KONSTRÜKTİVİZM (YAPILANDIRMACILIK) —— ALINTIDIR

KONSTRÜKTİVİZM (YAPILANDIRMACILIK)

 

 

Konstrüktivizm (Yapılandırmacılık), 1914 yılında Rusya’da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır.

Resim, heykel ve mimari alanlarda kendisini gösteren bu akım, Sosyalist Gerçekçilik tutumundan sonra ortadan kalkmış ve bu akımın yandaşlarının çoğunun Batıya göç etmesine neden olmuştur.

Konstrüktivizm çağdaş malzemelerle yola çıkan ve geometrik kompozisyonları kullanmıştır.

Ekim Devrimi sonrası benimsenmiş ve geçmişle ilgili bağlarını kopartmıştır.

Endüstriyel malzeme ve teknikleri yüceltmeyi amaç edinmiştir.

Mimari alanda etkili olamamıştır.

Bu alanda tasarımdan öteye gittiği pek söylenemez.

Buna rağmen Pravda Gazetesinin Yönetim Merkezi, Konstrüktivist bir yapı olarak kabul edilir.

Bu sanat akımında yapılaşamayan tasarımlar modern mimarlığın gelişmesinde son derece etkili olmuştur.

Resim ve heykel alanında konstrüktivizm çok daha verimlidir.

Ünlü Konstrüktivistler arasında A. Pevsner, N. Gabo, Kazimir Maleviç, L. Moholy-Nagy adları sayılabilir.

Bu sanat akımında genel olarak görülen; geometrik hatlar, keskin detaylardır.

Konstrüktivist bir yapı tasarımı, çizimi ve yapımı ile iddialı olmayı amaçlamıştır.

Şekil olarak sahip olduğu iddianın yanı sıra, işlevselliğe de önem verdiği bilinmektedir.

Çizim alanında birçok afiş tasarımında örneklerine rastlanan Konstrüktivizm, 1980’li yılların sonuna doğru ortaya çıkan post-modern mimari akım “Dekonstrüktivizm”in gelişmesinde de etkili olmuştur.

Phillip Johnson ve Mark Wigley, Dekonstrüktif Mimari adlı kitabında Konstrüktivizm hakkında şunları yazmıştır:

“Konstrüktivist eğik ve çapraz çizgi motifleri kullanılarak duvarın sembolik olarak parçalanması çizgileri tanımlayan duvarın yok olmasına sebep oluyor…

Son derece belirgin olan bu kaotik durum çizgiyi tanımlayan duvarın inşa edilmesini yani çizginin altyapısının oluşmasını sağlıyor.

Bu içsel karmaşıklık çizginin var olmasını sağlarken aynı zamanda o çizginin, duvar üzerinde çentikler gibi, parçalanmasını da beraberinde getiriyor.”

 

Mimari Tasarım Alanında Örnekler:

  

 

Resim Alanında Örnekler:

 

  

Heykel Alanında Örnekler:

Konstrüktivizm (Yapımcılık)

Geleneksel görsel sanat, resim, heykel ve mimari olmak üzere üç tipik biçime ayrılacak olursa, orta kontra rölyefi, oylumlu konstrüksiyonlar ve “uzamsal resim”lerin bu üç biçimi birleştirmeye çalıştıkları söylenebilir.

Bunlarda sanatçı maddi kütlelerin yapısındaki mimariyi, bu kütlelerin oylumlu yapısallığını(heykel) ve renk, doku ve kompozisyon bakımından ifade ediciliğini (resim) bir araya getirir.

Bu konstrüksiyonlarda sanatçı, gerçekliği yeniden üretmeyip nesneyi tümüyle kendi kendisine yeterli bir değer olarak öne çıkardığı için, kendini betimsel yanılsamadan tamamen kurtulmuş sayıyor gibidir. 
NikolaiTarabukin

Konstrüktivizm, bütün temel-kuramsal yapılanmasına, eğitim kurumlarında ve sanatçı çevrelerinde yaygınlık kazanmasına karşın tam anlamıyla bir akım kimliğine bürünemedi.

Daha çok, yeni ve kalıcı yöntemler getiren bir anlayış sayıldı.

Bunun en belirgin nedeniyse, mührünü vurduğu mimari ve edebi kulvarlarda apayrı sonuçlar ve yönsemeler doğurmasında aranabilir.

 Endüstriden soyutlanamayacak mimari ile kitlelere yol verme misyonuna bile endüstriyel bir boyutu, yapısı gereği içselleştiremiyen edebiyat bu noktada buluşturulamazdı. 
Konstrüktivizmin çağın önde gelen akımlarından biri haline gelmemesi biraz da bundandı.

Yapımcılık 1921’den sonra, Rusya’da ”salt sanat”a karşı “üretim sanatı”nı savunan Tatlin ve arkadaşlarının çağdaş malzemelerin nitelik, estetik ve kullanım olanaklarına ağırlık veren ”malzemenin kültürü” öğretisini tanımlamak amacıyla kullanılmaya başladı.

Başlangıçta ”üretim olarak sanat” sloganını da yabana atmayan Konstrüktivistler nesnenin, giysinin ve yapının yararlılığını bütün ilkelerin üzerine yerleştiriyorlardı.

Yalın, pratik, hayata birebir yapışan biçimler işlevi en doğru olarak taşıyacak olanlardı. 

Modernizmin Serüveni 

Yeni Dünya’yı İnşa Etme Tasarısı: Konstrüktivizm

Konstrüktivizmi bir akım olarak modernlik bağlamında değerlendirebilmek için, onu yüzyıl başındaki ortamdan soyutlamamak gerekir.

Avrupa’nın büyük başkentlerinde, XIX. yüzyıl sonundan başlayarak gerçekleşen yaratıcılık dönüşümü Rusya’da da hayli yankı uyandırmış belli başlı öncüler Paris ve Münih, Roma ve Londra arası mekik dokumuşlardı.

Şüphesiz, Moskova ve Petersburg’daki atılımlar bu alışverişten etkilenmişti; ne var ki Rus yenilikçiliği bir ithal ürünü kesinkes sayılamazdı.

1990’ların başında, özellikle “uygulamalı sanatlar” çerçevesinde üst üste etkili olan üç anlayış göze çarpıyordu:

 Ulusal romantizm, modern stil ve neoklasik çizgi.

Yenilikçi akımların, daha çok da fütürizmin ve konstrüktivizmin 1917 Devrimi’yle birlikte iyiden iyiye ağırlıklarını koymalarına kadar geçen süreyi onlar yoğurmuştu.

Birer arayıştı bu üç akımın ortak tasalarında okunan.

Ama hiçbiri yeniçağı ve yeni rejimi göğüsleyebilecek köktencilikte değildi.

Geleneğe ve geleneği simgeleyen burjuvaziye açık bir reddiye sunan yenilikçiler tabula rasa’dan yola çıkmayı yeğlediler.

Fütürizmin, öncelikle de LEF’teki ataklarıyla Vladimir Mayakovski’nin şemsiyesi altında ortaya çıkan konstrüktivizm, burjuvazinin süslemeci perspektifinin yerine, Lissitzky’nin deyimiyle organize bir bakış açısını seçmişti.

Başlangıçta “üretim olarak sanat” sloganını da yabana atmayan konstrüktivistler nesnenin, giysinin ve yapının yararlılığını bütün ilkelerin üstüne yerleştiriyorlardı.

Yalın, pratik, hayata birebir yapışan biçimler işlevi en doğru taşıyacak olanlardı.

Haklı olarak akımın sözcüsü konumuna getirilen Vladimir Tatlin, ressamlık uğraşısının yanıbaşında konstrüktivizmin kuramsal paftasını da çıkartmaya uğraştı ve akımın temsilcilerine metodolojik altyapıyı hazırladı.

 “Malzeme kültürü” diyordu Tatlin; “malzeme ve çalışma, tekniği öncelemeli” savını geliştiriyordu.

Bu, sanatçı ile teknisyenin bir bakıma eşit ağırlık noktalarına kavuşması anlamını da taşıyordu.

Öte yandan, zaman, Tatlin’in “malzeme kültürü”ne verdiği anlam yükünü modern design olgusuna taşıyacaktı. 

Konstrüktivizm, bütün bu temel-kuramsal yapılanmasına, eğitim kurumlarında ve sanatçı çevrelerinde yaygınlık kazanmasına karşın tam anlamıyla bir akım kimliğine bürünemedi; daha çok, yeni ve kalıcı yöntemler getiren bir anlayış sayıldı.

Bunun en belirgin nedeniyse, mührünü vurduğu mimari ve edebi kulvarlarda apayrı sonuçlar ve yönsemeler doğurmasında aranabilir.

Endüstri den soyutlanamayacak mimari ile kitlelere yol verme misyonuna bile endüstri yel bir boyutu, yapısı gereği içleştiremeyen Edebiyat bu noktada buluşturulamazdı.

Konstrüktivizmin çağın önde gelen akımlarından biri haline gelmemesi biraz da bundandır.

Konstrüktivistler “süs”ü elden geldiğince uzağa iterlerken, Tatlin’in öncülüğünde son derece çarpıcı mobilyalar ve mutfak eşyaları ürettiler.

1925’te Paris’te açılan Uluslararası Dekoratif Sanatlar Sergisi’ne getirilen ürünler Avrupalı tasarımcıları hayli heyecanlandıracaktı. 

Maleviç’in “süprematizm”inin ana kaynaklarının da uzakta olmadığı böylece anlaşılacaktı.

 1920’li yılların sonuna doğru, konstrüktivist anlayış gerçek patlayışını, bu kez sessizce yaşadı:

 Zemlianitsin ve Rogojin’in mobilyaları, Tatlin’in biyonik-Konstrüktivist olarak vaftiz edilen ünlü “Letatlin”i hem doğadan yola çıkışma işaret ediyorlardı, hem de, acıdır ki kuğunun son şarkılarıydılar.

Rodçenko’nun ve Morozov’un masa ve kapı tasarımları büyük bir çağın başlangıcına ve sonuna yerleştiler.

Bu panoramaya bakıp, konstrüktivizmi toplumsal/siyasal bakıştan uzak, teknik-soyutlamacı bir yaklaşım saymak bütün bütüne yanlış olur.

Tam tersine, bugün bize hayli Ortodoks görünebilecek, oysa 1920’li yıllarda doğal sayılan bir katılık taşıyordu, Konstrüktivist zihniyet.

1922’de yayımlanan Konstrüktivizm başlıklı inceleme kitabında, Aleksei Garı, burjuvazinin karşısına proletarya adına hangi dünya görüşü ile çıkıldığını ve hangi yeni paradigmaları devreye soktuklarını anlatırken alabildiğine kesin bir dil kullanmıştı:

“Komünizm, kitlelerin bilinçlenmesinin sosyo-ekonomik düzlemde gerçekleşmesidir” diyordu genç eleştirmen: “Kimi seçecektir, estetikçi mimarı mı?

Tabii ki hayır.

Geleceğin kültürü için uzaysal-Konstrüktivist binalar yapacak olanlara başvuracaktır.”

Mimari tektoni şaha kaldırılır.

Aleksei Gan, bir tek binaların değil, komünist şehrin de estetiğe sırt döneceğini, malzemeyi ve tekniği ön plana alan bir mantığın yenidünyayı hazırlayacağını neredeyse büyüklenerek ileri sürer.

 O nedenle de, konstrüktivistlerin, yola çıkışta ortak noktaları azımsanamayacak fütüristlerin bir hayli uzağına düştüklerini hemen söylemek gerek: Hlebnikov’un “geleceğin evleri” için çizdiği görkemli portrede herkesten çok Fourier’nin ütopik estetiğinin ve etiğinin gölgesi durur.

Bütün bunlar boştur, öte yandan: Stalin’le birlikte, bütün yenilikçi düşler, konstrüktivizm de fütürizm de tarih olacaktır.

Enis Batur, Modernizmin Serüveni, Yapı Kredi Yayınları.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s