TEYO PEHLİVAN – TEYO EMMİ (TAYYİP İDE) —– ALINTIDIR

TEYO PEHLİVAN – TEYO EMMİ (TAYYİP İDE) (1913 – 1999)

 

İlgili resim

Tayyip İde (Teyo Pehlivan) 1913 yılında Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesinde doğdu.

Okuma-yazma bilmediği halde radyoyu dinleyerek, gazetelerdeki fotoğraflara bakarak dünyayı yakından izleyen ve anlattığı sevimli yalanlarla tanınan, ‘Teyo pehlivan’ lakaplı Tayyip İde, 28 Aralık 1999’te ömrünün büyük bir bölümünün geçtiği Pasinler’de hayatını kaybetti.

Teyo Pehlivan lakaplı Tayyip İde’nin yalanlarını derlemek için Pasinler Belediyesi de harekete geçti.

Dönemin Pasinler Belediye Başkanı DYP’li Yaşar Demircioğlu, ‘‘Pehlivan’ı gelecek nesillere anlatmak için kolları sıvadık.

Pehlivan’ın yalanlarını bir arada toplamak için komisyon oluşturduk.

Pehlivan’ın yalanlarını komisyona aktaranlara belirli ücret vereceğiz.

Sonra da bu yalanları kitap haline getireceğiz’’ dedi.

TEYO PEHLİVAN - TEYO EMMİ (TAYYİP İDE) (1913 - 1999) ile ilgili görsel sonucu

Son günlerini Pasinler ilçe merkezindeki Kurtuluş Mahallesi’nde Kaymakamlık tarafından yaptırılan küçük bir evde yaşayan ve belediyenin aşevinden verdiği yemekle geçiren 86 yaşındaki Tayyip İde, 28 Aralık’ta kalbine yenik düşmüştü.

Palavracılığı ve hazır cevaplılığıyla ünlü olan Pehlivan’ın hayal dünyası oldukça geniş ve renkliydi.

Gerçekte yaşamış gibi büyük bir ciddiyetle anlattığı hayalleri, en az Karadeniz fıkraları kadar şaşırtıcı ve komikti.

Hazır cevaplılığıyla da en az Nasreddin Hoca fıkraları kadar tebessüm oluşturmaktaydı yüzlerde. 

Hiç evlenmeyen, fıkraları dilden dile dolaşan ve çağdaş Nasrettin Hoca olarak nitelendirilen Teyo pehlivan gençliğinde güreş sporuna büyük ilgi duyardı.
 
Her Cuma günü yapılan karakucak güreşlerinin en popüler ismi olan ancak sayılı galibiyeti bulunan Teyo Pehlivan, kispetini bir de hafta sonları yapılan düğünlerde giyerdi.

teyo emmi anıtı ile ilgili görsel sonucu

Düğün konvoylarının önünü çıkarak peşrev yapan ve bu nedenle özel bahşiş alan Teyo Pehlivan, fıkralarında Atatürk, İsmet İnönü, Hülya Avşar, Sophia Loren, Demi Moore, Micheal Jackson, Rıdvan Dilmen gibi ünlülere yer verdi.
 
ANITI YAPILACAKTI
Ölümünden sonra Teyo Pehlivan’ın anıtını yaptırma sözü veren Pasinler belediye başkanları şimdiye kadar bu projeyi gerçekleştirmediler.

Sağlığında Teyo Pehlivan’la birebir görüşen Tarihçi Şenol Kantarcı, Erzurumlu Nasrettin Hoca’nın 100’e yakın fıkrasını derledi.

İşte Kantarcı’nın derlediği fıkralardan bazıları:

VAPURU NASIL ÇIKARDIM? 
Bir gün gahvede oturiram, telefon çaldi.

“Pehlivan seni telefona istirler” dediler.

Gaktım baktım, Trabzon Valisi:

– Pehlivan, denize bir cip düştü… Çok uğraştık çıkaramadık…

Allah’ını seversen gel bize yardım et.

Gıramadım herifi. Gettim Trabzon’a.

Atladım denize.

Tahtim halati cipe.

Bir eliminen halatı çekirem, bir eliminen de gulaç atirem.

Öyle bir ağır ki sormayın…

Çekirem çekirem yerinden zor kıpırdir.

Tikkatli baktim ki bir de ne görim?

Meğerse cipe koca bir vapur takılmış.

Sonunda hayli terledim ama cipi de, cipin kuyruğuna takılmış vapuru da çıkardim’’

ATATÜRK İLE AVA GİTTİM
Rahmetli Atatürk, İsmet İnönü birde ben Suriye sınırına ava gettik, elimizde mavzerler var, birde ne görim havada bir bölük durna dönüp durir, ilkin

Atatürk ateş etti, vuramadi, sonra İnöni atdi o da vuramadi, ben elime mavzeri alıp ya Allah Bismillah diyip tetige toğundum, birde bağdım bir bölik durna ayağımın dibine düşti, hemen Atatürk yanıma gelip sırtımı sıvazladi “Aferim Teyyo eyi atıcıymışsan” dedi.

TÜRKAN ŞORAY BANA AŞIK 
Türkan Şoray Erzurum’a filim çevirmeğe gelmiş. O zaman benim de delikanlı çağım. Tutuldi kadın…

Sabah akşam birlihteyih, ‘Teyo diyir başka bir şey demir. Birgün Türkan golumda bizim eve dogri gidirih. Esnaf işini bırakmış bizi gollir. Ele süzirler, sanki heç garı görmemişler.

AT İLE AMERİKA
“Elizabeth o gün Amerika’dan beni aradı. Bir at bul 
bul yanima gel dedi. Garıdaki güzelliği bir görsez anam avradım olsun yayan gidersiniz.

KARTALI YAKALADIM
Bir gün uçakla Ankara’ya gidirem. Elimi de camdan çıkarmışam, bir baktım bir gartal, hemen elimi 
uzattım, yakaladım aldım gartalı içeri. Ola bi baktım, hostesler nasıl cıvılir, nasıl cıvılir. Neyse bende gorkutmiyim zavallı gızları dedim ve bıraktım gartali, uçtu gitti.

CUMA NAMAZI
Cuma vaktidir. Cemaat camiye giderken Teyo istifini bozmadan oturmaktadır. Biri sorar:

”Pehlivan sen camiye gelmir misen?”

Teyo yanıt verir:

“Ula oğlum 40 sene gıldım bir randıman alamadım. ‘’

MUHAMMED ALİ İLE BOKS 
Daha Muhammet Ali Müslüman olmamış! Bana dediler ki

“Teyo yensen yensen, bu adamı dünyada bir tek sen yenersen.. Bu adamla bir ringe çıh da, haddini bildir.” Gıramadım çocuğlari.. Gahdım taaa Amerika’ya

geddım.

Attılar beni ringin ortasına, Nasi vuriram Muhammet Ali’ye… Baktım bir ara salavat getirir.

O sırada birisi merak edip sorar.

-Teyo dayı Müslüman olmayan biri hiç salavat getirir mi?

Teyyo ayağa kalkar…

-O gadder yumruği yiyen de, din iman mi kalır… ?

RIDVAN’IN TELEFONUNA NİYE ÇIKMADI?
Teyo Pehlivan’ın oturduğu kahvehanenin telefonu 
çalar.

Arayan Teyo’yu işletmek ister. Ahizeyi kaldıran kahvehanenin sahibi seslenir:

– Pehlivan, Fenerbahçeli Rıdvan arıyor. Seninle görüşmek istiyor.

Teyo Pehlivan umursamaz bir edayla yanıt verir:

– Söyleyin Rıdvan’a Pehlivan hasta yerinden kalkamıyor. Ya daha sonra arasın ya da kendi gelsin.

teyo emmi ile ilgili görsel sonucu

Teyo’nun avcılığı

Teyo Pehlivan, bir gün kahvede başından geçen bir hikâyeyi allaya pullaya anlatırmış. Söz dönüp dolaşmış bir av hikâyesine gelmiş. Teyo bu ya, illa bir yalan uyduracak ve başlamış anlatmaya:

-Arkadaş, bir gün av sırasında ele bir zor duruma düşdüm ki sormayın getsin. Dağın tepesinde birden önüme gurtlar çıhdi. Ben gurtlara ateş ederken bahdım ki arhamdan bir ayi gelir. Dağın tam kellesi, bir yanım uçurum, bir yanım gayalıh. Ne ileri gidebülirem, ne geri. Neyse, ayiya birgaç el ateş ettim. Ayağından vurdum ama ölmedi. Bu arada gurtlar da beri sıhışdırmaya başladılar…

Tam bu sırada durur ve etrafındakilerin kendisini dikkatle dinlediğini gözler. Dinleyenler de bu hikâyenin nasıl sonuçlanacağını merak eder dururlar. Teyo

biraz düşünür, bir sigara yakar ve söze devam eder:

-Ağa reyse, lafi fazla uzatmiyah ayi beni yedi, diye noktayı koyar.

Tabi etraftakiler buna gülmeye başlar ve gırgır geçerek:

-Teyo nasıl olur? Ayi seni yese şimdi yaşamazdın, diye sormaya başlarlar.

Bunun üzerine Teyo hiç istifini bozmadan taşı

gediğine koyar:

-Ula oğlum, siz buna yaşamah mi diyirsiz, ben zaten yıllardır öliyem ölü…

teyo emmi anıtı ile ilgili görsel sonucu

ÖLÜMÜ DE YALAN…

 

SÜREYYA ÇARBAŞ

 

O’nun sohbetine doyum olmazdı.

Anlattığı her öykü aylarca emek verilen bir senaryo değil, anlık ürünlerdi.

Sanki ağzından bal damlardı.

O’nu dinlemek için hepimiz cari atardık.

Mücahit Ağabey (Güngör) Almanya’dan getirdiği 50×75 ebadındaki teybi ile O’nun peşinden az koşmadı.

Sebih Emmi’nin oğlu Yavuz, Sefer Ali Turan, Sabuncu Kadir, Dana Memmet, Yetim Canip, Tomates Mücahit ve ben onun meclisinde sık sık bulunma şerefine nail olduk.

Sıcak somun, civil peynir, demli çayları hazırlayarak saatlerce yolunu gözledik.

Her gece başka bir öykü, her gün başka bir macera dinledik onun ağzından.

Zaman su gibi akar, sabah ezanıyla birlikte sanki rüyadan uyanırdık.

Onda olan kimsede yoktu.

Onun gücü, becerisi, başarısı, bilgisi, kudret ve  kuvveti herkesi büyülerdi.

Kahramanlarını hep tarihten ve ünlüler arasından seçerdi.

Ünü Hasankale (Pasinler) sınırlarını aşmıştı.

Dünyada onu tanımayan yoktu.

Dr. Şenol Kantarcı ile ilgili görsel sonucu

Üstüne üstlük onu bir de Atatürk Üniversitesi öğretim elemanlarından Dr. Şenol Kantarcı kitaplaştırdı.

O ölümsüzleşti.

Dillerde fıkra oldu dolaştı.

İnsanlar onu güncelleştirip dokundurmalar yapmaya başladı.

Ben anekdotları sıraladıkça siz onun kim olduğunu hemen anlayacak, özelliklerine biraz daha vakıf olacaksınız.

(TAYYİP İDE) (1913 - 1999) ile ilgili görsel sonucu

Gardırobu çok zengindi.

Yaptırdığı elbiselerden 444 takımını giymek nasip olmamıştı.

O İngiliz kumaşına, Altınyıldız’a bakmazdı.

Tercihini hep şeker çuvalından yana kullanırdı.

Yaz-kış beyazlarını çıkarmazdı.

Siyah bere, siyah makosenler, gümüş köstek, altın suyuna batmış zincirli cep saati aksesuarını oluştururdu.

Kemer takmaz, beline ip bağlardı.

Çermik yolunda gezdi mi herkes kenara çekilirdi.

Hem tespihini sallar, hem de: “Al yeşil geymiş allanır” türküsünü mırıldanarak adımlarını atardı.

O, 80 küsur yıllık yaşamında kadın eli tutmamıştı.

Ama yatak odasından kimler geçmemişti ki!

Çünkü onun fantezileri çok lükstü.

Liz Taylor, Sophia Loren, Marlyn Monreo, Grace

Kelly, Lady Diana, Prenses Süreyya yıllarca onun peşinden koşmuştu.

Sharon Stone 53. karısı olmuştu.

O çok namuslu bir insandı.

Hasankale’den tanıdık bildik, konu komşu kızını nikahlayacak kadar namussuz değildi!

Bu nedenle yabancılara meyil salmıştı.

Alaska’dan Yağmur Ormanların Kanarya

Adaları’ndan Yakutistan’a kadar onu tanımayan

hatun yoktu!

Hasankale’de Sebo’nun lokantasında yemeğini yerdi.

Bir oturuşta 193 lavaş, 249 porsiyon döner, 177 fasulyeli pilav 188 tabak salata yerdi.

Yediklerini Hacı Rüştü’nün çayı ile sindirirdi.

Rahmetli Hasan Emmi, onun yemekten sonra bir oturuşta 7777 bardak çay içtiğini görmüştü.

Okur-yazar değildi ama bilmediği dil, sökmediği

alfabe yoktu.

Çivi yazısını gözü kapalı yazardı.

Tarih kitaplarını adeta yutmuştu.

Türk, İngiliz, Rus, Arap, Fars, Alman, Fransız, Hint, Japon, Mısır, Yemen, Tanzanya, Uganda, Güney Afrika, Amerika tarihini ezbere bilirdi.

Hatta tarihi bizzat yaşamıştı.

Çar Nikola, Katerina’yı ona vererek paçayı zor kurtarmıştı.

Ünlü tarihçi Naima yıllar sonra hatasını anlamış, çadırda Katerina ile kalan kişinin Baltacı Mehmet Paşa değil, bizimki olduğunun tashihini yapmıştı.

Orhun Nehri’ni ters akıtmış, Çinlileri aç susuz bırakmıştı.

Malazgirt’in 5300 ton som demirden yapılmış kapılarını Alparslan değil o açmıştı.

II. Ramses, Hammurabi, Anibal, Romen Diojen savaş tekniklerini ondan öğrenmişti.

Mercidabık Meydan Muharebesinde, Hasankale’ye adını veren Uzun Hasan’ı kurtarmış, 122 bin küffarı kılıçtan geçirmişti.

Kan kalesinde Hz. Hamza’nın 90 bin kılıç darbesi ile şehit düştüğünü unutamazdı.

İnancı uğruna büyük hizmetler vermişti.

Yeniçeri Ağalığı sırasında kılıcının önünde kimler diz çökmemişti ki: Napolyon Bonapart, Hitler, Neron, Stalin, Mussolini, Konfiçyüs, Edison, Galile, Victor Hugo, Marks, Einsteine, Jirinovsky, Mozart, Churchill, Frankeştayn ve daha niceleri onun kılıç zoru ile Müslüman olmuştu.

Hatta ve hatta Aziz Nesin bile korku belasından nüfus kütüğüne “İslam” ibaresini yazdırmıştı.

Son zamanlarda hepsi rüyalarına giriyor “Gardaş Allah senden razı olsun.

Sen olmasaydın geberip gidecek, cünup Ölecektik…” diye şükran duygularını dile getiriyorlardı!…

Ünü yedi düveli aşmıştı.

Duvarda asılı kispetine el atınca, dünyadaki tüm pehlivanlar altına kaçırırdı.

Biraz Zafer Pehlivan’dan çekinirdi, ama onunla da hiç karşılaşmamıştı.

Kispetini giyer, yaz kış peşrev atar, bir türlü rakip bulamazdı.

Bir gün, yani fi tarihinin birinde, cihan pehlivanı

Koca Yusuf onunla güreşme gafletine düşmüştü. Hasankale’de yediği el ense ile havalanan Koca

Yusuf’un koca bedeni Büyük Okyanus üzerinde uçuşmuştu.

Rivayet olunur ki, Koca Yusuf şimdi ya bir balinanın karnında, ya da bir köpek balığının dişleri arasında saklanmıştır.

Güreşte olduğu gibi boksta da rakip tanımazdı. Yabancılardan Muhammet Ali Clay, Mike Tyson, yerlilerden Cemal Kamacı ve Seyfi Tatar onun yüzünden boksu bırakmıştı.

Rusların ünlü boksörü Alexander Medved küstahlığının cezasını çok feci çekmişti.

Bizimkinden bir yumruk yiyen bu sefil, 9 katrilyon

99 trilyon 999 milyara kadar sayılmasına rağmen gözlerini açamamıştı.

Yüzmeyi Büyük Çermik’te öğrenmişti.

O kulaç atarken sularda yaşayan irili ufaklı bütün mahlukat selam dururdu.

Bir keresinde İstanbul Boğazı’ndan girmiş Süveyş Kanalı, Cebelitarık, Ümit Burnu, Büyük

Okyanus güzergahını takiben Bering Boğazı’ndan çıkmıştı.

İki gün iki gecelik bu maratonu, nefes almadan suyun dibinden tamamlamıştı.

Hasankalelilerin duası, yunusların şaklabanlığı ona

bu zor yolculukta güç ve moral vermişti.

Attığını vururdu.

Hedefi şaşırdığı görülmemişti.

Eline tüfeği aldı mı, bütün hayvanlar kaçacak delik arardı.

Kargadan başka kuş tanımazdı ama yarasa, kartal, atmacanın kökünü kurutmuştu.

Filler, zebralar, aslanlar, pumalar onun korkusundan Brezilya ormanlarının dışına çıkamıyorlardı.

Bir keresinde Hasankale’de attığı bir mermi 5 kıtayı dolaşmış 324 kartal, 156 dinozor, 52 zürafa, 201 kaplan, 103 it balığını (köpek balığı) devirmişti.

O safkan İngiliz tayına binerdi.

Ata sporumuz ciritin babası sayılırdı.

Bilge Kaan, Mete Han, Atilla, Osman Bey, Fatih

Sultan Mehmet, Atatürk ona cirit attırırdı. Hasankale’de tayaların (ot yığınlarının bulunduğu mevki) oradan attığı cirit, ekvatoru dolaştıktan

sonra geriye dönmüştü.

Şatolarda, saraylarda Kanuni Süleyman, İran Şahı Pehlevi, Kraliçe Elizabeth ve daha nicelerinin konuğu olmuştu.

Ama oralarda uzun süre kalamazdı.

Kuştüyü yastıkta yatamaz, ortopedik yataklarda rahat edemezdi.

O Hasankale’de mezarlığın hemen yanıbaşındaki köşkünü yeğlerdi.

Antreden geçince heybetli vücudu duvarlara sürünür, başını tavana vurmasın diye iki büklüm olurdu.

O üşümezdi.

Tek odalı bu konakta soba yanmazdı.

Yorgan yerine sakosunu (palto) sırtına alır, öylece uzanırdı.

İfadesine göre evinden konukları eksik olmazdı.

Cinler, periler, şehitler, dervişler, erenlerle hem bu dünyayı, hem de öteki tarafta olan biteni konuşurlardı.

Son nefesine kadar yaşadığı Hasankale’den başka sadece Erzurum’u görmüştü.

Öyle Erzurum’un her semtini de bilmezdi.

Çünkü onun kenar semtlerde işi yoktu.

Taşmağazalar, Cumhuriyet Caddesi, Havuzbaşı’nda dolaşırdı.

Arada bir kaybolduğunda Newyork’tan telefon

açardı.

Telefon konuşması belediye hoparlörlerinden hem Hasankale, hem de Erzurum halkına duyurulurdu.

Tek başına uçağa biner, 111 bin fit yükseklikte uçardı.

Jüpiter, Mars, Merkür’deki tanıdıklarına el salladıktan sonra Beyaz Saray’a konuk olurdu.

Diyar-ı gurbete yolu pek düşmezdi.

Çünkü o

Hasankale’nin hasretine pek dayanamazdı.

İlhami Bey’e, İhsan Toraman’a, Daşbaşı Memmed’e, Zeki Dadaş’a, Oxford mezunu Yaşar’a (Eski Belediye başkanları) canı sıkılınca ortadan kaybolurdu.

Bu yüzden yediden yetmişe her Hasankaleli yatağa düşerdi.

Barış için araya dünyanın ünlü diplomatları girerdi.

İsmail Cem ile Henry Kissinger’in uzun uğraşları sonucu nihayet sulh sağlanırdı.

Enver Paşa, Halit Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, İsmet Paşa, Alvarlı Mahmut Paşa, Kındığılı Rüstem Paşa, Sansorlu Arif Paşa, Köprüköylü İzzet Paşa, Yağanlı Zabit Paşa, Soslu Kamil Paşa’nın omuzlarında baba ocağına, ana kucağına dönerdi.

Güreşte rakibi Deli Zafer, sohbette rakibi Yalancı Kenan’dı.

Hiçbir şeyden çekmemişti bunlardan çektiği kadar.

Muhlis Pehlivan, Kel Hayati, Necdet Pehlivan, Sivaslı Ali, Cücürüslü Hüseyin eline su dökemezdi.

Deli Zafer’in şerrinden korkardı.

Dost meclisine her adamı almazdı.

Yalancı Kenan arada bir iskemleye ilişir, atıp tutmaya başladı mı ağzının payını alırdı.

Çünkü rahmetli sululuğu sevmez, zinhar yalan söylemez, söyleyene de selam bile vermezdi!

Hülya Avşar az mı peşinden koşmuştu…

Banyo günlerinde Büyük Çermik’i kapatırdı.

Sibel Can, Yeşim Salkım, Ajda Pekkan, Gönül Yazar, Ümmü Gülsüm, Nezahat Bayram, Nükhet Duru, Ayla Algan, Nilüfer, Aliye Akkılıç, Muazzez Türing, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Kibariye, Yıldız Tilbe, Sezen Aksu ve Muazzez Ersoy’dan oluşan koronun şarkıları eşliğinde soyunurdu.

Soyunması da giyinmesi de bir âlemdi.

Gömleğinin gopçalarını (düğme) Demet Şener açar, fanilasını Esin Moralıoğlu çıkarırdı.

Uçkurunu Monica Lewinsky çözerdi.

Ebru Şallı su döker, Gözde Tan sırtını sabunlardı. Masajını Hande Ataizi’nden başkasına yaptırmazdı.

Çermik âlemleri 40 gün 40 gece sürerdi.

İbo ile arası yoktu.

Selahattin Pınar, Münir Nurettin Selçuk ve Celal Güzelses’i dinlerdi.

Billoş’a çok kızardı.

Bülent Ersoy’un kestirip, havan topu ile deldirdiğini anımsayınca küplere binerdi.

Dikilen ama yıkılmayan pavyon uvertürlerine babalık ederdi.

İbrahim Erkal’ın müziğini o yapar, sözlerini o yazardı.

Pavarotti, Mehveş Emeç ondan esinlenirdi.

Repertuarında 55 bin 555 şarkı vardı.

Musalla taşına uzatıldığında kimse ölümüne inanmıyordu.

Müezzin er kişi niyetine bağırıyor, toplanan cemaat cenaze namazı kılamıyordu.

Katıla katıla gülmekten, akan gözyaşlarından hazirun abdestini tutamıyordu.

Cemaat en az beş kez abdest aldı, güç bela namazı kılındı.

Âdet üzere imam sordu

“Ey cemaat-i Müslimin, merhumu nasıl bilirdiniz?”

Hepsi haykırdı

“İyi biliriz”.

Onun yalanlarının, düşlerinin, fantezilerinin, öykülerinin kimseye zararı olmamıştı.

Çünkü O, TEYO PEHLİVAN‘dı.’

erzurumlu teyo pehlivan ile ilgili görsel sonucu

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s