ALİ EMİRİ —– ALINTIDIR

ALİ EMİRİ

 ali emiri ile ilgili görsel sonucu

Aslen Diyarbakır’lı olan Ali Emiri, 1857 yılında burada doğmuş.

Ailesinde değerli ilim adamları bulunan Ali Emiri, küçük yaşından itibaren sıkı bir ilmi çalışmaya girişmiştir.

İlk tahsiline Diyarbakır’da başlamış, ilk önce Sülüküyye medresesine devam etmiştir.

Daha sonra çeşitli medreselerde ilim tahsil eden ve dini ilimlerde kariyer sahibi olan Ali Emiri, gece gündüz okuyarak da kendisini yetiştirmiştir.

Tahsil hayatının sonunda memuriyete geçen ve memleketin pek çok yerinde maliye memuru, daha sonra maliye müfettişi olarak çalışan Ali Emiri Efendi, kültür ve sanat mahfillerinde, kitaba olan tutkusuyla tanınmıştır.

ali emiri ile ilgili görsel sonucu

İşkodra’da tespit ettiği ilk Osmanlı kronikleri arasında yer alan Hasan Bin Mahmut Bayati’nin “Cam-ı Cem Ayin” adlı eserini incelemek için üç gün üç gece hiç uyumadığı rivayet olunur.

Şüphesiz Ali Emiri Efendinin kültür dünyamıza kattığı en önemli eser, Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügatit-Türk” adlı şaheseridir.

Eserin bulunuşu üzerine pek çok hikâye anlatılır.

ali emiri ile ilgili görsel sonucu

Bunlardan biri yaşlıca bir kadının sahaflara getirdiği bir yığın kitap arasında hazretin mutat üzere araştırma yaparken esere tesadüf ettiği, kitapçı ile yaptığı pazarlık sonrası üzerinde yeterli parasının çıkışmaması üzerine tüm parasını kapora olarak verip evine para almaya koşması rivayetidir.

Ali Emiri Efendi, olurda kendisinden başkası talip olur diye kitapla beraber kitapçıyı da dükkana kilitlemiş, eve kadar sabredemeyerek, yakınlardaki üç beş ahbabından borç alarak kitabı hemen satın almıştır.

Bir başka rivayete göre de, Vanizade Nazif Paşa’nın yakınlarından bir hanım, 1910 yılında İstanbul’daki Sahaflar çarşısında dolaşırken bu dev eseri tozlu raflarda bulmuş, satın almak istemiştir.

Elindeki ganimetin kadrini ancak o zaman anlayan kitapçı, kitabın fiyatını 25 altına kadar yükseltmiş, hanım da kitabı alamamıştır.

Ancak işi maarif nezaretine duyurmuştur.

“Ne olduğu belirsiz bir kitaba avuç dolusu altın verilemeyeceği” gerekçesiyle maarif nezareti, eseri satın almayı reddetmiştir.

Haber kulağına gelince ceketini bile giymeden Sahaflar çarşısına koşan Ali Emiri Efendi, eseri tetkik etmiş, Kaşgarlı Mahmut’un el yazısı olmamakla beraber, ondan 192 yıl sonra Şamlı Mehmet adında usta bir hattat tarafından yazılmış yeryüzündeki tek nüsha olduğunu anlayınca kitapçıyı dükkanına kilitleyerek para tedarikine çıkmış ve yazmayı satın almıştır.

Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-it-Türk” adlı eserinin bulunuş hikâyesini bir de Ali Emiri Efendinin kendisinden dinleyelim:

“Adetim veçhile haftada iki üç kere sahaflar çarşısına uğrar yeni bir şey var mı diye kitapçılara sorarım.

Dün de uğradım.

Kitapçı Burhan Bey’in dükkanında oturdum.

 “Bir şey var mı?” dedim.

Kitapçı:

“Bir kitap var, ama sahibi otuz lira istiyor.

Bu kitap bana geleli bir hafta oldu.

Ben, bunu yüksek bir fiyatla alır diye Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye götürdüm.

O da İlmiye Encümeni’ne havale etti.

Encümen tetkik için bir hafta müsaade istedi.

Ben de kabul ettim.

Bir hafta sonra uğradım.

On lira teklif ettiler.

Ben de: “Kitap benim değil, başkasınındır.

Otuz liradan bir para aşağıya vermiyor” dedim.

Cevaben: “Biz otuz liraya bir kütüphane satın alırız.

Al kitabını, istemiyoruz diye kitabı iade ettiler.

Kitap sahibi ile tayin ettiğimiz müddet yarın bitecektir.

Yarın kitabı vermeye mecburum.

Bakınız, eğer işinize gelirse siz alınız…” dedi.

Kitabı elime alınca bayıldım.

Otuz lira değil, otuz bin lira değeri var.

Dünyada eşi, menendi görülmemiş, bir Türk kamusu ve grameri.

Fakat kitapçıyı şımartmamak, fiyatı arttırmasına fırsat vermemek için nazlı davrandım:

“Dağınık bir eser: Acaba tamam mı, değil mi?

Hem de müellifi Kaşgarlı bir adam imiş, kimdir, necidir.

Belli değil. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa…

Mamafih ne de olsa bir eserdir.

Maarif on lira teklif etmiş ben de on beş lira veririm” dedim.

Kitapçı:

“Hayır, arz ettiğim gibi benim değildir.

Benim olsaydı verirdim.

Fakat sahibi mutlaka otuz lira istiyor.

Almayacak olursanız sahibine iade ederim” dedi.

“Sahibi kimdir…? ” diye sorduğumda şöyle cevap verdi:

“Yaşlıca bir hanımdır.

Eski Maliye Nazırı Nazif Bey’in mensubatından.

Paşa bu kitabı ona verirken: “Bak, sana bir kitap veriyorum.

İyi sakla…!

Sıkıldığın zaman kitapçıya götür.

Altın para ile otuz lira eder, aşağıya verme! ” demiş.

İşte bu otuz lira kadının kulağına küpe olmuş.

Yoksa kendisi aceze bir kadındır.

Alacak isen bir kadına iyilik etmiş olursun…” dedi.

Bunun üzerine ben:

“Evet, şimdi işin şekli değişti.

Bir kadına muavenet (yardım) bir vazifedir.

Peki, kabul ettim” dedim ve kitabı aldım.

Fakat o dakika şöyle düşündüm:

Yanımda ancak on beş lira var.

Eve gidecek olsam kitap dükkanda kalacak.

Mümkün mü başka birisi gelir, kitapçı tamahkârlık ederek ona gösterir, o da alır.

Paranın üstünü yarın bırakayım desem olmaz.

Başladım içimden Allah’a yalvarmaya : “Allah’ım bana bir dost gönder.

Bana yardım etsin.

Beni bu kitaptan ayırma… !”

ali emiri ile ilgili görsel sonucu

Bir dakika sonra baktım ki dostlarımdan eski Darülfünunun edebiyat muallimlerinden Faik Reşat Bey oradan geçiyor.

Hemen çağırdım.

Gizlice : ‘Varsa aman bana yirmi lira ver ” dedim.

Çantasını açtı, on lira varmış onu verdi.

“Üst tarafını da şimdi acele eve gider, getiririm” dedi.

Ben de kitapçının dükkanında kısmen huzur-u kalple oturdum.

Birkaç dakika sonra Reşat Bey geldi.

Parayı getirdi.

Otuz lirayı Burhan Bey’e verdim.

Burhan Bey “Pekala, ya benim bahşişim yok mu…?” dedi.

Üç lira da ona verdim, vedalaştım.

Dükkandan kalktım, Reşat Bey’le konuşa konuşa çarşıdan çıktık.

Fakat arkamıza baktım.

“Acaba Burhan Bey pişman olup arkamızdan koşmasın” diye korku içindeydim.

Neyse baktım ki gelen yok. ‘Oh Elhamdülillah…!’ dedim.

“Kitabı aldım, eve geldim, yemeği içmeyi unuttum.

Birkaç saat mütalaa ile uğraştım.

Arkadaşlar size arz ediyorum:

Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir.

Türkistan değil, bütün cihandır.

Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka revnak kazanacak.

Arap dilinde Seyyibuyih’in kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir.

Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır.

Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri yetmez.

Bu kitap ile Hazret-i Yusuf arasında bir muşabehet (benzerlik) var.

Yusuf’u arkadaşları birkaç akçeye sattılar.

Fakat sonra Mısır’da ağırlığınca cevahire satıldı.

Bu kitabı Burhan bana otuz liraya sattı.

Fakat ben birkaç misli ağırlığında elmaslara, zümrütlere vermem…” dedim.

İşte Ali Emiri Efendi’nin, Türk dünyasının en büyük hazinesi olan Divan-ı Lügat-it–Türk’ü Sahaflar Çarşısı’nda keşfediş hikayesi böyle…

Mekanı cennettir kuşkusuz…

 (Derleme: Sedef Nur)

ali emiri ile ilgili görsel sonucu

ALİ EMİRİ EFENDİ

 

Ali Emiri (d.1857, Diyarbakır-ö.1924), araştırmacı ve tezkire yazarı.

Dr. Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emiri Efendi.

Ali Emiri Efendi hakkında bilgiler

 Biyografi

Çocukluğu

1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emiri, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı.

Sekiz on yaşlarında, eski yapılar üzerindeki yazıları okuyup anlamaya çalışıyordu.

Ayrıca şiiri de seviyordu.

Güçlü bir hafızaya da sahip olan Ali Emiri, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadirül Asar isimli eserdeki dört bin beyiti ezberlemişti bile.

Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul olan Ali Emiri bu konuda oldukça başarılı sayılır.

Çünkü, yazdığı bazı levhalar Diyarbakır`da camilere asılmıştı.

Okuma Sevgisi

ali emiri ile ilgili görsel sonucu

Ali Emiri çok yönlü bir şahsiyete sahipti.

Fakat kitap okuma merakı her şeyin üstündeydi.

Durmadan ve büyük bir iştahla devamlı surette kitap okuyordu.

Bundan dolayı daha gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı’na ait birçok kitabı okuyup ezberlemişti.

Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor: “Eğlenmeye merakım yok idi.

Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum.”

Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emiri Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989.

Ali Emiri’nin Hayatı ve Eserleri için ayrıca şu eserlere de bakılabilir:

  1. Serhan Tayşi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Ali Emiri Mad.;

Ali Emiri, Tezkire-i Şuara-yı Amid, İstanbul 1328, I., 65-98;

İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, I, 298-301; Ali Aksakal, “Ölümünün 60. Yılında Kitap Dostu Ali Emiri Efendi”, Türk Kültürü, XXII/250, 1984, s. 25-28.

Emiri, özellikle, tarih kitaplarını da okumayı çok seviyordu.

Bu sevgi o kadar büyüktü ki, bazen uykusunu bile bu uğurda feda ediyordu.

Geceleri kitabi okurken, çoğu zaman sabahı ettiğinin farkına bile varmazdı.

Uyuduğu zaman da yanındakileri uyutmazdı.

Çünkü uykudan önce okuduğu kitapları, uykusunda yüksekle sesle tekrar ederdi.

 Okumaları o dereceye vardı ki, vücudu zayıf düşüp hasta oldu.

Doktorların kitap okumayı bırakıp gezmeye çıkma tavsiyesini de yerine getiremedi.

Kitap okuma merakı babasının ticari işlerine de zarar verdi.

Babası Ali Emiri’yi on beş yaşındayken, onu çarşıda bir dükkan açarak ticarete hazırlamak istedi.

Fakat Ali’nin akli parada pulda değil, kitaplardaydı.

Dükkan içinde de kitap okumasını sürdürdü. Dükkana bir müşteri girdiğinde, “Mal orada. Fiyatı da şudur.

Alacaksanız indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin” diye sesleniyordu.

Bunun üzerine müşteri de mal almadan gidiyordu.

Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar verdiğini görünce, onu dükkândan uzaklaştırmak zorunda kaldı.

Çalışma Hayatı

Çalışma hayatı memuriyette geçti.

Katip ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir, Trablus, Şam, Elâzığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu.

Çok sevdiği kitaplarla daha çok meşgul olabilmek için 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.

Emekliye ayrıldıktan sonra Ali Emiri, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesine gidiyor, dostları ile sohbet ediyordu.

Onun bu sohbetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: “Dostları dediğim, öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları.

Ama nasıl öğrenciler?

Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi, kalem erbapları.

Sohbet dediğim de bir nevi ders.

O yaşlı başlı, kelli felli adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emiri’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir şeyler soruyorlar.

Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar.

Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar.

Yeni mehazlar elde ediyorlar.

Kısacası ondan bir anlamda ders alıyorlardı.”

Vefatı

Milletinin kültür mirasının korunmasında böylesine çok büyük hassasiyetler gösteren, her türlü maddi menfaatleri hiç düşünmeden elinin tersiyle iten Ali Emiri Efendi, üç gün süren bir hastalıktan sonra, 23 Ocak 1924`te Fransız hastanesinde vefat etti.

Mezarı, Fatih türbesi avlusundadır.

Divan-ı Lügat-it Türk

Büyük dil bilgini Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu.

Eser, bugün bütün dünyada biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor ve üzerinde tartışmalar yapılıyorsa, bunu büyük kitap aşığı, ilim ve kültür sevdalısı Ali Emiri Efendi’ye borçluyuz.

Ali Emiri Efendi, Abbasi Halifesine sunulmak üzere Bağdat’ta 1072-1074 yıllarında “Kaşgarlı Mahmut” tarafından yazılan bu muhteşem eseri, sahaflarda Divan-ı Lügat-it Türk olduğu bilinmeden satılırken, fark etmiş ve satın alarak Türk kültür hayatına kazandırmıştır.

Ali Emiri Efendi sahaf Burhan’dan 33 liraya satın aldı.

Ancak, Ne sahafın ve ne de eseri satanın onun Divan-ı Lügat it Türk olduğundan haberleri yoktu.

Eğer bunun farkına varmış olsalardı, çok daha büyük meblağlara satacakları kesindi.

Daha kötüsü, bu eser kitap avcılarının eline geçmiş olsaydı, anında yurt dışına kaçırıp karşılığında bir servet elde etmeleri mümkündü.

Ali Emiri Efendi böyle bir esere malik olduğu için tarif edilemez bir mutluluk içindeydi.

Çünkü bu kitap Osmanlı ulemasının asırlardır peşinde koştuğu “Divan-ı Lügat-it Türk”ün ta kendisiydi.

Dünyada bir başka nüshası yoktu.

Ali Emiri Efendi kitabı satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: “Bu kitabı aldım; eve geldim.

Yemeği içmeği unuttum…

Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı.

Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.”

Büyük bir coşku içinde olana Ali Emiri Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi.

Hem kitabı kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu.

Devrin ünlü simaları Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü gibi şahıslar, Ali Emiri Efendi’nin Divan-ı Lügat it Türk bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emiri Efendi onları kitaba yanaştırmamıştı; Kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye gösteriyordu.

Ali Emiri Efendi satın aldığında, kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş, formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmış ve numaraları da yoktu.

Bu sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi.

Ali Emiri Efendi bunun tespitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı.

Kilisli Rıfat Efendi, iki ay müddetle kitabı üç kere okudu.

Sonunda belli olmuştu eser tamdı.

Kilisli Rıfat Efendi karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı.

Ali Emiri Efendi bu hizmeti karşılığında, Kilisli Rıfat Efendi’ye bir evini hediye etmek istediyse de kabul ettiremedi.

Kilisli Rıfat Efendi, eğer illa kendisine bir mükafat verecekse, kitabı yayınlamasının yeterli olacağını söyledi.

Eserleri

Tezkirei Şuara’yi Amit, Osmanlı Vilayet-i Şarkiyesi, Osmanlı Şehirleri, Diyarbakır’lı Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri gibi eserleri bulunan Emiri, 32 sayı yayınlanan Osmanlı Tarih ve Edebiyatı dergisini ve 6 sayılık Amit-i Sevde dergisini çıkardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s