MADIMAK… 2 TEMMUZ 1993… —– ALINTIDIR

MADIMAK… 2 TEMMUZ 1993…

Bir Yobaz Katliamı

İnsanlığın, vicdanın, hoş görünün, masumiyetin, dindarlığın yanıp kül olduğu yerin adıdır Madımak…

 Biz Madımakta sadece 35 kişiyi kaybetmedik 1000 yıllık Anadolu Müslümanlığının hoşgörüsünü, ne olursan ol gel diyen Mevlana’yı, Yunus Emre’yi Karacaoğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı Madımak otelinin külleri altına gömdük.

20.yüzyılın sonunda, 21. yüzyıla ramak kala en ilkel çağlarda bile insanların yapmadığı bir katliamı yaşadık bu topraklarda…

Katliamın üzerinden bu kadar yıl geçmesine rağmen katillerin cezalandırılmaması, cezalandırılmamasından öte bir kahraman gibi sahip çıkılmaya çalışılması, ”Aziz Nesin de öyle konuşmasaydı canım” gibi akıllara ziyan savunmalar yapılması bir insanlık ayıbıdır.

Bu ayıp sadece Madımak’ta 35 kişiyi öldüren canilerin değil hepimizindir.

Çünkü çabuk unutuyoruz, alışıyoruz, görmezden geliyoruz.

Her sene 2 Temmuz’da Madımak’ı hatırlamanın hiç bir anlamı yok.

Bu katliamın suçlularının cezalandırılması için baskı yapmalıyız.

Şimdi unuttuğumuz bu büyük katliamda neler yaşandı, nasıl başladı tekrardan hatırlayalım. Unutanlar varsa hatırlamalarına yardımcı olalım.

Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır.

Osmanlı yönetiminin baskıcı yönetimine karşı çıktığı için devlet tarafından tehlikeli olarak görülüp Sivas’ta idam edilmiştir.

Fakat yazdıklarıyla, şiirleriyle 400 yıl boyunca günümüze kadar gelmiştir. 

Banaz halkı da kendi bağrından çıkan bu büyük ozanı şiirleriyle yaşatmak insanlara tanıtmak için 1976 yılında Pir Sultan Abdal Derneğini kurmuştur.

12 Eylül sonrasında, Pir Sultan Abdal Derneği kapatıldı fakat 1988’de Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kuruldu.

Eskiden olduğu gibi, Banaz Köyü’nde her yıl Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de başlandı

1-4 Temmuz 1993 ‘te Pir Sultan Abdal şenliklerinin dördüncüsü düzenlenecekti.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri geniş bir katılımla yapma kararı aldı ve çeşitli sivil toplum örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara bir bildiri yolladılar.

Bildiri şöyledir:

Sayın Başkan ve Yönetim Kurulunun Değerli Üyeleri;

“Önce bir hususun altını sevinerek çizmek gerekiyor.

Hepimizin mutlulukla izlediği bir örgütlenme sürecini birlikte yaşıyoruz.

Bu süreci başlatma şansının bizlere ve bizim kuşaklarımıza nasip olması, kuşkusuz ayrı bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir.

Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur.

 Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk’ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır.

Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır.

Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL’dır.

Çağdaş ve ilerici bir yaklaşım örgütlülüğün önemli bir kilometretaşı olan dernek ve vakıflarımızın giderek amacına daha uygun işlevleri üstleneceğine inancımız tamdır.

Evrensel yanları bugüne dek fazla yansımayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanlığa kazandırılması konusundaki çabalarımızı tarih kuşkusuz tespit edecek ve değerlendirecektir.

 Canlar,

 Bilindiği gibi, Kültür Bakanlığı güzel Anadolu’muzun evrensel isimleri adına kültür şenlikleri düzenliyor.

Ancak siyasi iktidarın bu kapsamda ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen şenliklerde Alevi felsefesinin özünü saptırmaya çalıştığını, onu siyasi araç yaptığını hepimiz üzülerek izliyoruz.

Bunun en somut ve çarpıcı örneği, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’tir.

Zeybek’in o ünlü konuşmasında, Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi tarikatına bağlı olduğunu, ondan feyz aldığını kanıtlamak için büyük çaba sarfettiği hala hatırlardadır.

Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır.

Bu şenlikler, Anadolu kültürünün gün ışığına çıktığı, yaşadığı, ete kemiğe büründüğü, renklendiği, insanları etkilediği ve kitleselleştirdiği devinimlerdir.

Bu şenliklerin siyasi amaçla kullanılmasına asla izin vermemeli, onlara sahip çıkmalı ve özünün korunmasına gerekli özeni göstermeliyiz.

Bunu sağlamak için de ev sahipliğini biz yapmalıyız, şenlikleri bizler yönetmeliyiz.

 Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir.

Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır.

Basının, TV’nin şenlikleri takip etmesi sağlanmalı ve bu yoldan şenliğe katılamayan yurttaşlarımıza da ulaşılmalıdır.

Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarımızın kitleselliğe dönüşmesine ve kamuoyuna mal olmasına bu şenlikler büyük katkı sağlamalıdır.

Bu nedenle yazımız ekinde sunulan Şenlik Programı’nda sıralanan etkinliklerin, dernek ve vakıflarımız arasında paylaştırılması düşünülmektedir.

Örneğin; bir kuruluşumuz semah ekibi ile katılarak katkıda bulunacaksa, bir başka kuruluşumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçıları veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç sağlamayı, konaklama için yer ayırmayı vb… görevleri üstlenerek katılabilirler.

Sevgili Canlar; “Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere yaklaşık olarak elli kuruma gönderilecektir.

Pek doğal olarak, özellikle yurtdışındaki kuruluşlarımızın organizasyon içerisinde aktif bir görev almaları ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir.

Bu kuruluşlarımızdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organizasyona katkı beklediğimizi belirtmek istiyoruz.

Ancak bu kuruluşlarımızın yönetici ve üyeleri, tatillerini şenlik tarihine denk getirir ve konuğumuz olurlarsa, hem şenliğimizi onurlandırırlar, hem de bizi mutlu kılarlar. Şenlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkıda bulunacak kuruluşlar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Şenlik Komitesi’ne önereceklerdir.

Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri’ne maddi veya manevi olarak katılmayı düşünenlerin ve “Şenlik Komitesi Üyeleri’nin isimleri, dergimizin 7. sayısında ilan edilecektir.

Önerilerimize olumlu yaklaşım gösteren kuruluşlarımızın değişiklik öneri veya düşünceleri varsa, onları en geç 15 Mayıs 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz.

22.04. 1993

Saygılarımızla…

 

Genel Başkan Murtaza DEMİR Gen. Bşk. Yrd.      Rıza AYDOĞMUŞ

Derneğin davetine birçok aydın, sanatçı, sivil toplum kuruluşu olumlu cevap vermiş ve 30 Haziran 1993 te otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket etmişlerdir.

Şenlik ilk gününde güzel başladı.

Halkın yoğun bir ilgisi vardı. 

Şenlikler PSAKD başkanı Murtaza Demir’in açılış konuşmasıyla başladı.

Açılış konuşmasından sonra Sivas Valisi Ahmet Karabilgin ve Aziz Nesin konuşmalar yaptı. 

Daha sonra halk oyunları ile salonda bulunan halk doyasıya eğlendi.

Her şey çok güzel devam ediyordu.

Kimse 1 gün sonra tarihin en büyük vahşetlerinden birisinin yaşanacağını tahmin etmiyordu.

Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başladı.

Yazar – Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.

Şenliğin ikinci günü de ilk günü gibi güzel başladı.

Sabah 10.00 da başlayan etkinliklerde halkın yoğun ilgisi vardı.

Buruciye medresesindeki kitap sergisi, saat 14.00 de olan Arif Sağ konseri ve panellerle şenlik devam ediyordu.

Oysa felaket kapıya dayanmıştı bile…

Arif Sağ’ın konsere başladığı saatlerde otelin önünde bir grup yobaz toplanmaya başlamıştı.

Herkes bir saldırı olabileceğini birbirlerine söylüyordu ama kimse dışardaki kalabalığın bu kadar vahşi olacağını tahmin edemezdi.

Madımak katliamını kendiliğinden gelişen bir olaymış gibi düşünürsek gerçeği göremeyiz.

Bu vahşet önceden planlanmış bir eylemdir.

Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki militanlarını Sivas’a taşıdılar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir.

Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.

Katliamdan iki gün önce dağıttıkları bildiri şöyledir:

“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA

 Bismillahirrahmanirrahim “Peygamber, müminlere kendi canlarından ileridir.

Onun hanımları da müminlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)

Müminlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resulü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve Kitap’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve müminlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.

Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar.

Bunun başını ise satılmış, mürtet Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.

Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.

Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, melun Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cüretinde bulunmuştur.

Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.

Salman Rüşdi köpeği Müslümanların çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir.

Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:

İslam’ın Peygamber’ini ve Kitap’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.

Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.

Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut yolunda savaşırlar.

O halde şeytanın dostlarıyla savaşın.

Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76)

Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.

Bu bildiri yetmemiş olacak ki, Katliama saatler kala, 1 Temmuz gecesi kapı kapı dolaşarak şu bildiriyi dağıtmışlardır:

Halkımıza Çağrı;

Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanların kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.

 Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.

Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.

Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir.

O’nun eşleri, onların anneleridir…’ (Ahzab Suresi, Ayet:6)

Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır.

Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet: 30)

Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi, Ayet:8)

Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.

Bu iki bildiriyle kışkırtılan halk ve daha önce Sivas’a getirilen şeriatçı militanlar 2 Temmuz 1993 Cuma günü saat 13.30 da Cuma namazı çıkışında kültür merkezi önünde toplanarak taş ve sopalarla saldırdılar.

“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, kültür merkezine saldırsa da sayıları az olduğu için geri çekilmek zorunda kaldılar.

Çeşitli camilerden çıkan kalabalıkların eyleme katılmasıyla kültür merkezi önünde toplanan yobazlar bir kez daha saldırdılar.

Bu kez içeri girmeyi başaran yobazlar otelin camlarını indirdiler.

Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi.

Kültür Merkezi’nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.

Kültür merkezinin boşaltılmasından sonra hırsını alamayan kalabalık bu kez de Valiliğe doğru yürüdü.

Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşasın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz…” sloganlarıyla binayı taşa tuttular…

Bir grup yobaz ise Halk Ozanları heykeli ve Atatürk’ün heykelini kırarak yerlerde sürüklediler.

Kalabalık hırsını hala alamamıştı.

Şeriat sloganları atarak konukların kaldığı Madımak oteline doğru yürüyüşe geçtiler.

Otelin önünde yeterli sayıda polis yoktu.

Polis, salyalarını akıtarak Otele doğru gelen yobaz kalabalığa dağılın uyarısı yapmaktan başka bir şey yapmadı.

Otelde bulunanlar, tehlikenin farkındaydılar.

Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler.

Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı’nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar.

Oteldekiler arasında olan Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu.

Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi.

Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyorlardı.

Oysa felaket her geçen dakika yaklaşıyordu

Saldırganlar oteli yakmaya başladılar.

Otelin alt katında başlayan yangın giderek üst katlara yayılıyordu.

İtfaiye zamanında yangını söndürmeye gelmedi.

Geldiğinde ise yobaz kalabalık itfaiyenin yangını söndürmesine engel oldu.

Havanın kararmasından sonra elektrikler de kesildi.

Artık herkes çaresiz kapkaranlık odalarda birbirlerine sarılmış kendilerini bekleyen vahşi ölümü bekliyorlardı.

Tüm umutlar tükenmişti, ne devletin her türlü önlemi alacağız demesi, ne polis, ne de jandarma. Hiç bir şeyin önemi kalmamıştı.

Yangın sonunda 51 kişi sağ kurtuldu ama ölü sayısı tam 35 kişiydi.

35 can diri diri yakıldı.

 35 can, 35 dünya yobazın vahşetine kurban gittiler.

Yanarak can verenlerin isimleri:

1) Behçet Sefa AYSAN Şair – Ankara

2) Yeşim ÖZKAN Sanatçı – Ankara

3) Nurcan ŞAHİN Sanatçı – Ankara

4) Muhibe AKARSU Misafir – Ankara

5) Muhlis AKARSU Sanatçı – Ankara

6) Murat GÜNDÜZ Sanatçı – Ankara

7) Handan METİN Sanatçı – Ankara

8) Ahmet ÖZYURT Sanatçı – Ankara

9) Huriye ÖZKAN Sanatçı – Ankara

10) İnci TÜRK Sanatçı – Ankara

11) Özlem ŞAHİN Sanatçı – Ankara

12) Yasemin SİVRİ Sanatçı – Ankara

13) Asuman SİVRİ Sanatçı – Ankara

14) Uğur KAYNAR Şair – Ankara

15) Sehergül ATEŞ Sanatçı – Ankara

16) Gülender AKÇA Sanatçı – Ankara

17) Gülsün KARABABA Sanatçı – Ankara

18) Mehmet ATAY Sanatçı – Ankara

19) Hasret GÜLTEKİN Sanatçı – Sivas

20) Serkan DOĞAN Sanatçı – Ankara

21) Muammer ÇİÇEK Sanatçı – Tokat

22) Belkıs ÇAKIR Sanatçı – Ankara

23) Asaf KOÇAK Karikatürist – Ankara

24) Edibe SULARI AĞBABA Misafir – İsviçre

25) Menekşe KAYA Sanatçı – Ankara

26) Koray KAYA Çocuk – Ankara

27) Serpil ÇANİK Sanatçı – Ankara

28) Erdal AYRANCI Yönetmen – Ankara

29) Asım BEZİRCİ Yazar – Ankara

30) Sait METİN Sanatçı – Ankara

31) Carina Cuanna THUIJS Misafir – Hollanda

32) Nesimi ÇİMEN Sanatçı – İstanbul

33) Metin ALTIOK Şair, Yazar – Ankara

34) Kenan YILMAZ Otel görevlisi – Sivas

35) Ahmet ÖZTÜRK Otel görevlisi – Sivas

Madımak katliamı kaç yıl geçerse geçsin, yüzyıllar sonra bile bir vahşet olarak anılacaktır.

Madımak mezhepçilik kavgasının bir sonucudur.

Madımakta 35 kişiyi diri diri yakanlar sözde bunu Allah için yaptılar.

Bu yaratıkları yaratan bugün hala birilerinin özlemini çektiği şeriat zihniyetidir.

Dini sadece ibadet olarak görüp ahlaktan bihaber olmak, yobazın en önemli özelliğidir.

Eğer bu ülkede başka Madımaklar yaşanmasını istemiyorsak laikliğin önemini bilmeliyiz.

Çünkü şeriat demek kan demektir, mezhepçilik demektir.

 Yobazlığa açılan kapı demektir.

Bugün hala bu katliamın suçluları cezalandırılmamışsa bunun nedeni ülkede şeriatçı odakların güç sahibi olmasıdır.

Madımak’ın gerçekten hesabını sormak istiyorsak hepimiz birlik olup yobazlıkla mücadele etmek zorundayız.

BARIŞ ATAGÜN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s