HAMAMİZADE İSMAİL DEDE EFENDİ —– ALINTIDIR

HAMAMİZADE İSMAİL DEDE EFENDİ

Mahlas Dede Efendi

Doğum 9 Ocak 1778

İstanbul

Ölüm   29 Kasım 1846 (68 yaşında)

Mekke, Minâ

Milliyet    Türk

Meslek Âlim, Bestekâr

Hamamizade İsmail Dede Efendi, (9 Ocak 1778, İstanbul – 29 Kasım 1846, Mekke, Mina)

Türk hanende, neyzen ve bestekâr.[1][2]

Babası geçimini hamam işletmeciliğiyle sağladığı için kendisine “Hamamizade” denmiştir.

Ancak günümüzde “Dede Efendi” diye anılır.[3]

Dede Efendi bestekârlığının yanı sıra neyzenliği ve hanendeliği ile de ünlüdür.

Sesinin güzelliği ve müzik yeteneği çok küçük yaşta ortaya çıkınca, devrin meşhur musikişinaslarından Uncuzade Mehmet Emin Efendi’den özel dersler almaya başladı.

1798’de Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Ali Nutki Dede’ye bağlandı.

Yirmi iki yaşındayken 1001 gün süren Mevlevî çilesini tamamlayarak «Dede» oldu.

Çilede iken bestelediği ilk şarkısıyla Padişah III. Selim’in dikkatini çekti, art arda bestelediği yapıtlarla devrin gözde bestekârları arasına girdi.

Yüksek saray görevlerinden padişah musahipliğine ve müezzinbaşılığa atandı.

Sultan III. Selim’den sonra Sultan II. Mahmut’un da yakın alâka ve desteğini gördü.

İsmail Dede Efendi, bir yandan saray fasıllarına hanende (Ses Sanatçısı) olarak katılırken, bir yandan da Enderun’da ve Yenikapı Mevlevihane’sinde mûsikî dersleri verdi.

Evliliğini de saraydan bir hanımefendi ile yapıyor.

Fakat Dede Efendi’nin başına ilginç hadiseler geliyor.

Evlendikten 1 sene sonra oğlunu, annesini ve üvey annesini kaybediyor.

Bunu da eserlerinde işliyor.

Yetiştirdiği çok sayıda öğrenci arasında özellikle, kendisinden sonra XIX. yüzyılın en büyük bestekârları arasında yer alan Zekai Dede, Dellalzade İsmail Efendi ve Eyyûbi Mehmet Bey sayılabilir.[4]

Art arda yeni makamların bulunduğu klasik Türk musiki repertuvarının en gözde parçalarının bestelendiği III. Selim devrinde ilk yapıtlarını veren İsmail Dede Efendi bilhassa Sultan Abdülmecid devrinde Batı Musikisine ciddi alâka gösterilmesine üzülür, Türk Musikisine bağlı kalmış bir bestekârdır.

Onun temel gereci insan sesidir.

Mevlevi ayininden ilahiye, kardan köçekçeye, her biçimde ürün veren Dede Efendi içtenlik ve akıcılığa büyük ehemmiyet vermiştir.

İsmail Dede Efendi, 500 dolayında beste yapmışsa da, nota kullanımının yaygın olmayışı ve musiki öğretiminin ezbere dayanması sebebiyle, bunların yarısına yakını unutulmuş 8’i çalgısal, geri kalanı sözlü olmak üzere 267 eseri günümüze ulaşabilmiştir.

Sözlü eserlerinden 49’u dinsel tasavvufi, 218’i din dışıdır.

En mühim tasavvufi eserleri Hüzzam, Saba ve Ferahfeza Mevlevî ayinleridir.

Dede Efendi, Hac vazifesini yerine getirmek üzere gittiği Hicaz’da hastalanarak vefat etti.

ESERLERİ:

Rast Semai

Yine bir Gülnihal aldı bu gönlümü

Hicaz köçekçe

Şu karşıki dağda bir yeşil çadır

Rast Kar-ı Nev

Gözümde daim hayali cana

Hicaz Yürük Semai

Yine neşe-i Muhabbet etti dil-ü canım etti şeyda

Hüzzam Yürük Semai

Reh-i Aşkında edip kaddimi kütah gönül

Ferahfeza Yürük Semai

Bu gece ben yine bülbülleri hamuş ettim

Hicaz Semai

Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ

Talaa’l bedrü aleyna

Kaynakça

 

 “Dede Efendi Biyografi”. biyografi.info. 15 Ocak 2016. 22 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Ocak 2016.

 “Hamamizade İsmail Dede Efendi Kimdir?”. Youtube. 8 Ocak 2016. Erişim tarihi: 15 Ocak 2016.

 “Hamamizade İsmail Dede Efendi’nin hayatı ve eserleri”. turksanatmuzigi.org. 29 Temmuz 2011. 31 Ocak 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Ocak 2016.

 “Klasik Osmanlı Musikisinin Son Temsilcisi Hamamizade İsmail Dede Efendi”. yeniumit.com. 15 Ocak 2016. Erişim tarihi: 15 Ocak 2016.

 

 

Klasik Osmanlı Musikisinin Son Temsilcisi HAMAMİZADE İSMAİL DEDE EFENDİ

 

Doç. Dr. Ahmet Çakır – Arş. Gör. Hayrunnisa TURAN

Osmanlı padişahlarının pek çoğunun hanende, sazende ve bestekarları himaye etmeleri sayesinde, bilhassa Mustafa Itri Efendi’den sonra Türk musikisine yerleşmeye başlayan klasik üslup, 18. yüzyılda zirveye ulaşmış, 19. yüzyılda 3. Selim ile başlayıp 2. Mahmut’un tamamladığı ortamda Dede Efendi ve talebelerinin çalışmalarıyla son örneklerini vererek, yerini yeni bir üslûpla işlenen şarkı formuna bırakmıştır.

Bu yüzyılın en meşhur musikişinası Hamamizade İsmail Dede Efendi, Yenikapı Mevlevihanesi’nde yetişmiş; sarayda öncelikle hanende, ardından musahip ve sermüezzinlik görevlerinde bulunarak hemen her formda eser vermiş, bestelediği yedi Mevlevi Ayini ile bu formun en büyük bestekârı sayılmıştır.1

Babasının vefatından kısa bir süre sonra, annesinin bütün itirazlarına rağmen, babasından kalan hamamı satarak parasıyla dergahta pek çok ayin tertip etmesi de Dede Efendi’nin, musikiye yönelik yoğun ilgisinin en samimi göstergelerinden biridir.

Hayatı

Musiki alanında sahip olduğu dehâ ile adı Türk mûsikîsinin iftihar sembollerinden biri haline gelmiş olan Dede Efendi, Vezir Cezzar Paşa’nın uzun yıllar mühürdarlığını yaptıktan sonra İstanbul Şehzadebaşı’na gelip yerleşen Süleyman Ağa’nın oğlu olarak kurban bayramının birinci gününe rastlayan 9 Ocak 1778 tarihinde dünyaya gelmiştir.

Doğumunun kurban bayramına tekabül etmesi hasebiyle kendisine ‘İsmail’ ismi verilmiştir.

Aynı zamanda babası Şehzadebaşı’ndaki Acemoğlu Hamamı’nı işlettiği için de Hamamizade lâkabıyla anılagelmiştir.

Yedi yaşında Çamaşırcı Mektebi’ne başlayan ve sesinin güzelliği sebebiyle ilahicibaşı seçilen Hamamizade İsmail, Uncuzade Seyyid Mehmet Emin Efendi’nin mûsikîdeki istidadını keşfetmesi ve kendisine meşk etmesiyle Yenikapı Mevlevihanesi’ne devam etmiştir.

Burada 1798’de ‘çile’ye giren Hamamizade İsmail, 1799’da çilesini tamamlamasıyla “dede” unvanını almıştır.

Yenikapı Mevlevihanesi’nde şeyh Ali Nutki Dede’den çok istifade eden Dede Efendi, Ali Nutki Dede’nin kardeşi Nâsır Abdülbaki Dede’den de neye üflemesini öğrenmiştir.3

Dede Efendi’nin çileye girişinin ikinci yılında bestelediği, sözleri Keçecizade İzzet Molla’ya ait “Zülfündedir benim baht-ı siyahım” mısraıyla başlayan “buselik şarkısı” halk arasında ve mûsikî çevrelerince çok beğenilerek hızla yayılmış ve ünü padişah 3. Selim’e kadar ulaşmıştır.

Padişahın huzurunda da okunan bu eser, bestekâra sarayın kapılarını açmıştır.

  1. Selim şarkıyı kendisinden dinledikten sonra takdirlerini bildirmiştir.

Dede Efendi kendisine gösterilen iltifatlarla padişahın davranışlarına, “Müştâk-ı cemâlin gece gündüz dil-i Şeyda” mısraıyla başlayan suzinak bestesiyle teşekkür etmiştir.4

Saraya alındıktan sonra yalnız ayin günlerinde izin alarak tekkeye dönebilen Dede Efendi, 1802 yılı başlarında saraylı bir hanımla evlenip, dergahtaki hücresinden ayrılarak Akbıyık Mahallesi’nde bir eve taşınmıştır.

Aynı yılın sonlarında Salih adında bir oğlu dünyaya gelmiştir.

Dede Efendi 1804 yılında şeyhi ve üstadı Ali Nutki Dede’nin vefat etmesiyle büyük bir üzüntü yaşamıştır.

Dede Efendi ile şeyhi arasındaki yakınlık, Ali Nutki Dede’nin bir “Şevk u Tarab Ayini” besteleyerek Dede Efendi’ye ithaf etmesiyle derinleşmiş bulunduğundan, şeyhinin üzüntüsü de o nispette derin olmuştur.

Bu üzüntüsünün ardından çok geçmeden üç yaşındaki oğlu Salih’i kaybetmesi üzerine Dede Efendi iyice sarsılmıştır.

Oğlunun vefatının ardından güftesi de kendisine ait olan “Bir gonca femin yaresi vardır ciğerimde” mısraıyla başlayan Bayatî eserini bestelemiş, yaşadığı bu acı kayıplara 1808’de annesi Rukiye Hanım’ın, 1810 yılında da ikinci oğlu Mustafa’nın vefatları da eklenince Dede Efendi, musikiyle uğraşacak hevesinin kalmadığı bir sürece girmiştir.5

Dolayısıyla bu yıllarda ortaya koyduğu eserler bir keder ve elemin izlerini taşımaktadır.

Sonradan üç kız çocuğu olan Dede Efendi’nin büyük kızı Hatice Hanım, Tanburi Şirin (Keçi) Arif Efendi ile evlenmiş ve bu evlilikten ünlü bestekâr ve hanende Rifat Bey dünyaya gelmiştir.

İkinci kızı Fatma Hanım, Ahmet Dürri Bey ile evlenmiş, bu evlilikten de hanende Şevket Bey doğmuştur.

Üçüncü kızı Ayşe ise on üç yaşında vefat etmiştir.

Dede Efendi, 2. Mahmut’un vefatı üzerine tahta geçen Sultan Abdülmecid döneminde de müezzinbaşılık görevini sürdürmüştür.

Ancak bu dönemde önemini yitirmeye başlayan Enderun’un adı Muzika-i Hümayun olmuş, saray teşkilâtı değiştirilmiş, Batılı musikişinaslara rağbet artmış, padişah operet ve opera parçaları dinler olmuş, Osmanlı sarayını Batı sazları istilâ etmiş, Avrupa’dan piyanolar getirtilmiş, orkestra ve bando takımları kurulmuştur.

Az sayıda ustanın dışında yüzyılların geleneklerine aldırış eden kimse kalmamıştır.

Tüm bu gidişata artık katlanamayan Dede Efendi, talebesi Dellalzade İsmail Efendi ile sarayın bahçesinde dolaşırken “İsmail bu oyunun tadı kaçtı” diyerek gidişatla alâkalı duygularını dile getirmiştir.

Bütün bu yaşananların tesiriyle hacca gitmeye karar veren Dede Efendi, talebelerinden Dellalzade İsmail Efendi ile Mutafzade Ahmet Efendi’nin iştirakleriyle yola çıkmıştır.

O yıl Mekke’de salgın olan kolera hastalığına yakalanan Dede Efendi, hac vazifesini yerine getirdikten sonra Mina’da kurban bayramının birinci günü talebesi Mutafzade’nin kolları arasında 29 Kasım 1846 tarihinde vefat etmiştir.

Türk musikisinin unutulmaz bestekârı Dede Efendi’nin öteki dünyaya doğuşuna Müşir Kâzım Paşa şu tarihi söylemiştir:

Hazreti Farabi-i sani müezzinbaşı kim

Zatına olmuştu ilm-i musiki ihsanı Hak

Aşinay-i her-makam-etmişdi kalb-i agehin

Saye-i Molla’da lutf-u himmet-i merdan-ı Hak

Pertev-i şems-i hakıykatden kılıp kesb-i kemal

Zerre-i naçiz iken, oldu meh-i taban-ı Hak

Fehm-olun bundan makam-i kurba aheng-etdiği

Hac-edip Mina’da oldu vasıl-ı gufran-ı Hak

Çâr tekbirin çekip Kâzım dedi tarihini

“Kebş-i canın kıldı İsmail Dede kurban-ı Hak” (1262) 7

İcrakarlığı ve Bestekârlığı

 

Klasik dönem Osmanlı mûsikîsinin son, neo-klasik dönemin de ilk temsilcilerinden olarak bilinen Dede Efendi, 3. Selim ekolünün zorladığı klâsik kuralların sarsılmaya başladığı bu dönemde, Ayin-i Şerif’ten, Kar’dan Köçekçe’ye kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde her türden eser vermiş, 500’den fazla bestesinden 276’sı zamanımıza ulaşmıştır.

Dede Efendi, büyük Itri’den sonra klâsik dönemlerin en büyük bestekârı kabul edilmektedir.8

Başka bestekârlarla karşılaştırılamayacak kadar değerli bir bestekâr olan Dede Efendi, ayin, Tevşih, İlâhî, Durak Na’t gibi dinî eserler ve Kâr, Karçe, Kar-ı Natik, Beste, Ağır ve Yürük Semai (bu üç formdaki eserlerinin bazıları Nakış’tır) Şarkı ve Köçekçeler bestelemiştir.

Bu formların hepsinde de son derece başarılıdır.

Fevkalâde zevki, olağanüstü nağmeleri, kusursuz geçkileri, mükemmel üslûbuyla Dede Efendi, emsalsiz denilecek bir bestekârdır.

Türk musikisinin büyük usullerinden biri olan Zencir usulünde Dede Efendi kadar başarılı hiçbir bestekâr yoktur.

Bu usulü öylesine mükemmel kullanmıştır ki, melodilerle sözler ve usulün vuruşları mükemmel bir sentez olarak belirmektedir.

Dede Efendi’nin bulduğu makamlar arasında da Sultani-Yegâh, Neveser, Sababuselik, Hicaz-Buselik ve Araban-Kürdi makamları yer almaktadır.9

Kendisini çok destekleyen ve mükâfatlandırarak iltifatlarda bulunan 2. Mahmut sayesinde pek çok güzel eser bestelemiş ve birçoğunu da padişaha ithaf etmiş olan Dede Efendi, padişahın arzusuyla Ferahfeza ayini bestelemiştir.

Sultan ise hasta olduğu hâlde bizzat Mevlevihane’ye giderek ayinin ilk icraına katılmıştır.10

Mukabelenin ardından Dede Efendi’yi mahfiline çağırtarak: “Çok rahatsızdım, gelmeyecektim, gayretle geldim; lakin çok isabet etmişim. Ferahfeza Ayini bana iksir-i hayat gibi tesir etti.

Hamdolsun âdeta iyileştim…” şeklinde iltifatlarda bulunmuş ve o gün niyaz-ı âfiyet-i seniye olarak dergâhın şeyhinden başlamak suretiyle tüm dervişlere atiyyeler dağıtılmıştır.11

Dede Efendi’nin bestekârlıktaki ustalığı hususunda en dikkat çeken özellik, Türk Musikisinde Itrîlerin ve buna benzer ustaların gayreti ile yüzyıllardan beri gelişmiş olan geleneksel biçim ve tavrın titiz bir koruyucusu olmakla beraber, eserlerini seleflerinin göstermediği yeniliklerle süsleyerek bestelemiş olmasıdır.

Bu açıdan Türk bestekârları içinde Dede Efendi seviyesinde hem klâsik üsluba bütünü ile sadık kalmış, hem de bu üslûbun kaide ve şartlarından dışarı çıkmamak kaydı ile yeni nağmeler bulmayı ve yenilikçi eserler ortaya koymayı başarmış bir bestekâr daha gösterilmesi mümkün gözükmemektedir.

Dede Efendi’nin her tür mûsikî eseri bestelemekte gösterdiği olağanüstü başarı da takdire şâyândır.12

Eserleri

 

Dede Efendi’nin melodik çeşitlilikle akıcılığın gözlendiği eserlerinde geleneğe bağlılığın yanında yeni arayışlar da dikkati çekmektedir.

Hepsi Rast makamında olan, “Gözümde daim hayâl-i cana” mısraıyla başlayan kâr-ı nev’i, “Yine bir Gülnihal aldı bu gönlümü” mısraıyla başlayan şarkısı ile sözleri kendisine ait, “Yüzündür cihanı münevver eden” mısraıyla başlayan şarkısı Batı müziği tesirinin görüldüğü bu arayışların ifadesidir.

İsmail Dede, klâsik üslûbun hâkim olduğu büyük formdaki eserlerinin yanında mûsikîyi daha geniş kitlelere yaymak gayesiyle Şarkı ve Köçekçe gibi küçük formlarda da eserler bestelemiş, ayrıca türküleriyle halk zevkine ve sanatına verdiği değeri ortaya koymuştur.

Şarkılarında hüzün ve coşkunun ruh âleminde meydana getirdiği akisler ve farklı bir melodik yapı anlayışı açıkça hissedilmektedir.

Dede Efendi’nin bestelediği ayinlerin notaları önce Mehmet Suphi Ezgi, Ahmet Arsoy ve Mesut Cemil’den oluşan bir heyetin tespitiyle İstanbul Konservatuarı Neşriyatı arasında (İstanbul 1935-36) daha sonra Sadettin Heper’in Mevlevî Ayinleri adlı eseri içinde yayımlanmıştır (Konya 1974-79).

“Gel ey salik diyem bir söz ki haktır” mısraıyla başlayan Dügâh, “Habibullah cihana can değil mi?” mısraıyla başlayan Saba, “Bir ismi Mustafa bir ismi Ahmet” mısraıyla başlayan Uşşak, “Gelin gidelim Allah yoluna” mısraıyla başlayan Hicaz ilahileri zamanımıza ulaşan diğer dinî eserleri arasında zikredilebilir.

Hac esnasında bestelediği sözleri Yunus Emre’ye ait, “Yürük değirmenler gibi dönerler” mısraıyla başlayan Şehnaz ilâhîsi onun son eseridir.

İsmail Dede tarafından kaleme alınan bir ayin-i şerif mecmuası bugün Yenikapı Mevlevihanesi’nin son şeyhi Abdülbaki Baykara’nın torunu Baki Baykara’da bulunmaktadır.13

Dede Efendi’nin Evterpi’nin yayımlandığı yıl olan 1830 yılından önce yaptığı kesin olan bestelerinin listesi şu şekildedir:

1)  Rast Beste, Usul: Çenber, “Navek-i gamzen ki her dem bağrımı pür hûn eder”.

 2)  Rast Şarkı, Usul: Düyek, “Üftadenim ey bîvefa”.

3)  Rast Nakış Yürük Semaî, Usul: Yürük Semaî, “Oynar yürek terennüm-ü çeng ü çengâneden”.

 4)  Saba Şarkı, Usul: Düyek, “Guş eyle gel bülbülleri”.

 5)  Uşşak Şarkı, Usul: Ağır Aksak, “Pür ateşim açtırma sakın ağzım zinhar”.

 6)  Hicaz Şarkı, Usul: Düyek, “ Çoktur gönülde dağ-ı melâlim”.

7)  Buselik Şarkı, Usul: Aksak Semaî, “Zülfündedir benim baht-ı siyahım”.

 8)  Şehnaz Buselik Şarkı, Usul: Düyek, “Ben müptela oldum sana”.

 9)  Evcara Şarkı, Usul: Aksak Semaî, “Hüsnüne mail gönül ezelden”.

 10) Şedaraban Şarkı, Usul: Düyek, “Gözümden gönlümden hayali gitmez”.

11) Nühüft Şarkı, Usul: Aksak Semaî, “Bend oldu dil bir şûh-ı cihane”.14

Öğrencileri

 

Dede Efendi’nin yetiştirdiği öğrenciler arasında şu meşhur musikişinaslar yer almaktadır: Dellalzade İsmail Efendi,

Mutafzade Ahmet Efendi,

Çilingirzade Ahmet Ağa,

Eyyubi Mehmet Bey,

Yağlıkçızade Ahmet Efendi,

Hoca Vahip Efendi,

Suyolcuzade Salih Efendi,

Nikogos Ağa,

Hâşim Bey,

Hacı Faik Bey,

Yeniköylü Hasan Efendi,

Şakir Ağa,

Behlül Efendi,

Hacı Arif Bey,

Zekâi Dede,

Baba Hamparsum Limoncuyan,

Rifat Bey ve

Şeyh Azmi Dede.

Dede Efendi’nin talebelerinden Dellalzade İsmail Efendi’nin onun bestekârlığına, Mutafzade Ahmet Efendi’nin ise mahfuzatına yani belleğindeki eserlerin tamamına varis olduğu bilinmektedir.15

Gerek İsmail Dede Efendi gerekse talebesi Zekâi Dede (1825-1897) gibi 19. yüzyılın önde gelen Mevlevî bestecileri yaşadıkları dönemin Durak repertuarını iyi biliyorlar, bu repertuarı talebelerine aktarıyorlardı ve bizzat kendileri Duraklar bestelemişlerdir.

Bugünün Durak repertuvarında Dede Efendi’nin iki, Zekâi Dede’nin de bilinen dört adet Durak’ı vardır. İsmail Dede Efendi’nin en son talebelerinden olan Behlül Efendi de döneminin ileri gelen Na’t ve Durak icracılarından biri olarak da şöhret yapmıştır.16

Sonuç

1778 yılı kurban bayramının birinci gününde dünyaya gelen ve yine bir başka kurban bayramının ilk gününde ebedî âleme göç eden Hamamizade İsmail Dede Efendi, 68 yıllık hayatı boyunca yüzlerce eser bestelemiş, temsilcisi olduğu klâsik üsluptaki muhteşem eserlerin yanı sıra yeni arayışlarda da bulunarak çok geniş bir kitleye hitap etme ve üç Osmanlı padişahının iltifatlarına ve takdirlerine nail olma saadetine erişmiş müstesna bir şahsiyettir.

Bir yandan sultanların sohbetlerine iştirak ederek musahip sıfatıyla anılırken, diğer yandan son derece fedakârlıklarda bulunduğu dergâha olan bağlılığını asla kaybetmemesi ve bu sayede çok sayıda Mevlevî ayin tertip etmiş olması mûsikîye olan istidadının en bariz delillerinden biridir.

Mûsikîdeki engin bilgisi vesilesiyle kendisine sultan tarafından ihsan edilen, içinde eşi ve kızlarıyla birlikte 28 yıl yaşadığı bilinen evin avlusunda şimdilerde mevcut olan incir ağacının, mevsiminden evvel meyve verişi çok manidardır.

—–

Kaynakça

 

– AKSÜT, Sadun, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1993.

– BEHAR, Cem, Musikiden Müziğe Osmanlı/Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008.

– ÖZALP, Nazmi, Türk Mûsikîsi Tarihi I, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2000.

– ÖZCAN, Nuri, “İsmail Dede Efendi, Hamamizade”, DİA, c. 23, İstanbul, 2001.

– ÖZCAN, Nuri, “Osmanlılar: Mûsikî”, DİA, c. 33, İstanbul, 2007.

– YEKTA, Rauf, Esâtiz-i Elhân, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2000.

– Hamamizade İsmail Dede Efendi Evi broşürü, Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği.

– Osmanlının Sesleri Hamamizade İsmail Dede Efendi, Boyut Yayın Grubu.

– Türk Musikisinin Dünü Bugünü Yarını,  Haz. Feyzi Halıcı, Sevinç Matbaası, Ankara, 1986.

 

Dipnotlar

 

  1. Nuri Özcan, “Osmanlılar: Mûsikî”, DİA, c. 33, İstanbul, 2007, s. 577, 578.
  2. Osmanlının Sesleri Hamamizade İsmail Dede Efendi, Boyut Yayın Grubu, s. 13.
  3. Sadun Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1993, s.119.
  4. Nuri Özcan, “İsmail Dede Efendi, Hamamizade”, DİA, c. 23, İstanbul, 2001, s. 94.
  5. Osmanlının Sesleri Hamamizade İsmail Dede Efendi, s. 13-16.
  6. Özalp, Türk Mûsikîsi Tarihi I, s. 534.
  7. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, s. 124.
  8. Türk Musikisinin Dünü Bugünü Yarını, haz. Feyzi Halıcı, Sevinç Matbaası, Ankara, 1986, s. 126.
  9. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, s. 121, 122.
  10. Osmanlının Sesleri Hamamizade İsmail Dede Efendi, s. 28.
  11. Yekta, Esâtîz-i Elhân, s. 188.
  12. Özalp, Türk Mûsikîsi Tarihi I, s. 537, 538.
  13. Özcan, “İsmail Dede Efendi, Hamamizade”, s. 94, 95.
  14. Cem Behar, Musikiden Müziğe Osmanlı/Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008, s. 261.
  15. Aksüt, Türk Musikisinin 100 Bestekârı, s. 122.
  16. Behar, Musikiden Müziğe Osmanlı/Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik, s. 287.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s