H. HALOUK FİKRET —– ALINTIDIR

H. HALOUK FİKRET

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

TEVFİK FİKRET’İN OĞLU HALUK’A NE OLDU?

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Türk edebiyatının önemli şairlerinden Tevfik Fikret’in eserlerinde ve fikirlerinde önemli bir yer tutmuş olan Haluk, babası tarafından çocukluğundan itibaren yeni aydın tipinin temsilcisi olacağı ümidiyle yetiştirilir.

Tarih boyunca varlığını devam ettirmek ve geleceğini garanti altına almak “millet” olarak kalmanın vazgeçilmez şartı olduğundan, milletimiz de kendi tasavvuruna uygun, ideal ve özlemlerini gerçekleştirecek, kendini aydınlık iklimlere taşıyacak nesiller yetiştirmenin gayreti içinde olmuş; bunun için daima maddi ve manevi imkanlarını seferber etmiştir.

İdeal nesillerin vasıflarının belirlenmesinde, insanımızın dünyaya bakış açısı en temel faktör olmuştur.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Milletimizin İslâmiyet’le tanışmadan olmadan önceki dönemlerde benimsediği insan tipi, aksiyonu temsil eden daha ziyade dışa dönük “alp” kişiliğidir.

Bunun karakteristik vasıflarını Oğuz Kağan Destanı‘nda görmekteyiz.

Oğuz Kağan’ın lisanıyla;

 “Daha deniz daha müren (ırmak)

 Gün tuğ olsun gök kurıkan (çadır)”

diye türküler söyleyen bu nesil, dünyayı fethedilecek bir zemin, diğer insanları da hâkimiyeti altına alacağı birer unsur olarak görür.

Bu “Türk” mizacına İslam ruhunun girmesiyle gerçek insani ufku temsil eden yeni bir insan modeli ortaya çıkar.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

“Veli” olarak tarif edilen bu insanlar da “Alp”ler gibi at sürerler; fakat bu atın yönü, en büyük düşman olarak gördükleri nefislerine doğrudur.

Bu modele en güzel örnek Yunus Emre’dir.

Bunun yanı sıra, dış özellikleri itibariyle “Alp”e, iç dünyalarındaki derinlik itibariyle velilere benzeyen “Alperen”ler ortaya çıkar.

Osmanlı’yı, Alperenlerin meydana getirdiği bir şaheser olarak görmek hiç de yanlış olmaz.

Osmanlı’nın son dönemlerindeki kötü gidişat, yeni insan modellerinin aranmasına sebep olur.

Bu arayışlar, Osmanlı’da ‘yeni aydın’ tipinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Bu tipin vasıfları şairlerin ve düşünürlerin dünya görüşüne göre şekiller alır.

Yakın dönemimizde bazı düşünür ve şairler, içinde bulundukları dönemin sıkıntılarını aşacak “yeni aydın” tipinin ideal kahraman ve nesil prototiplerini (ilk örnek) çizmişlerdir.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Mehmet Akif’in Asım’ı, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Gençliği ve Tevfik Fikret’in Haluk’u bu prototiplere birer örnektir.

Türk edebiyatının önemli şairlerinden Tevfik Fikret’in eserlerinde ve fikirlerinde önemli bir yer tutmuş olan Haluk, babası tarafından çocukluğundan itibaren yeni aydın tipinin temsilcisi olacağı ümidiyle yetiştirilir.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Haluk kimdir?

Haluk; Tevfik Fikret’in, şahsında yarının gençliğini sembolleştirdiği oğludur.

Fikret’in, fikirlerini bir uygulama sahası olarak gördüğü Haluk, 14 Haziran 1895 tarihinde İstanbul’da doğar.

Fikret çok sevdiği oğlu için şiirler yazar, kitaplarına onun adını koyar.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Haluk; Fikret için ülkenin kalkınma sembolü, “karanlıkları boğacak ışık, gökten dehayı narı çalacak olan kahraman”dır.

Fikret, ‘Ferda’ (yarın) olarak gördüğü Haluk’u çok sevmektedir.

Ondan ayrı kalmak Fikret’i üzmektedir.

tevfik fikret ferda ile ilgili görsel sonucu

Nitekim 1898 yılında Haluk henüz üç yaşındayken, Fikret ilk defa tutuklanır ve uzun uzadıya sorgulanır.

Bu sorgulamalar esnasında oğlunu çok özleyen şair, “Halukçuğa” başlıklı şirini yazar:

Ağlayan kim, ninen mi yavrucuğum,

Bizi pek çok seven mi yavrucuğum?

Sen Haluk’um; o, nazlı maşukam,

O mu kıymetli, sen mi yavrucuğum?

Sizi bir an tahattur etmeyecek

Hangi melun, o ben mi yavrucuğum?

Fikret, oğlunu geleceğe henüz çok küçük yaşlarda hazırlamaya başlamıştır.

Ona daha küçük yaşlarda ‘garipler ve yoksullar’ için kendi zevklerinden feragat etmenin telkinini yapar.

“Haluk’un Bayramı” başlıklı şiirinde, güzel elbiseler giymiş oğluna, babasız çocukları hatırlatır ve elbiselerini onlara vermesini ister.

Bu şiirinde Fikret, Haluk’a kendinin güzel elbiseler giyerek sevinmesinin, yetimleri ve öksüzleri sevindirmediğine, aksine onları üzüp, ağlattığına dikkatleri çekmiştir:

Baban diyor ki:

Meserret çocukların,

Yalnız Çocukların payıdır!

Ey güzel çocuk dinle;

Fakat sevincinle

Neler düşündürüyorsun, bilir misin?…

Babasız,

Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi.

Siyahı mateme benzer teraneyi idi!

Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;

Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;

Biraz güzellensin

Şu ruyı zerdi sefalet…

Evet, meserrettir

Çocukların payı; lakin sevincinle

Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor…

Haluk dinle!

Fikret yine masal üslubuyla yazdığı “Devenin Başı” isimli şiirinde;

“Haksızlık eden başları bir gün koparırlar!” diyerek oğluna bazı mesajlar vermeye devam etmektedir.

Fikret “Haluk’un Defteri” başlıklı şiirinde, oğlunun bir cümlesine dikkatleri çeker:

Haluk, defterine bir Türk bayrağı çizmiş ve bayrağın altına;

“Ölmek ve yaşatmak seni!” yazmıştır.

Fikret bunu şiirinde şöyle anlatır:

Defter bile denmez, sekiz on parça kâğıttır;

Üstünde Haluk’un mütereddit kalemiyle

Saf saf karalanmış yazılar, şüpheli hatlar;

Bir yanda vatan bayrağı, altında şu cümle:

“Ölmek ve yaşatmak seni!”

Bu cümle Fikret’i o kadar heyecanlandırır ki, cümlenin yazıldığı kağıtlar, Fikret için “bir yar, bir yari samimi” olur.

Fikret, şiirini bayrağa yaptığı şu hitapla bitirir:

Ey şanlı vatan bayrağı, bir gün seni oğlum

Bir mevkibi zi-heybeti hürriyet önünde

Çekmiş görebilseydim… O, pür-hande ölürken

Etmezsem eğer şevkini takdis ile secde,

Dünyada en alçak baba elbet ben olurdum

Fikret, 1909 Eylül’ünde henüz on dört yaşındayken Haluk’u elektrik mühendisliği öğrenimi için büyük ümitlerle İskoçya’nın Glasgow şehrine gönderdi.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Aynı günlerde evlat sevgisiyle dolu olan şair, “Haluk’un Vedaı” isimli şiirini yazdı.

Fikret bu şiirinde, oğlunun oradan vatan ve millet için faydalı bir insan olarak döneceği inancını işliyor ve Haluk’a şöyle nasihatte bulunuyordu:

Ey şetaretli yolcu, sen yürü geç

Sen bu menhelde kalma; sıçra, atıl

Bir ziya kervanı bul ve katıl.

Daima önde, daima yukarı;

Gez, dolaş, kainatı efkarı;

Pür- tehalük hayatü kuvvetten

Ne bulursan bırakma: Sanat, fen

İtimat, itina, cesaret, ümit;

Hepsi lazım bu yurda, hepsi müfit

Bize bol bol ziya kucakla getir

Düşmek, etrafı görmemektendir!…

tevfik fikret promete ile ilgili görsel sonucu

Fikret, “Promete” başlıklı şiirinde Haluk’tan isteklerini tekrarlamaktadır.

Promete, Haluk’un şahsında bütün vatan gençlerine seslenen bir şiirdir.

Nasıl Yunan mitolojisinde Promete, güneşten ateşi çalıp insanlara sunan bir kahraman ise, Fikret de, oğlunun şahsında, bütün vatan gençlerini Batı’nın ilim ve tekniğini alarak milletlerini aydınlatmaya çalışan birer kahraman olmaya davet etmektedir.

Fikret bu şiirde oğluna “meçhul elektrikçi” diyerek onu özel bir isim olarak değil, bütün gençliğin temsili ruhiyesi olarak görür:

……………………………………Ey

Müştakı feyz u nur olan atii milletin

Meçhul elektrikçisi, aktarı fikretin

Yüklen getir -ne varsa- biraz meskenet- fiken

Bir parça ruhu, benliği, idraki besleyen

Fikret, Haluk’la ilgili şiirlerinde; ‘ışık, feyiz, nur, ziya’ kelimelerini özellikle kullanır ve devamlı karanlıkları yok edecek ışıktan bahseder.

tevfik fikret Sabah Olursa ile ilgili görsel sonucu

Yine Haluk’un şahsında gençlere seslendiği “Sabah Olursa” şiirinde, bu motif daha net bir şekilde görülür:

Ufukların ebedî iştiyakı var nura

Tenevvür… Asrımızın işte ruhı amali;

Silin bulutları, silkin zılalı ehvali;

Ziya içinde koşun bir halası meşkura

“Haluk’un Vedaı” şiirindeki “Bize bol bol ziya kucakla getir!” mısraından da anlaşılacağı üzere o, ışık kelimesini “bilim” manasında kullanmaktadır.

Ona göre bilim, bütün dertlerin devasıdır.

Hatta bilim siyah toprağı bile altın yapacaktır. “Haluk’un Amentüsü” adlı şiirinde bunu şöyle dile getirir:

Bir gün yapacak fen, şu siyah toprağı altın

Her şey olacak, kudreti irfanla inandım

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Tanzimat’la birlikte neredeyse bütün aydınlar bilime ve tekniğe büyük ehemmiyet vermiştir.

“Bu şahsiyetler arasındaki fark, hepsinin birleştikleri bu noktadan ziyade, diğer sosyal ve beşeri kıymetlere verdikleri ehemmiyettedir.

Akif, din+ilim; Gökalp, milli kültür+ilim terkibine inanmışlardır.

Fikret ise, din ve milli kültürün yerine, bir hayli müphem olan insaniyetçilik fikrini koymak istemiştir.”

 Fikret’e göre ülkeyi düştüğü kaostan ancak fen kurtaracaktır, bilim çok önemli bir ışıktır, cehaletin üzerine güneş gibi doğacaktır.

Fikret, Akif’ten farklı olarak bilimi putlaştırmıştır.

Bugün bilim ve teknoloji yüksek bir seviyede olmasına rağmen gelişmiş dünyada huzur yoksa bu, Fikret’in tespitinin eksik olduğunun bir göstergesidir.

Aslında hayatının bir döneminde tevhitler yazan, Sabah Ezanı, Ramazan vb. şiirlerinde İslami esaslara uygun Allah inancını anlatan mısralarıyla dikkatleri çeken, Yasin okuyup, namazlarını kılan; ama daha sonraları “Tarihi Kadim”, “Tarihi Kadime Zeyl” vb. şiirlerinden de anlaşıldığı gibi, bütün ilahi dinleri inkar ederek tek kurtuluş kapısı olarak bilimi gören Fikret’in hastalığı, 19. asrın müzmin hastalığı olan pozitivist felsefedir.

Ä°lgili resim

 Haluk ne olmuştur?

Türk edebiyatında ve fikir tarihimizde üzerinde sıkça durulan Fikret’in gözbebeği Haluk’un akıbeti ne olmuştur.

Fikret, çocukluğundan beri Türk milletinin aydınlık geleceğinin temsilcisi olarak gördüğü Haluk yüzünden en ağır tenkitleri almıştır.

Çünkü Haluk, Robert Kolej’den ayrılıp İskoçya’da elektrik mühendisliği tahsiline başladığında Hıristiyan bir ailenin yanına yerleştirilir.

Haluk, tam hayatına yön verilecek bir çağda olduğundan ve milli ve manevi değerlerle yeterince donatılmadığından içindeki boşluğu burada doldurma arayışına girer.

Bu yıllarda henüz 16 yaşında olan Haluk, bu ailenin telkinleriyle Hıristiyanlığı seçer.

Bu hazin durum, Türkiye’deki aile efradını üzer, özellikle çocukluğunda Haluk’u cuma namazlarına götüren dedesinin sinir krizlerine tutulmasına sebep olur.

Haluk 1913 yılında izini kaybettirmek için, Amerika’ya geçer, Michigan Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümüne yazılır ve burayı 1916’da çok iyi bir dereceyle bitirir.

Fikret’in; “siyah toprağı altın yapacak fen”i ülkeye getirmesi için küçük yaşlarda İskoçya’ya gönderdiği ve “Bize bol bol ziya kucakla getir!” diye tavsiyelerde bulunduğu oğlu Haluk, 1913’ten sonra bir daha yurda dönmez.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Burada hem dinini hem uyruğunu terk eder ve başka bir dünyanın iklimine uzanır.

Haluk’un bu hareketi, Fikret’in hayatını bilenler için önemli iki hâdiseyi hatırlatmaktadır: Fikret, “Haluk’un Amentüsü” başlıklı şiirinde;

 “Toprak vatanım, nevi beşer milletim!” diyerek, beynelmilel bir anlayış ortaya koymaktadır.

Yine Fikret, “Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej’deki görevlerinden dolayı bir dostunun: ‘Niçin milli kurumlarımızda değil de, bir yabancı eğitim kurumunda çalışmayı tercih ediyorsunuz?’ şeklindeki bir serzenişine; ‘Benim irfanım artık tebdili tabiiyet etmiştir.’ der.”

İrfanının tabiiyet değiştirdiğini söyleyen Fikret’e karşılık oğlu, her şeyiyle tabiiyet değiştirmiştir.

Bu durum Müslüman ailelere çok önemli bir mesaj vermektedir:

Çocukların müspet ilimler kadar, hatta daha fazla manevi donanıma ihtiyacı vardır.

Bu ihmal edildiğinde hedefin tam zıddı bir durum her zaman ihtimaller dahilindedir.

TEVFİK FİKRET ve OĞLU HALUK ile ilgili görsel sonucu

Haluk üniversiteyi bitirdikten sonra Amerikalı bir kadınla evlenir ve bazı üniversitelerde ihtisas yapar.

Bu yıllarda boş zamanlarını “büyük hayranlık duyduğu” Hıristiyanlığı araştırmaya vakfeder.

1928’de iş hayatına atılır ve büyük bir başarı göstererek mutfak malzemeleri üreten bir firmanın bölge temsilciliğini alır; neticede büyük bir servet sahibi olur.

1943’te verdiği bir kararla bir daha maddiyata dönmemek üzere kendini Hıristiyanlığa verir.

Bu yıl içinde Presbiteryen Kilisesi‘nin rahip yardımcılığına, 1956’da da Orlando’da rahiplik rütbesine yükselir.

Bu sıfat, o tarihe kadar doğuştan Hıristiyan olmayan sadece beş kişiye verilmiştir.

Haluk, Amerikalı eşinden doğan çocuklarına Türkçeyi öğretmemiştir.

Bu durum onun Türkçe ve Türkiye ile olan son bağlarını da koparmıştır.

Haluk nihayet Haziran 1965’te Orlando, Park Lake Presbiteryen Kilisesi rahibiyken ölür.

Kaynaklarda Haluk’un iç dünyasına dair fazla bilgi yoktur.

Şair Talat Halman, Haluk’un hayatında bilinmeyen noktaları açıklığa kavuşturmak için 1963 ve 64’te Haluk’tan bilgi almaya çalışır.

Halman, yazdığı bazı mektuplara cevaplar alır ve bunları daha sonraları bir gazetede yayımlar.

tevfik fikret kitapları ile ilgili görsel sonucu

Halman, mektuplarında Haluk’tan ‘neden din ve uyruk değiştirdiğini, ülkesine bir daha neden dönmediğini, babasıyla arasının açık olup olmadığını’ ve yukarıda bahsettiğimiz “Toprak vatanım, nevi beşer milletim!” mısrasını nasıl anladığını öğrenmek ister.

Ä°lgili resim

Haluk, mektubunda babasıyla ilgili şunları söyler: “Babam, bende edebiyat ve sanat istidadı bulunmayışından dolayı derin bir hayal kırıklığına uğramıştı.

Ünlü şiirlerini yazdığında ben çocuk denecek yaştaydım.

İtiraf edeyim ki, o şiirleri anlamıyordum.”

Ve ardından babasının şiirleriyle ilgili acı bir gerçeği şöyle dile getirir:

“Babamın benim adıma yazdığı şiirlerin bir nüshası bile yok elimde.

Zaten Türkçeyi de büyük zorluk çekerek okur oldum.”

Ve Haluk, imzasını ‘H. Halouk Fikret’ şeklinde atar.

Haluk’un, Talat Halman’ın mektuplarına 28 Ocak 1964’te yazdığı cevapta, babasıyla ilgili şunlar vardır: “Babamın sanat ve şiir istidadına kıyasla ben fazla pratik bir insandım.

Zannederim, kendi hayatında gayet önemli olan şeylere ciddi ilgi göstermeye elverişli olmayışım, onu hayal kırıklığına uğratmıştı.”

Evet, Fikret’in ta bebekliğinden beri büyük ihtimamla büyüttüğü, Türk gençliğinin gelecekteki sembolü olarak gördüğü, dönemin en iyi okullarında okuttuğu, ziya kucaklayıp getirmesi için aydınlık(!) diyarlara gönderdiği Haluk’un yapısı ve kişiliği, babası için önemli olan konulara ciddi alaka göstermeye elverişli değildi.

tevfik fikret kitapları ile ilgili görsel sonucu

İskoçya’ya gönderirken oğluna;

“Beklerim bir zafer esasen ben, kılıcından ziyade kalbinden!” diyen Fikret, oğlundan zafer değil, büyük bir hezimet görmüştü.

Haluk’un aynı mektubunda başka bir bilgi daha yer almaktadır:

“1916 Haziran’ında ABD’de makine mühendisliğinden mezun oldum.

1920’de Robert Kolej’e makine mühendisi olarak girecektim.

Eşimle pasaportumuzu çıkartmıştık, birkaç hafta içinde vapurla yola çıkacaktık.

Tam o sırada yurda dönmenin uygun olmayacağı haberi geldi.

Bu, dini inancımdaki değişme yüzündendi.

Dini temayüllerimdeki değişmeyi babam biliyordu.

Bunu bir defasında babamla konuştuk; ama kendisi bu bakımdan açık fikirliydi.

Kendi kararlarımı kendi başıma vermemi istedi.

Annem hiç memnun olmadı.

Dedem ise (annemin babası), hayal kırıklığına uğradı.

Babam, Allah’ın birliğine inananlardandı.

Allah’a Yaradan olarak inancı vardı.”

Haluk yukarıda verdiği bilgiye göre 1916’da okulunu bitirmiştir.

Birinci Dünya Harbi’ne denk gelen bu tarihlerde yurda gelerek, çocukluğunda Türk bayrağının altına yazdığı “Ölmek ve yaşatmak seni!” mısrasındaki hislerini gerçeğe dönüştürerek, vatan uğrunda bir mücadeleye girişebilirdi.

Fakat Haluk, buna yanaşmamış, ülkesi “derinden gelen zelzelelerle sarsılırken” ülkesinden oldukça uzaklarda yaşamayı tercih etmiştir.

tevfik fikret kitapları ile ilgili görsel sonucu

Cemil Meriç: “Haluk, bir cins isimdir, tarihten kaçanların ismi” diyerek yabancılaşmış Türk aydınını Haluk’un şahsında somutlaştırır.

Bizce Haluk’un durumu, Tanzimat’tan bu yana çocuklarına sağlam bir eğitim ve bilinç verememiş anne-babaların durumunu çok güzel yansıtır.

Çocuklar ne kadar modern okullarda okutulsa, onlara ne kadar güzel imkanlar sunulsa da, milli ve manevi değerlerle donatılmadıkları takdirde, hiçbir zaman istenen amaca ulaşılamayacaktır.

Evet, Haluk, kaybolmuş veya kaybedilmiş nesillerin ortak adıdır.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Fikret, Haluk için yazdığı bir şiirinde (Bir Tasvir Önünde) ona şöyle hitap ediyordu:

İnsanlığı ihya için isar edeceksin;

Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin!

Bu sözlerin doğruluğu şüphe götürmez; fakat Haluk doğru yolu bulamadığı gibi, gittiği yolda da hep yalnız kalmıştır.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Belki de Fikret, “İnan Haluk, ezeli bir şifadır aldanmak!” mısrasıyla, Haluk’tan beklediklerinin bir arzudan öteye geçemeyeceğini seziyordu.

TEVFİK FİKRET'İN OĞLU HALUK'A NE OLDU? ile ilgili görsel sonucu

Edebiyat Fatihi 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s