DEDE KORKUT —– ALINTIDIR

DEDE KORKUT

Korkut Ata

Korkut Ata (Dede Korkut), Oğuz Türklerinin eski destanlarında yüceltip kutsallaştırılmış; bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, kabile teşkilatını koruyan yarı-efsanevi bir bilgedir ve Türkler’in en eski destanı olan Dede Korkut Kitabı’ndaki hikayelerin anlatıcısı ozandır.[1]

Adı, tarihi kaynaklarda ve çeşitli Oğuz rivayetlerinde kimi zaman sadece “Korkut”, kimi zaman “Korkut Ata” olarak geçer; Batı Türkçesinde “Dede Korkut” olarak da anılır.[2]

Sirderya havzasında tespit edilmiş halk anlatıları onu bir baksı (Şaman) olarak tanıtırken yazılı kaynaklarda hükümdarlara vezirlik, müşavirlik yapmış bir Müslüman Türk velisi olarak tanıtılmıştır.[3]

Oğuzların İslâm’ı kabul edişlerinden önceki dönemlerin bir kâhini (kam, baksı) olduğu, İslamlaşma sürecinde kültürel değişime paralel olarak bir evliya kimliğine büründüğü düşünülür.[3]

Kazak ve Kırgız bahşılarının piri olarak da tanınmaktadır.

Bir söylenceye göre Kırgız şamanlarına kopuz çalmayı ve türkü söylemeyi öğretmiştir.[1] 

Hayatı

Halk rivayetlerine göre aydın, berrak gözlü dev kızından dünyaya gelen Dede Korkut’un[1] hayatı hakkında tarihi kaynaklardaki bilgiler birbirinden farklıdır.[1]

Korkut Ata’dan bahsedilen en eski tarihi kaynak İlhanlı veziri Reşidüddin’in Câmiü’t tevârih’idir.[2]

Tabip Reşidüddin’in 1305 yılında bir heyetle yazdığı bu ünlü kitapta dört Oğuz hükümdarının çağdaşı olarak Korkut’tan bahsedilir.

Bu esere göre Korkut, Bayat boyundan olup Kara Hoca’nın oğludur.

295 yıl yaşamıştır.

Oğuz sülalesinin dokuzuncu hükümdarı İnal Sır Yavkuy zamanında ortaya çıkmış; onuncu hükümdar Kayı İnal Han’ın ve ondan sonraki üç Oğuz hükümdarının müşavirliğini yapmıştır.[2]

Ebü’l-Hayr-ı Rûmî’nin kaleme aldığı ve Saru Saltuk’u konu alan Saltukname (1480)’ye göre Korkut Ata Osmanoğulları ile aynı soydandır.

Eserin ikinci ve üçüncü cildinde Osmanoğulları’nın soyu İshak peygamberin oğlu Ays nesline dayandırılmakta ve Korkut Ata soyundan oldukları belirtilmektedir.[4]

Tebrizli Bayatî Hasan b. Mahmut’un eseri olan Cam-ı Cem-Ayin (1481) adlı Osmanlı silsilenamesine göre Korkut Ata, 28. Oğuz Hanı Kara Han tarafından Medine’ye gönderilmiş; İslam peygamberi ile tanıştıktan sonra Oğuzlar’a İslamiyet’i öğretmekle görevlendirilen Selmanı Farisi ile birlikte dönmüştür.[5]

Aynı kaynakta onun Ürgenç Dede adlı bir oğlu olduğu kayıtlıdır.[3]

  1. yüzyılda kaleme alınan Velayet-name-i Hacı Bektaş-ı Veli’de Korkut Ata, Türk söylencelerinde Hanlar Han’ı olarak adı geçen Oğuz padişahı Bayındır Han ve onun beylerbeyi Kazan ile birlikte anılmıştır; bunların ölümüyle Oğuz cemaatinin dağıldığı söylenir.[1]

Ebul Gazi Bahadır Han’ın 1659-1660 yıllarında yazdığı Şecerei Terakime adlı eserine göre Korkut Ata, Kayı boyundandır,

Abbasiler devrinde yaşamıştır ve Oğuz ilinde çok sayılan bir devlet müşaviridir.[2]

Ecelden kaçması hakkında

Ebülgazi Bahadır Han’a göre 295 yıl, bir halk rivayetine göre 100 yıl yaşamış olan Dede Korkut’un ölümü hakkındaki rivayetler de çok çeşitlidir.

Kazaklar arasında yaygın olan menkıbeye göre yirmi yaşında iken rüyasında aklar giymiş bazı yaratıklar ona kırk yıl yaşayacağını haber vermiş, bunun üzerine Korkut ölümsüzlük istemeye karar vermiştir.

Karşılık beklemeden hastalara yaptığı yardımlar Allah katında makbule geçmiş ve bir gün uykuda iken Allah ona, “Ölümü kendin arzu etmedikçe ölmeyeceksin” demiştir.[1]

dede korkut ile ilgili görsel sonucu

Bir başka rivayete göre Korkut Ata uzun süre ölümden kaçmak istemiş ama nereye gitse “mezar arayan Korkut için” mezar kazan birilerini görmüştü.

Sonunda 300 yaşında iken kendisi için kazılan mezarlardan birinin yanında ölmüştür.[5]

Dede Korkut’un ölümden kaçma çabası, Sümerler’de Gılgamış Destanı’nda Gılgamış’ın ölümsüzlüğe ulaşma uğraşları ile anlatılan ölümsüzlük arayışının bir uzantısı olarak düşünülebilir.

Mezarı hakkında

Azerbaycan’da ve Anadolu’da Dede Korkut’a ait olduğu iddia edilen kimi mezarlar vardır.

1638 yılında Alman imparatorunun Moskova ve İran elçisi Adam Olearius, Dede Korkut’un Demirkapı – Derbent şehri yakınlarında “İmam Korkut” adlı bir İslam velisinin mezarını gördüğünü anlatmıştır.[5]

İran ve Dağıstan Tatarları arasındaki sınırı belirleyen küçük bir ırmağın kenarında bulunan mezar, kaya içine oyulmuş büyük bir mağara şeklinde olup tabutu dört tahtadan yapılmıştı.[1]

Olearius’un yerlilerden dinleyip aktardığı söylenceye göre kopuz çalıp şiirler söyleyen bu İslam velisi, peygamberin yakınlarındandı ve onun ölümünden sonra 300 yıl daha yaşamıştı; putperest Lezgiller’i İslam’a davet için gittiği sırada öldürülmüştü.

Evliya Çelebi Seyahatname’de, 1647’de Demir Kapu’da gördüğü ziyaretgâhın Dede Korkut’a ait olduğunu yazar.

Olearius’un bahsettiği mezarı aramaya sonradan Rus doğubilimci Wilhelm Barthold da gitmiş fakat bulamamıştır.

Mezarın zamanla kaybolduğu düşünülür.[5]

Evliye Çelebi 1655’te gördüğü Ahlat’tan bahsederken de “Ahlat’ta yatanlardan birisi de Korkut Han’dır” şeklinde bahseder.[5]

dede korkut ile ilgili görsel sonucu

Sirderya havzasında yaşayan Kırgız, Kazak, Karakalpak ve Türkmenler tarafından ziyaret edilen ve Korkut Ata’nın kabri olarak bilinen bir mezar daha vardır.

Kalinski ile Kızılorda arasında Sirderya nehrinin Aral gölüne yakın bir yerinde sahilde bulunmaktadır[3]

Bayburt’un güney doğusundaki Masat köyünün hemen çıkışında halk arasında Ali Baba Türbesi denen Türkmen türbesinin Dede Korkut’a ait olduğu iddia edilir.

Bu tez, şair Orhan Şaik Gökyay tarafından ortaya atılmıştır.

orhan şaik gökyay ile ilgili görsel sonucu

Kişiliği

Dede Korkut’un kişiliği hakkındaki bilgiler halk efsanelerinden, Dede Korkut Kitabı’ndan ve Oğuzların tarihi ile ilgili bilgi veren yazılı kaynaklardan gelir.

Dede Korkut Kitabı’na göre destanın anlatıcısı ozan, Oğuzların Bayat boyundan olup İslam peygamberi Muhammed’in yaşadığı zamana yakın bir dönemde yaşamış Müslümandır; kalp gözü açık; hikmetli sözler sahibi bilge bir ozandır; Oğuz beylerinin ve halkın töresini, geçmişini bilen, halkın her müşkülünü halleden geleneksel bir eğitici, yol gösterici ve akıl hocasıdır.[3]

Köklerinin ozan/baksı geleneğine dayandığı, sıradan insan olmayıp Tanrı tarafından seçilmiş olduğu, söylediklerinin kendi duygu ve düşüncelerinden ziyade Hak Teala’nın ilham etmesiyle ortaya çıktığı anlaşılır.[6]

Tarihî kaynaklarda Dede Korkut’un şahsiyeti hakkında verilen bilgiler büyük ölçüde Kitabı Dede Korkut’taki bu bilgilerle örtüşür.[3]

Korkut Ata’nın birçok Oğuz hükümdarına vezirlik, müşavirlik yaptığı, bazı beylerin çocuklarına ad verdiği aktarılır.

Hem geçmişte hem de gelecekte olacakları bilen, Türkler arasında büyük bir üne sahip bir olarak tanıtılır; velilik özelliği öne çıkartılır.

İlgili resim

Halk anlatılarında Korkut Ata eşsiz bir halk şairi, kopuz ve dombranın mucidi olarak tanıtılmıştır.

Kopuz çalmak ve şamanlık yapmak için kendisinin Ata ruhlar tarafından görevlendirildiğine inanılır.

Karakalpakistan’da derlenmiş bir efsane onun kopuzun nasıl yapılacağına olağanüstü varlıklardan öğrenmiştir.[3]

Bir başka söylenceye göre hızlı koşan devesine binerek halkının sonsuza dek yaşayacağı cennet gibi bir mekan arayan Ata Korkut, “ölümsüz hiçbir şey yokmuş” fikrine gelmiş ve sonsuz hayatı kopuzun ezgilerinde aramaya başlamış; nesilden nesile geçen kıymetli sözler ve ezgiler üretmiştir.

Şiir ve ezginin atası kabul edilir.

Söylencelerde Korkut Ata’nın doğaüstü güçleri öne çıkarılmıştır.

Kendisinden “Ölü dersem ölü değil, diri dersem diri değil” sözleriyle bahsedilir

Tüm hayvanların ve özellikle de kuşların dilini bildiği anlatılır.

Ayrıca kendisinin “Tuman” adını verdiği bir yiğit de tüm kuşların dilini bilir.

 Azerbaycan Türkleri arasındaki yaygın bir inanışa göre, dünyadaki her şeyin adını Korkut Ata koymuştur.

Yiğitlere de ad vermiştir.

Etimoloji

Korkut sözcüğü (Kor/Gor) kökünden türemiştir.

Çok büyük, ulu, heybetli, korku veren demektir.

Ayrıca korkutucu düş anlamında da kullanılır.

Kelime kökünde kor, korumak, korkutmak, koramak (yanmak) gibi anlamları vardır.

Dipnotlar

Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 9

Muharrem Ergin, Türk Edebiyatı’nın Paha Biçilemeyen Mücevheri: Dede Korkut, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği web sitesi, 09.03.2012

Hasan Özdemir, Dede Korkut’un Kişiliği ile İlgili Efsaneler, Türkoloji Dergisi Cilt: 16 Sayı: 2

 Şükrü Haluk Akalın, Kitabı Dede Korkut ve Anadolu Türk Destanlarından Saltukname, Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti Milletler Arası dede Korkut Şenlikleri, 7-9 Nisan 2000, Bakü

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı Üzerinde II, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 8, 1997

 Cengiz Gökşen, Dede Korkut Hikayelerindeki Ozan Tipi Bağlamında Kars Âşıklık Geleneği, Turkish Studies, Cilt 6/4 Sonbahar 2011

Ayrıca bakınız

Dede Korkut Kitabı

Dede Korkut Hikayeleri Özeti

1- DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN

Toy edilirken Karatağ’a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur ve Bayındır Han’ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından “Boğaç Han” olarak adlandırılır, bey olur.

Dirse Han’ın 40 yiğidi, oğlanı babasına kötüler.

Babası avda oğlunu oklar.

Annesinin sütü ve kırçiçeği oğlanın yarasına derman olur.

Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır.

Dirse Han oğluna taht verir.

2- SALUR KAZANIN EVİNİN YAĞMALANMASI

Salur Kazan, oğlu Uruz Han’ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz’u bırakmasına rağmen düşman gelir.

Eşini, gelinini ve oğlunu esir alır.

Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider.

On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir.

Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.

3- KAM BÜRE BEY OĞLU BAMSİ BEYREK

Bayındır Han’ın Oğuzları topladığı sohbete tüm beylerin oğullarıyla gelmesi üzerine, Büre Bey üzülür.

Oğuz beyleri, Büre Bey için bir oğul, Bican Bey’e de doğacak oğlana vermesi için bir kız dilerler.

Doğan oğlan büyüdükten sonra kendisine hediye getiren bezirgânları kafirlerden kurtarır ve “Bamsı Beyrek” adını alır.

Banı Çiçekle evleneceği gece kafirler düğünü basarak Bamsı’yı esir alır.

Banı Çiçek’in abisi Deli Karçar’a Yalancı oğlu Yaltacık’ın kanlı bir gömlek getirip “Bamsı öldü.” demesiyle Banı Çiçek Yaltacık’a verilir.

Düğün gecesi esir bulunduğu kaleden, Tekürün kızının yardımıyla kaçan Bamsı, yaşadığını Banı Çiçek’e bildirir.

Sonra düğün yapılır.

4- KAZAN BEYİN OĞLU URUZ BEYİN TUTSAK OLMASI HİKÂYESİ

Kazan Bey, oğlunun henüz bir kan akıtıp, baş kesip isim sahibi olamayışına üzüldüğünü bildirir. Oğlu da babasından nasıl savaş edildiğini, kan döküldüğünü kendisine öğretmesini ister.

Kazan Han bunun üzerine oğlunu ava çıkarır, bu sırada düşman gelir ve Kazan Han savaşmaya başlar.

Oğluna sadece izlemesini söylemesine rağmen oğlan babasına fark ettirmeden savaşır.

Babası, oğlunu bulamaz; evde de göremeyince düşmanla savaşılan yere gelir.

Oğlunun kılıcını görünce onun esir düştüğünü anlar.

Düşmanla tek başına savaşa giden Kazan Bey, yenilir.

Bunun üzerine Boyu Uzun Burla Hatun kırk kızla ve diğer Oğuz beyleriyle kafirleri yener.

Oğuzlar yurtlarına dönerler.

5- KOCA DUHA OĞLU DELİ DUMRUL HİKÂYESİ

5- koca duha oğlu deli dumrul hikâyesi ile ilgili görsel sonucu

Duha Koca oğlu Deli Dumrul, bir kuru çayın üstüne köprü diker, geçenden de geçmeyenden de akçe alır.

Bunun sebebini de erliğinin, yiğitliğinin yayılması olarak açıklar.

Köprü üstünde birinin ölmesi üzerine Deli Dumrul, bu yiğidin canını alan Azrail’in gelip kendisiyle savaşmasını ister.

https://youtu.be/mQrSrKVSLWM?t=19

Bu başkaldırı üzerine Allah, Azrail’i Deli Dumrul’un canını alması için yollar.

Deli Dumrul, Azrail’i bir türlü yakalayamaz ve Allah’ın birliğine iman eder.

Bir can getirmesi şartıyla canı bağışlanacak olur.

Annesi de babası da can vermeyi kabul etmez.

Artık öleceğine inanan Deli Dumrul, karısıyla helalleşmeye gider.

Karısının kendisine canını vermesini istemesi üzerine Allah’a “Ya ikimizin canını de canını al ya ikimizi de yaşat.” der.

Allah ikisine de 140’ar yıl ömür verir.

Annesi ve babasının da canını alır.

6- KANLI KOCA OĞLU KAN TURALI HİKÂYESİ

Kanlı Koca adında bir Oğuz eri kahraman oğlu Kan Turalı’ya onu evlendirmek istediğini söyler.

Ancak oğlan, aradığı kadar kahraman, gözü pek bir kız bulamaz.

Babası arar ve Trabzon Tekfurunun kızının tam oğlunun istediği gibi bir kız olduğuna kanaat getirir.

Bir aslanı, bir boğayı ve bir deveyi öldürmek şartıyla verilecek olan kızı, Kan Turalı bu şartları gerçekleştirerek alır.

Evlendikleri gece kafirlerin saldırısına uğrar ve savaşırlar.

Savaş devam ederken Selcen Hatun eşini arar, bulamaz.

Bulduğu yerde de yardım eder.

Selcen Hatun’un düşmanı yendiği için övüneceğini düşünen Kan Turalı, Selcen’i öldürmeye karar verir.

Ok çekerler; ancak Selcen, okunun başındaki demiri çıkartmıştır.

Selcen’i böylece deneyen Kan Turalı ve Selcen, yurtlarına dönerler.

7- KAZILIK KOCA OĞLU YİĞENEK HİKÂYESİ

İlgili resim

Bayındır Han’ın İç Oğuz beylerini sohbete çağırdığı bir gün, aralarından Kazılık Koca denilen bir bey Bayındır Han’dan akın ister.

İzin alınır, Kazılık Koca yararlı ihtiyarlarla birlikte Karadeniz kenarındaki bir kaleye gider. Kalenin Tekfuru Kazılık Koca’yı aklar ve esir alır.

16 yıl esir kalan Kazılık Koca’nın 16 yaşına gelmiş olan oğlu Bayındır Han’a giderek babasını kurtarmaya gideceğini söyler.

Yanına 24 sancak beyini de alır.

Yola çıkmadan gördüğü rüyada Dede Korkut’tan öğütler alan Yiğenek, Allah’a sığınıp dualar ederek Tekfuru yener.

Babasını kurtarır.

8- BASAT’IN TEPEGÖZÜ ÖLDÜRMESİ HİKÂYESİ

Basat, Uruz Bey’in Oğuzlar’ın göçü sırasında düşürülüp bir aslan tarafından büyütülen oğludur.

Uruz’un çobanı Oğuzlar’ın yaylaya göç ettikleri sırada bir peri kızıyla çiftleşir.

Peri kızı, bunun acısını Tepegöz’ü (çobandan olan çocuğu) Oğuzlar’ın içine salarak çıkarır.

Tepegöz, çocukların kulaklarını, burunlarını yer; adamları yiyerek öldürür.

Basat’ın kardeşi Kıyan Selçuk da Tepegöz yüzünden ölmüştür.

Basat gider ve kardeşi uğruna Tepegöz ile savaşır.

Önce gözünü yok eder; sonra da öldürür.

9- BEGİL OĞLU EMREN’İN HİKÂYESİ

Bayındır Han, Gürcistan’dan haraç olarak bir kılıç, bir çomak, bir at geldiğini görünce kızar.

Bunları yiğitlere, boylara veremeyeceğini söyler.

Dede Korkut, bu üç haracın da bir yiğide verilmesi yönünde akıl verir.

Begil Yiğit, bunları kabul eder.

Haraçları alan Begil Yiğit, Gürcistan sınırına yerleşir.

Oğuz’a geldiğinde Kazan Bey’in Begil Yiğide avda hünerli olduğunu; ancak bu hünerin ata bağlı olduğunu söylemesi üzerine darılır.

Oğuzlara başkaldırışından onu ancak karısı döndürür ve ava çıkmasını söyler.

Av sırasında sağ uyluğunu kıran Begil, bunu bir süre saklar.

Açıklaması üzerine Tekfur bunu duyar ve Oğuz üstüne yürür.

Begil oğlu Emren direnir.

Allah ona kırk er gücü verir, böylece kafirler yenilir.

10- UŞUN KOCA OĞLU SEĞREK HİKÂYESİ

Uşun Koca adında birinin Eğrek ve Seğrek adında iki oğlu vardır.

Eğrek, bir gün beyleri çiğneyip Kazan Bey’in karşısına gelir, oturur.

Ters Uzamış adında bir bey ona baş kesmediğini, kan dökmediğini, aç doyurmadığını, burada ne aradığını sorar.

Eğrek, baş kesmenin, kan dökmenin hüner olduğunu öğrenince Kazan Han’dan akın diler.

Kazan Han, kabul eder; üç yüzer verip gönderir. Bu akın sırasında esir düşer.

Kardeşi Seğrek, onu kurtarmaya gider.

Kafirler, Eğrek kardeşini tanımadığı için bir tuzak kurmak isterler.

Seğrek’in bir deli olduğunu, yoldan geçenlerin ekmeğine el uzattığını, bunun üstüne yürürse onu serbest bırakacaklarını söylerler.

Eğrek gidince bu kişinin kardeşi olduğunu öğrenir.

Kafirleri yenerler.

Yurtlarına dönerler.

11- SALUR KAZANIN TUTSAK OLUP OĞLU URUZUN ÇIKARDIĞI HİKÂYESİ:

Trabzon Tekfuru Salur Kazana bir şahin gönderir.

Salur Kazan Şahincibaşına haber vererek ava çıkacağını söyler.

Av sırasında şahin, Taman’ın Kalesine iner. Şahinin arkasından gittiği sırada Salur Kazan’ın uykusu gelir, 7 gün uyur.

Taman, Salur Kazan’ın Oğuz beyi olduğunu öğrenince onu esir alır.

Taman’ın eşinin isteği üzerine esir edildiği kuyudan çıkarılan Salur Kazan’dan kafirleri övmesi istenir, ama o övmez.

Kardeşi ve oğlu olduğu için de öldürülemez.

Oğlu Uruz, Salur Kazan’ı kurtarmaya gelir. Kazan ile oğlu savaştırılır ve Uruz babasını yaralar.

Tam bu sırada Kazan Bey Uruz’a babası olduğunu açıklar.

Uruz, babasının elini öper, yurtlarına dönerler.

12- İÇ OĞUZ DIŞ OĞUZ ASİ OLUP BEYREK’İN ÖLDÜĞÜ HİKÂYESİ:

12- İÇ OĞUZ DIŞ OĞUZ ASİ OLUP BEYREK'İN ÖLDÜĞÜ HİKÂYESİ: ile ilgili görsel sonucu

Kazan 3 yılda bir İç ve Dış Oğuz beylerini toplar, helalini alır, nesi var nesi yoksa yağmalatırdı.

Yine Kazan’ın evini yağmalattığı bir zaman Dış Oğuz beyleri gelmez, İç Oğuz beyleri yağma eder.

Bunun üzerine Dış Oğuz beyleri Kazan’a düşman olur.

Kılbaş adında bir bey Dış Oğuz beylerinden Aruz’un evine gider ve Dış Oğuz beylerinin Kazan Han’a kin beslediğini öğrenir.

Kılbaş gittikten sonra Dış Oğuz beyleri yemin eder, Beyrek’in bu yemine katılmasını yoksa öldürüleceğini söylerler.

Beyrek, kabul etmez, ancak Dış Oğuz beyleri de Beyrek’e kıyamaz.

Aruz Bey, Beyrek’in sağ uyluğunu keser.

Beyrek öleceğini anlayınca Kazan Han’a kanını yerde bırakmamasını vasiyet eder.

Kazan Bey bunun üzerine İç Oğuz beylerini toplayarak Aruz’un evini yağmalar, kendisini öldürür.

Kazan, Dış Oğuz beylerini affeder…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s