ATA EFENDİ (ŞEYH ATA) —– ALINTIDIR

ATA EFENDİ (ŞEYH ATA)

şeyh ata efendi ile ilgili görsel sonucu

Üsküdar’daki Özbekler Tekkesinin son şeyhi. İstanbul’un İngiliz işgalinden kurtarılması sırasında büyük kahramanlık ve fedakârlıklar göstermiştir.

1883 (H.1301) senesinde doğdu, 1936 (H.1355) senesinde vefat etti.

özbekler tekkesi üsküdar ile ilgili görsel sonucu

Zamanının usulüne göre tahsilini tamamlayan Ata Efendi, Üsküdar’da Sultan Tepesinin Bülbül deresine bakan yamacındaki şeyh tayin edildi.

İnsanlara sohbetleri esnasında çok faydalı oldu. İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlatarak dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları için gayret sarf etti.

özbekler tekkesi ne zaman yapıldı ile ilgili görsel sonucu

Ata Efendinin postnişin olarak vazifeli bulunduğu Özbekler Dergahının kuruluşuyla ilgili şu menkıbe nakledilir: Sultan İkinci Mahmut Han devrinde Özbekistan’dan kalkıp hacca gitmek üzere yola çıkan bir grup Türkistanlı, Halifeyi görmek ve izin almak için İstanbul’a gelmişlerdi.

Çünkü eskiden beri hacca gidecek olanlar, sultandan izin almak maksadıyla İstanbul’a gelirler, Cuma selamlığında Halifeyi görürler duasını alırlardı.

Bu bir nevi izin almak idi.

Türkistan’dan gelen Özbekler de ilk Cuma selamlığında Halifeyi görmek üzere Sultan tepesinde çadırlarını kurup yerleşmişlerdi.

Sultan İkinci Mahmut Han maiyetiyle oradan geçerken, çadırlarının şeklinden onların yabancı olduğunu anlayarak kim olduklarını merak etti ve bir adamını göndererek durumu öğrendi.

Sonra da atını sürerek yanlarına gitti.

Durumlarını anladıktan sonra; “Halife emretse burada kalır mısınız?” deyince, hepsi birden; “Hay hay emr ü ferman Padişahımız efendimiz hazretlerinindir.” dediler.

Bunun üzerine Sultan İkinci Mahmut Han; “Öyle ise ben halifeyim, emrediyorum.

Hacdan sonra dönünüz, burada kalınız.

Size münasip bir dergâh yapıla ve siz de gelecek hemşeri hacılarınızın hizmetini ifa edesiniz!” diyerek onların el etek öpmesine meydan vermeden atını sürüp gitti.

Hac dönüşüne kadar, bir dergâh ve iki odalı bir ev yapıldı.

O günden itibaren “Özbekler Tekkesi” diye anılan bu dergâh yapıldı ve Türkistanlı hacıların hizmetlerinde kullanıldı.

özbekler tekkesi üsküdar ile ilgili görsel sonucu

İstiklâl Harbi sırasında, İstanbul ile Anadolu arasındaki gizli haberleşmenin merkezi ve İstanbul’dan Anadolu’ya gitmek üzere hareket edenlerin üssü olarak kullanılan Özbekler Dergâhının şeyhi Ata Efendi bu sırada büyük fedakarlık ve kahramanlıklar gösterdi.

İstanbul’un İngilizler ve İtalyanlar tarafından işgal edildiği kara günlerde vatanı kurtarabilme çarelerini araştırdı.

İngiliz işgaline, ilk karşı koyma hareketi olarak “Karakol Cemiyeti”ni kuranlar arasında yer aldı. Temsil ettiği dinî ve manevi kıymetleri, vatanın selâmet ve kurtuluşuna vakfetti.

Kendisi gibi olan tasavvuf ehli ve âlim kimselerle elele vererek en gözü pek gençlerin gösteremediği cesareti ortaya koydu, kapı kapı dolaşarak, birçoklarının ağızlarının açılmadığı o günlerde müminlere ümit telkin etti, başına sarındığı yeşil destarı, sarığı ve üzerindeki siyah cübbesi ile işgal kuvvetlerinin dikkatini çekmeden çalışmalarını sürdürdü.

İşgal kuvvetlerinin evlerin haremine bile soktuğu yerli-yabancı casuslar, ilk zamanlar tekke, mescit ve camilerden ve dini şahsiyetlerimizden şüphe etmiyorlar, Türk’ün bu manevi öncülerini yakından tanımıyorlardı.

Başı sarıklı, destarlı, üzeri cübbeli olan bu vatanperver insanlardan olan Ata Efendi, düşmanların bu gafletlerinden istifade etmesini bildi.

Evlerde, câmi ve mescitlerde Müslümanlara cesaret veren ve onların işgal kuvvetlerine karşı direnmelerini teşvik eden konuşmalar yaptı.

Mahallelerde tesiri büyük olan cami imamlarını safına alarak onları silah ve cephanelerin naklinde vazifelendirdi.

özbekler tekkesi ne zaman yapıldı ile ilgili görsel sonucu

Gündüzleri insanlara nasihatleriyle ümit telkin eden Atâ Efendi, gece olunca silahlanıyor, Nakkaş Karakolundan Özbekler Dergâhına kadar olan yolları tutturuyordu.

Silâh ve cephaneler taşınıyor, oradan da Karakol Cemiyetinin fedaileri eliyle Büyük Çamlıca’nın arkasından dolandırılarak Libadi’deki göz doktoru Esat Paşanın çiftliğine aktarılmak üzere Kısıklı imamı Nuri Hocanın Libadi’deki evinin yanındaki mahzende saklatıyordu.

Münasip zamanlarda tomruk taşıyan arabaların alt bölümüne yerleştirerek Alemdağ’ında gizli karargâh kuran millî kuvvetlere ulaştırılmasını sağlıyordu.

Özbekler Dergâhında gizli bir hastane bile kurmuştu.

Azgın Rum ve Ermeni çeteleriyle çarpışırken, düşman işgali altındaki cephane depolarını basarken yaralanan mücahitler burada yatırılıyor, gizlice gelen hamiyetli ve yardımsever doktorlar tarafından tedavi görüyordu.

Ata Efendinin asıl fedakârlığı, Anadolu’ya geçecek kimseleri dergâhında barındırmasıydı. Birçok meşhur isim onun dergâhında misafir olmuşlar, daha sonra da müsait vakitlerde Ankara yolunu tutmuşlardı.

Vurun Kahpeye isimli eseriyle, Ata Efendi gibi düşünen ve yaşayan din adamlarını kötüleyen, onları İstiklâl Savaşı aleyhindeymiş gibi gösteren Halide Edip Adıvar da, bu dergâhta misafir olup, Anadolu’ya geçen kimselerdendi.

şeyh ata efendi ile ilgili görsel sonucu

Ata Efendi, Üsküdar’ın çarşı ve kahvelerini dolaşır, tespit edilmiş parola ile Anadolu’ya gidecek kimseleri bulup dergahında toplardı. Sonra da bunları on beşer-yirmişer kişilik kafileler haline koyar, gerekli emniyet tedbirlerini aldıktan sonra Çamlıca’nın eteklerinden işgal mıntıkası dışına çıkarırdı.

Her gün Üsküdar’da dolaşırken kurduğu gizli cemiyet vasıtasıyla çeşitli haberler toplardı. Aldığı bu haberlere göre hareket eder, Müslümanlara yol gösterirdi.

şeyh ata efendi ile ilgili görsel sonucu

Ata Efendinin dergâhı bir posta merkezi gibi çalışırdı.

İstanbul’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan İstanbul’a en kritik haberler bu kanaldan ulaştırılıyordu.

Bilhassa İstanbul’dan Anadolu’ya geçmiş olan Kuvayı Milliyecilerin, İstanbul’daki aileleriyle irtibatları en fazla bu posta vâsıtasıyla temin ediliyordu.

İstanbul’da, Anadolu’nun harekâtının adam ve silah ihtiyacını karşılamak üzere kurulan mahallî mukavemet ve faaliyet merkezleri ile de temasta bulunan Ata Efendi, onların gönderdikleri adam ve silahları da kurduğu bu teşkilat sayesinde Anadolu’ya gizlice ulaştırıyordu.

özbekler tekkesi üsküdar ile ilgili görsel sonucu

Ata Efendinin talebeleri ve Özbekler Tekkesinin kahraman dervişleri Çamlıca eteklerine kadar sokulan milis kuvvetlerine yardım etmek, icabında onları saklamak ve yaralılarına gerekli ihtimamı göstermek suretiyle de faydalı oluyordu.

1920 senesi Nisan ayının bir akşamı idi.

Havada tatlı bir bahar şenliği ve serinliği vardı.

Hafif esen rüzgar, her yana bahar kokularını yayıyordu.

Özbekler Tekkesi de benzeri sık sık görülen müstesna gecelerinden birini daha yaşıyordu. Bütün odaları biraz sonra Anadolu yolculuğuna çıkacak misafirlerle doluydu.

Bu misafirler arasında işgal kuvvetleri tarafından kapattırılan son Osmanlı Mebuslar Meclisinin bir kısım azaları, üyeleri de bulunuyordu.

Ata Efendi ise dergahın bahçesinde bazı kimselerle oturuyordu.

Çadırlaşmış ve çiçeklerle donanmış bir akasya ağacının altında, tatlı tatlı sohbet ediyordu. Etrafını saran ve onu dinleyen yolcuları konuşmalarıyla teselli ediyor, yüreklerine çöken ayrılık acılarını, gariplik duygularını unutturmaya çalışıyordu.

Bu esnada Üsküdar camilerinde yatsı ezanı okunmaya başlamıştı.

Ata Efendi sustu, yanında bulunanlarla birlikte huzur ve huşu içinde okunan ezanları dinledi. Tam bu sırada Fıstık ağacı ile dergah arasındaki yol üzerinde gözcülük yapan bir derviş soluk soluğa bahçeye girdi.

Yanına sokulduğu Ata Efendinin kulağına eğildi ve fısıldadı: “Aman Şeyhim! Üsküdar’daki İtalyan polis kumandanı, yanında birkaç İngiliz zabit ve polisi olduğu halde buraya doğru geliyorlar!.. Bilmem ki…”

Şeyh Ata Efendi dervişin sözünü bitirmesine meydan bırakmadı.

Hemen yerinden fırladı.

Bahçede ve odalarda kümelenen ve dertleşen misafirlerine koştu.

Yaklaşan tehlikeyi haber verdi, alınması gerekli tedbirleri de hepsine ayrı ayrı bildirdi.

İki dakika bile geçmemişti ki, bahçede sessiz bir hareket başladı.

Anadolu’ya geçmek üzere orada bekleyen misafirler kendilerine kılavuzluk eden dervişleri takip ederek dergahtan, set başına doğru sarkan ağaçlık ve fundalıklı yamacın üzerindeki dik patikalardan akmaya başladı.

Sağa sola saparak, tarlaların kenarlarındaki çalılıklara sokulup, gözden kayboldular.

özbekler tekkesi ne zaman yapıldı ile ilgili görsel sonucu

Böylece, sayıları otuzu geçen misafirler, tamamıyla dağıldı, dergah ve bahçe de her zamanki ıssız halini aldı.

Dergah kapısından içeri dalan işgalci zabitlerle beraberindekilerden bir kısmı bahçe ve mezarlığa saldırdı.

Bir kısmı da açık duran kapıdan dergâhın içine daldı.

Oda kapılarını tekmeleyerek açan ve içeriye dalan işgalciler, yüklük ve dolapları bile aradılar. Nihayet dergahın mescit olarak kullanılan büyük odasına daldılar.

Karşılaştıkları manzara karşısında şaşırıp aptallaştılar.

Çünkü Şeyh Ata Efendi, gerisinde saf tutan dervişleri ile birlikte namaz kılıyorlardı.

Aralarında yabancı kimselerin bulunmadığını gören ve biraz sonra bahçe ve mezarlıkta da kimsenin görülemediğini öğrenen işgalci zabitleri, uğradıkları başarısızlık karşısında, hırs ve hayretlerinden dudaklarını ısırdılar.

Kızgınlık ve hınç ile dergahtan uzaklaşmak zorunda kaldılar.

özbekler tekkesi ne zaman yapıldı ile ilgili görsel sonucu

O gece Özbekler Tekkesinde atlattıkları büyük tehlike dolayısıyla sevinerek ayrılan yolcular ise, ertesi günün akşamı geç vakitte Çal köyüne ulaşıp kurtuluşa erdiler.

Onları takip eden ve Nal’a kadar uğurlayan Şeyh Ata Efendi, her biri ile ayrı ayrı kucaklaşarak veda etti.

Misafirler ona takdirkar bakışlarla; “Ne mutlu sana şeyhim.

Kurtuluş savaşçılarına yaptığın bu büyük hizmetler, hiç bir zaman unutulmayacak ve milleti istiklale kavuşturacak, yıldızlar arasında Şeyh Ata adı da daima hürmetle anılacak…” diyorlardı.

Anadolu’nun kurtuluş hareketinde, İstanbul ile Anadolu arasında köprü vazifesi gören Özbekler Dergahının kahraman şeyhi Ata Efendi, kurtuluş hareketi tamamlanmadan işgalciler tarafından tutuklandı.

İngiliz Entelijans servisi yetkilisi Harron Armstrong, Şeyh Ata’nın tevkif edilip tutuklandığı zaman kendisiyle konuşmasından sonraki görüşleri için şu cümleleri kullandı:

“Bizler, Türk din adamlarının bu mevzularda faal rol oynayacaklarını asla tahmin etmiyorduk.

Diğer araştırmalarımız, Türk mukavemet kaynaklarının meydana çıkarılması yolunda müspet netice vermeyince, vaki ısrarlı ihbarları değerlendirerek, tekkeler, mescitler, camiler gibi dinî yapılar üzerinde durduk ve din adamlarını takip ve kontrole başladık.

Elde ettiğimiz bilgiler ve karşılaştığımız hakikatler bizleri hayrete düşürdü.

Bu din adamları özellikle telkinlerle ve maneviyatı yükseltmekle yetinmemişler, fiili olarak da mukavemet teşkilatı içinde vazife almışlardı.

Halk üzerinde nüfuzları fevkalâde olduğundan, üzerlerine aldıkları vazifeleri başarıyla yerine getirmişlerdi.”

İstanbul’un işgalden kurtarılması ve Kurtuluş Savaşının zaferle neticelenmesinden sonra dergâhından ayrılmayan Şeyh Atâa Efendi, sessiz kalmayı tercih etti.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra, Şeyh Ata Efendinin Anadolu Kurtuluş hareketinin üssü olarak kullandığı Özbekler Tekkesi de kapatıldı.

Tekkenin tarihî kitabesi de çimento ile sıvanarak terk edilmiş bir hâlde bırakıldı.

özbekler tekkesi ne zaman kapatıldı ile ilgili görsel sonucu

Himmet ve gayretlerini sadece ve yalnızca vatanın kurtuluşu için sarf eden, bu uğurda Müslümanları aydınlatan ve teşvik eden Şeyh Ata Efendi, 1936 (H.1355) senesinde İstanbul’da vefat etti.

Onun tatlı hâtıraları hala zihinlerde yaşamakta, kendinden sonra gelen nesillere örnek teşkil etmektedir.

Kabri Üsküdar’dadır.

Bu düğünü, Millî Mücadele’nin en militan şeyhinin torunu yaptı

Murat Bardakçı

şeyh ata efendi ile ilgili görsel sonucu

Osmanlı İmparatorluğu’nun son senelerinde İstanbul’un önde gelen tekkelerinden birinde şeyhlik postuna oturmuş bir zatın torunu, kanserli hanımını boşamasından sadece birkaç gün sonra dünya evine girdi ve nikâh daveti havuzda sona erdi.

Özbekler Tekkesi’nin postnişini Atâ Efendi’nin torunu Ali Taran’dan bahsediyorum.

Üsküdar’dan Sultantepe’ye uzanan yokuşu çıktığınızda yolun bitimine yakın bir yerde, sağ tarafta, kırmızı renkli koskocaman ahşap bir bina görürsünüz.

Burası “Özbekler Tekkesi”dir.

  1. yüzyılda Orta Asya taraflarından hacca gitmek için yola çıkan ve Mekke’ye İstanbul üzerinden uzanmak isteyenlerin misafir edilmeleri maksadıyla inşa edilmiş bir Nakşibendî dergâhıdır.

Özbekler Tekkesi, 1755’te Maraş Valisi Abdullah Paşa tarafından kuruldu.

  1. asırda Sultan Abdülmecid ve Abdülhamid tarafından restore ettirildi, büyütüldü ve tam teşekküllü bir dergâh hâline getirildi.

Tekke, Orta Asya’dan İstanbul’a gelenlerin konakladıkları bir yer olmasının yanı sıra, İstanbul’da pek bilinmeyen ve Orta Asya’ya mahsus “Ahmet Yesevi” sistemini de temsil etti.

Tekkede zikirden ve Nakşilere mahsus “hatmi hacegan”dan sonra Ahmet Yesevi’nin doğu Türkçesi ile yazdığı şiirler ilahi şeklinde terennüm edilir, kandil gecelerinde Çağatayca ve Uygurca ilahiler okunurdu.

Yine kandillerde, özellikle de Kadir gecelerinde içerisine et, bol havuç ve ince kıyılmış portakal kabuğunun konduğu “Özbek pilavı” pişirilir, yemek duasından sonra dervişlere ve ziyaretçilere ikram edilirdi.

özbek pilavı ile ilgili görsel sonucu

Tekkenin kuruluşundan sonraki altıncı şeyhi olan Mehmet Sadık Efendi, zamanının önemli ebrucularından idi ve çok sayıda öğrenci yetiştirmişti.

Sadık Efendi’nin büyük oğlu ve tekkenin daha sonraki şeyhi İbrahim Ethem Efendi ise, “hezarfen” yani “bin fen sahibi” diye bilinmiş ve ebruculuktan marangozluğa, oymacılıktan matbaacılığa, hattatlıktan dokumacılığa ve hatta makineler icadına kadar çok sayıda işte üstat kabul edilmişti.

1867’de Paris’teki uluslararası fuara kendi icadı olan bir buhar makinesi ile katılan İbrahim Ethem Efendi madalya kazanmış, Dolmabahçe ve Yıldız sarayları için kumaşlar dokumuş ama bir ara Sultan Abdülhamit tarafından birkaç aylığına İstanbul’dan uzaklaştırılmıştı.

DİRENİŞ ÖRGÜTÜNÜN ÜYESİ

Geçici sürgünün sebebi, İbrahim Ethem Efendi hakkında verilen bir jurnal idi.

İcatlarda bulunmaya ve makineler yapmaya meraklı olan İbrahim Ethem Efendi’nin “Özbekler Tekkesi’nde birkaç adet top döktüğü ve bu toplarla Yıldız Sarayı’nı havaya uçuracağı” iddia edilmiş, bu saçma jurnali ciddiye alan Sultan Abdülhamit, şeyhi “Kâbe’nin tamiri” bahanesi ile Mekke’ye gönderip İstanbul’dan uzaklaştırmıştı.

Tekkede 1855 ile 1904 seneleri arasında, yani tam 49 sene boyunca şeyhlik yapan İbrahim Ethem Efendi, Özbekler Tekkesi’ni bir ilim ve sanat merkezi haline getirdi.

O devrin önde gelen ilim adamları ve sanatçılar, tekkenin müdavimi oldular.

Özbekler Dergahı’nın tekkelerin 1925’te kapatılmasından önceki son şeyhi Ata Efendi idi ve mekan onun şeyhliği sırasında, özellikle de Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan işgal günlerinde İstanbul’un önemli siyasi merkezlerinden biri oldu.

Şeyh Ata Efendi, işgal kuvvetleri ile mücadele için kurulmuş gizli bir teşkilat olan Karakol Cemiyeti’ne mensuptu.

Kuvayı Milliye’ye katılmak isteyen ve aralarında meşhur isimlerinden de bulunduğu çok sayıda kişi, Anadolu’ya Ata Efendi’nin yardımıyla ve Özbekler Tekkesi üzerinden geçtiler.

Ata Efendi’nin 1936’da vefatından sonra, tekkenin başına kardeşi Necmettin Özbekkangay geçti ama “Özbekler Şeyhi” diye bilinen Necmettin Efendi’nin şeyhliği sembolikti, zira tekkeler artık kapatılmıştı.

Necmettin Efendi, tekkenin ikametgah olarak kullandığı selamlık kısmını bir kültür, özellikle de musiki merkezi haline getirdi.

Özbekler Şeyhi’nin 1971’deki vefatına kadar Türk Müziği’nin önde gelen mensuplarının devam ettiği ve hem dini, hem de dindışı müziğin en kalitelisinin yapıldığı yerlerden biri olan Özbekler Tekkesi’nde bugün de eskisi kadar sık olmamakla beraber bazı musiki toplantıları düzenleniyor.

Özbekler Tekkesi sadece sanatçılar ve bilim adamları yetiştirmedi, şeyh ailesinden de tanınmış bazı isimler çıktı…

ZORAKİ, UCUZ VE İLKESİZ

münir ertegün ile ilgili görsel sonucu

Mesela, Lozan görüşmelerine Ankara’nın hukuk müşaviri olarak katılan, daha sonra Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’ni yapan ve cenazesi 1946’da Missouri gemisi ile İstanbul’a getirilen Münir Ertegün, tekkenin meşhur şeyhi İbrahim Ethem Efendi’nin kızının çocuğu idi.

Amerika’nın önde gelen plak şirketi Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün de Münir Ertegün’ün oğlu idi ve tekkede 1983 ve 1994 senelerinde yapılan restorasyonun arkasında o vardı.

New York’ta 2006’da vefat eden Ahmet Ertegün’ün Türkiye’ye getirilen naaşı, dedelerinin kabirlerinin bulunduğu Özbekler Tekkesi’ne defnedildi.

Özbekler Tekkesi’nin şeyh ailesinden son zamanlarda tanıdık bir başka isim daha çıktı…

Tekkenin son şeyhi Ata Efendi’nin Bedia ve Belkıs adlarında iki kızı vardı.

Şeyhin küçük kızı Belkıs, hayatını İstanbul Emniyeti’nin Birinci Şube’sinin “Polis Kemal” diye tanınan bir komiseri ile birleştirdi; büyük kızı Bedia Hanım ise, Selahattin Taran adında resim öğretmeni bir tarihçi ile evlendi.

selahattin taran ile ilgili görsel sonucu

Bedia ve Selahattin Taran’ın iki çocukları oldu.

Büyük çocuklarının ismi “Ali” idi, yani kanserli hanımından boşanmasından çok kısa bir müddet sonra önceki gün bir başka evlilik yapan ve magazin gündemimizin artık ana konusu olan Ali Taran…

ali taran ile ilgili görsel sonucu

Kanserli bir kadıncağızın terkedilip bırakılması gibi bir hareketi değerlendirmeyi ve gazetelerimizin bu evlilikle ilgili olarak kullandıkları “yılın nikahı” yahut “masal gibi düğün” gibisinden saçma sapan başlıkları bir tarafa bırakalım ve kendimize dürüstçe soralım:

Şeyh Efendi’nin torununun köşe sahibi ama umursamaz arkadaşları olmasa ve o arkadaşları etraftan gelen tepkilere karşı “Bu onların özel hayatlarıdır, size ne?” gibisinden zoraki, ucuz ve ilkesiz savunmalar yapmasalar, efendi hazretleri öyle bir ayrılığın ardından böyle bir nikâh kıymaya acaba cesaret edebilir miydi?

şeyh ata efendi milli mücadele yılları ile ilgili görsel sonucu

İsmet Paşa da Anadolu’ya bu tekke üzerinden gitmişti

Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’nin, Milli Mücadele tarihimizde önemli bir yeri vardı. Kuvayı Milliye’ye katılmak isteyen çok sayıda milliyetçi, Anadolu’ya Özbekler Tekkesi’ni merkez olarak kullanan gizli direniş teşkilâtı tarafından gönderilmişlerdi.

Özbekler Tekkesi’nin dergahların 1925’te kapatılması sırasındaki son şeyhi Ata Efendi, işgal yıllarında direniş maksadıyla kurulan Karakol Teşkilatı’nın hızlı mensuplarındandı.

Şeyhliğini yaptığı tekkeyi Kuvayı Milliye’ye katılabilmek için Anadolu’ya geçmek isteyenlerin ilk durağı haline getirmiş, gündüzleri şehirde dolaşarak halkı sabra davet edip zaferin mutlaka kazanılacağı konusunda iknaya çalışır, geceleri de tekkesinden Anadolu’ya geçişleri organize ederdi.

münir ertegün ile ilgili görsel sonucu

Anadolu’ya bu Özbekler Tekkesi’ni kullanarak gidenler arasında İsmet Paşa, Mehmet Akif Ersoy, Celalettin Arif Bey, Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa ve Halide Edip Adıvar ile eşi Adnan Adıvar da vardı.

Tekke sadece Kuvayı Milliyeciler’in gizlice gidiş için kullandıkları bir mekan değil, Anadolu’ya gönderilecek silah ve mühimmatın da depolandığı yerlerden idi.

İstanbul’da işgalcilerle girişilen çatışmalarda yaralananlar da tekkeye getirilir ve tedavileri burada yapılırdı.

İngiliz askerleri tekkeyi bir gün bastılar ve Ata Efendi’yi tutukladılar.

Anadolu ile yakın temasta olduğu hissedilen Ata Efendi uzun zaman takip edilmişti, ancak İngilizler delil bulamadıkları için Şeyh’i birkaç gün sonra serbest bırakmak zorunda kalacaklardı.

özbekler tekkesi kuşbakışı ile ilgili görsel sonucu

İşin daha da tuhaf tarafı, Ata Efendi’yi tutuklayan İstanbul’daki İngiliz askeri istihbaratının başında bulunan ve o senelerde genç bir teğmen olan John Godolphin Bennett’in, Özbekler Tekkesi’ni yarım asır sonra “derviş” olarak ziyaret etmesi idi..

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s