15 TÜRK RESSAMDAN KIŞ MANZARALARI —— ALINTIDIR

15 TÜRK RESSAMDAN KIŞ MANZARALARI

Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı, Fikret Otyam, Hüseyin Avni Lifij başta olmak üzere ünlü Türk ressamların kar manzaralı resimlerini derledik.

1. Hoca Ali Rıza (1857 – 1930) – Üsküdar’da Kar

hoca ali riza

Yaklaşık 5 bin İstanbul peyzajı yapan ve daha çok Üsküdar ressamı olarak bilinen Türk resminin öncü isimlerinden Hoca Ali Rıza “Yegane amacım, İstanbul’un doğal ve tarihi güzelliklerini resmetmek ve böylece onlara birer belge niteliği kazandırarak onları resimler vasıtası ile ölümsüzleştirmektir.” der.

1800’lü yılların sonu, 1900’lerin başındaki İstanbul’a dair pek çok manzarayı, dönemin şehir hayatına dair ayrıntıları onun eserlerinde görmek mümkün.

Kadıköy’den Üsküdar, Kanlıca, Rumelihisarı, Beykoz’a kadar karşı kıyının bütün semtleri, boğaz manzaraları, kahve, kır ve çayırları canlanacak gözlerinizin önünde. Büyük Ressamlar Ansiklopedisi’nde şöyle deniyor:

“Hoca’nın çizgi kıvraklığı, kendinden önce ve sonra gelenlerde görülmez.

Avrupalı ressamların etkisinde kalmamıştır.

Kendisinden sonra gelenlerin çoğu empresyonist dalgası içerisinde erimişlerdir.

Kendi kendine yeterlikte Hoca Ali Rıza usta olarak tanınmalıdır.”

2. İbrahim Çallı (1882 – 1960) – Yeşil Türbede Kar

ibrahim calli

İbrahim Çallı, şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde, belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilenmiştir. Bursa, Çallı’nın kent peyzajları arasında önemli bir yere sahiptir.

1943 yılında açılan sergilerde ortaya çıkan Bursa resimleri, kentin Osmanlı döneminin anıtlarını belgeleyen örnekler olarak karşımıza çıkar.

II. Murad Türbesi’nin geniş saçaklı görkemli girişi, hemen önümüze serilen on bir türbenin yer aldığı alan, Muradiye Camii’nin son cemaat yeri ve bir de Bursa Han, Çallı’nın fırçasında dönemin özellikleri ile yansıtılan tablolarıdır.

Eşref Üren, ressam olmaya Bursa’da İbrahim Çallı’nın Yeşil Türbe peyzajını yaptığı bir anda karar vermiştir.

Kalabalıkta oturmuş resim yapan, yırtık çorapları pabucundan çıkmış ressamın yanına giden Eşref Üren resmin Yeşil Türbe’den de güzel olduğunu düşünür ve bu olay tüm hayatını etkiler.

3. Cevat Erkul (1897 – 1981) – Karlı Salacak İskelesi

cevat erkul

Cevat Erkul, Hikmet Onat Atölyesi’nde çalışır.

Zamanını sanata daha çok ayırmak düşüncesi ile yargıtay üyeliğine kadar yükseldiği mesleğinden bile ayrılır.

İzlenimci ekoldendir.

İstanbul görünümlerini ışık etkileri içinde yansıttığı resimlerinde Çallı kuşağının yaygınlaştırdığı anlayışla resimlerini yapmıştır.

Modernizmden uzak durmuş, kendi tarzına sadık kalmıştır.

İstanbul’un değişik semtlerini, farklı mevsimler ve saatlerde bol bol resmetmiştir.

4. Sami Yetik (1878 – 1945) – Karlı İstanbul

sami yetik

Sami Yetik “Düşündüğüm tek nokta güzel ve beğenilecek bir sanat eseri meydana getirmektir. Bütün amacım bu noktada toplanır.” cümlesini sık sık kullanırdı.

Yapacağı resim ve kompozisyona çok önem verir, dikkatle izlediği süjeyi ele aldığı zaman fırçası durmadan işler, renk bolluğu içinde güçlü tuşları, canlılık ve hareket gösteren tablosunu ortaya çıkarırdı.

Onun tablolarına bakıldığı zaman gizli bir kuvvetin insanı düşünceye, hüzne ve hatıralara sürüklediği söylenebilir.

Sami Yetik’in tüm eserlerinde zengin paletini yansıtan fırça tuşelerinin eşsiz armonisini görürüz.

Planları ifadedeki gücü, renk dengelerini gözetmekteki özeni, vurgulanması gerekli özelliklerindendir.

Gün ışığını ifade etmedeki başarısıyla Türk izlenimcileri arasında ayrıcalıklı yere sahiptir.

Sami Yetik, Türk resminde izlenimci üslubu yerel duyarlılıkla bağdaştırarak uygulayan ressamlarımızdandır.

Sanatçı, emekliliğine de rastlayan 1930’lu yıllardan sonra daha küçük ölçekli peyzajlara ve figürlü kompozisyonlara, portre ve natürmortlara yönelmiştir.

Sami Yetik, peyzajlarında, panoramik manzaralara ve kentlerin kimliğini oluşturan tarihi eserlerin betimine özellikle yer vermiştir.

5. İbrahim Safi (1898 – 1983) – Gezgin

ibrahim safi

İbrahim Safi Nahcivan’lıdır.

1917 Ekim devriminden sonra Kafkasya’da savaşan ordu ile Türkiye’ye gelir, 1918’de ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşir.

Namık İsmail atölyesinde çalışır. İbrahim Safi eserlerinde klasik ve gerçekçi çizgilerle izlenimci duyarlığı birleştirdi.

Resimlerinde renkçi bir anlayışla, işlek fırça vuruşları kullandı.

Çallı kuşağının portre, ölü doğa ve manzara geleneğine bağlı kaldı.

Konuları arasında kırsal kesim ve kent görünümleri, günlük yaşam sahneleri, halktan özgün kişilerin tiplemeleri, folklorik düzenlemeler, belgesel, tarihsel nitelikli yapıların yanı sıra, değişik Avrupa kentleri İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Kilyos gibi yörelerden sokak, cami, kale içi evleri gibi zengin bir izlenim birikimi yer aldı.

İbrahim Safi’nin resmindeki gezgin, yakın dostu Cümbüşçü Hafız’dır.

Zaten en çok sevdiği üç model, eşi Zaharina Hanım, Küfeci Pala ve Cümbüşçü Hafız olarak bilinir.

6. Şevket Dağ (1876 – 1944) – Kızıltoprak’ta Kış

sevket dag

Şevket Dağ, Türk resim sanatında asker ressamlar kuşağının yetiştirdiği ilk sivil ressamlarımız arasındadır.

Sanatçı, yetişme ve sanat ortamının yetersizliğine rağmen kendine özgü bir resim üslubu oluşturmayı başaran Türk resim sanatının duayenlerindendir.

Şevket Dağ ressamlığının yanında çok güçlü bir resim öğretmeniydi, Fikret Mualla’nın da hocasıdır.

Şevket Dağ, ilk dönemlerinde gerçekçi eserler vermiştir.

Sonraki senelerinde ise izlenimci eserler yapmış, fakat bu ikinci devrede ilk tablolarında yakaladığı başarıyı bulamamıştır.

Ressamın bu devresi ile ilgili çeşitli tespitler yapan sanat eleştirmenlerinden en bilineni olan Celal Esat Bey, zaman içinde değişen ve izlenimci tarza dönen fırçasından şikayet ettikten ve eski tablolarındaki tadın kalmadığından dem vurduktan sonra Şevket Bey için “Bununla beraber dahili resimlerdeki sanat kudretiyle Türk resim tarihinde mühim bir yeri olan ressamlardandır” demektedir.

Arseven’in yazısında bahsettiği bu ilk devre tabloları sanat değerinin yanı sıra belgesel değeriyle de önem taşır.

7. Ömer Adil (1868 – 1928) – Karlı Peyzaj

omer adil

1900’lü yıllarda Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ders vermeye başlayan Ömer Adil sanat eğitimini İtalya’da yaptı.

Bu okulda yabancı öğretmenlerle çalışmaya başlayan ilk Türk ressam oldu.

1919’da İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi müdürlüğünü yaptı.

İzlenimci bir ressam olan Ömer Adil daha çok manzara ve iç mekan resimleri yaptı.

8. Nüzhet İslimyeli (1913 – 2003) – Köyde Kış

nuzhet islimyeli

Nüzhet İslimyeli’nin ilkokulda karikatürist ve ressam Cemal Nadir Güler, ortaokul ve lisede Mehmet Ali Laga ve Celal Esat Arseven hocaları olmuştur.

İslimyeli Harp okulu öğrencisi iken İbrahim Çallı atölyesine devam etmiştir.

Türk resmine yön veren ünlü ressamların atölyelerinde yetişen ressam Nüzhet İslimyeli asker kökenli sanatçılar grubunda değerlendirilmektedir.

Suluboya tekniği ile yapılmış manzara, figürleri klasik-akademik kurallar çerçevesinde şekillendi.

Ankara ve çevresini konu alan resimlerinde, lekeci anlayışla çalıştı.

Daha ziyade suluboya ressamı olarak bilinir ki bu eseri de bir suluboya çalışmadır.

1934- 1960 yılları arasında görev yaptığı askerlik mesleği sırasında doğu illerimizin, köy ve kış manzaralarını resmetti.

9. Eşref Üren (1898 – 1984) – Ankara’da Kış

esref uren

Eşref Üren’in resimlerinin çoğunu peyzajlar oluştururken bunların arasında natürmortlar, nüler, portreler, enteryörler de bulunur.

Üslupsal açıdan Eşref Üren peyzajları için genel olarak en önden en arkaya istiflenen bir resimsel düzenlemeden söz edilebilir.

Bulut dizileri, ufuk hattı, ufuk hattındaki adalar, tepeler veya ağaçlar, binalar ve çitler, sahil çizgisi, çadır dizileri, serpiştirilmiş veya bir sıraya dizilmiş hepsi ayrı kişilikte ve giyside insan figürleri onun resimlerinde sıkça görülen öğelerdir.

Bu yatay egemen resimleri, genellikle ağaçlar, elektrik veya telefon direkleri düşey öğeler olarak keserler ya da dengelerler.

Yeşiller, sarılar, kırmızılar onun vazgeçemediği canlı renklerdir.

Eşref Üren’in sanatta en verimli yılları Ankara yıllarıdır.

Orta Anadolu bozkırının tipik kenti ve cumhuriyetimizin başkenti Ankara, ölçülü ve disiplinli yaşamı içinde suskun ve içe dönük insanlarıyla sanatçının resimlerine konu olacak ve vazgeçilmezleri olarak yerini alacaktır:

Cebeci-Kurtuluş semtinin ağaçlı yolları, Kurtuluş Parkı, Opera, Tekel gibi önemli binaları, Atatürk Bulvarı gibi caddeleri ve sokakları ve Çankaya, Kavaklıdere, Cebeci, Akay gibi semtleri, karlarla kaplı apartman çatıları, yollarda oynayan çocuklar…

10. Mehmet Ali Laga (1878 – 1947) – Kar Manzarası

mehmet ali laga

Türk resminin gelişimindeki ilk evrelerde önemli yer tutan asker ressamlardan biri olan Mehmet Ali Laga, Türk tarihinin en hareketli dönemlerinden birinde yaşamış ve yaşamından izler, resimlerine de yansımıştır.

Yaşamıyla ve resim üslubuyla döneminin diğer ressamlarından ayrılan Laga, Balkan ve Çanakkale savaşlarına katılmış, Bulgarlar’ın eline esir düşmüş, ama resimden vazgeçmemiş, askeri okullarda resim öğretmenliği yaparak resim sergilerine katılmış bir ressamımızdır.

Bunlara rağmen Mehmet Ali Laga’ya gereken önem verilmemiştir ve Türk resim sanatını konu alan kaynaklarda aktarılan bilgiler de birbirinin aynı nitelikte olup belli hatalar içermektedir.

Sanatçı özellikle Edirne, Bursa ve İstanbul’da yaptığı manzara resimleri ve peyzajlarıyla tanınır. Bu şehirlerin tarihi eserlerini de resmetti.

Güçlü bir izlenimci ve renkçi bir ressamımızdır.

11. Turan Erol (1927 – ) – Oran Yolu

turan erol

Turan Erol, resmin duayenlerinden. İlhan Berk, onun için “Turan Erol beyazı karıyor.

Kendi beyazını.

Önünde bir göğün” diyor bir şiirinde.

Hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu da, “Kuru gürültüye pabuç bırakmayan, aklını, yüreğini, çocuğunu, paletini, fırçasını başına devşiren sayılı aydınlarımızdan biridir, Turan Erol” diye yazmış.

Aynı zamanda sanata, edebiyata sadece resimleriyle değil, yazıları ve kitaplarıyla da katkıda bulunmuş bir ressam Turan Erol.

“Çevreme bakıyorum, ama çevremi yansıtmak kaygısıyla değil; başka kaygılarım olduğunu görüyorum.

Doğaya, dolayısıyla çevresine, çok bakan bir ressam olduğum halde, hiçbir resmimde doğa verilerine, doğal olana sadakat gösterdiğim öyle sanılsa da, söylenemez.

Hatta diyebilirim ki, ben çevreme bakarken imgelemimde, tinimde varolan bir biçim ve içerik ilişkisinin, bir sezginin doğadaki karşılığını, benzerini arıyor gibiyim.

Adeta, doğadan bir onay bekler gibiyim.”

Resimlerindeki temalar yüce dağlar, tekneler, köprüler, gecekondular, enginar çiçekleri, karlı yollar gibi somut, nesnel öğelerden yola çıkılmış olmalarına karşın etkileri soyut.

12. Hüseyin Avni Lifij (1886 – 1927) – Karda Evler

huseyin avni lifij

Sembolizme uygun olarak düşünsel anlatımın ve izlenimci bir paletle akademik bir desenin bir araya gelmesi Lifij’in resimlerinin en önemli özelliğini oluşturmaktadır.

Avni Lifij’in resimlerinde desen sağlamlığı ön plandadır.

Manzara karşısında yaptığı poşadlar (serbest ve seri olarak birkaç kuvvetli çizgi ya da fırça vuruşu ile yapılan resimler) dışında portre, otoportre ve figürlü kompozisyon türlerinde resimler üretmiştir.

Yağlıboya portrelerinin haricinde serbest bir çalışma olarak annesi, babası ve eşi gibi yakınlarının çok sayıda karakalem portrelerini çizen Lifij’in bu çizimlerinde kuvvetli açık koyular ön plana çıkmaktadır.

Avni Lifij portre çizimleri haricinde ise bir dizi İstanbul görünümlerinden oluşan desenler meydana getirmiştir.

Mimari yapıların, sokakları ve evlerin yer aldığı çizimlerini boyayarak renklendirdiği kağıtlar üzerine siyah ve beyaz kalemler kullanarak çizmiştir.

Avni Lifij sık olarak kullandığı bu teknikte renkli kağıda füzenle çizmiş olduğu desenlerinin ışıklı yerlerini beyaz kalemle vurgulamıştır.

13. Ahmet Hikmet Hamdi (1872 – 1931) – İstanbul’da Kış

ahmet hikmet hamdi

Ressam Doktor Ahmet Hikmet Hamdi, sanatkar bir ailede dünyaya geldi.

Hoca Ali Rıza’dan resim dersleri almıştır.

Çok güzel yazı yazan Hikmet Hamdi hayatının son dönemlerinde talik üstadı Hulusi Efendi’den talik yazısı öğrenerek icazet almıştır.

Doktor olan Hikmet Hamdi Bey, Sultanahmet’teki Sağlık Müzesi’ni 1918 senesinde kurmuştur.

14. Selahattin Teoman (1901 – 1980) – Kış

selahattin teoman

Selahattin Teoman, İstanbul Öğretmen Okulu’nu 1920’de bitirdi.

Bir süre Şevket Dağ ve Halil Paşa ile resim çalıştı.

1954’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde Ali Çelebi atölyesine devam etti.

Güzel Sanatlar Birliği’ne üye oldu.

Bu birliğin yanı sıra, devlet sergilerine katıldı.

Rumelihisarı Müzesi Müdürlüğü’nden emekliye ayrıldı.

Çoğunluğu İstanbul peyzajlarından oluşan resimlerinde, izlenimci anlayışın izleri seçilir.

15. Fikret Otyam (1926 – 2015) – Otyam’ın Fırçasından

fikret otyam

Fikret Otyam’ın babası ordudan ayrıldıktan sonra Niğde Aksaray’da eczane açmış.

Tüm kardeşler, o eczanede çalışır.

Daha çok köylülerle ilgilenen Fikret Otyam, teneke üzerine onların resimlerini yapar. “Halkımı o yaşlarda, eczanede tanıdım.

İnanılmaz bir fakirlik vardı.

İkinci Dünya Savaşı yılları daha felaketti.

Sıtma, uyuz, trahom halkı kırıp geçiriyordu.

Dürüstlüğü, insan sevgisini babamdan öğrendim.”

Öğrenciliğinde gazeteciliğe başlar.

Doğu ve Güneydoğu ile ilk kez bu yıllarda tanışır.

Doğu ve Güneydoğu insanının yoksulluğunu, susuzluğunu, elektriksizliğini, okulsuzluğunu, doktorsuzluğunu hem yazar hem de bu eserinde olduğu gibi resmeder.

Kaynak
Yağmur DergisiHekimce BakışNüzhet İslimyeli

LEBLEBİTOZU.COM

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s