İYİ FOTOĞRAF NASIL OLMALI? —– ALINTIDIR

İYİ FOTOĞRAF NASIL OLMALI?

Ömer Demirbilek 

İyi bir fotoğrafta bulunması gereken üç önemli öğe vardır.

  • Fotoğrafın güçlü bir anlatımı olmalıdır.
    • Fotoğraf, yaşamın ışığa duyarlı medya üzerindeki yansımasıdır.

Bu nedenle yaşam gibi üç boyutluluk,  anlatımda vurgulama – net ve net olmayan alanlar yoluyla – olmalıdır.
• Fotoğraf seyredenlerde estetik çekicilik ve seyredilme arzusu uyandırmalıdır.

W.Eugene Smith – Walking into paradise

Sırasıyla bu üç öğeyi inceleyelim.

Fotoğraf basitçe yaşamın ışığa duyarlı elemanlar üzerine tespiti ile yapılan bir anlatım biçimidir…

İyi bir fotoğrafın üç önemli öğesinden birincisi ve en önemlisi:

“fotoğrafın ne anlattığıdır”.

Fotoğrafın anlamlı bir faaliyet olması için çekim süreci hedef odaklı olmalıdır.

Yani fotoğrafın anlattığı bir şey olmalıdır.

Aksi halde gevezelikten, boş ve amaçsız faaliyet olmaktan öteye geçemez.

Fotoğrafçı; fotoğrafında yaşama dair, daha çok da insan yaşamına dair şeyleri genellikle doğrudan, bazen de imgeleme yoluyla anlatır. İnsanı insan yapan şeylere seslenir, yani duygularımıza hitap eder. 

Değerlerimize inançlarımıza gönderme yapar.

İnanılır ki; bir fotoğraf, sadece duygularımıza gönderme yapmayıp bununla birlikte ne kadar çok duygu paylaşımı sağlıyorsa (ve eyleme yöneltiyorsa) o kadar etkilidir.

O nedenle iyi ve etkili bir anlatım için fotoğraf bizi içine almalıdır.

Bazı duygularımız diğerlerinden daha çok etkilidir. 

Adalet, coşku, heyecan, öfke, isyan, muhalefet, cinsellik gibi. 

Bu duyguları esas alan fotoğraflar genellikle daha güçlü anlatıma sahip olurlar.

Burada güçlü anlatımı olan birkaç fotoğraf ustasından bahsetmek gerekir:

Büyük usta W. Eugene Smith’in “Tomiko in Bath“ isimli yapıtı, iyi fotoğrafın nasıl olması gerektiğinin tam örneğidir.

W. E. Smith – Tomiko in Bath

Robert Capa, çok çok güçlü anlatımı olan fotoğrafları ile dikkati çeken başka bir ustadır.

Robert Capa – D day

Fotoğrafta anlatımın ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından, tüm arkadaşlara önereceğim bir eser “Amerikan Photographers of the Depression“ isimli kitapçıktır. 

Anlatım öğesi güçlü fotoğrafların, sadece günlük hayatın (o acı, hüzün, neşe, tasa, üzüntü, mutluluk, açlık, tokluk, çaresizlik dolu, çoğu kez gücümüzün yetmediğini  gördüğümüz sıradan hayatın) içinden çekileceğini gösteren inanılmaz güzel bir eserdir.

Özellikle Dorothea Lange’ın Migrant Mother ve diğer fotoğrafları tüylerimizi diken diken eder.

Dorothea Lange – Migrant Mother

Medyanın sınırlı oluşu,  mesajın güçlülüğü için hedefe yönelik şekilde, doğru yerde, doğru anda çalışmayı, yaşamın  şiirini görme becerisini ve araçları ustaca kullanarak sabitlemeyi gerektirir.

Fotoğrafçı, günlük yaşamın içinde her gün görünmez kalemle yazılıp kaybolup giden en güzel şiirleri bulur ve kadraja hapseder.

Bizim için ve diğer tüm insanlar için.

Görsünler, değerlendirsinler, tartışsınlar, ne yapılacağına karar versinler ve yapsınlar diyerek.

Fotoğrafçı bu günü yarın için belgeler.

Eleştirel yaklaşır ama yargılamaz. 

Asla asla hiç bir şekilde taraf olmaz.

Chris Steele-Perkins – Uganda 1980

Ama en güzel şiirler kısa sözcüklerle yazılanlar değil midir?

 

Brecht   

Yağmur yağmaz yukarı,
             Gerisin geri
             Artık acımasa da yara 
             Acır onun 
             Kalan yeri

 

  1. Kemal

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
        Beni denizler ortasında yelkensiz bıraktın
             Öylesine yıktın ki hayallerimi 
                Beni sensiz
                Beni bensiz bıraktın

 

Aragon  

Ölmek kolaydır sevmekten
             Bundandır benim yaşamaya katlandığım

 

Nazım  

Yaşamak

Bir ağaç gibi

 Yalnız ve hür

 Ve bir orman gibi

Kardeşçesine

 

Mehmet Akif  

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak 
Sönmeden yurdumun üzerinde tüten en son ocak.

 

Nike   

Never Give Up. Just Do It

Galiba biz fotoğrafçılar şairlere göre biraz daha şanslıyız.

Yüzü karakterini yansıtabilenler (yüzü kırışmış yaşlılar), enerji dolu gençler ve saflığı simgeleyen çocuklar genellikle çok iyi anlatım gücü olan objelerdir.

Yoğun duygu yaşanan her yer, anlatımı güçlü fotoğrafların çekilebileceği yerlerdir.

Hastaneler, semt pazarları, otobüs garajları, vapur iskeleleri, tren garları, perşembe pazarı gibi iş merkezleri, stadyumlar, okulların mezuniyet törenleri, her tür toplumsal, dinsel veya etnik ritüeller, Kumkapı ve Çiçek pasajı  gibi eğlence merkezleri, otobüsler veya otobüs durakları kolayca sıralanabilecek olan yerlerdir.

  1. Öğe: “Fotoğraf üç boyutlu olmalıdır”

Fotoğraf yaşamın medya üzerinde yansımasıdır.

O halde, o da yaşam gibi üç boyutlu ve anlatımında net ve net olmayan alanlar kullanılarak vurgulama yapılmış olmalıdır.

Fotoğrafı resim çalışmalarından ayırt eden özellik yaşamla olan direk bağıdır.

W.E. Smith – French Africa

Yaşamın üç boyutlu oluşu bir gerçektir de, biz aslında iki boyutlu görürüz.

Her gözümüzün gördüğü iki boyutlu görüntüler beyin tarafından birleştirilerek üç boyutlu hale getirilir.

Bir diğer önemli konu ise, sadece baktığımız unsurları net ve kesin olarak görürüz.

Diğer tüm unsurlar net değildir.

Net olarak gördüğümüz şeyler baktığımız elemanlardır.

Görüş alanımızdaki diğer tüm unsurlar dereceli bir şekilde flu olarak görülür ve algılanır.

Bu net olarak gördüğümüz unsurlar bizim için önemli – görüş açımızdaki ana eleman – olanlardır.

Fotoğrafın üç boyutluluğu sayesinde:

Fotoğrafta net olan unsur veya unsurlar anlatımın ana elemanlarıdır. 

Bu elemanlarla – bu elemanların birbirleriyle olan ilişkileriyle – veya göreceli olarak flu olan diğer unsurlarla olan ilişkileriyle fotoğrafın anlatımını oluştururuz.

Önemli olan elemanın fotoğraf üzerinde net olması, diğer unsurların göreceli olarak artan şekilde daha az net olması sayesinde fotoğraflarımız kolay, çarpıcı ve etkileyici bir hava kazanırlar.

Göreceli değişken netlik konseptine  müzik eserlerinde de rastlarız.

Solist – insan veya enstrüman – sesi daha duyulur şekilde müziği icra eder.

Böylece algılama çok daha kolay olur.

Fotoğrafta ise üç boyutluluk için iki araç (dijital fotoğrafla beraber üç adet) kullanırız.

Bir tanesi kullanımı oldukça kolay diğeri ise tümüyle usta işidir.

Birinci yöntem alan derinliğidir. 

Çekilen fotoğrafın çok net olan ana objesinin önünde ve arkasında net  olmayan bölgelerin varlığı üç boyutluluk yaratır.

Göz net olan ve net olmayan objeler arasında hemen net olanı algılar.

Objenin önünde ve arkasında net olmayan alanın oluşu beyinde üç boyutluluğun yaratılışına benzer bir sonuç yaratır.

Ve biz fotoğrafı içine girdiğimiz üç boyutlu bir medya olarak algılarız.

Chris Steele Parkins – Doctor and the woman

Büyük usta W.E. Smith in bir başyapıtını daha vermek isterim.

W. E. Smith – Made in Japan

Alan derinliği, kullandığımız lens ve o lense ait diyafram açıklığı parametreleri ile kontrol edilir.

Burada yanlış anlaşılmaması için bir kez daha vurgulamak isterim ki; hedeflediğimiz şey DAHA AZ ALAN DERİNLİĞİDİR, daha çok değil.

Alan derinliği; lensin odak uzaklığının büyümesi ve o lense ait diyafram açıklığının  büyümesi ile ters orantılıdır.

Odak uzaklığı küçüldükçe ve diyafram açıklığı azaldıkça alan derinliği artar.

Bunu örneklersek;  f=135 mm odak uzaklıklı bir lensin F:2 diyaframı ayni lensin F=2.8 veya F=4 diyaframından daha az alan derinliğine sahiptir.

F=50 mm odak uzaklıklı bir lensin F=2 diyaframı 135 mm bir lensin F=2.8 diyaframından daha fazla bir alan derinliğine sahiptir.

Önemli bir noktaya dikkati çekme isterim.

Diyaframın rakam olarak büyümesi diyaframın küçülmesi anlamına gelir ve alan derinliğini arttırır.

Genellikle dijital kameraların kullandığı lenslerin odak uzaklıkları o kadar küçüktür ki, genellikle alan derinliği F=2.8 diyaframla bile sonsuzdur.

 

 

İkinci aracımız ışıktır.

Josef Koudelka – Gypsies

Bizatihi fotoğrafı oluşturan şey ışıktır.

Işık gökteki konumu, geliş açısı ve günün zamanına bağlı olarak, cisimlerin sert, yumuşak, uzun, kısa, az veya çok gölgelerinin oluşmasına neden olur.

Renklerin doygunluğuna veya solukluğuna neden olur.

Işık kesinlikle fotoğrafın öğrenilmesi en zor en usta işi öğesidir.

 Meraklılarına, Collins Phography Workshop serisinden M. Freeman tarafından yazılmış “Light” isimli kitabı salık veririm.

Burada bir diğer büyük usta Ansel Adams’ı anmadan geçmemek lazım.

Ansel Adams – Teneya Creek

Işığı ve alan derinliğini ustalıkla kullanan iki ustanın iki eseri…

Josef Koudelka – Gypsies

Rene Burri – 77 Strange Sensation

Dürüstçe söylemem gerekirse; fotoğrafın diğer elemanlarına göre ışık, çok daha az çile çektiğim bir konu ama ustalarımdan aklımda kalan tavsiyeleri sıralayabilirim.

Fotoğrafta üç boyutluluğu yaratmak için, genellikle günün çok erken veya akşama yakın saatleri tercih edilmeli.

Bu saatlerde, güneş ışığının objenizin üzerine 15 – 30 derece dikey eğimli şekilde ve de yatayda mutlaka size göre 15 – 30 derece açı ile gelmesine dikkat edin.

Mutlaka ama mutlaka aydınlanma seviyesi aralığını kontrol edin.

Rene Burri

Rene Burri

Rene Burri

Yazılımla alan derinliğinin kontrolü:

Dijital fotoğrafların işlenmesinde kullanılan tüm yazılımlarla, fotoğraf üzerindeki bir bölüm flu yapılabilir, blur özelliği arttırılabilir.

Ustaca yapıldığı takdirde oldukça da faydalı bir yöntem olarak kabul edilmelidir.

Nasıl yapıldığını öğrenmek için, kullandığınız yazılımın adını ve “blur” sözcüğünü girerek google’da aratın.

Bu konuda pek çok başarılı pdf veya video bulabilirsiniz.

Yazılım kullanılarak genellikle arka plan üzerinde fotoğrafın bir kopyası yaratılır.

Bu kopya görüntü “gaussian blur” filtresi ile flu yapılır.

Bu kopya üzerinde bir mask yaratılarak ana elemanların net olarak kalması sağlanır.  

 Blending modu ve opasite değiştirilerek esas görüntünün ve kopyanın düzgün ve doğru şekilde iç içe geçmesi sağlanır.

İyi bir bokeh (out of focus) etkisi yaratabilmek için bazen birkaç tane kopya ve mask kullanmak daha doğru bir yöntemdir.

Aşağıda kendi fotoğraflarımdan bir tanesinin orijinal ve yazılım ile out of focus (bokeh) uygulaması yapılmış iki halini veriyorum.

İlki orijinal fotoğraf, ikincisi yazılımla bokeh uygulanmış olanıdır.

Fotoğraf seyredenlerde estetik, çekicilik ve seyretme arzusu uyandırmalıdır.

Çalışmalarımda ustaların doğru pozlama, doğru enstantane, berraklık, çözünürlük, keskinlik ve kompozisyona (ve çoğu kez bunun parçaları olarak gördükleri leke ve renk dengesine) sırası ile önem verdiklerini gördüm.

Fotoğraf mutlaka çok doğru şekilde pozlanmış olmalıdır.

Doğru pozlanmamış bir fotoğrafta aşağıdakilerden hiç biri elde edilemez.

Fotoğrafta estetik hoşluk için en önemli olan berraklıktır.

Berraklık, fotoğraf üzerinde çok temiz bir mikro kontrast elde edilerek sağlanır.

Başka bir deyişle; fotoğraf çekiminde iyi iş yapım tekniklerinin tümünün başarı ile uygulandığını ve dinamik aralığın doğru şekilde kontrol edildiğini gösterir.

İkinci önemli konu, ne kadar yüksek çözünürlük varsa o kadar iyidir.

Estetik çekiciliği olan fotoğraflar, genellikle yüksek çözünürlüğü olan fotoğraflardır.

Üçüncüsü keskinliktir.

Keskinlik dediğimiz şey; “contrast” değil “acutance”tır.

Yani, bir renkten diğer renge geçişteki çabukluktur.

Chris Steele Parkins

Yüksek akütans değeri yüksek bir berraklıkla ve yüksek çözünürlükle birleştiğinde o fotoğraf patlar. 

Lütfen Rene Burri’nin önceki sayfalardaki ve Chris Steele Parkins’in yukarıdaki  fotoğraflarına bakınız.

Bir diğer konu fotoğrafın tasarımı konusudur.

Kompozisyon bu konunun alt başlığı olarak ele alınmalıdır.

Çerçeveleme, leke ve renk dengesi, harmoni, bakma konumu ve görme açısı, bunların her biri üzerinde kafa yorulması, pratik yapılması gereken konulardır.

Her biri  bu yazının içine sığmayacak kadar geniştir.

Açıkçası; fotoğraf anlayışlarını paylaştığım fotoğraf okulu, fotoğrafta kompozisyon konusuna pek takılmaz.

Bu konuya pratikle edinilen, üzerinde düşünmeden yapılan bir görme biçimi olarak yaklaşırlar.

Ben de aşağı yukarı aynı durumdayım.

Bu konuda çok fazla dertlenmiyorum.

Ama aynı fotoğraf okulunun kurucularından W.E.Smith, mükemmeliyetçi yaklaşımı ile bu konunun en iyi örneklerini vermiştir.

Collins Photograph Workshop serisinden “The Image“ bu konuda kafa yormak isteyenlerin çok şeyler öğrenebileceği bir kitaptır.

 Bir diğeri ise Amphoto Book serisinden Bill Smith tarafından yazılan “Designing a photograph “.

İnterneti kullanarak, ünlü fotoğrafçıların sitelerini ziyaret edip eserlerini incelemek çok yararlı bir eğitimdir.

Bu yazı içinde iyi fotoğrafın elemanları üzerinde durduk.

İyi fotoğrafın nasıl üretilebileceği, daha detaylı bir başka çalışmanın konusudur.

Ancak fotoğrafı gerçekten öğrenmek isteyen tüm arkadaşlara bir adet Rolleiflex T, Rolleicord, Yashica Mat124, Minoltacord gibi 6×6 film üreten, TLR kamera satın almalarını öneririm. 

Bir de 6X6 basabilen stabil bir agrandizör.

Bu kameralarla doğru pozlama, mikro kontrast, yüksek çözünürlük konularını göreceli olarak çok daha kolay şekilde öğrenir ve çok daha kolay şekilde doğru negatif üretebiliriz.

Dijital fotoğraf başlığı altında söylenebilecek olan şeyler ise kısaca şöyle:

Önce işlemin basitliği sayesinde inanılmaz süratli bir öğrenim sürecinden bahsedebiliriz.

Ancak ustalaşmak için en az APS-C boyutunda görüntü çipi olan bir kamera kullanmakta yarar var.

Günümüz fotoğrafında en önemli konu, giderek alan derinliği kontrolü haline gelmektedir.

Ne yazık ki; çipi daha küçük olan dijital kameralarda, bu çipler için üretilen lenslerin doğal olarak çok büyük alan derinliğine sahip olması nedeniyle, bu kameralarla doğal ışık altında genellikle iki boyutlu fotoğraf üretilir.

APS boyutundaki SLR kameralar, analog SLR kameralara göre daha fazla alan derinliği üretirler ama bu kontrol edilebilir.

Çok ideal olmasa da, dinamik aralığı kolayca kontrol etmemize imkan verdikleri için çok öğretici ve yararlı cihazdırlar.

Daha küçük çip kullanan, 1/2,7 – 1/1,8 – 2/3 büyüklüğünde dijital kameralarla doğal ışık altında, açık alanda alan derinliğinin kontrol edilebileceğini sanmıyorum.

Ancak kapalı mekanlarda, doğal ışığı çeşitli şekillerde kontrol ederek ve yardımcı ışık kullanarak çok güzel fotoğraflar üretilebilir.     
 
Bu çok heyecan verici, çok öğretici ve inanılmaz şekilde geri dönüşü olan bir eğitim oluyor.

Bunu uygulayanlar fotoğraf konusunda yapacakları niteliksel sıçramaya kendileri de inanamayacaklar.

Unutmayın…

Fotoğraflarımızın çok çarpıcı bir anlatımı olmayabilir ancak, fotoğrafın üç boyutlu olması, izleyicilerde estetik hoşluk ve seyretme arzusu yaratması, tamamen disiplinli çalışmaya ve doğru, iyi iş yapım tekniklerinin uygulanmasına bağlıdır.

Alt yazı:

Fotoğrafın küçük alt yazılarla çok daha çarpıcı olması sağlanabilir.

Bazen açıklayıcı alt yazı gerekebilir.

Katıldığım seminerlerden aklımda kalan bazı usta tavsiyeleri şöyle:

Daima alt yazı kısa ve özlü olmalıdır.

Mutlaka yazı fotoğrafın tamamlayıcısı olmalıdır, fotoğraf yazının değil. 

 Yazı olabildiğince duygusal olmalıdır.

Ev ödevi:
İnsanlar genellikle birkaç duyguyu birden -değişik derinliklerde olabilir- yaşar.

Bazen birkaç duygu kolayca yakalanır.

Bu duyguların yaşandığı yerler, güçlü anlatımı olan fotoğraflar çekmek için ideal yerlerdir.

Bu tür yerler nereleridir?

Cevabını bulmayı, birinci ev ödevi olarak size bırakıyorum.

Bulması inanın hiç zor değildir.

Yeter ki bakalım ve arayalım.

Ve böylesi fotoğrafları çekmeye cesaret edelim.

Bir usta ile yapılan röportajda okumuştum.

Görme disiplininin çok önemli olduğunu, bir sokaktan bir dia gösterisi, bir mahalleden ise bir sergi için gerekli olan fotoğrafları çekebileceğini söylüyordu.

 

Love or hate

Uygulayanlardan tiksindiğim ama %100 çalışan bir yol daha vardır.

Diğer tüm anlatım biçimlerinde olduğu gibi fotoğrafta da kazanmak için her şeyi yapan insanlar vardır.

Bu yolu ben “Love or hate” metodu olarak adlandırırım.

Toplumsal kırılımların güçlü olduğu bir konu ile ilgili, biraz da zorlamayla, çok kaliteli olabilen fotoğraflar çekersiniz, konu ve reyting arayan bir iki editör bulursunuz.

İnsanlar sizi ve fotoğrafınızı konuşur.

Toplumu iki parçaya bölmüşsünüzdür ama ne gam.

Siz ve şöyle böyle olan fotoğraflarınız ünlü olduktan sonra.

Oliver Toscani bu yöntemin ilk ciddi uygulayıcısı diye bilinir.

Benetton reklamları bir zamanlar bu konseptle hazırlanıyor ve epeyce ses getiriyordu.

O yüzden tüm büyük fotoğrafçıların yaptığı gibi, önce değerlerinizi belirlemeniz, sonra bu değerlerin aracılığı ile vizyon ve misyon cümlenizi tanımlayıp bu doğrultuda fotoğrafa devam etmeniz önerilir.

 

Blur:

Fotoğraf çekimi sırasında makinenin çeşitli etkenlerle titremesi ve hareket etmesinden kaynaklanan bulanıklık etkisini anlatan bir ifadedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s