veya katılmazsınız fakat burada şöyle bir gerçek ifade ediliyor: Bilimle inanç kesinlikle çatışmamalı.

bilim ve inanç ile ilgili görsel sonucu"

Bilim, evren ve doğaya ilişkin kesin bulgular ortaya koyarken kutsal kitaplara dayanarak bunları reddetmek mümkün olmamalı.

Peki, bilimle inanç ne zaman çatışır?

Kutsal kitaplarda yer alan ayetler, açıktan ve bilimsel bulgulara rağmen bilimin üzerine çıkarılınca.

Bu yapıldığı anda da sadece bilime kulaklar ve gözler kapatılmış olmaz aynı zamanda yobazlığın kapısı da aralanmış olur.

Bu yüzden inançlı Müslümanlara hararetle önerim, hem bilimsel eserler hem de dinler hakkında yazılmış kuramsal eserler okumalarıdır.

Bu çevrenin, dinlere tarihsel ve toplumsal koşullar çerçevesinde yaklaşan; din ve inanç sistemine insanlığın gelişim evreleri (antropolojik) açısından bakan veya etnografların vahşi kabilelerde saptadıkları sonuçlar açısından yaklaşan kitaplar okuması onların yararınadır.

Dinler tarihi, bir bilim dalıdır ve ilahiyattan farklıdır. Ne yazık ki ülkemizde dinler tarihi değil, ilahiyata önem verilmektedir.

Bu da ister istemez birbirinin tekrarı olan ve “inananın el kitabı” olmaktan öteye gitmeyen yüzeysel kitaplar ortaya çıkarmaktadır.

İNANCIN KÖKENİ ile ilgili görsel sonucu"

İNANCIN KÖKENİ KORKU MU YOKSA BAŞARI İSTEĞİ Mİ

İkinci yanlış yaklaşımsa; din ve inanç sistemini kendi tarihsel gelişimi içinde kavramayan metafizik yaklaşımdır.

Bu yaklaşımın da yukarıda ifade ettiğimiz bilim dışı ve bağnaz anlayış gibi sığ bir yaklaşım olduğunu saptamalıyız.

Bu anlayıştaki insanlara bakılırsa din ve inancın kökeninde salt korku, bilgisizlik, cehalet, ezilmişlik, sömürü, bilinmezlik vb. uğursuz şeyler yatmaktadır. Ne yazık ki bu çok yüzeysel bir yaklaşımdır.

Sadece tek bir örnek vermek bile bu tezin ne kadar safsata olduğunu göstermeye yeter.

Örneğin, Ensest ilişkinin on binlerce yıl önce tabu haline gelmesinin nedeni toplumsal aydınlanma veya bilimsel kaygılar değildir.

Ensest ilişkinin (anne-oğul, kardeşler ve baba-kız arasındaki cinsel ilişkiler) yasaklanmasıyla (tabu) birlikte dışevlilikler gündeme gelmiş ve böylece birbirinden farklı insan topluluklarının oluşması ve kaynaşması söz konuşu olmuştur.

İNANCIN KÖKENİ ile ilgili görsel sonucu"

Bunların kökeninde totem kültürü yatar.

Yine bir başka konu; tekeşlilik…

Birçok insan sanmaktadır ki tekeşlilikle, yani çekirdek aileyle birlikte kadınlar bir erkeğin egemenliğinin altına verilerek baskı altına alınmıştır.

Bunun ne kadar yanlış olduğu insanlık tarihi incelendiğinde görülecektir.

30-40 kişilik topluluklara hükmeden güçlü erkekler, topluluğun bütün dişilerini kendi karıları olarak görürken, büyümekte olan erkeklerin, yani oğullarının diğer dişiler üzerinde söz sahibi olmasına izin vermezlerdi.

Peki, bu durumda ne oldu?

Dışlanan erkekler dışarıdan eş edinerek, yani bir başka erkeğin hükmü altındaki kadın ve kızları kaçırarak kendi topluluklarını kurdular.

Bu konuda muhteşem masallar, söylenceler ve mitolojik temsiller vardır.

Romalı erkeklerin, Sabinlerin kızlarını kaçırması ile ilgili görsel sonucu"

En ünlüsü ise Roma’nın temelini atan Romalı erkeklerin, Sabinlerin kızlarını kaçırarak onlarla evlenmesi ve böylece topluluklarını büyütmesi olayıdır.

Topluluklar büyüdükçe, toprağa bağlı üretim artıkça ve karşılıklı alış verişler hızlandıkça çok-karılı sistem gelişmeyi sekteye uğratmış ve bunun üzerine topluluktan dışlanan erkekler ve tabii ki kızlar birleşerek “babalarının egemenliğine” son vermiş ve tekeşliliği hayata geçirmişlerdir.

çok-karılı sistem ile ilgili görsel sonucu"

Bu sayede kimin, kimin oğlu veya kimin, kimin kızı olduğu da bilinir hale gelmiştir.

Bu gelişmeden en çok yararlananların kadın ve kızlar olduğu da açık değil mi?

Henry L. Morgan, James G. Frazer, W. Wundt, B. Malinowski ve Sigmund Freud gibi birçok bilim insanı bu konu hakkında (sahada yapılan çalışmaların bulguları eşliğinde) muazzam eserler vermişlerdir.

Marksist kuramcı Friedrich Engels, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı eserini, Henry Morgan’ın “Eski Toplum” adlı eserinden geniş miktarda yararlanarak kaleme almıştır.

İLKEL TOPLULUKLARDA İNANÇ KÜLTÜRÜ ile ilgili görsel sonucu"

İLKEL TOPLULUKLARDA İNANÇ KÜLTÜRÜ

Bugün bizim açımızdan olağan olan ve değiştirmeyi de hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimiz birçok örf-adet ve alışkanlıklarımızın temelinde totem, tabu, büyü, çok-Tanrılık, tek-Tanrılık ve birbirinden farklı onlarca inanç sisteminin “metafizik” süreçleri yatmaktadır.

Şunu en başından belirtelim, bugüne kadar herhangi bir inanç sistemine sahip olmayan herhangi bir kavim, topluluk vb. oluşumlara rastlanmamıştır.

Bu konuda kapsamlı bir saha çalışmasına sahip olan ve kendi alanında bir otorite kabul edilen Malinowski de “ne kadar ilkel olurlarsa olsun, dinsiz ve büyüsüz halk yoktur” demektedir.

İLKEL TOPLULUKLARDA İNANÇ KÜLTÜRÜ ile ilgili görsel sonucu"

“Ne kadar ilkel olursa olsun” derken de insanlığın uygarlaşma sürecine adım attığı andan itibaren bin bir türlü inanç sistemleri geliştirdiklerini vurgulamak istemektedir.

Toplumların inanç sistemleri gelişmişlik düzeylerine göre daha da karmaşıklaşmaktadır.

Her gelişmiş yeni inanç sistemi, aynı zamanda insanlığın uygarlaşma sürecindeki tarihsel sıçramalarına denk gelmektedir.

En küçüğünden en büyüğüne kadar insan toplulukları, gelişme evrelerine göre yoğun bir soyutlamanın ifadesi olan inanç ve dini sistemler geliştirmişlerdir.

Yine Malinowski, modern insanların inanç sistemleri konusunda anakronizmden kaynaklanan ve bilimsel olmayan anlayışlarını eleştirirken şunları vurgulamaktadır:

“Ama, bu yeteneklerin [din inancına sahip olmak] sık sık yadsınmasına karşın, bilimsel tutumu olmayan ya da bilimsel ilkeye sahip olmayan halk da yoktur.

Güvenilir ve yetkili gözlemcilerle incelenen her ilkel toplulukta, birbirinden net olarak ayırt edilebilen iki alan bulunmuştur: manevi alan ve maddi alan; başka bir sözcükle, büyü ve din alanı ile bilim alanı.”

(s.7/8)

İLKEL TOPLULUKLARDA İNANÇ KÜLTÜRÜ ile ilgili görsel sonucu"

Sonrasında Malinowski, en ilkel toplumlarda bile bilimle büyünün, bilimle dinin iç içe olduğunu, her iki alanında kendine has etki alanlarının bulunduğunu ve insanların bu her iki alanı da gerektiği gibi üretim sürecinde, yaşamda, iyi ve kötü günde, sevinçli ve mutlu günlerde ve tabii ki başarılı olmak üzere muazzam bir şekilde kullandıklarının altını çizmektedir.

Kısaca şunu belirteyim ki insan beyninin ve toplumsal yaşamın bir ürünü olan söz konusu metafizik süreçler, sanıldığı gibi korkunç baskıların sonucunda kabul edilmiş veya rıza gösterilmiş süreçler (olgular) değillerdi.

Aksine bu süreçler, insan beyninin zihinsel işleyişinde (soyutlama) bir sıçrama, toplumsal yaşamında ise yeni ve daha üst düzeyde bir örgütlenme formasyonu demekti.

Sol eğilimli birçok insan, bugünkü toplumsal kurum ve ilişkilerin birçoğunu lanetlerken bu kurumların ortaya çıktıkları tarihsel süreçlerin, toplumların hayatında devrimci atılımlar olduklarını kolayca inkar etmeye veya yok saymaya eğilimlidir.

Bugün baskı ve sömürü ilişkilerinin dayandığı devlet, aile, din, özel mülkiyet ve çalışma hayatı gibi toplumsal yaşamın temel dayanakları olan kurum ve ilişkiler, kolaylıkla ilk baştan itibaren lanetlenebilmektedir veya bu kurum ve ilişkilerin hiçbir zaman devrimci roller oynamadıkları ileri sürülebilmektedir.

ilkel toplumlarda zor ve şiddet ile ilgili görsel sonucu"

TARİHTE ZORUN ROLÜ

Kuşkusuz bu ilişkilerin her aşamasında “zor” ve şiddet önemli bir rol oynamıştır.

Fakat şiddet olgusu, daha baştan itibaren, yani inanç sistemleri henüz gün yüzüne çıkmamışken bile, insanlar arası ilişkinin temel ve vazgeçilmez unsuru olmuştur.

Dolayısıyla zor ve şiddetin nedeni inanç sistemleri değil, insan karakterinden veya doğa koşullarından kaynaklanan olgulardır.

ilkel toplumlarda zor ve şiddet ile ilgili görsel sonucu"

Nitekim zorun toplumsal işlevi veya insani-toplumsal ilişkilerdeki belirleyici özelliği, bugün de gizli-saklı bir şekilde ve en laik toplumlarda bile devam etmemekte midir?

Eskiden en vahşi şekilde ortaya konan şiddet, bugün toplumsal ve ahlaki alışkanlıklar ve yasalarla bir bakıma “gönül rızasıyla” devam etmektedir.

Görünen odur ki bu durum, toplumlar var oldukları sürece, yani hiyerarşik yapının bir ifadesi olan toplumsal örgütlenme devam ettiği sürece etkisini devam ettirecektir.

inanç sistemleri ile ilgili görsel sonucu"

Yeniden konumuza dönersek; toplumsal ilişkilerin gelişmişlik düzeyinin bir ifadesi olan inanç sistemleri, daha baştan itibaren (ilk insandan beri) pratik nedenlerle, yani doğayı dizginlemek (rüzgarı, fırtınayı, yağmuru, denizi ve sonra hayvanları ve bitkileri denetim altına almak), üretimi düzenleyerek güvence altına almak, çoğalarak türün devamını sağlamak ve yaşamı bayram, festival, hasat, bağbozumu, av mevsimi, cenaze töreni ve doğum günleriyle huzurlu kılmak için keşfedilmiş ve geliştirilmiştir.

Çoğunlukla sanılıyor ki insanoğlu, din ve inanç sistemlerine bulaştıkça daha çok baskı ve sömürü altına alınmıştır.

inanç sistemleri ile ilgili görsel sonucu"

Bu bakış açısı yanlış ve eksiktir.

İnsan beyninin ürünü olan bu sistemler, aynı zamanda pratik hayatın örgütlenmesinde (kurumlaşmak, yasaları hakim kılmak, bilimsel düşünmek, teknoloji geliştirmek) devrimci sıçramalardı.

Bir yönüyle hayvanlar aleminden kopuşun da ifadesiydi. İnsan salt somut “bilimsel” verilerle düşünmez.

Her düşünce ve zihinsel etkinlik önemli oranda henüz mevcut olmayan madde ötesi, aşkın, ütopik, metafizik veya “ilahi” alanlar içerir.

Düşüncemizi hareketlendiren, ona hayvanlardan farklı olarak insani nitelik kazandıran da bu aşkınlık hali ve madde ötesi olan kısımdır.

inanç sistemleri ile ilgili görsel sonucu"

Bu sayede insan, henüz gerçekleşmemiş olanı tasavvur eder ve bunu yaparken de kendi gücü ve yetilerini örnek alacağı doğayla (her şeyin Tanrı olduğunu tasavvur edersek) kıyaslar.

Bu en ideal haliyle Tanrı imgesidir.

İlkel insan, doğal koşullarda karşılaştığı sorunları, doğanın güçlerini kendi yararına kullanarak aşacağını düşünmüş ve bunun en yalın ifadesi ve şekli olan sihri geliştirmiştir.

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

TANRI BABA MI

Tanrı fikri, insan ve toplum hayatında da aynı rolü oynamıştır.

Balıkçılar, avcılar, çobanlar ve çiftçiler, üretimin verimli olması için sadece doğayı taklit eden törenler düzenlemekle kalmazlar aynı zamanda bu törenlerde şenlenir, neşelenir, şehvet kazanır ve mutlu da olurlar.

Fakat sonbaharın ürkütücü kasırgası, kış mevsiminin dondurucu soğuğu insanları kasvetli bir ruh haline de sokar ki bu da insanlarda suçluluk duygusu, tövbe etme ihtiyacı ve yaşamına çeki düzen verme hissi uyandırır.

Her şeyde olduğu gibi dini inançların da ikili karakteri ve etkisi insan ve toplum hayatında rahatlıkla görülebilir.

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

Peki, insanlar tanrı fikrine nasıl vardılar?

Ya da neden bir Tanrıya inanma ihtiyacı hissettiler?

Tanrı fikrinin ilk kez nasıl ortaya çıktığını kestirmek kolay değildir fakat halkların tanrı imgeleri gözden geçirildiğinde bununla bir “baba” figürünün kastedildiği çok açıktır.

Her açıdan örnek alınan, hayranlık duyulan ama aynı zamanda saygıyla korkulan ideal bir figür…

Tanrı, kusursuz ve her şeye gücü yeten; en yetkin ve mutlak varlık değil midir?

Ona tapınmak aynı zamanda insanın kendisine çeki düzen vermesi, tanrısının mutlak varlığından kaynaklanan bilgiye güvenmesi ve onun gücüne erişmesi; onun yetkinliğine ve mutlak bilgisine ulaşılması ve bunun enerjiye dayanan pratikle ortaya konması…

Bu imge, insanın en sonunda ne olmak istediğini simgeleyen ideal tip ve figür değil midir?

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

Bugün bile herkes birilerini örnek alarak kendi hayatına yön vermez mi?

Tanrıya secde eden insan, aslında bunu kusursuz olmak ve en nihayetinde tanrılaşmak istediği için yapmıyor mu?

Günlük hayatta yetkinliğimizi bir başkasının yetkinliğiyle kıyaslamaz mıyız?

Gelişmemizi düzenlemek ve daha iyisini yapabilmek için kendimize ideal bir öğretmen, baba veya şahsiyet seçmez miyiz?

Modern felsefenin filozoflarından olan Descartes, Tanrı fikrinin önemini “Felsefenin Temel İlkeleri Üzerine” adlı kitabında şöyle vurgular: “Ruhumun bakışlarını kendime yönelttiğimde, mükemmel olmadığımı ve benden daha yüce olan bir şeye bağımlı olduğumu ve sürekli daha yücesine ve daha iyisine doğru çabaladığımı görüyorum.

Aynı zamanda bağımlı olduğum o yüce şeyin, beni daima daha mükemmel olana doğru yönlendirdiğini ve sadece bir olasılık olarak da değil, gerçekten, fakat sonsuzluğa kilitlenmiş hareketi de içerdiğini görüyorum ki bu Tanrıdır.”

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

İNSANLAŞMANIN SIRRI

Kuşkusuz bu düşüncenin ortaya çıkışı birdenbire olmadı.

Bu zaman içinde, aşama aşama ve kuşaktan kuşağa aktarılan düşünsel sıçrama halkalarıyla oluştu.

Dolayısıyla insanlık, bu düşünsel zinciri ve düşünsel geleneği takip ederek hayvanlar aleminden koptu ve adım adım insanlaştı.

Peki, insan sadece el-emek etkinliğiyle (somut üretim) mi insanlaştı?

Tabii ki hayır.

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

İnsan aynı zamanda ve özellikle de düşünsel, zihinsel gelişimiyle insanlaştı.

Büyü, din, Tanrı fikri, ilk anlardan itibaren insanın evreni ve kendi varlığını algılamasının, toplumsallığını kavramasının zihindeki izdüşümüdür.

Bilim, siyaset, sanat, kültür de buradan doğdu.

Sanatın, felsefenin, siyasetin dinden ayrışmasının tarihi de bunu göstermiyor mu?

Peki, sanat, felsefe ve siyaset gibi üstyapı kurumlarının tarihçesi ne kadar olabilir?

Bunların topu topuna birkaç bin yıllık bir geçmişi vardır.

Demek ki on binlerce yıldır insanoğlu hayatını örgütlerken ve henüz felsefe, bilim, sanat ve siyaset yokken bunların ana kaynağı olan büyü, din ve Tanrı inancına başvurmaktaydı.

Buradan da şuraya varabiliriz: Zihinsel çelişmeler, maddi çelişmelerden daha yoğun, daha çeşitli ve daha karmaşıktır.

Kuşkusuz bu çelişmelerin maddi dünyadan kaynaklanan bir temeli vardır fakat zihinsel ve düşünsel etkinliklerin maddi dünyadan bağımsız ve kendine has bir özerkliği de vardır.

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

Dolayısıyla insanların ezici çoğunluğu (içinde yaşadıkları toplum nasıl örgütlenmiş olursa olsun) önünde sonunda bu çelişmelerin sarmalına kapılmaktadır.

Bu çelişmeleri herkes zihninde ayrı ayrı yaşar ve kuşaklar boyunca da sürdürür.

Kanımca insan olmaktan kaynaklanan bu özelliğimiz, yani zihinsel yapımızın paradoksal işleyişi sonsuza kadar devam edecektir.

Din ve inanç sistemleri toplumların hayatında sadece doktrin ve ahlak ilkesi olarak rol oynamadılar aynı zamanda entelektüel faaliyetin, felsefi ufkun, aklın, iradenin ve duygulara yön veren davranışların da temelini oluşturdular.

Bu sistemler şahsi olduğu kadar toplumsaldılar.

Şahsi açıdan bu sistemler, insana güç veren, insanın zihinsel faaliyetini kamçılayan bir rol oynarken toplumları birleştirip bütünleştiren, onların uygarlaşmasını sağlayan ideolojiler olmuşlardır.

Belli bir ideoloji etrafında örgütlenmeyen herhangi bir toplum gösterilebilir mi?

Her toplum, ileriye doğru hamle yaparken kendi ihtiyacına ve düzeyine uygun bir ideoloji benimser.

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

Onun etrafında örgütlenir ve onun amaçları doğrultusunda biçimlenir.

Bu açıdan ideolojiler devrimci roller üstlenirler.

Fakat devrimci atılımların zihinsel malzemesi olan bu ideolojiler, toplumsal sınıflaşmayı da teşvik ettikleri için belli bir aşamadan sonra gerici roller de oynayabilirler.

Peki, TekTanrılı dinler hangi koşullarda ortaya çıktılar ve bunlar hangi toplumsal aşamaların ifadesi oldular?

türk tanrıları ile ilgili görsel sonucu"

Sadık Usta

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s