SEYİT BATTAL GAZİ —– ALINTIDIR

SEYİT BATTAL GAZİ

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

                                                                                                                                               Gülağ Öz

Anadolu’da savaşçı eren olarak tanınan Battal Gazi Seyit Hüseyin Gazi’nin oğludur.

Battal Gazi’nin ismi babasının önüne geçerek destanlaştırıldı.

Gerek Hüseyin Gazi, gerekse Battal Gazi’nin tarihsel yaşamıyla ilgili bilgiler hemen hemen yok denecek kadar azdır.

Ancak araştırmacıların daha çok kullandıkları bilgiler Battalname adlı destana dayandırılmaktadır.

Destandan çıkartılan bilgilere göre baba oğul Emeviler döneminde yaşadığı gösterilmektedir.

Ä°lgili resim

Hüseyin Gazi ve Battal Gazi Seyit olarak bilinir.

Seyitlik İmam Hüseyin evlatlarına ve onun soyundan gelenlere verilen unvandır.

Seyitler Emeviler döneminde hep asılmış, kesilmiş ve zehirlenerek öldürülmüşlerdir.

Kaynakların anlatımına göre Hüseyin Gazi Malatya’da Emevi halifesinin emrinde yöneticilik yapmaktadır.

Battal Gazi ve Hüseyin Gazi’nin hem Seyit hem de Emeviler’de yönetici olma durumu gerçekle çelişmektedir.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Bütün kaynakların birleştiği nokta Battal Gazi’nin ölüm ve doğum tarihlerinin belli olmadığı, kökeni hakkında yeterli bilginin olmadığı yönündedir.

Ancak bilinen bilgilerin Battalname destanına dayandırıldığıdır.

Her araştırmacı, her tarihçi kendi cephesinde bir Battal Gazi çıkartır.

Tüm kaynaklar onun Hz. Muhammet’e, dolayısıyla Hz. Ali’ye dayandırıldığı yönünde birleşmektedir.

Hz. Resulullah’ın soyundan geldiğine ve silsilesinin Hz. Ali’ye ulaştığına ve bu nedenle ‘Seyit’ ismini aldığına inanılır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç’ın 1940’lı yıllarda Almanya’da bulduğu bir Nesebnâme’de Battal Gazi’nin soy kütüğünün Hz. Hüseyin’e ulaştığı görülmektedir.

Babasının Malatya emiri Hüseyin Gazi olduğu ve 680 yılında annesi Saide esi Zeynep Hanım ve iki oğlunun kabirlerinin bulunduğu Ma­latya’da doğduğu kabul edilir.

Battal Gazi’nin Abdullah Ebül Hüa Entaki isminde bir tarihi kişilik olup el-Battal (kahraman)-tayip bir övünç unvanı olarak kendisine verilmiş bir unvandır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Taberi gibi bazı tarihçilere göre ise asıl adı Amr ya da Umer olup Antakyalı veya Şamlıdır.

Bazıları ise Emevilerin azatlı kölesi olduğunu çalışkanlığı ve kahramanlığı sayesinde komutanlığa, hatta Misis şehri valiliğine kadar yükseldiğini kabul eder[1]

Hz. Hüseyin soyundan bir seyit olduğunu bütün kaynaklar yazmasına karşın, Seyitlerin hiçbir zaman ve dönemde Emeviler’in emrinde komutan ya da vali olmaları düşünülemez bile.

1071 yılına gelinceye kadar Anadolu’nun doğu sınırları Müslümanlarla Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren bölgeler olagelmiştir.

Özellikle Tarsus-Malatya doğrultusunda çizilecek hattın kuzey ve güneyi büyük ölçüde devamlı mücadele sahası olan bir bölge bölgedir[2]

Hüseyin Gazi ve oğlu Battal Gazi’nin yaşamları daha çok Battal Gazi destanından çıkartılmaktadır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Ve destanın kısa özeti şöyledir.

Hüseyin Gazi, bir av esnasında Rum beylerinden Mihriyayıl tarafından hile ile öldürülür.

 Cafer genç bir delikanlı iken babasının katillerini öldürür ve Serasker olur.

Bundan sonra Kayser ordularıyla yapılan iki savaşta Cafer üstün başarılar gösterir ve Malatya beylerinin güvenini kazanır.

Kayser, Ahmer komutasındaki bir başka orduyu Malatya üzerine gönderir.

Cafer, Ahmer’le yaptığı ferdi mücadeleyi kazanır.

Bunun üzerine Ahmer, Müslüman olur.

Kendisine Cafer tarafından «Ahmet» ismi verilir.

Ahmet de Cafer’e «Battal» ismini verir [3]

Efsaneye göre Seyit Battal Gazi, Abbasi Halifeleri Mutasım ve Vathig zamanında yaşamıştır.

Fakat dünyaya geleceği, Hz. Muhammet’e ölümünden önce Cebrail tarafından haber verilmiştir.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

  1. yüzyılın sonundan, 10. yüzyılın sonuna dek 300 yıl süren Bizans-Arap Savaşları bazı efsane ve destanların doğmasına neden olmuştur.

Bunlardan en önemlisi Seyit Battal Gazi Destanı’dır.

Seyit Battal Gazi Destanı’nın Bizanslılarca uyarlanmış şekli “Digenis Akritas” destanıdır.[4]

12.yüzyılda Danişmentliler Devleti’nin gazi hükümdarları da Haçlılar ve Bizanslılara karşı çetin mücadeleler verdikleri için, yaptıkları bu gazâlar halk arasında Emevi-Bizans ve Abbasî-Bizans savaşlarının devamı gibi gösterilmiş ve bu devirde geçen olaylar da Battal Gazi Destanı’na ilâve edilmiştir.

Böylece, 12. ve 13. yüzyıllarda Danişmentliler Devleti bünyesinde nesir halinde yazıya geçen “Battalname” adındaki Türkçe destan bu şekilde meydana gelir.

Halk arasında “Battal Gazi Destanı” diye de anılan hikâyenin kahramanı “Battal Gazi”dir.

Bu kişinin kahramanlıkları etrafında meydana gelen menkıbeler ilk defa Arapça “Zelhimme” adlı kitapta toplanır. Kitabın ilk bölümünde Seyit Battal Gazi’nin kahramanlıkları, 8. yüzyılda Bizanslılarla yaptığı savaşlar ve İstanbul’u kuşatan Emevi kumandanı Mesleme’nin silâh arkadaşı Sahsâh’ın başından geçen olaylar anlatılır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Bir destan kahramanı olması dolayısıyla, kitabın ikinci bölümünde, o devirde ve daha sonraki devirlerde cereyan eden birçok olay da Battal Gazi’ye mal edilir.

Görüldüğü gibi destanın kahramanı Arap cengâveri olmasına rağmen, Türk halkı ona Anadolu gazilerine uygun bir unvan olmak üzere Battal Gazi adını verir.

  1. yüzyılda Danişmentliler Devleti’nin gazi hükümdarları da Haçlılar ve Bizanslılar’a karşı çetin mücadeleler verdikleri için, yaptıkları bu gazâlar halk arasında Emevi-Bizans ve Abbasî-Bizans savaşlarının devamı gibi gösterilmiş ve bu devirde geçen olaylar da Battal Gazi Destanı’na ilâve edilmiştir.

Böylece, 12. ve 13. yüzyıllarda Danişmentliler Devleti bünyesinde nesir halinde yazıya geçen “Battalname” adındaki Türkçe destan bu şekilde meydana gelir.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Seyit adının Battal’la anılmasında önemli bir ipucu bulunmaktadır.

Bu ipucu Battal Gazi’nin İmam Hüseyin soyundan olduğunun bir işaretidir.

Seyitlik, bilindiği gibi Hz. Hüseyin’in soyundan gelenler için kullanılan bir kelimedir.

Seyitlik kurumu, Horasan’da tasavvuf okulu pirlerinin ortaya koydukları bir unvandır.

Seyitler, dolayısıyla Hz. Muhammet, Hz. Ali, Hz. Hüseyin soyundan gelenlerdir.

Diğerlerinden ayırt edilmesi için başlarına bağladıkları seyitlik beratları vardır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Bu unvan ve yeşil sarık Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de devam etmiştir, (Türkler Anadolu’ya geldiklerinde kurdukları tekkelerde dede pir) olarak görev yapan Hz. İmam Hüseyin soyundan dedeler.

Bu seyitler, tekkelerin sorumlusu, en büyüğü, halk tarafından saygı, sevgi gören kimselerdir.

Seyit sülalesinden gelenler arasında dedeliği en iyi götürebilecek olan bilgili, yetenekli kişi bu göreve uygun görülürdü.

Battal Gazi’yi anarken seyitlikten başlamamız, bu efsanevî kişinin kimliğini net olarak ortaya koymaya yarayacak en iyi ipucudur.

Battal Gazi adı gerek diğer Müslüman ülkelerde, gerekse Anadolu’da sıkça bilinen bir isimdir.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Battal Gazi adını bilmeyen Türk insanına rastlamamak olası değildir.

Battal Gazi’nin tarihi kişiliği, efsane ve destanlara dayandırılmaktadır.

Ancak onun efsanevî kişiliğinden yola çıkarak tarihsel ipuçları elde etmekteyiz.

Battal Gazi adı Emeviler’e kadar dayandırılmaktadır.

700’lü yıllarda yaşamış bir Arap komutan olarak anlatır bazı kaynaklar.

Oysa Battal Gazi adı, ülkemizin çoğu yerinde özdeşleşmiştir.

Örneğin, Malatya’da, Eskişehir’de, Kayseri’de vb. yerlerde birçok türbesi ve bazı yerlerde makamları bulunmaktadır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Battal Gazi’nin doğum yeri olarak Antakya gösterilmektedir. Kimi kaynaklar ise Şam diye yazmaktadır.

Asıl adının Abdullah olduğu, bazen da Cafer olarak bilinmektedir.

Battal adı, yiğitlik, kahramanlıkla anılmak amacıyla söylenegelmiştir.

Battal Gazi destanları onu her ne kadar uzaklara, Arap illerine taşımış olsa da, Battal Gazi’nin gerçeği Anadolu’da saklıdır.

Malatya doğumludur.

Selçuklular döneminde yaşadığı net değildir.

Onun Bizanslılarla savaşları göz önüne alınırsa, Anadolu’yu yurt edinen Türker’in Anadolu’ya yerleşim zamanlarında büyük yararlılıklar göstermiştir.

Kayseri gibi büyük Rum yerleşim merkezi olan bu kentte azımsanmayacak başarıları vardır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Kayseri kalesinin kuşatılması Battal Gazinin yiğit savaşçılarıyla birlikte yürüttükleri bir savaştır.

Alaattin Keykubat döneminde yaşadığı bazı menkıbelerde rastlanmaktadır.

Anlatılanlara göre bir yargı sağlayacak olursak,  Alaattin Keykubat dönemlerinin sınır komutanlarından birisi olarak karşımıza çıkışıdır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Anadolu’ya yerleşim sırasında ya da daha önceki dönemlerde Bizanslarla çeşitli savaşlar yapmış ve adını duyurmuş, hatta yiğitliğinin yanında bilim adamlığı, dedeliği de göz önüne alınırsa, Sultanlarla da görüştüğü, en son Eskişehir Seyitgazi’ye yerleştiği, burada bilimsel çalışmalar yürüttüğü büyük bir ihtimaldir.

Battal Gazi’yle ilgili Selçuklu dönemine ait bir menkıbe özet olarak şöyle anlatılıyor: “Sultan Alaattin Keykubat’ın annesi Ümmihan Hatun bir gün bir rüya görür.

Rüyada tasvir gibi güzel, Hamza gibi kuvvetli, Ali gibi heybetli bir yiğit, Ümmühan Hatun’a der ki; Ey Hatun, ben ol Ali Resul’um. Diyarı Rum’u aldım.

Kah karada kah denizde doksan yıl gazilik ettim.

Sonunda Mesihiye kalesinde şehit oldum.

Ä°lgili resim

Gel beni ziyaret et, üzerime bir türbe yap. Ümmühan Hatun, rüyasını oğluna anlattı.

 Alaattin Keykubat haznedarlarına emirler verdi.

Ne gerekliyse Sultan Ümmühan Hatun Mesihiye kalesine vardı.

Bey, Ana Sultan’ı karşılamaya varınca Ümmühan Sultan, bu kale civarında hiç ziyaretgah var mı? diye sordu.

Bey bilemedi.

Sultan, yine rüyasında aynı şeyleri gördü.

Rüyasında “0 gördü gün kişi benim, Seyyit Battal Gazi’yim, Ali Resul’um, türbemi sen yaptır.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Bir mescit bir de tekke bünyad eyle, alimler ve dervişler getir, vakıf yap.” dedi.

Ertesi gün Selçuk ülkesinde ne kadar usta varsa Konya’ya çağrıldı.

Türbesi ve tekkesi istediği gibi yapıldı.”[5]

“Anahtarlar kamilen gümüştendir.

Bu kapıdan içeri girenin dehşete düşmemesi kabil değildi.

Bu mehabetli uzun kabir olup, boyu tam on adımdır.

Dört çevresi çırağlar, buhurdan ve gülabdan ve şamdanlarla müzeyyendir.”[6]

   Yaşamı efsanelerle dolu olan Battal Gazi’nin yaşamında bulunmadığı ırk kalmamış gibidir.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Onu bir kez Arap, bir kez Kürt, Pers ve sonunda da Türk yapmalarına karşın Anadolu’da bulunan eserleri kendisinin kim olduğunu göstermeye yetiyor zaten.

Battal Gazi ile ilgili anlatılan efsanelerin başında “İstanbul’u kuşatan Arap ordularının başında geldiği, bu kuşatmaya katıldığı yararlılıklar gösterdiği, yedi yıllık kuşatma tarihinde herkese örnek olduğu, esirlere davranışları, hastalara şifaları” anlatılır.

İstanbul’u kuşatan ordu Arap- Emevi ordusu olduğuna göre, Battal Gazi’nin adı ve unvanında bulunan seyitlik mertebesi bu efsaneye ters düşmektedir.  

Çünkü Emeviler hem Hz. Muhammet, Ali, Hüseyin, hem de Ehlibeyt düşmanıdır.

Battal Gazi’nin, düşmanlarının ordusunda yiğitçe çarpışan bir kahraman olması hele hiç düşünülemez.

Ä°lgili resim

O zaman Anadolu’daki eserleri ve seyitlik makamı tamamıyla uydurmadır.

Buna katılmaksa gerçeğe tamamıyla ters düşmektedir.

Kanımca Emevi saflarında birisi olma olasılığı hiç yoktur.

Battal Gazi, daha çok destan kahramanlarından başta gelenlerden birisidir.

Onunla ilgili eski destanlar ve günümüzde de adına yazılmış birçok destan vardır.

Bununla birlikte Hacı Bektaş Velâyetnamesinde şöyle bir anlatım vardır.

“Hacı Bektaş, Seyyit Gazi’nin mezarını ziyarete niyet etti.

Seyyit Gazi’nin mezarı, bir vakitler belirsizdi.

Sonradan Alaeddin’in anası, rüyasında gördü.

Gördüğü yere büyük bir türbe yaptırdı, bu suretle mamur oldu.

Hünkâr, yalnızca Suluca Karahöyük’ten yola çıktı.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Yapılan türbenin, Seyyit Gazi’nin mezarı üstüne yapılıp yapılmadığı hakkında şüphe edenlerin, artık şüphesi kalmadı.

Yolda bir köyde, muhiplerinden birinin evine kondu.

O muhip, erenlere teslim oldu.

Erenler, onu tıraş ettiler, kuşak kuşattılar.

Giderlerken erenler şahı dedi, bunca nesneye razı değiliz, bize kerem edip armağan verseniz.

Hünkâr başından tacını, belinden kemerini, ayağından başparmaklarını çıkarıp verdi, armağanımız olsun buyurdu, yola revan oldu.

Bacı iline varınca gene bir muhip, Hünkâr’a teslim oldu. Hünkâr, onu tıraş etti, taç giydirdi, derviş etti.

O adamın, bir sürü koyunu, bir sürü de kuzusu vardı.

Bütün halkı çağırdı.

Bir sürü kuzuyu kurban etti.

Hünkâr, bu kuzuların birkaçı yeter bize, ne diye hepsini boğazlıyorsun dediyse de o adam, erenler şahı dedi, kuzu da nedir, canım yoluna kurban olsun.

Bu hareketi, erenlere hoş geldi, sen dedi, erlik ettin, aşkımıza bir sürü kuzuyu kurban eyledin.

Bundan yeğ şu biz de seni ziyana koymayız, o koyuncuları da meleye meleye bırakmayız.

Emretti, o kazaların başlarını derilerini karıştırmadılar.

Her pişip yenen kuzunun kemiğini, gene kendi derisinin içine koydular, başını, ayağını da derinin içine bıraktılar, hepsini bir damın içine doldurdular, kapıyı kapadılar.

Hünkâr, kalkıp iki rekât namaz kıldı, ellerini kaldırıp dua etti, ellerini yüzüne sürdü, emretti, damın kapısını açtılar.

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Tam o sırada koyun da gelmiş, sağılmıştı, emişecek yere gelmişti.

Kapıyı açar açmaz gördüler ki kazalar, dirilmiş.

Çıkıp meleşerek koyunlara vardılar.

Halk, bu kerameti görüp Hünkâr’ın eline ayağına düştü.

O dervişin adını da Kuzukıran koydular, soyuna Kuzukıranoğulları derler.

Hünkâr, Kuzukıran’la vedalaşıp yola revan oldu.

Seyit Gazi’nin mezarına yaklaştı.

Orda bir pınar vardı, adına (Ak) pınar derlerdi, bütün erenleri.

Hünkârı karşıladılar, hoş geldin, kadem getirdin, gelişin kutlu olsun dediler.

Mezar bekleyen zühir erenleri de karşı çıktılar, merhabalaştılar, Hünkar’ı ağırladılar.

Hünkâr, mezara gelince, orda olan erenlerin niyetini şöyledir ki, Esselamüaleyküm suyum başı dedi.

Seyit’in kutlu mezarından Aleykümselam ilim, şehrim diye cevap geldi.

Derken Hünkâr, kıyısı, ucu olmayan bir deniz oldu.

Seyit’in mezarı, o denizin içinde bir kabak gibi yüzmeye başladı.

Sonra gene Hünkâr da, Seyit’in mezarı da eski haline geldi.

Derken bu sefer Seyit Gazi’nin mezarı, ucu bucağı görünmeyen bir deniz oldu.

Hünkâr, o denizde bir gemi haline geldi, yüzdü, yürüdü.

Biraz sonra Hünkâr yiğidin mezarı da gene gerisin geriye eski haline döndü.

Hünkâr, Seyit’in mezarının kapısında bir taşı ısırdı.

O taş, hala orda durur.

Bir müddet sonra Hünkâr, oradan kalkıp Sulucakarahöyük’e geldi, devletle karar etti.

Fakat tacı, paşmakları, kemerleri, orda kaldı, hala da ordadır.”[7]

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Velayetnamede Battal Gazi dergahıyla ilgili geniş bilgiler de bulunmaktadır.

Bu konuda Ahmet Yaşar Ocak şunları yazmaktadır. “Velayetname’nin verdiği, Hacıbektaş bu tasavvufu hüviyetini yahut mensubiyetini doğrulayan ikinci önemli ipucu, onun Seyit Battal zaviyesi ile sıkı bağlantısıdır.

Belirtildiğine göre, Hacı Bektaş, Haydarisiyle, Torlağıyla, Işığıyla bütün Kalenderi zümreleri gibi, Seyit Battal Gazi’yi Pir tanımakta ve her yıl Kurban Bayramının müritleriyle birlikte onun zaviyesinde kutlamaktadırlar.”[8]

seyyid battal gazi ile ilgili görsel sonucu

Öyle anlaşılıyor ki, Kurban bayramında Hacı Bektaş neden yol arkadaşı önderleriyle burada toplanıp kutlama yapmaktadır. Bunun neden şöyle olmalıdır ki, burada yapılan toplantılarda alınan kararlar tüm tekkelere ulaştırılmaktadır.

Yoksa burada alınmış kararlar Anadolu’nun bir ucundan bir ucuna, dolayısıyla Balkanlara kadar aynı fikirler farklı yörelerde birliktelik sağlanamazdı.

Ä°lgili resim

[1]  Dr. Hayati Bice,   Piri Türkistan Ahmet Yesevi,. S.123

[2]  ŞEKER Mehmet Prof. Dr. Anadolu’nun Türk Vatanı Haline Gelmesi, Tükler Ansiklopedisi 6. Cilt. Sh.270, Ankara,2002

[3]   KÖKSAL Hasan Dr., Battal namelerde Tip ve Motif Yapısı, Kültür Bakanlığı Yayını,1984 Ankara, sh.37

[4] http://www.edebiyatogretmeni.org/

[5] Nezihe Araz, Anadolu Evliyaları, s.50

[6] age. s.51

[7] Hacı Bektaş Velayetnamesi

 [8] Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sufilik Kalenderîlik, 206-207

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s