MİMAR SİNAN —– ALINTIDIR

MİMAR SİNAN

Kişisel bilgiler

Doğum 29 Mayıs 1489

Ağırnas.

Ölüm    17 Temmuz 1588 (99 yaşında)

İstanbul.

Vatandaşlık     Osmanlı İmparatorluğu

Çalışma ve başarıları

Mimarlık tarzı Osmanlı mimarisi

Ünlü yapıtları   •Selimiye Camii

  • Süleymaniye Camii

Anıtların restorasyonu      Ayasofya

Wikimedia Commons’ta Mimar Sinan

Mimar Sinan veya Koca Mi’mâr Sinân Âğâ (Sinaneddin Yusuf – Abdulmennan oğlu Sinan[1]) (Osmanlı Türkçesi: قوجه معمار سنان آغا), (d. 29 Mayıs 1489, Ağırnas – ö. 17 Temmuz 1588, İstanbul) Osmanlı baş mimarı ve inşaat mühendisi.

Osmanlı padişahları I. Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde baş mimar olarak görev yapan[2] Mimar Sinan, yapıtlarıyla geçmişte ve günümüzde dünyaca tanınmıştır.

Başyapıtı, “ustalık eserim” dediği Selimiye Camisi’dir.[3]

Hayatı

Sinan’ın inşa ettiği ilk büyük cami olan Şehzade Camii’nde mekân ortadaki tam kubbeyi çevreleyen dört yarım kubbe ile dört yöne doğru genişler.

Mimar Sinan

Ayasofya’nın büyük kubbesini destekleyen payandaların hantal görünümünün yerini Süleymaniye Camisi’nde kubbeler şelalesi almıştır.

Ağırlık en yukarıdan aşağıya kadar kademe kademe aktarılırken yapı bir piramit gibi öne çıkar.

Sinan’ın inşa ettiği en büyük kubbe olan Selimiye Camisi kubbesi, sekiz dayanaklı cami tipolojisinin vardığı son nokta olarak değerlendirilir.

Kubbeyi çevreleyen dört minare de kubbenin anıtsallığını destekler.

Süleymanname’de yer alan ve Mimar Sinan’ı Kanuni’nin türbesinin inşaatının başında, elinde mimarların kullandığı ölçü aleti zira ile gösteren minyatürden alıntı

Edirnekapı Mihrimah Sultan Cami’sinin yarım kubbelerle desteklenmeyen kubbesini, duvarlarının içine gizlenmiş olan dört fil ayağı taşır ve bunların uzantısı olan ağırlık kuleleri kubbeyi çevreler.

Bu sayede duvarlar, içeriyi ışıkla doldurmak için açılmış çok sayıda pencereye kavuşur.

Kökeni ve devşirilmesi

Sinaneddin Yusuf, Kayseri’nin Agrianos[4](bugün Ağırnas) köyünde Türk,[5] Ermeni[6][7][8][9] veya Rum[10][11][12][13][14] olarak doğmuştur. 1511’de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a gelmiş yeniçeri ocağına alınmıştır.[15]

“Bu değersiz kul, Sultan Selim Han’ın saltanat bahçesinin devşirmesi olup, Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı.

Acemi oğlanlar arasından sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim.

Ustamın eli altında, tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek, görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum.

Bir zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum.

Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım.

İstanbul’a dönerek zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım “

—  Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye[15]

Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu.

Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi.

Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı.

Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde suyolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi.

Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı.

Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu.

1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.

1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.

Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı.

Aynı sene başmimarlığa yükseldi.

Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi.

İstanbul’da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camisi’nin ustası Mimar Hayrettin ile tanıştı.

Bazı Eserleri

Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir.

Bunlar Halep’te Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.

Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, O’nun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir.

Bunların ilki, Şehzadebaşı Camisi ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir.

Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nispetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur.

Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camisi, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.

Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camisi ve Külliyesi, Fatih’ten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir.

Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir.

31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur.

Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.

Sinan bu caminin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.

Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklit etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir.

Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir.

Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır.

Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi.

Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescit, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

Depreme Dayanıklı Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.

Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.

Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir.

Yine yapıların yer seçimi de ilginç.

Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.

Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.

Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür.

Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış.

Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır.

Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Sinan’ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar’ın söyledikleri:

“Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım.

Sinan’ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil.

Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş.

Çünkü yapıyı her şeyi ile bir bütün olarak ele almış.

Bütün ölçülerini ebcet hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış.

Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış.

Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş.

Bugünün teknolojisi bile Sinan’ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor.

Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok.

Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.

MİMAR SİNAN TÜRBESİ

Süleymaniye Camisi’nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır.

Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir.

Sebilin arkasındaki ufak mezarlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan’ın mezarı bulunmaktadır.

Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir.

Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir.

Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür.

Kaynaklar: 1- Mustafa Kazı Bilişim ve Teknoloji Uzmanı

HAYATI

MİMAR SİNAN (1490-1588)

Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu.

Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi.

Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı.

Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi.

Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı.

1514’te Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı.

Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu.

1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesinden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.

1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi Muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.

Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut nehri üzerine onüç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı.

Aynı sene başmimarlığa yükseldi.

Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi.

İstanbul’da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.

Bazı Eserleri

Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir.

Bunlar Halep’te Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.

Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, O’nun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir.

Bunların ilki, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir.

Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nispetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur.

Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.

Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatih’ten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir.

Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir.

31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur.

Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.

Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.

Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklit etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir.

Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir.

Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır.

 Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi.

Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescit, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 suyolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

Depreme Dayanıklı Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.

Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.

Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir.

Yine yapıların yer seçimi de ilginç.

Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.

Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.

Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür.

Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış.

Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır.

Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Sinan’ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar’ın söyledikleri:

“Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım.

Sinan’ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil.

Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş.

Çünkü yapıyı her şeyi ile bir bütün olarak ele almış.

Bütün ölçülerini ebcet hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış.

Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış.

İlmini din ile bütünleştirip mükemmel eserler ortaya koymuş.

Örneğin Sinan Kur’an-ı Kerim’de geçen “Biz dağları yeryüzüne çivi gibi gömdük…” ayetinden etkilenerek yapılarının yer altındaki kısmını ona göre inşa etmiş.

Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş.

Bugünün teknolojisi bile Sinan’ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor.

Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok.

Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.

MİMAR SİNAN TÜRBESİ

Süleymaniye Camii’nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir.

Sebilin arkasındaki ufak mezarlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan’ın mezarı bulunmaktadır.

Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir.

Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir.

Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür.

Kaynaklar: 1- Mustafa Kazı Bilişim ve Teknoloji Uzmanı

Eserleri

Ana madde: Mimar Sinan’ın eserleri

Mimar Sinan 81 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser yapmıştır.[16] Ayrıca, Edirne ilindeki Selimiye Camisi Dünya Kültür Mirası listesindedir.

Popüler kültürde yeri

2003 yapımı Hürrem Sultan dizisinde Mehmet Çerezcioğlu tarafından canlandırıldı.

2011 yapımı Muhteşem Yüzyıl dizisinde birkaç bölüm Gürkan Uygun tarafından canlandırılmıştır.

Notlar

 Baba adı Abdulmennan değildir.

Osmanlı döneminde devşirmeler ve din değiştirip Müslümanlığa geçenler baba adı olarak “Allah’ın kulu” anlamında Abdullah, Abdurrahman, Abdulmennan isimlerinden birini alırdı

 Diriöz, Haydar Ali (1980,) (Türkçe). ‘Sinan’,. C. XXIX. Ankara. s. s. 55.

 “Selimiye Camisi”. Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı. Erişim tarihi: 18 Nisan.

 1573 yılında Kıbrıs fethedilince Kayseri halkı Kıbrıs’a sürülmesi ferman olunmuş fakat II. Selim, Akdağ kadısına Agrianos ve diğer köylerde oturan Mimar Baş’ının akrabalarını Kıbrıs’a sürülmek için deftere yazılmış olsalar dahi defterden çıkarınız hükmünü yollamıştır.

Bu hüküm Sinan’ın bu köyde doğduğunun en büyük kanıtıdır [1]

 “Sinan, an Armenian architect”: Chisholm, Hugh. The Encyclopaedia Britannica; A Dictionary of Arts, Sciences, Literature and General Information. 1910, page 426.

 “Sinan, born an Armenian Christian”: Peters, Ralph. Beyond Baghdad. 2005, page 82.

 “Although Turks today bridle at the suggestion, Sinan was probably an Armenian.”: Muller, Herbert. The Loom of History. 1958, page 305.

 “the son of Greek or Armenian Christian parents”: Ayliffe, Rosie. The Rough Guide to Turkey. 2003, page 145.

 Encyclopædia Britannica “Sinan” maddesi

 Byzantium and the Magyars, Gyula Moravcsik, Samuel R. Rosenbaum p. 28

 Talbot Hamlin, Architecture Through the Ages, University of Michigan, p. 208

 Mimar Sinan 16th

 Sinan’ın kökeni İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre Rum’dur. Konyalı Rumların Agrianosu bırakmadan önce Taşçıoğlu isimli bir Rum ailesinin Sinan’ın kendi ailesinden geldiğini söylediğini anlatır. Sinan’ın köyüne ilişkin belgeler içinde 1584’te yapılan tahrirde köydeki 189 vergi mükellefinin sadece beşinin Müslüman olduğunu Sinan’ın Kıbrıs’a sürülmesini engellediği Düvenci adını taşıyan 9 Hıristiyan adının bu tahrirde olduğunu saptar

 Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye (Yapılar Kitabı)(Mimar Sinan’ın Anıları) -Sinan’ın kendi anlatımıyla Sai Mustafa Çelebi yazmıştır TBMM kütüphanesi Bibliografik kayıt (no: 269170).

 Haydar Ali Diriöz, a.g.e, s. 59-65.

Dış bağlantılar

Britannica’da Sinan maddesi (İngilizce)

Mimar Sinan: Eserleri ve hayatını konu alan site

Mimar Sinan: Hayatı Eserleri ve Çalışmaları

Turgut Cansever, Mimar Sinan Albaraka Türk Y., İstanbul 2009

Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan, Princeton University Press, 2009. (İngilizce)

Reha Günay, Mimar Sinan, YKY, İstanbul 2005.

Sai Mustafa Çelebi, (haz.:Develi, Samih Rifat) Yapılar Kitabı (Tezkiretül Bünyan ve Tezkiretül Ebniye, Mimar Sinan’ın Anıları, tıpkıbasım, çevriyazı, eleştirel basım Hayati , Koçbank Y., İstanbul 2002.

Doğan Kuban, Çağlar Boyunca Türkiye Sanatının Anahatları, YKY, İstanbul 2004.

Kadir Mısıroğlu, Mimar Koca Sinan, Sebil Yayınevi, İstanbul 2011.

MİMAR SİNAN BİYOGRAFİSİ

Mimar Sinan, Koca Sinan diye de anılan, Kanuni Sultan Süleyman dahil üç büyük Osmanlı padişahı döneminde yaşamış, dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarından.

 Mimar Sinan, 1490’da, Kayseri’nin Ağırnas köyünde dünyaya geldi.

22 yaşında, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında başlatılan ve Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama nedeniyle İstanbul’a gelişinin ardından, orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı’na giren ve dülgerliği öğrenen Sinan, burada, yapı işlerinde de görev alırken, çağın önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını da elde etti.

1514’te Çaldıran Savaşı ve 1516 – 1520 arasında yapılan Mısır seferlerinden sonra, İstanbul’a dönüşünün ardından Yeniçeri Ocağı’na alınan Sinan, Kanuni döneminde, 1521’de katıldığı Belgrad, 1522’deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi.

1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529’da Viyana, 1529 – 1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı.

Son Bağdat seferinde, Van Gölü’nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a haseki unvanını getirdi.

1536’da Pulya seferlerinin ardından çıkılan, 1538 yılındaki Moldova seferinde, Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekerek, Yüksek Dergah Mimarları Başkanı olan ve 1539’da, Mimar Acem Ali’nin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı olan Sinan, ölümüne kadar, güncel devlet sisteminde bayındırlık bakanlığı adını almış bu görevi sürdürdü.

Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamaya yönelik kollarda çeşitli görevler üstlenen ve bu çalışmalarıyla öne çıkan Sinan, katıldığı yapım ve onarım çalışmalarıyla ve orduyla birlikte sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari yapılarla kendini eğitti.

Osmanlı’nın en güçlü çağında yaşayan ve Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişah döneminde mimarbaşılık eden Mimar Sinan, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında en büyük rolün sahibiydi.

Elli yıla yakın süreyi kapsayan, Osmanlı Devleti’nde yaptığı mimarlık görevi boyunca, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle, zirveye taşıdığı Osmanlı – Türk mimarlığının bireşim sürecini tamamlayarak, arayış aşamasından, klasik döneme geçiren ve hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde oldu.

Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı – Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkaran Mimar Sinan, birçoğu İstanbul’da olan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam ve kaydı olmayanlarla beraber, üç yüz elliyi aşkın yapının baş mimarlığını üstlendi.

Yeniçeri ordusunda bir asker olarak değil, istihkam işlerinin idare ve tasarımından sorumlu olarak görev yapan Mimar Sinan’ın ilk yapıtı, 1536 – 1537 arasında yaptığı, Halep’teki Hüsreviye Camisi’dir.

İstanbul’daki ilk yapıtı 1539’da inşa edilen Haseki Külliyesi olan Sinan’ın, mimarbaşı olduktan sonraki ilk büyük ve önemli yapıtı ise, 1543 – 1548 seneleri arasında yapılan, kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak tanımladığı dönemde yaptığı, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülü olan, içerde daha aydınlık bir mekan yaratmanın amaçlandığı ve dış görünümün kitlesel etkisi azaltılan, İstanbul’daki Şehzade Mehmet Camisi’dir.

Daha Sonra yaptığı, Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camisi’nde, yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekan elde etmeyi deneyen Sinan’ın, kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı, Osmanlı – Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camisi ve Külliyesi’nin yapımında, İstanbul’daki Bayezid Camisi’nde kullanılan taşıyıcı sistem tekrarlanarak, dört ayak üstüne oturan kubbe, mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

Süleymaniye, Ayasofya ile ortaya çıkan strüktür sorununun, Sinan tarafından ikinci kez ele alınışıdır.

Darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan’ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenleme ve Türkler’in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneği kabul edilen Süleymaniye’de, kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler.

Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu ve İstanbul’un Haliç’e bakan tepelerinden birinde yer alan bu yapı, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alındı ve yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek, Sinan’ın mimarlığının yanı sıra, organizasyon ve örgütlemedeki becerisini de açığa çıkardı.

Sinan, ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği, Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıt olan Selimiye Camisi’nde, İstanbul’daki Rüstem Paşa Camisi’nde çözmeye kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma sorunu tekrar ele alarak uyguladı.

31 metreyi geçen çapıyla, en büyük kubbesini inşa eden Sinan’ın, Külliye’nin öteki yapılarını camiye göre arka planda tuttuğu Selimiye, strüktür mekân oluşumu, oranları ve süslemeleriyle Osmanlı’nın en önemli mimari yapılarının başında gelir.

1557’de tamamladığı ve kendisine “Koca” unvanını getiren, Süleymaniye Camisi, Mimar Sinan’ın başyapıtıdır.

Sultan III. Murat döneminde Mekke’nin onarımı için Hicaz’a gönderilen Sinan, 1573’te tamamladığı, Kasımpaşa’daki Kaptanıderya Piyale Paşa Camisi’nde eski Ulucamilerin planına dönüş yaparak, kuruluş döneminin özellikleriyle, uzun mimarlık hayatı süresince edindiği deneyimlerin sentezini uyguladı.

Birçok eski yapının onarımı ve restorasyonunda da görev alan Mimar Sinan, bütün yaşamı boyunca, İstanbul, Edirne, Ankara, Kayseri, Erzurum, Manisa, Bolu, Çorum, Lüleburgaz, Kütahya, Gebze, Babaeski, Çorlu, Bolvadin, vb. Anadolu kentleriyle, Halep, Şam, Sofya, Hersek, Budin, Rusçuk gibi, imparatorluğun her yanına dağılmış topraklarda suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler, medreseler yaptı.

Bu yapıların bazılarının inşasında bizzat kendisi bulunmasa da, öğrencilerini ya da kendine bağlı mimarlar grubunu görevlendirirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile Sofya’da yapılmıştır. 1903 yılında Bulgarlar tarafından kiliseye çevrilmiştir.

Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştıran Sinan’ın türbeleri, bu denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü düşünce tarzını yansıtır.

Sinan’ın yapılarının, yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmayan, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelen ve böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilen Sinan’ın yapıları, mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da öneme sahiptir.

Bu tarzıyla, “ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran, dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı” şeklinde anılan Sinan’ın yapılarının çoğunun, 400 sene sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

Mimar Sinan’ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa, Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa, Muslihittin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür.

İstanbul’un su sorununu çözmekle görevlendirilen Sinan’ın mühendis yanı su yolları ve köprüleri yaparken ortaya çıktı.

Bentleri, tünelleri, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla, uzunluğu 50 kilometreyi aşan ve Kırkçeşme adıyla anılan su yapılar inşa eden Sinan, bu yapıların bazılarında zamanın mühendislik bilgilerini de aşan çeşitli tasarımlara imza attı.

Yapım yöntemlerinin, yapı malzemeleri ve yerel – iklimsel koşullarla uyum içinde olduğu Mimar Sinan döneminde, ortaya çıkan biçimler, toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüştü ve mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir birleşime götürme yolundaki çalışmaları, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkileyerek, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici oldu.

Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerine kıyasla daha rasyonel ve ölçülü olan, gerçekçiliğe, sade ve net anlatıma dayanan Osmanlı klâsik mimarisi, kendine güvenen, yetenekli ve deneyimli bir mimar olan Sinan’la zirveye çıktı ve 50 yılda oluşan bu tarz, Osmanlı’nın siyasal ve ekonomik gücünün dorukta olduğu dönemi ile aynı zaman diliminde, Mimar Sinan’ın dehasıyla özgün ve üniversal bir ifadeye kavuşarak, hayat buldu.

Hünkâr, paşalar ve özellikle saraya damat olan zengin vezirler tarafından, siyasal gücün aracı olarak kullanılan anıtsal mimari desteklenmesiyle, Mimar Sinan’a bağlı olan Hassa Mimarları Ocağı, devletten her türlü yardımı görerek, rahat bir ortamda çalışma olanağı buldu ve anıtsal yapılar çok kısa süreler içinde inşa edilebildi.

O dönemin Avrupası’nda, Roma’da inşası 160 yıl süren San Pietro Katedrali ve Londra’da, Sir Christopher Wren tarafından, 40 yılda tamamlanabilen St. Pauls Katedrali göz önünde bulundurulduğunda, Sinan’ın, İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’ni 7, Edirne’deki Selimiye Camisi’ni de 6 yılda tamamlamış olması, 16. Yüzyıl Osmanlı mimarlık ve yapı kurumlarının hızlı ve verimini kanıtlar.

17 Temmuz 1588’de İstanbul’da öldüğünde ardından yüzlerce mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir.

Mustafa Kemal Atatürk, yapılarının etkisi ölümünden sonra da süren ve her dönemde saygınlığını koruyan Mimar Sinan’ın, bilimsel olarak araştırılmasını ve bir heykelinin yapılmasını istedi.

1982’de, daha sonradan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olmak üzere oluşturulan üniversiteye onun adı verildi.

Kaynak: Biyografi.info

Darülkurra: Ortaçağ İslam ülkelerinde, Kur’an okuma yöntemlerini (tecvidi) öğreten medrese bölümüdür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s