ZEKİ VELİDİ TOGAN —– ALINTIDIR

ZEKİ VELİDİ TOGAN

Doğum 10 Aralık 1890

Başkurdistan

Ölüm   26 Temmuz 1970 (79 yaşında)

Türkiye

Meslek Tarihçi, Türkolog

Zeki Velidi Togan (Başkurtça: Әхмәтзәки Вәлиди, bazen Validi; 10 Aralık 1890 – 26 Temmuz 1970), tarihçi, Türkolog, Başkurt devrimi ve bağımsızlık hareketi önderi.

Asıl adı Ahmet Zeki’dir.

Rusya’da iken Validov soyadını kullanmış, Türkiye’ye geldikten sonra Togan soyadını almıştır.

“Togan” sözcüğü “doğan” sözcüğünün Kıpçak Türkçesi alanındaki karşılığı, Başkurt Türkçesindeki şeklidir.[1]

Rusya yılları

10 Aralık 1890 tarihinde Başkurdistan’ın İsterlitamak’a bağlı Küzen Köyü’nde doğdu.

Daha ilk medrese tahsilini yaparken bir yandan da özel Rusça dersleri alıyordu.

Öğretmen olan annesinden Farsça öğrenmeyi de ihmal etmedi.

1902 yılında orta tahsil için Ütek’e bulunan dayısı Habib Neccar’ın medresesine gitti.

Buradaki öğrenimi sırasında Arapça dersleri alarak dil bilgisini geliştirdi.

1908’de köyünden kaçarak Kazan’a gelip burada özel dersler aldı.

Bu arada Katanov ve Aşmarin gibi bilginlerle tanıştı. 1909 yılında mezun olduğu Kasımiye Medresesi’ne “Türk tarihi ve Arap edebiyatı tarihi muallimi” oldu.

4 yıl süren bu öğretmenliği sırasında 1911 sonlarında yayınladığı Türk ve Tatar Tarihi adlı kitabı sayesinde meşhur olmaya başladı.

Bu eserin iyi yankıları sayesinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti’ne üye seçildi.

Akademik çalışmalar

1913 yılında Fergana’ya, 1914 yılında Buhara’ya araştırmalar yapmak için gönderildi.

Fergana’da Yusuf Has Hacip’in 11. yüzyıla ait Kutatgu Bilig adlı eserinin bir el yazması nüshasını buldu.

Bu seyahat neticelerine ait hazırlamış olduğu raporlar başta Petersburg Arkeoloji Cemiyeti olmak üzere Kazan ve Taşkent Arkeoloji cemiyetleri mecmualarında yayınlandı.

Bu arada Prof. Katanov’un şimdi İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsünün esas nüvesini teşkil edecek kitaplarının Türkiye’ye gönderilmesine vesile oldu.

Siyasi yaşamı

Daha sonra Rus Millet Meclisi Duma’da Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak bulunmak üzere Petersburg’a gitti.

Bilimsel çalışmalarına siyasî çalışmalarını da eklemiş oluyordu.

Bu sırada Bolşevik İhtilâli patlak verince o da Türklerin durumunun düzelmesi için mücadeleye girişti.

Bolşevik İhtilâli’nden 22 gün sonra 29 Kasım 1917 tarihinde Başkurdistan ilinin muhtariyeti ilan edildi.

Orenburg’u 18 Şubat 1918 tarihinde işgal eden Bolşevikler onu tutukladılarsa da 7 Haziran 1918 tarihinde hapisten kaçtı.

Başkurt hükümeti kurulduğunda Togan, harbiye nazırı oldu.

Bundan sonra Lenin, Stalin ve Troçki ile defalarca görüştü fakat olumlu sonuç alamayınca Türkistan’a çekilip orada mücadeleye devam etme kararını verdi.

Basmacı hareketi

Türkistan Millî Özerk Hükûmetinin bastırılmasından sonraki Basmacı Hareketi’nin içinde bulundu.[2]

1920-23 yıllarında Türkistan’da amansız bir mücadeleye giriştiyse de başarılı olamadı. Türkistan Millî Birliği’nin kurucusu ve ilk başkanıdır.

Türkiye’ye geliş

Paris, Londra ve Berlin’deki birçok Orta Asya tarihçisi onunla çalışmak istemesine rağmen, devrin Türkiye Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Fuat Köprülü, Rıza Nur, Yusuf Akçura’nın istekleri sayesinde Türkiye’den davet aldı.

20 Mayıs 1925 tarihinde geldiği Türkiye’de, Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Encümenine tayin edilmiştir.

O zamanki Ankara’nın kitap açısından yetersiz olması yüzünden kendi isteği ile İstanbul Darülfünunu Türk Tarihi Müderris Muavinliği’ne tayin edildi.

Bundan sonra İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde hummalı çalışmalarına başladı fakat 1932 yılında I. Türk Tarih Kongresi’nde tıp doktoru Reşit Galip’in sunduğu Orta Asya’da iç deniz olduğu ve bunun sonradan kuruduğu konusu hakkındaki tebliğini eleştirince, Togan aleyhine bir kamuoyu oluştu.

Kendisine takınılan bu kötü tutum üzerine ülkeyi terk etme kararını verdi.

Avrupa yılları

8 Temmuz 1932 tarihinde istifa ederek Viyana’ya gitti.

1935 senesinde Viyana Üniversitesi’nden felsefe doktoru unvanı aldı.

1935-1937 yılları arasında Bonn Üniversitesi’nde, 1938-1939 yılları arasında Göttingen Üniversitesi’nde profesör olarak ders verdi.[3]

Türkiye’ye dönüş

1939 yılında milli eğitim bakanının daveti üzerine tekrar Türkiye’ye geldi, İstanbul Üniversitesi’nde Umumî Türk Tarihi Kürsüsünü kurdu.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 1944 yılında, Türkiye’de Sovyetler aleyhine faaliyet ve Turancılık suçundan tutuklanıp mahkeme edildi.

Bu Irkçılık-Turancılık Davası sonucunda 10 yıl hapse mahkum edildiyse de askeri mahkeme kararı bozdu ve Togan beraat etti.

1948 yılında yeniden döndüğü üniversitedeki görevine ölümüne kadar devam etti.

1951 yılında İstanbul’da toplanan XXI. Müsteşrikler Kongresi’ne başkanlık etti.

Bu onun bilimsel alandaki ününü çok daha artırdı.

1953 yılında İstanbul Üniversitesi’nde İslam Tetkikleri Enstitüsü’nü organize etti.

1967 yılında kendisine Manchester Üniversitesi tarafından bir onur doktorası verildi.

Zeki Velidi Togan 26 Temmuz 1970’te İstanbul’da vefat etti.

Oğlu Subidey Togan, Bilkent Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanlığı yapmış iktisat profesörü, kızı İsenbike Togan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde tarih profesörü, torunu Emre Togan Harvard Üniversitesi’nde akademisyendir.

Kaynakça

 Türk Lehçeleri Sözlüğü Doğan, toğan söz varyantları

 Paksoy, H.B. (1995). “Basmachi Movement From Within: Account of Zeki Velidi Togan”. Nationalities Papers 23 (2): 373-399. Erişim tarihi: 31 Ocak 2014.

 Schafer, Daniel E.. “Ahmed Zeki Validov Togan”. Erişim tarihi: 2 Şubat 2014.

[[1] Prof_Zeki_Velidi_Togan_Memoirs_National_Existence_and_Cultural_Struggles_of_Turkistan]

Zeki Velidi Togan’ın Mustafa Kemal’e yazdığı mektup

Celil Güngör – Dünya Bülteni/DÜBAM

 

Milletin sadık oğlunun feryadı

Cumhuriyet Türkiye’sinin resmi tarih anlayışının şekillenmesi ve bir eğitim aracı olarak tarihin nasıl ve hangi muhtevada okutulacağı ile ilgili belirlenen temel tezlerin üniversite ve orta öğretim tarih muallimlerine aktarılacağı bir kurs olarak tasarlanan ve sonradan Birinci Türk Tarih Kongresi adı verilen toplantı 2-11 Temmuz 1932’de Ankara Halkevinde yapıldı.

Kongreye Türk Tarih Kurumu üyesi 25, üniversite öğretim üyesi 10, Güzel Sanatlar Akademisi öğretmeni 1, lise ve ortaokul öğretmeni 196 kişiden oluşan 232 kişi iştirak etmiştir.

Kongreye katılanlardan 33’ü tartışmalara iştirak etmiş, 15’i bildiri sunmuş, diğerleri de dinleyici olarak bulunmuştur.

Türk Tarih Tezi’nin ana kaynağı olarak hazırlanan Türk Tarihinin Anahtarları adlı eser ve dört ciltlik Tarih kitabı kongreden önce kimi tarihçilerin incelemesine sunulmuş ve onlardan bir rapor istenmiştir.

Bu yeni tarih tezinin ana hedefi tarihin sıfırlanması ve geçmişten özellikle Selçuklu Osmanlı geçmişinden radikal bir kopuş ve ırkçılık yönü ağır basan bir milliyetçilikle şekillendirilmiş yeni bir bilinç oluşturmaktadır.

Ayrıca Avrupa medeniyeti karşısındaki komplekslerin de dürtüsü ile Anadolu’nun Türklüğünün kökenlerinin on binlerce yıla dayanan bir sürece sahip olduğu ve bu topraklardaki Türklüğün kadimliğini ispat etmek, Türklerin de Avrupalılar gibi beyaz ırka mensup olduğunu, dolayısı ile Avrupalılığının tartışılmazlığını ispat etmek ve en önemlisi İslam’dan ve Osmanlı’dan kopuş çabalarına tarihsel bir dayanak ve meşruiyet bulmak olarak ifade edilebilecek bu tarih tezi tarih eğitimine de ilk adımını 1930’un başlarından itibaren atmıştır.

Maarif Vekili Esat Bey Kongreyi açış konuşmasında Türklerin anayurtları olan Orta Asya’da Yontma taş Devrini milattan 12000 sene evvel geçirdikleri halde Avrupalılar ancak 5000 sene daha sonra bu devirden kurtulabildikleri, insanlar daha kaya kovuklarında yaşarken Türklerin Orta Asya’da kereste ve maden medeniyetini geliştirmiş olduklarını ifade ederek kongrenin gayesini ve yeni tarih anlayışının ipuçlarını da veriyordu.

Yeni Türk Tarih Tezinin fikir babalarından Yusuf Akçura da “büyük davamız” diye nitelediği Tez’in ana fikrini şöyle açıklıyordu:

“Türklerin eski ve Orta kurunda (çağda) ancak göçebe ve müstevli olarak yaşayan ve yüksek medeniyet seviyelerine erişemeyen, ikinci derecede insanlardan olmayıp, beşer tarihinde ilk medeniyet kuran ve en eski zamanlarından beri muhtelif devirlerde medeniyet mücadelesi meşalesini ellerinde taşıyan insanlar olduğu davasıdır.”

Kongreye Türk tarihçiliğinin o dönem temsilcilerinden Şemsettin Günaltay, Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Refik, Sadri Maksudi Arsal, Afet İnan ve Reşit Galip gibi isimler de katılmışlardır.

Kongrenin en tartışmalı konuları Fuat Köprülü ile Afet İnan, Zeki Velidi Togan ile Sadri Maksudi, Şemsettin Günaltay ve Reşit Galip arasında cereyan etmiştir.

Köprülü özellikle Afet İnan’ın bildirisine karşı çok naif ve üstü kapalı tenkitlerde bulunarak, tarihin yöntem ve kaynaklarının uygulama ve yorumlama biçimlerine karşı daha dikkatli olunmasını tavsiye etmiştir.

Birinci el kaynakların kullanılması, tenkitli kaynak kullanımının önemi gibi eksikliklerle bir tarih tezi inşa edilemeyeceğini, henüz Avrupa’da yeni ve sonuçlandırılmamış çalışmaların kullanımında dikkatli olunmasını teklif etmiş, bu teklif ve yumuşak tenkitleri dahi bir muhalefet olarak algılanmış, şiddetli tenkitlere maruz kalmıştır.

Mesela Hasan Cemil Bey “Şimdi vesikaların nakafi yani bu ilimlerin kendi tabiri vechile henüz çocuk olduğu fikrine temas edelim.

Muhterem profesörün müsadeleri ile hatırlatalım ki ilmin her safhasında yeni hakikatler meydana konduğu vakit bu hakikatler çocuk sayılırdı.

Marifet doğan hakikatin kıdemine değil, kıymetine atfı nazar edebilmektir.

Biz Türk medeniyetinin ve Türk menşeinin asıl mahiyeti hakkında en son keşiflere istinad ediyoruz.

Keşiflerin en son olması yahut çocuk olması iddiamızın zaafı değildir, kuvvetidir.” diyerek hamaset yüklü bir tenkit yapar.

Köprülü bu ve benzeri sert tenkitlere yanlış anlaşıldığını, bazı cihetleri iyi anlatamadığını, yeteri kadar sarih olamadığını belirterek alttan almış ve muhalif damgasını yememeye itina göstermiştir.

Kongre sonrası Köprülü’ye neden bu kadar uysal davrandığı sorulduğunda “Ne yapayım, benim evim sırtımda değil ki.” şeklinde cevap verdiği, bundan göçmen olarak gelen Zeki Velidi’yi kastettiği, onun kadar cesur olamadığını belirttiği söylenir.

İşte bu ortamda yapılan Türk Tarih Kongresinde Zeki Velidi Togan “Orta Asya’da Kuraklık Meselesi” başlıklı tebliğinden sonra İstanbul Üniversitesindeki görevinden ayrılıp Viyana’ya gitmek zorunda kalması, sonrasında kendisine yapılan haksız isnat ve iftiralara cevap vermek zorunda hissetmesi neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’e 3 Mart 1933 tarihinde Viyana’dan bir mektup yazar.

Cumhurbaşkanlığı Arşivinde 01018843 numara ile kayıtlı mektubunda Zeki Velidi kendisine yapılan haksız isnat ve iftiralara karşı cevap veriyor. Aşağıda bu mektubun tamamını yayınlıyoruz.

Kendisine kongredeki tebliği dolayısı ile isnat edilen; mehaz sahtekarlığı, hıyanet-i milliye ve Avrupa alimleri muhitinde milli tarih sahasındaki faaliyetlere karşı propagandada bulunduğu suçlamalarına cevap verdiği bu mektubunda kendisini kimlerin ve ne maksatla suçlayıp karaladıklarının sebeplerini izah ederek, Türk ilim dünyasına ve Türkçe yazarak eser verme hizmetine mani olunmasından duyduğu üzüntüyü ifade eder.

Kongrede Ortaasya’da kuraklık ve göç meselelerinde tıp doktoru Reşit Galip’in Ortaasya’da göçün kuraklık sebebi ile meydana geldiği ve bu kuraklığın Ortaasya’da süreklilik arz ettiği görüşünün sağlam delillere dayanmadığını ispat etmeye yönelik tebliği dolayısı ile Zeki Velidi her yönden tenkit ve istiskale maruz kalmıştır.

Göçün sadece kuraklık sebebi ile değil, pek çok iktisadi ve siyasi sebepleri olduğunu, bu konuda Elbiruni’yi ve dönemin tarih bilgini Barthold’u kaynak göstermesi de kongrede itiraz ve istiskallerin önüne geçememiştir.

Reşit Galip Barthold’u ve eserlerini materyal itibari ile zengin fakat tez itibarı ile bir kıymetinin olmadığını, Zeki Velidi’nin ona kaside yazmış olmasının da bizi alakadar etmediğini, esasen Barthold’un Türklerin Ortaasyadaki mevcudiyetlerinin çok yeni zamanlara ait olduğunu, asılsız ve nesilsiz bir kavim olduğunu ispat için çalışmış bir adamdır diyerek küçültme çabasına girişmiştir.

Bundan cesaret alan bir orta mektep muallimi de “Doğrudur, Barthold alelade bir Türk düşmanıdır.” diye laf atmıştır.

 Elbiruni de aynı derecede Reşit Galip tarafından önemsizleştirilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca bu tartışmalara dahil olan ve Zeki Velidi’ni mektubunda tarih kongresinde kendisi ile eski siyasi hesaplarını görmek isteyen Rusyalı bir şarlatan dediği Sadri Maksudi Arsal ile kendisinden evvel Darülfunun’da İslam Tarihi tedris etmiş ve şimdi Türk Tarihi Kürsüsü’ne göz dikmiş olan esbak bir sarıklı olarak nitelediği Şemsettin Günaltay’ın hakkında çıkardıkları şayialardan müşteki olduğunu belirtir.

Ayrıca benzer şikayetler Atatürk’e daha önce de yapılmıştır.

İstanbul Darülfunun’unda verdiği Timur ve Nakşibendilik dersinde Timur’un çıkışını hazırlayan ortamı ve fikir dünyasını anlatırken Bahaeddin Nakşibendi ve menakıbından söz etmiş, bir talebesi de mebus olan babasına durumu anlatmış o da Atatürk’e muzır kitapları kaynak olarak kullanıyor diye jurnal etmiş ve soruşturmaya maruz kalmıştı.

Tarih Kongresi ve sonrasında yaşadığı ilim ve tarihçilik haysiyeti ile bağdaştırmakta güçlük çektiği bu tahammülsüzlüğe daha fazla dayanamaz ve Viyana’ya doktorasını tamamlamak için gider.

Ancak Türkiye ile ilgisini kesmez ve ilmi çalışmalarını yapabileceği ortamın bir gün müsait hale gelmesi ümidini hep canlı tutar. Bu konuda her fırsatı değerlendirir ve Türkiye’de ki üniversitede ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti bünyesindeki çalışmalarda bulunabilmesi için yardım ve destek ister.

1937 yılında Bonn’da bulunduğu sırada Cenevre’de bulunan Afet İnan’a yazdığı bir mektupta Atatürk nezdinde tavassutta bulunarak vatanda çalışma imkanı verilmesini, milleti içinde çalışmak için yetiştiğini, yabancı ellerde yabancı bir dilde çalışmanın kendisine çok ağır geldiğini ifade ederek, Türkçe eser vermeyi ve oradan geniş bir okuyucu kitlesine hitap edebileceği ortamı özlediğini, buna benzer bir mektubu da Şükrü Kaya’ya yazdığını belirtir. Fakat bu girişimleri olumlu bir karşılık bulmaz.

Bu mektup Zeki Velidi’nin 1933’de olayın hemen ardından bir ilim adamının yaralanmış ilim ve fikir haysiyetini savunmaya ve korumaya yönelik karşılıksız bırakılmış bir feryadıdır.

İşte mektubun tam metni:

AHMET ZEKİ VELİDİ TOGAN kimdir?

1890 Rusya’da olan Başkırt topraklarında doğdu. Babasından Arapça, annesinden Farsça öğrendi. Köyüne yakın bir köyde medrese eğitimini tamamladı.

Arap edebiyatı dersleri aldı, Rusça öğrendi. Daha sonra Kazan’da Kasımiye Medresesinde okudu. Rus şarkiyatçılarla tanıştı, Türk tarihi ile ilgilenmeye başladı.

Rusya Meclisinde mebuslara Müslüman halkların sorunları konusunda yardımcılık yaptı.

1917 Sovyet İhtilalinden Lenin, Troçki, Stalin’le görüştü.

Başkırtların geleceği konusunda müzakereler yürüttü.

Bolşeviklerle mücadele etti.

İran, Afganistan ve Avrupa’ya çıktı.

Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanriöver’in daveti ile 1925 yılında Türkiye’ye geldi.

Bir süre Ankara’da Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti üyeliği yaptı, daha sonra da İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesi Tarih muallimliğine getirildi. 1

932 yılında Türk Tarih Kongresindeki tebliği üzerine yapılan tartışmalardan sonra aynı yıl görevinden istifa edip, Viyana’ya gitti.

1935’te doktorasını tamamladı.

Bonn ve Göttingen Üniversitelerinde hocalık yaptı.

Eylül 1939’da Türkiye’ye döndü, vefatına kadar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi olarak çalıştı.

1970’te vefat etti.

Zeki Velidi Togan’ın hayatı, siyasi çalışmaları ve akademik çalışmaları konusunda;

  • Zeki Velidi TOGAN, Hatıralar, TDV Yay. Ankara, 2002
  • Tuncer BAYKARA, Zeki Velidi Togan, Ankara, 1989
  • Zeki Velidi TOGAN’a Armağan, TTK Yay. Ankara, 2010
  • Hüsnü ÖZLÜ, Afet İNAN’ın Cenevre Günleri ve Tarih Çalışmaları, ÇTTAD, X/22, İzmir, 2011

Türk Tarih Kongresi, Türk Tarihi Tezi konusunda;

  • Birinci Türk Tarih Kongresi, Konferanslar, Müzakere Zabıtları, TTK Yay. Ankara, 2010
  • Zeki Velidi TOGAN, Tarihte Usul, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1985
  • Nadir ÖZBEK, Zeki Velidi TOGAN ve Türk Tarih Tezi, Toplumsal Tarih C.8-45, İstanbul, 1997
  • Şefik Taylan AKMAN, Türk Tarih Tezi Bağlamında Erken Cumhuriyet Dönemi Resmi Tarih Yazımının İdeolojik ve Politik Karakteri, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi 1, Ankara, 2011
  • Nevzat KÖKEN, Cumhuriyet Dönemi Tarih Anlayışları ve Tarih Eğitimi (1923-1960) Yayınlamamış Doktora Tezi, SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta, 2002
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s