İSLAM VE DOĞUM KONTROLÜ —– ALINTIDIR

İSLAM VE DOĞUM KONTROLÜ

 

 

İslam doğum kontrolü için ne diyor

İslam tarihinde hiç de öyle Erdoğan’ın dediği gibi “Müslüman kimsenin doğum kontrolü, nüfus planlaması ile işi olmaz” mealinde bir durum söz konusu değildir.

   

“Nüfus planlamasıymış doğum kontrolüymüş hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz ve burada birinci görev annelerdedir”.

Bu sözler geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dile getirildi.

Akabinde Sağlık Bakanı Recep Akdağ da “Sayın Cumhurbaşkanımız bizim halk sağlığı anlamında kullandığımız doğru kavramlara işaret ediyor” diyerek Erdoğan’a destek verdi.[1]

Bahse konu sözler dini bir söyleme dayandığı için biz de meselenin İslam tarihi boyunca nasıl ele alındığını ve konu bağlamında neler söylendiğini araştırdık ve bakın neler gördük.

 Nüfus ve aile planlaması, kürtaj, doğum gibi konular İslam âlimlerinin çokça tartıştığı ve bu anlamda da pek çok farklı görüşün dile getirildiği bir mecrada karşımıza çıkmaktadır.

Bununla birlikte biz konuya genel bir çerçeveden yaklaşıp, mevcut görüşleri “aile planlamasına karşı çıkanlar ve destekleyenler” bağlamında ele almaya çalışacağız.

İlk olarak aile planlamasına karşı çıkanların tezleri ile başlayalım o zaman.

 İslam tarihi içerisinde aile planlamasına ve dahi doğum kontrolüne karşı çıkan İslam âlimleri bu görüşlerine dayanak olarak farklı gerekçeler öne sürmüşlerdir.

Haliyle bu gerekçeler de kimi ayet ve hadislerin ışığında yaşam imkânı bularak “fıkıh”, “fetva” haline gelmiştir.

 Buna göre Kur’an’da yer alan “çocukları öldürmeyin” ayetleri ile (En’am, İsra, Tekvir, Mümtehine vd sureleri), kader, rızık, tevekkül (Tekvir, Araf, Talak vd), çocukların kıymeti ve çoğalmanın dile getirildiği (Nahl, Ra’d, Bakara, Nisa, Furkan vd) ayetler baz alınarak, aile planlaması ve doğum kontrolüne karşı çıkılmakta ve bu durumun caiz olmadığı zikredilmektedir.

Benzer biçimde aynı metot hadisler içinde kullanılmakta ve aile planlamasının olmaması gerektiği öne sürülmektedir.

Örneğin bu noktada Şeyh el-Balay el-Holi aile planlamasının sadece İslam düşmanlarını sevindireceği görüşünü öne sürmektedir.

Aynı şekilde Şeyh Muhammed Ebu Zehra ve Mevlana Mevdudi de böyle düşünmektedir.

 Buna karşılık aile planlamasını ve doğum kontrolünü savunanlar, bu fikre karşı çıkan ulemanın tezlerine yine Kur’an ve hadislerden yola çıkarak cevap vermektedir.

Bu görüşü savunan ulemaya göre, aile planlaması karşıtları Kur’an surelerini bağlamından kopararak ele almakta bundan dolayı da yanlış bir sonuca varmaktadırlar. Pek tabi olarak aynı durum hadisler içinde geçerlidir.

Öyle ki her iki görüşte düşüncelerini formüle etmek için konu ile ilgili hadislerden faydalanmakta ve hadislerin söz konusu meseleye cevaz verdiğini ya da vermediğini iler sürmektedir.

Örneğin İslam alimlerinden İbnü’l-Kayyim bahse konu hadisleri naklettikten sonra, İslam peygamberinin aile planlaması yönünde olumlu görüş bildirdiğini ve önde gelen on sahabenin de aynı düşünce olduğunu ifade eder.[2]

Gazali ve İbn Hacer el-Askalani de bu noktada tıpkı İbnü’l Kayyim gibi düşünür. Bununla birlikte Gazali’nin farklı düşündüğü yönünde görüşlerde vardır.[3]

İbn Hazm ise biraz önce saydığımız isimlerden ayrılır ve hadislerden aile planlaması yönünde bir sonuç çıkmayacağını savunur.[4]

 

HANEFİ VE MALİKİ MEZHEPLERİ CEVAZ VERİYOR

 

Aile planlaması ve doğum kontrolü konusu “hâkim mezheplerde de“ ele alınmıştır. Örneğin Hanefi mezhebi uleması, eşin rızalığı hususunda ihtilafa düşse de, doğum kontrolüne cevaz vermişlerdir.

Aynı durumun genel olarak Maliki mezhebi içinde geçerli olduğunu, eşin rızalığı alınarak doğumdan korunmanın adı geçen mezhepte de mubah olduğunu söyleyebiliriz.

Şafi mezhebi ise bu noktada üç farklı görüş öne sürer.

Bunlardan ilki yine kadının rızalığını ararken diğeri buna gerek olmadığını bir üçüncü görüş ise doğumdan korunmanın yasak olduğunu öne sürer.[5]

Hanbeli mezhebi de genel olarak doğumdan korunmaya sahip çıkmakta, kadının rızalığı konusunda ise farklı görüşlerin ifade edilebileceğini söylemektedir.

Bu büyük dört Sünni mezhep dışında, Şii Zehebi mezhebi de ağırlıklı olarak korunmaya onay vermekte, görüşleri itibariyle de Şafi mezhebine yaklaşmaktadır.

Bir diğer Şii mezhebi olan İmamiye mezhebi ise korunmaya sahip çıkarken, kadının rızalığının aranmadığı durumlarda, eşe para ödenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Kimi fıkıhçılar bu paranın miktarını 10 dinarla sınırlandırmışlar ve buna “nufte diyeti” adını vermişlerdir.[6]

 

MEVDUDİ: DOĞUM KONTROLÜ İSLAM’A KARŞI DÜZENLENMİŞ BİR KOMPLO

 

Günümüz Müslüman ulema ve yazarları da tıpkı Erdoğan’ın yaptığı gibi yer yer aile ve nüfus planlaması ile görüşlerini ifade etmekte hatta konu ile ilgili büyük konferanslar dahi düzenlemektedirler.

Bu görüşlerden en çarpıcı olanını Pakistanlı meşhur dini lider Mevdudi ortaya atmış ve doğum kontrolünü İslam’a karşı düzenlenmiş bir komplo olarak ifade etmiştir.

Yine bu zata göre doğum kontrolünün gelişmekte olan ülkelerde uygulanması ailenin dağılması, cinsel yozlaşma ve hastalıklar gibi ahlaki çöküntülerin doğmasına yol açacaktır.

İfade ettiğimiz gibi, doğum kontrolü ve aile planlaması ile ilgili konularda çok sayıda konferans düzenlenmiş ve bahsedilen hadiseler bağlamında çok önemli kararlara imza atılmıştır.

Örneğin bu konferanslardan 1964 yılında Mısır’da düzenlenen “Fetva Komiteleri ve Meclisleri”nde “Şer’i hukukta çocuk sayısını sınırlandırmak için kürtaj ve aynı amaçla kısırlaştırmaya götüren herhangi bir vesileye başvurma herkes için yasaklanmıştır” denilmektedir.

Yine Suudi Arabistan’da düzenlenen İslam fıkhı Meclisi’nde de, katılımcılar aile planlamasına karşı çıkmışlar ve düşüncelerini “Mecmau’l-fıkhi’l-İslami üyeleri ittifakla aile planlamasının caiz olmadığına karar verir” diyerek belirtmişlerdir.

Bununla birlikte 1971’de Fas’ta düzenlenen Rabat Konferansı ile 1982’de Senegal’de düzenlenen Dakar ve 1979’da Gambia’da düzenlenen “Bencül Konferanslarında” aile planlamasına (kimi yerlerde şartlara bağlı olarak) destek verilmiş dinen de bu konuda bir yasağın olmadığı belirtilmiştir. [7]

Ayrıca Mısırlı Şeyh Ahmet İbrahim, Lübnanlı Şeyh Nedim el-Cisr, Hacı Nusrettin Latif (Endonezya, 1974) ve Türkiye’den Hüseyin Atay aile planlaması ile ilgili olumlu görüş belirtmişlerdir. 

İslam tarihinde doğum kontrolü ve aile planlaması konusunda öne sürülen fikirler ve alınan kararlar genel olarak böyledir.

Bu noktada şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, İslam tarihinde hiç de öyle Erdoğan’ın dediği gibi “Müslüman kimsenin doğum kontrolü, nüfus planlaması ile işi olmaz” mealinde bir durum söz konusu değildir.

Dahası yazı boyunca gördüğümüz gibi her ne kadar bu konularda menfi görüşler olsa da aynı konularda müspet görüş bildiren kimseler ve hatta fırkalar da mevcuttur.

Öyle ki bu durum uluslararası düzeyde ele alınan konferanslarla da sabittir.

Dolayısıyla kalkıp “Bütün Müslümanlar aynı görüşü savunmak zorundaymış gibi” açıklama yapmak, izahı muhtaç bir durumdur.

Hele hele  “Kendisine Müslüman’ım diyen kimse bu anlayışla hareket etmez” demenin hiç mi hiç anlaşılabilir bir tarafı yoktur.

Çünkü bu söylemin ne tarihte ne de bugünün İslam dünyasında bir karşılığı vardır.

 

Aydın Tonga

 

Odatv.com

Kaynaklar:

 

[1] http://odatv.com/saglik-bakani-da-dogum-kontrolu-tartismasina-girdi-0106161200.html

[2] İslam Kültüründe Aile Planlaması, Diyanet İşleri bakanlığı yay, Ankara 1995 s,149

[3] http://fikih.ihya.org/islam-fikhi/dogum-kontrolu.html

[4] A.g.e

[5] A.g.e

[6] A.g.e, s 186

[7] İslam Kültüründe Aile Planlaması, Diyanet İşleri bakanlığı yay, Ankara 1995 s,240-244

 

 

 

İMAM HATİP BİLGİSİYLE OLMAZ

1980’li yıllar…

Din bilgini Turan Dursun ile aynı dergide çalıştık.

Genç bir istihbarat şefiydim; yazdıklarına ilgisizdim; din tartışmaları pek ilgimi çekmiyordu.

O günlerde…

Turan Dursun bir makale yazıyor; dinciler ayağa kalkıyordu.

İçlerinde tanıdığım ilahiyatçılar vardı.

Diyorduk ki, “derginin sayfalarını sizlere de açalım; Turan Dursun ile yan yana gelip tartışın.”

Tek kişi cesaret edemedi.

Çünkü Turan Dursun, İslam dini üzerine yıllarca çalışmıştı; çok bilgiliydi; tüm kaynaklara sahipti.

Bilgisizliklerinden korkuyorlardı.

Bir gün…

Sohbet ederken dedi ki; “dincilerin bir teki bile 6. yüzyılda konuşulan Arap dilini bilmiyor!”

Yani: Vahyin indiği dönemdeki Arapça bugün konuşulan Arapçaya benzemiyordu!

Yani: Hz. Muhammet’in konuştuğu dil bugün kayıptı!

Yani: Bugün “Kuran dili” denilen Arapça, 1400 yıl önceki dile benzemiyordu!

Yani: Ayetler; unutulmuş ve pek kimsenin bilmediği Arapça’dan çevirip yorumlanmıyordu!

Bilmiyordum…

Çok şaşırdım.

Demek…

Her meal, anlamı tam karşılayan bir tercüme değildi.

O günden sonra din okumalarım başladı.

Tartışmalara kayıtsız değildim artık.

Bunu yazmamın nedeni şu:

Erdoğan diyor ki:

“Açık söylüyorum zürriyetimizi artıracağız, neslimizi çoğaltacağız.

 Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayışın içerisinde olamaz.

Rabbim ne diyorsa, sevgili Peygamberimiz ne diyorsa biz o yolda gideceğiz.”

Ayet ne diyor?

Hadis ne diyor?

Erdoğan söylese de öğrensek!

1400 yıl önce nüfus planlaması mı vardı?

Bu meseleler İmam Hatip bilgisiyle olacak kadar basit-yüzeysel değildir.

Öncelikle Metodoloji (Yöntembilim) bilmek gerekir.

Şunu diyorum…

Kur’an ve futbolcu Messi

Ayetlerin yorumlanmasında -çevrilmesinde mesele sadece 6. yüzyıl Arapçasını bilip- bilmemekle de sınırlı değil.

Ayet çevirilerinde en önemli husus; birebir çeviri değil, kast edilen anlamı verecek çeviriyi yapmaktır.

Örneğin…

Vahyin indiği kültür evresi üzerinden 14 asır geçmiş; çeviri yaparken bu zamansallığı göz ardı edemezsiniz.

Makasıd-ı Kur’an; ayetin ne amaçla söylendiğini dikkate alarak, sözün kendisine değil, maksadına bakarak anlam çıkarmaktır.

Yani çeviride; söz merkezli anlam değil; amaç merkezli anlayış ortaya konulmalıdır.

Yakın dönemde sık görüyorsunuz; bu yapılmadığı için yapılan yorumlar toplumda infial uyandırıyor:

– Ölüyle cinsel ilişkiye girilebilir.

– 10 yaşındaki kızla evlenilebilir.

– Alevi kadına tecavüz helaldir.

– Hamile kadınlar sokağa çıkmasın.

Gibi…

Ya da komik duruma düşüyorlar.

Örneğin…

Yandaş Milat gazetesi yazarı Süleyman Karakulluk, Barcelonalı futbolcu Messi’nin adının Kur’an’da geçtiğini yazdı:

“Bakara Suresi’nin 275. ayetine gelince şaştım kaldım.

Zira ayette Messi kelimesi geçiyor.

İstanbul Bağcılar Müftüsü Hasan Hüsnü Sula Beyi aradım.

Bu kelimenin tam olarak ne anlama geldiğini ve kökünü sordum.

Kelimenin kökü, ‘Messe’; dokunmak manasına geldiği gibi çarpma veya çarparak dokunma anlamlarına da gelebiliyor.

Futbolcu Messi için neler söylendiğini burada tekrar etmeme gerek yok.

Ancak onun, rakiplerini çarptığı, dokunarak haşat ettiği herkesçe malum.”

Veya…

Özellikle her ramazan ayında, “öperek oruç açmak mubah mıdır” gibi absürt sorularla İslam magazinleştiriliyor!

Televizyonlarda reyting şovuna dönüştürülüyor!

Bakınız…

Ayıp oluyor

Bütünden uzaklaştırıcı, lokal okumalardan uzak durulmazsa, hurafenin-yobazlığın kucağına düşülür.

Vahyin üç aşaması vardır:

– “Vahiy bugün ne dedi” sorusunun sorulduğu döneme “ibda”;

– “Vahiy kendi zamanında ne demek istedi” sorusuna “ihya”;

– “Vahiy bugün gelseydi ne derdi” sorusunun yanıtının aranmasına “inşa” denir.

Yani, vahyin indiği özel ortamda söyledikleriyle, bugün vahyin amacı aynı olmayabilir.

Amaç esastır; araç ayrıntıdır.

Yani, İslam’ı şekilciliğe indirgeyemezsiniz.

Abdest alarak, takke takarak hırsızlık yapanlar “dindar” olamaz!

Ağzınızdan “Allah-Peygamber” düşürmeksizin dini, siyasete-ticarete aracı edemezsiniz.

İslam’ın emirlerini -işinize geldiği gibi- çarpıtamazsınız.

Akıl’sız dini yorum olmaz.

Akıl’sız iman olmaz.

Yoksa Allah, insana niye akıl versin?

Sen!

Bebek ölümlerinin önüne geçme!

Sen! Bebekleri yetiştirecek sağlıklı koşulları yaratma!

Sen! Ailenin geçinebileceği ekonomik koşulları oluşturma!

Sen! Geleceğe dair hiçbir güvence verme!

Türkiye’de bir yaşına gelmeden ölen/bebek ölüm hızı (istatistik rakamları ne kadar düşük gösterse de) 2013’te binde 10,8’den 2014’te binde 11,1’e yükseldi.

Ülkemizdeki bütün ölümlerin yaklaşık yüzde 30’unu bebek ölümleri oluşturuyor.

Dünyada bebek ölüm hızında Müslüman ülkeler başı çekiyor.

Burada bir çelişki yok mu?

Evet.

1400 yıl önceki kültürel yapı bugüne eşitlenebilir mi?

Öyle ise, IŞİD’e niye kızıyorsunuz?

İslam, akıl dinidir; ve ne yazık ki gericiler eliyle 12. yüzyıldan sonra ortaçağ karanlığına sokuldu.

Sonuçta:

Sen!

  1. yüzyılda yaşayan karı-kocaların kaç evlat sahibi olacaklarına; nasıl korunacaklarına, nasıl doğum yapacaklarına neden karışıyorsun?

Çek artık elini kadının bedeni üzerinden!

Ayıptır.

SONER YALÇIN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s