BATI AFRİKA’DA NELER OLUYOR —– ALINTIDIR

BATI AFRİKA’DA NELER OLUYOR

Nobel gibi…

Oscar gibi…

Ödülleri pek önemsemem; psikolojik propaganda araçları olarak değerlendiririm.

Oray Eğin çok beğendiğini yazdığı için “Spotlight” filmine gittim.

Oscar aldı!

Öyle ahım şahım film değil; bu kalitede Hollywood yılda en az yüz film yapar.

Filmin çevremdeki çok kişiyi etkilemesinin sebebi, filmin gerçek olan öyküsü.

Zaten senaryo dalında da

Oscar aldı.

Film; Boston Globe adlı gazetede çalışan bir grup gazetecinin kiliselerdeki cinsel taciz gerçeğini her türlü baskıya rağmen yazmalarını konu ediyor.

Türkiye’de gazetecilerin hapse atılması, işten çıkarılmaları bizim için “Spotlight” filmini özel bir yere koyuyor.

Bunu anlıyorum.

Da…

ABD’ye ne oluyor?

Bu konuda karnesinin çok zayıf olduğu sır değil…

Acaba…

Vahşi kapitalizm bitti.

Ilımlı İslam bitti.

BOP bitti.

ABD, sistem değişikliğine zorlanırken, köklü değişimi yine “özgürlüklerin kalkanı biziz” propagandasıyla mı yapacak?

Sonuçta…

Bu tür ödüller, gelecekte neler olacağının ipucunu verir.

“Spotlight” Oscar kazanıyor ve bizimki hala gazeteciler ile uğraşmayı sürdürüyor; “gelecek okumaları” yapamıyorlar mı?

Oysa Erbakan Hareketi’nden koparken hangi uluslararası merkezlere ne mesaj vereceğini iyi biliyordu!

Gerçi…

Fildişi Sahili’ne filan giderek kimin safında olduğunu gösteriyor.

Kafanız mı karıştı?

Ne mi anlatmak istiyorum?

En başından başlayayım…

Halkçı Başkan

Sıklıkla karşılaştığım soru; “bizimki ‘renkli devrimle’ mi yıkılacak?”

Bunun yanıtını ABD verebilir, ben değil.

Size ancak örnek verebilirim…

Bizimki’nin ziyarete gittiği Fildişi Sahili hakkında ne biliyorsunuz?

Hemen ülkenin ünlü futbolcu Drogba aklınıza gelmesin!

Bu ülkede renkli devrimin yaşandığını biliyor musunuz?

Fildişi Sahili, Atlas Okyanusu’nun en stratejik konumunda.

Napolyon’un dediği gibi, “Bir ülkenin coğrafyasını bilmek, onun dış politikasını bilmektir.”

Keza.

Ülke, dünyanın en büyük kakao üreticisi ve kendi çapında petrol zengini.

Bu noktada bir politikacıyı tanıtacağım…

Adı, Laurent Gbagbo (d.1945)…

Fildişi Sahili’nin bir önceki Cumhurbaşkanı…

Arkeolog’du.

Öğretim üyesi idi.

Paris Diderot ve Sorbonne ile Lyon üniversitelerinde çalıştı.

Solcuydu.

Siyasal görüşleri nedeniyle hapisler yattı; sürgün hayatı yaşadı.

1982 yılında Fildişili Halk Cephesi’ni kurdu.

26 Ekim 2000’de Cumhurbaşkanı oldu.

Bu koltukta da gün yüzü görmedi; siyasal İslamcıların isyanlarıyla uğraştı.

Ülkenin kuzeyinde Müslümanların ağırlıkta olduğu sağcılar ile ülkenin güneyinde çoğunluğunu Hıristiyanların oluşturduğu solcular arasında çatışma vardı.

Batı medyası; solcular karşısındaki fanatik dinci “Yeni Güçler”e destek vererek, ülkedeki insan hakları ihlallerini hatırlamaya başladı!

Tabii ki mesele başkaydı:

ABD, İngiltere ve Fransa, Gbagbo’nun ekonomik ve siyasal tercihlerinden hoşnutsuzdu.

Çünkü Gbagbo, Çin ve Rusya’ya yakınlaştı; Rusya’nın Batı Afrika sahillerine gelmesinin yolunu açtı.

Petrol arama ve işletme imtiyazını Çinlilere verdi.

Diğer yandan…

Fransa’ya ticari kota uyguladı.

Fransızların pazar payını yüzde 97’lerden yüzde 11’lere düşürdü.

Kamulaştırma yaptı.

Şimdi burada bir kişiyi daha tanıtmalıyım.

Ki meselenin bizi ilgilendiren bölümünü iyi anlayınız!..

IMF’ci Başkan

Adı, Alassane Ouattara (d.1942)…

İktisatçı. ABD Drexel Üniversitesi’ni bitirdi.

Pennsylvania Üniversitesi’nde mastır ve doktora yaptı.

1968’de Washington’da IMF’ye girdi.

1984 – 1988 yılları arasında IMF Afrika Bölümü Direktörü oldu.

IMF Murahhas Danışmanlığı yaptı.

Batı Afrika Devletleri Merkez Bankası için çalıştı.

Ülkeyi 1960-93 yılları arasında yöneten Félix Houphouët-Boigny’in 1990 – 93 tarihleri arası başbakanlığını yaptı.

Boigny ölünce Cumhuriyetçiler Topluluğu Partisi’ni kurdu.

Tarih: 28 Kasım 2010

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kuzeyli Ouattara ile Güneyli Gbagbo karşı karşıya geldi.

Sandıklar açıldı ve iki aday da kendinin kazandığını ilan etti.

Devreye Anayasa Mahkemesi girdi.

Gbagbo’nun kazandığına karar verdi; Kuzey bölgesindeki 500 bin oyu sayılmamıştı!

Ama kim dinler?

BM’de AB’ye, ABD’den Fransa’ya egemen çevreler Ouattara’ya destek verdiler.

Dünya medya devleri yayına başladı; “demokrasi” diyorlardı; “özgürlük” diyorlardı.

2010 yılı son ayında Reuters, AP, AFP gibi küresel ajansların hakkında en fazla haber geçtiği ülke, Fildişi Sahili oldu!

Gbagbo hakkında olumsuz konuşması için aynı kabileden olan futbolcu Drogba’ya bile baskı yaptılar!

Sonuçta bu ülkeye “demokrasi” bakın nasıl geldi?..

Tarih: 11 Nisan 2011.

Fransız askerleri Halkçı Gbagbo’yu koltuğundan indirip yerine IMF’ci Ouattara’yı oturttu!

Al sana demokrasi!

Peki…

Ouattara’nın ilk icraatı ne oldu dersiniz?

28 Eylül 2011 tarihinden ülkenin idari yapısını değiştirdi; iki özerk bölgeyi kabul etti!

Gbagbo hâlâ hapiste…

Bir ay önce Lahey’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin karşısına çıktı.

(Gbagbo hapiste iken 2014 yılında annesi öldü ve cenaze masrafını Kamerunlu futbolcu Samuel Eto’o karşıladı.

Dünya yıldızı boşuna olunmuyor; bilinç gerekiyor.)

Türkiye’de “renkli devrim” olur mu; ne bileyim ben, ABD’ye sorun.

Ben hala “Spotlight”a neden ödül verdiklerini düşünüyorum…

Batı Afrika’da rüşvet kardeşliği

Bizimki, Batı Afrika’da geze dursun…

Yazıma soruyla başlayayım:

En değerli elması bilir misiniz?

Dünyadaki tanınmış antika ve sanat eserleri müzayede firması İngiliz Sotheby’s, Cenevre’de düzenlediği açık artırmada Pink Star (Pembe Yıldız) adlı elması 83.2 milyon dolara sattı.

Böylece 59.60 tartı karat (11.92 gr) ağırlığındaki pembe renkli “Pink Star” elması dünyanın en pahalı taşı oldu.

Elmas 1999’da Güney Afrika’da bulunmuştu.

İlk adı, “Steinmetz Pink” idi.

Çünkü sahibi Beny Steinmetz adlı İsrail’in en zengin adamıydı.

Bloomberg’e göre, kişisel serveti dokuz milyar dolar’dı.

Elmasa adını veren bir adam sanırım ilginizi çeker.

Ve tabii ki konuyu bizimkinin gezisine bağlayacağım…

Evet, kimdi bu Beny Steinmetz?

Medyaya görünmemesi ve röportaj vermemesiyle bilinen Beny Steinmetz, İsrail’in Netanya şehrinde 1956’da doğdu.

Babası Polonya Yahudisi’ydi.

İsrail’e/Filistin’e 1936’da gelmeden önce Belçika Antwerp’te elmas kesiciliği işi yapıyordu.

Beny Steinmetz orta direk bir ailenin çocuğuydu.

Askerliğini yaptıktan sonra Antwerp’e gitti.

Kardeşi Daniel ile birlikte “Steinmetz Diamond Story” şirketi kurdu.

Elmas işçiliği yapmakla sınırlı kalmadı; rakipleri gibi Afrika’daki elmas madenlerine hücum etti.

Angola’dan Sierre Leone’ye kadar Afrika ülkelerinde elmas madenlerine sahip oldu.

Bunun sebebi, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu Yeltsin’in emriyle Alrosa gibi Rus devlet şirketlerinin buraları “üç kuruşa” bırakmasıydı!

Devir, neoliberalizmin talan devriydi; özelleştirmelerde üç kuruşa maden ocaklarının alındığı dönemdi.

Fakat…

Bu işler öyle ticari uyanıklıkla olmaz; iç savaşların-askeri darbelerin yaşandığı Afrika’da arkanızı devletinize dayamak zorundasınız!

Beny Steinmetz, bizimkinin pek sevmediği İsrail eski başbakanlarından Siyonist Ehud Olmert’in yakın dostuydu…

Devam edelim, bakalım altından daha neler çıkacak?…

Çifte vatandaş

Afrika’da iş yapacaksanız sadece İsrail pasaportu yetmez; Beny Steinmetz aynı zamanda Fransa vatandaşı!

Bizimki, Batı Afrika’da sadece Müslüman nüfusun bulunduğu ülkelere gitti.

Daha önce gittiği ülkeler de Müslüman idi.

Acaba sanıyor mu ki, “Müslüman kardeşliği” yakınlığıyla ticaret yaparız!

Ah benim köse sakalım…

İşte Bizimkinin ziyaret yerlerinden biri; Gine!..

Ülkenin yüzde 85’i Müslüman ve ülkenin ana dili Fransızca!

Kimse “okullara Arapça koyalım” diye baskı yapmıyor herhalde!

Zaten 11 milyonluk ülkede okuryazarlık oranı yüzde 41.

Neyse, Afrika’nın/Gine’nin acıklı halini tahmin edersiniz…

Yoksul bırakılan Gine, dünyanın el değmemiş en büyük demir yataklarına sahip.

Simandou Dağı’ndaki rezervlerin 4 milyar tonun üstünde olduğu tahmin ediliyor.

Son yıllarda dünyada demire olan ihtiyaç artmış; demir fiyatları yükselmiş; yatırımcıların yeni kaynaklar aramaya başlamasıyla Gine’nin umudu olacak yataklar bulunmuştu!

Simandou Dağı’ndaki ağaçların-bitki örtüsünün yok olacağı kimsenin umurunda değildi.

Demir rezervini işletmeye İngiliz-Avustralya grubu (Türkiye’deki bor madenlerine de göz koyan) “Rio Tinto Grubu” talip oldu.

Anlaşma imzalandı.

Ancak…

Grup 2008 küresel krizinden etkilendiği için pek yatırım yapamayınca lisansı iptal edildi.

Devreye Beny Steinmetz girdi.

Gine’ye yabancı değildi; elmas yatakları vardı.

Demir yataklarının yarısının işletme hakkını 165 milyon dolara satın aldı.

Aradan kısa zaman geçti; Beny Steinmetz hakkının yarısını Brezilya’nın “Vale” şirketine 2.5 milyar dolara devretti!

Yarısı, 165 milyon dolarlık bir yatırımın; çeyreği, 2.5 milyar dolar’dı!

Neden böyle olduğu belli; Uluslararası  Şeffaflık Örgütü’ne göre, rüşvet almada Gine dünyanın en sicili bozuk ülkelerinden biriydi.

O tarihte Gine hükümetinin yıllık bütçesi 1,2 milyar dolar’dı!

Bizimkinin “din kardeşliğine” yanıt vereceğim…

Bazı bilgiler daha vermeliyim…

Ve Soros devrede

Beny Steinmetz bu ballı anlaşmayı; 24 yıldır iktidarda olan darbeci General Lansana Conte ile; Devlet Başkanı ölmeden az önce 2008 yılında yapmıştı..

2010’da yapılan seçimle Devlet Başkanı seçilen Alpha Conde, Beny Steinmetz hakkında rüşvet dağıttığı iddiasıyla soruşturma başlattı.

Gine’deki demir yataklarının elinden gideceğini anlayınca Beny Steinmetz, Conde’yi yıkmak için bir plan geliştirdi:

Önce, “Ulusal Yeniden Doğuş” adıyla bir paravan parti kurdurdu.

Ardından, Güney Afrika’dan devşirdiği paralı askerlerle bir gölge ordu oluşturdu ve “darbe yaptıracağım” diye Conde’yi tehdit etti.

Kuşkusuz, Conde’yi bir kaşık suda boğardı.

Ama…

Sıkı durun!..

Başkan Conde’ye destek kimden geldi dersiniz; Yahudi işadamı George Soros’tan!

Ukrayna’dan Gürcistan’a “renkli devrimler” mucidi Soros, Gine’de renkli devrim yapılmasına karşı çıktı!

Kimine göre Fransa ile ABD’nin kavgasıydı bu…

Yani…

Fransız gizli servisi DGS ile CIA’nın bilek güreşiydi!

Bunu WikiLeaks belgelerinden öğreniyoruz.

Rio Tinto Grubu CEO’su ile ABD Büyükelçisi telefonda, Beny Steinmetz’e karşı ne yapacaklarını konuşmuşlardı.

Sonuçta iki Yahudi işadamı birbirine girdi; Davos’ta gizlice buluşmaları bile aralarını düzeltmedi.

Hala dargınlar…

Yani…

Bizimki “din kardeşliğiyle” ya da “Osmanlı aşkıyla” Afrika’ya girecekse işi zor.

Çünkü…

Paranın dini imanı yok!..

Soner Yalçın

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s