ALİ ŞİR NEVAİ —– ALINTIDIR

ALİ ŞİR NEVAİ

 

Nizamüddin Ali Şir Nevai

Doğum 9 Şubat 1441

(Hicrî takvimde 17 Ramazan 844)

Herat

Ölüm   3 Ocak 1501 (59 yaşında)

(Hicrî takvimde 12 Cemaziyelahir 906)

Herat

Meslek Şair, Yazar, Siyasetçi, Dilbilimci, Mistik, Ressam

Nizamüddin Ali Şir Nevai veya yaygın adıyla Ali Şir Nevai (Çağatayca: نظام الدین علی شیر نوایی; Özbekçe: Alisher Navoiy; Uygurca: نىزامىدن ئەلشىر ناۋائى; Farsça: نظام الدین على شير هروی Nizām al-Din ʿAlī Shīr Herawī veya kısaca علیشیر نوایی Alishīr Nevāī; d. 9 Şubat 1441, Herat – ö. 3 Ocak 1501, Herat), 15. yüzyıl Özbek şairi.

 

 

Eserleri

Nevai’nin Divan’ından bir sayfa

 Nevai’nin Divan’ından başka bir sayfa

Ali Şir Nevai’nin Çağatayca[1] edebiyatının oluşmasında büyük bir rolü vardır.

Çeşitli konularda yazılmış 30’a yakın eseri bulunmaktadır.

Eserlerinden bazıları şunlardır: Çağatayca Divan (5 tane), Farsça Divan (5 tane), Çihil Hadis (Kırk Hadis) ve Muhakemet’ül Lugateyn (İki sözlüğün karşılaştırılması)’dır. 

  1. yüzyılda Çağatayca’nın (Çağatay Türkçesi’nin) klasik bir yazı dili olarak kimlik kazanmasında Ali Şir Nevai’nin önemi bilinmektedir.

Nevai öncesinde ve Nevai’nin çağında, Timurlular devletinde Türkçe yazan sanatçılar azdır.

Nevai, Türkçeyi edebi dil olarak kullanmayan, Farsça yazan çağdaşlarına çatar.

Çağdaşlarının Farsça’nın karşısında edebi dil olarak Türkçeyi yetersiz görmelerini eleştirir; eğer emek verilirse Türkçenin de Farsça kadar, hatta daha fazla anlatım inceliklerine sahip olduğunun görüleceğini belirtir.

Bu görüşlerini Muhakemet’ül Lugateyn’de görürüz.[2]

 Türk dili tarihinde Divânu Lügati’t-Türk’ten sonra ikinci önemli kitaptır.

Hamse sahibi ilk Türk şairidir (hamse 5 mesneviden oluşur).

Tezkire sahibidir (günümüz edebiyattaki biyografi): “Mecalüs’ün Nefais”.

 Şehrengiz: Doğup büyüdüğü “Herat” kentinin doğal güzelliklerini anlatır.

 Şiirleri yaşamının değişik dönemlerine göre sınıflandırıp kronolojik olarak divanında toplamıştır.

 

Farsça’nın resmi dil olduğu, Türk aydınlarının bu dille eser vermeyi hüner kabul ettiği bir zamanda Nevai, Çağatayca’nın Farsçadan üstün bir dil olduğunu savunmuştur.

Bunu da eserleri ile kanıtlamış ve kendinden sonrakileri bu yolda eserler vermeye teşvik etmiştir.

 Türkçe yazdığı şiirlerde kalem adı Nevāī (نوائى anlamı “ağlayan”) adı altında, Ali Şir Nevai başyazarların arasında, yazınsal Türk dilleri ailesi yararına büyük değişlik yapmıştır.

Nevai kendisi başlıca Çağatay dilinde yazar ve 30 yıllık bir dönemin üzerinde 30 eser üretir, böylece Çağatayca Yazınsal dil olarak çok saygın ve önemli kabul edilmiştir.

Nevai ayrıca Farsça yazdığı şiirlerde ise, Farsça dilinde (فانى‎ ; Fāni kalem adı altında, anlamı Arapça “fena” sözünden: yok oluş; mecazi manası ise Allah’ın aşkıyla kendinden geçme, yok olma veya “gelip geçici”), Arapça ve Hintçe çok daha az bir sayıda eser yazmıştır.

Ali Şir Nevai’nin en çok tanınmış şiirleri onun dört divanında veya kabaca 50,000 şiir koleksiyonu bulunur.

 

Bedâiü’l-Bidâye;

Nevai bu ilk 842 şiir bulunan divanını 1470 yılında yazar.

Bunlardan 585’i gazel, üçü müstezat, dördü muhammes, ikisi müseddes, üçü terci’-i bent, kırk dokuzu kıta, yetmiş sekizi rubâî, onu çistân, elli ikisi muamma, onu tuyuk, kırk altısı müfred’dir.

Nevâdirü’n-Nihâye;

1476 – 1483 yıllarında yazdığı şiirlerini bu ikinci divanında topladı.

 Muhakemet-ül-Lügateyn (محاكمة‌اللغتين, Muākimāt al-luġatīn);

1499 yılında yazdığı bu kitabı, devrinde olduğu gibi bugün de Türk dünyası için önemli olan, Türk dilinin gücünü ve yerini anlatan büyük bir eseridir.

 Ghara’ib al-Sighar (Garâîbü’s-Sığar) şairin 7-20 yaşları arasında yazdığı gençlik şiirleridir.

Navadir al-Shabab (Nevâdirü’ş-Şebâb); 20-35 yaşları arasında yazdığı şiirlerdir.

Bada’i’ al-Wasat, (“Orta yaş harikaları”);

Bedâîü’l-Vasat orta yaş, yani 35-45 yaşları arasında yazılmış şiirlerden meydana gelir.

 Fawa’id al-Kibar (Fevâyidü’l-Kibar) ise 45-60 yılları arasında yazılmış şiirlerdir.

Mizan-ül-Evzan (ميزان الاوزان, Mīān al-auān), (Vezinlerin Terazisi) aruz vezni hakkında eseri.

Türkü sözcüğünün ilk olarak Ali Şir Nevâî’nin bu eserinde geçtiği bilinmektedir[3].

Hamset-ül-Mütehayyirin (خمسة‌المتحيرين, Chamsat al-mutairīn);

Piri, üstadı ve dostu Nureddin Abdurrahman Cami hakkında “Hamsetü’l Mutehayyırın” ismindeki eserini 1492-94 yılları arasında yazmıştır.

 Târîh-i Mülûk-i ‘Acem (طاَرِكهء مُلُكء ادسثهَم, Tārikh-e Muluk-e Adscham),

1488 yılında Astrabad valisiyken yazdığı “Târîh-i Mülûk-i ‘Acem” (İran Memleketleri Tarihi) kitabı, bunlardan biridir.

Nevai, bu eserinde “Arjasp Binni Efrasiyab kim, Türk Padişahi erdi[4] şeklinde Alp Er Tunga’dan söz eder.

 

Mecalis-ün-Nefais (مَجَلِس ال نَفِس, Majalis al-Nafais);

Bir derleme, 450 üzerinde çoğunlukla çağdaş ozanların (şairlerin) yaşam öyküsü (biyografik) kısa hikâyeleri içeren, çağdaş Timur kültürü tarihçilerine altın bir bilgi kaynağı oluşturur.

 Divān-e Fānī, Farsça yazdığı şiirlerin toplandığı bu eseri gazel biçiminde yazılmış ve mısra sayısı 12 bindir.

Nazm-ül-Cevahir 1485 yılında,

Tuhfet-ül-Müluk (Farsça),

Münşeat (Türkçe);

Hüseyin Baykara’ya ve başkalarına yazdığı mektupların toplandığı bu eserini 1498 yılında yazmıştır.

 Sirâcü’l-Müslimin 1488 yılında,

Tarih-i En-biya ve Hükema (Türkçe),

Mahbub-ül-Kulub fil-Ahlak 1500 yılında,

Seyf-ül-Hadi,

Rekabet-ül-Münadi,

Mekârimü’l-Ahlâk;

Bu kitabında Nevai’nin yaptırdığı imaret, hânegâh, havuz, ribât (kervansaray) vb. eserlerin listesini veriyor.

 Hâlât-ı Pehlâvân Muhammed, Pehlivan Muhammed hakkında yazdığı eseri. Nevai ayrıca “Vaq-fiye” (1482), “Risâle-yi Tir Endâhten” eserlerinin de sahibidir.

“Seb’at Abhur” (Yedi Deniz) adlı bir de sözlük yazmıştır.

Tasavvuf eserleri

 Lisânü’t-Tayr

 Lisan-üt-Tayr, (لسان الطیر, Lisan-ol-tayr); Feridüddin Attar (Farsça:فرید الدین عطار, Farīdo d-Dīn Attār)’ın Manteq-ol-tayr, veya (منطق الطیر, Maqāmāt-e Toyūr)’dan esinlenerek, varlık ve ilahi gerçek üzerine görüşlerini, insan, tabiat ve yaşam üzerine 3500 beyitten oluşan tasavvufi bir eserini 1499 yılında yazmıştır.

 

Nesâimü’l-Muhabbet

 

Nesaim-ül-Mehabbe, (نسایم المحبت, Nasāyim ul-Muhabbat); 750 tanınmış Sufi şeyhlerin listesi, Nureddin Abdurrahman Cami’nin Nafahat al-uns (نفحات الانس) adındaki eserinin Çağatayca çevirisidir.

 Hamse

 Ali Şir Nevai’nin doğumunun 550. yılı anısına 1991 yılında Rusya Merkez Bankası’nca basılan hatıra parası.

Bu para ile ilgili Dünya Para Kataloğunda Almanca olarak şöyle yazmaktadır: “Alişer Navoi: tschagatai-türkicher Dichter aus Herat heute Afghanistan, Begründer der tschagataischen Literatur sprache und Dichtung Turkestans.”

Ana madde: Hamse

Nevai’nin diğer önemli eserlerini beş destansı şiir ve Nizami Gencevi (نظامی گنجوی, Nezāmī Ganjavī, tam ismi: Neām ad-Dīn Abū Muhammad Elyās ibn Yusūf ibn Zakī ibn Mu’ayyid)’den esinlenerek yazdığı Hamse’yi oluşturur;

 Hayret-ül-Ebrar

 Hayret-ül-Ebrar (حیرت الابرار, Hayrat-ol-abrar), Nevai’nin bu birinci mesnevisi, 7976 mısralık, felsefî bir eseridir.

Dünya hayatı, insan kalbi ve cemiyet; tarihler, efsaneler, meseller vasıtasıyla anlatılır.

 

Ferhat ile Şirin

 Ferhat ü Şirin (فرهاد و شیرین, Farhād-o Shirin),

 Leyla ile Mecnun

 Leyla ile Mecnun (لیلی و مجنون , Layli va Majnun) , Azerice, Türkçe uyarlaması hikâye, “Leylâ ile Mecnun destanı” (داستان ليلى و مجنون, Dâstân-ı Leylî vü Mecnun) ismiyle 16. yüzyılda Fuūlī tarafından yazılmıştır.

Nevai bu üçüncü mesnevisini, sonradan söylentiye göre efsaneye dönüştürülen bu aşk hikâyesini, yüksek bir sanat ve zevkle Türkçe ve Türk ruhuyla işler.

Nevai bu mesnevisinin sonunda şöyle ifade ediyor:

 Men Türkçe başlaban rivayet

Qıldım bu fesâneni hikâyet.

Kim, şuhreti çün cahânga tolgay,

Türk eliğe dağı behre bolgay.

Nev çünki bükün cahânda etrâk

Köptür huştab’u safı idrâk.[5]

Sab’a-i Seyyar

 Seb’a-i Seyyare (سبعه سیار, Sab’ai Sayyar) Nevai, dördüncü mesnevisi olan bu eserinde, Şark dünyasında çok yayılmış Behram Gur efsanesini ele alır.

 Seddî İskenderî

 Sedd-i İskenderi (سد سکندری, Sadd-i-Iskandari), Nevai, bu beşinci mesnevisinde Büyük İskender’le ilgili efsanevî tarihi anlatmanın yanında, bu konuyu araç edip kendi devrinin maddî, manevî problemlerini, devlet, şah, halkın yönetilmesi, adalet, hakikat gibi konuları da işlemiştir.

 

Ali Şir Nevai, bir beytinde, nevruz günü gece ile gündüzün eşit olmasından söz etmekte; diğer bir beyitte ise nevruzla Kadir gecesini bir arada kullanarak, nevruzu âdeta kutsallaştırmaktadır.

Şair, çok güzel olan bir beytinde, hitap ettiği kişinin her gecesinin Kadir; her gününün de Nevruz olmasını temenni etmektedir:

 Vaslı ara kördüm reng emiş boynuyu-saçı

Tün-kün teng ekan zâhir olur boldı Nevrûz[6]

 Nevai’nin etkisi

 Nevai’nin doğuda Hindistan’ı ve batıda Osmanlı imparatorluğuna kadar olan alanda büyük bir etkisi olmuştur.

Nevai bu vasıflarıyla sadece Türkistan ve Türk dilli devletlere değil bütün dünyaya, bütün insanlığa ibret olacak bir şahsiyettir.

Tarihte böyle bir şahsı bulmak zordur.

 Babür, (1483 – 1530), Hindistan’da Babür İmparatorluğu’nun kurucusu, ilk İslami yöneticilerin arasında özgeçmişini destansı Babürnâme’de yazmıştır.

Babür Ali Şir Nevai‘den çok etkilenir ve saygısını onun bu ünlü kitabında dahi görülür.

Osmanlılar Ana Asya mirası olduğunu bildiklerinden; I. Süleyman Nevai’den çok etkilenmiş ve onun üç kitabını kendi kütüphanesine aldırmıştır.

Şöhretli Azeri asıllı Türk divan şairi Fuūlī, Safevi Hanedanı ve Osmanlı İmparatorluğu koruma ve himayesi altındaki yazar, Nevai’den çok etkilenir.

Diğer etkileri Rusya’da Kazan’da, Türkistan (Ana Asya)’da, çağdaş Türkiye’de ve tüm diğer Türkçe konuşulan bölgelerde görülmüştür.

Klasik dönemde, dil adı ترکی‎ Turkī, Türkī denilen Çağatayca’nın en önemlileri Mīr ʿAlī Schīr Nawāī[7] ve Zāhir ad-Dīn Muhammad Bābur[8]’dür.

 

Zāhir ud-Dīn Muammad Bābor Herat’da şöyle yazar;

     “herkes onun faaliyetlerindeki kusursuzluğuna ulaşmayı denedi,”[9] ”

Gazelinden bir örnek;

 Qaro ko‘zim

Kara gözlüm

Qaro ko‘zum, kelu mardumlug‘ emdi fan qilg‘il,

Ko‘zum qarosida mardum kibi vatan qilg‘il.

Yuzung guliga ko‘ngul ravzasin yasa gulshan,

Qading niholig‘a jon gulshanin chaman qilg‘il.

Takovaringg‘a bag‘ir qonidin hino bog‘la,

Itingg‘a g‘amzada jon rishtasin rasan qilg‘il.

Firoq tog‘ida topilsa tufrog‘im, ey charx,

Xamir etib yana ul tog‘da ko‘hkan qilg‘il.

Yuzung visolig‘a yetsun desang ko‘ngullarni,

Sochingni boshdin-ayog‘ chin ila shikan qilg‘il.

Xazon sipohiga, ey bog‘bon, emas mone’

Bu bog‘ tomida gar ignadin tikan qilg‘il.

Yuzida terni ko‘rub o‘lsam, ey rafiq, meni

Gulob ila yuvu gul bargidin kafan qilg‘il.

Navoiy, anjumani shavq jon aro tuzsang,

Aning boshog‘lig‘ o‘qin sham’i anjuman qilg‘il.

 

Notlar

  chg Chagatai (İngilizce)

 T778a 10 – T778b 1-16. Muhakemetü’l-lugateyn, Hazırlayan F.

Sema Barutçu Özönder, Ankara, 1996, 179vd./ 213vd.

 Ali Şir Nevai, Mizân’ül Evzan, Haz. Kemal Eraslan, Ankara 1993.

 Ali Şir Nevai. Tarih-i Müluk-i Acem Cilt 14. sayfa l91-195.

  1. Nevai, “Mükemmel Eserler Toplamı”, 9. Cilt, Taşkent 1992, sayfa 311

 Nevruz ve Renkler, Türk Dünyasında Nevruz İkinci Bilgi Şöleni Bildirileri (Haz: S. Tural, E. Kılıç), Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1996, sayfa 321.

 Boeschoten / Vandamme: Chaghatay, sayfa 168

 “Zahir ud-Din Mohammad” (2002-09-10). in Thackston, Wheeler M.: “The Baburnama: Memoirs of Babur, Prince and Emperor”. Modern Library Classics. ISBN 0-375-76137-3. Zitat: “… Andijanis are all Turks; everyone in town or bazar knows Turki. The speech of the people resembles the literary language; hence the writings of Mir ‘Ali-sher Nawa’i, though he was bred and grew up in Hin (Herat), are one with their dialect. Good looks are common amongst them.

 Боровков А. Изучение жизни и творчества Алишера Навои// Родоначальник узбекской литературы. Ташкент, 1940, sayfa 12

 Dış bağlantılar

 Navoi’s Garden (İngilizce)

About Alisher Navoi (İngilizce)

Alisher Navoi:Chaucer of the Turks (İngilizce)

San’at :: Alisher Navoi and his epoch in the context of Uzbekistan art culture dvelopment (İngilizce)

 

 

 Ali Şir Nevai

 (Herat-1441-1501)

 Ali Şir Nevai, Türkçeyi yüksek bir sanat dili halinde işlemeye çalışan, bu görüşü savunan ve Türk diline değer kazandıran üstün bir bilgin ve devlet adamıdır.

1441’de Herat’ta doğdu.

Babası Timur’un meliklerinden Sultan Ebû Said’in veziri Kiçkine Bahşi idi.

Ali Şir Nevai’nin ilk eğitimini babası verdi.

Daha sonraki eğitimine Horasan ve Semerkant’ta devam etti.

Sultan Hüseyin Baykara ile okul arkadaşı idi.

Hatta okurken unutmamak üzere sözleşmişlerdi.

Sultan Hüseyin Baykara, Herat’ta yönetimin başına geçince, sözleştikleri gibi Ali Şir Nevai’yi aradı.

Onun Semerkant’ta olduğunu öğrendi ve Maveraünnehir meliki Ahmet Mirza’ya bir mektup yazarak Ali Şir Nevai’yi kendisine göndermesini istedi.

Ali Şir Nevai, Ahmet Mirza’nın adamları tarafından Herat’a götürüldü.

Sultan Baykara onu önce mühürdar yaptı.

Daha sonra vezirlik görevine tayin etti.

Görevi sırasında bol bol kitap okumak, ilim çevreleriyle sohbet etmek ve araştırma yapmak imkanı bulan Ali Şir Nevai, bir süre sonra yaptığı işten sıkılmaya başladı. İstifasını Hüseyin Baykara’ya sunduysa da kabul edilmedi.

Aksine Esterebad Valiliği’ne tayin edildi.

Ali Şir Nevai, valilik görevinde fazla durmadı ve 1490 yılında ayrıldı.

Ali Şir Nevai’nin ailesi çok zengindi.

Onun için devletten hiç maaş almadığı gibi devlete yardım da etti.

Ali Şir Nevai topluma ve insanlığa hizmet etmekten büyük sevinç duyardı.

Bu düşünceden hareketle çeşitli vakıflar kurdu.

Valilik görevinden ayrıldıktan sonra bilim ve sanat konularında yoğunlaşan Ali Şir Nevai, 1501 yılında doğduğu şehir olan Herat’ta vefat etti.

Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şir Nevai, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti.

Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır.

Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l-Lügateyn adlı kitabında Türkçe ile Farsça’yı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçe’nin üstünlüğünü savunmuştur.

Ali Şir Nevai, bu kitabını Türkçe’yi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır.

Ali Şir Nevai, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevai, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fani mahlaslarını kullanmıştır.

Ali Şir Nevai’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır.

Türkçe divanlarının genel adı Hazainü’l Maani’dir.

Türkçe divanlarını, Garaibü’s-Sağir, Nevadirü’ş Şebab, Bedayiü’l-Vasat ve Fevaidü’l-Kiber adları altında yazmıştır.

Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse’si ile Türk edebiyatının ilk hamse yazarı Ali Şir Nevai’nin divanlarından hariç 18 ayrı eseri daha vardır.

Bunlar sırasıyla şunlardır:

Hayretü’l-Ebrar, Ferhat ve Şirin, Leyla ve Mecnun, Seb’a-i Seyyarem, Sedd-i İskender, Lisanü’t-Tayr, Muhakemetü’l-Lügateyn, Mecalisü’n-Nefais, Mizanü’l-Evzan, Nesaimü’l-Mehabbe, Nazmü’l-Cevahir, Hamsetü’l-Mütehayyirin, Tühfetü’l Müluk, Münşeat, Siracü’l-Müslimin, Tarihu’l-Enbiya, Mahbubü’l-Kulub fi’l-Ahlak, Seyfü’l-Hadi ve Rekabet-ü’l-Münadi.

Ali Şir Nevai’nin eserleri hem yazıldıkları devirde, hem de daha sonra bütün Türk dünyasında zevkle okunmuş, pek çok ünlü Türk şairi onu örnek almış, ona övgü yazmıştır.

  1. yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı Şairi Ahmet Paşa, XVI. Yüzyılda yaşamış ve Azeri lehçesiyle yazmış ünlü Fuzuli, Ali Şir Nevai’den etkilenmişlerdir.

Birçok Osmanlı aydını, bu arada Yavuz Sultan Selim, Nevai’nin hayranı idiler.

XVIII. yüzyılda büyük divan şairimiz Nedim bile Ali Şir Nevai dilinde (Çağatay lehçesinde) şiirler yazmıştır.

Türkiyeli pek çok şair Ali Şir Nevai’nin şiirlerine nazireler söylemişlerdir.

Bu tesir Tanzimat sonrasında bile kendini göstermiş, Ziya Paşa’nın Harabat adını taşıyan üç ciltlik antoloji eserinde Ali Şir Nevai’nin şiirlerine önemli bir yer verilmiştir.

Günümüzde yayınlanan bütün edebiyat tarihlerinde de Ali Şir Nevai, ilmi, irfanı, sanatı, Türkçülüğü ve olumlu tesirleriyle övülür.

Ali Şir Nevai’nin Eserleri

Hazainü’l Maani

Garaibü’s-Sağir

Nevadirü’ş Şebab

Bedayiü’l-Vasat

Fevaidü’l-Kiber

Hayretü’l-Ebrar

Ferhat ve Şirin

Leyla ve Mecnun

Seb’a-i Seyyarem

Sedd-i İskender

Lisanü’t-Tayr

Muhakemetü’l-Lügateyn

Mecalisü’n-Nefais

Mizanü’l-Evzan

Nesaimü’l-Mehabbe

Nazmü’l-Cevahir

Hamsetü’l-Mütehayyirin

Tühfetü’l Müluk

Münşeat

Siracü’l-Müslimin

Tarihu’l-Enbiya

Mahbubü’l-Kulub fi’l-Ahlak

Seyfü’l-Hadi

Rekabet-ü’l-Münadi

Muhakemet’ül Lugateyn

Burada bütün hayatını Türkçe’nin tanıtımına vakfetmiş olan Ali Şir Nevai’nin özellikle Muhakemetü’l-Lügateyn adlı eserinden bahsetmek, onun Türk dili hakkındaki düşüncelerini yansıtmak açısından yararlıdır.

Ali Şir Nevai’nin Muhakemetü’l-Lügateyn adlı eseri, bu günkü yazımızla küçük boy bir kitabın 50 sayfasını ancak doldurur.

Fakat hacim bakımından küçük olan bu kitap, muhtevasının değeri ile deryalar kadar büyüktür.

İki dilin yargılanması, karşılaştırılması, muhakeme edilmesi demektir.

Özbek dilbilimcisi Ali Şir Nevai tarafından Çağatayca ile yazılmıştır.

Nevai, edebî dil olarak Çağatayca’nın Farsça’ya nazaran üstün olduğuna inanmış ve Aralık 1499’da tamamlanmış Muhakemet’ül Lugateyn’de de iddiasını savunmuştur.

Özellikle Türk dilinin hayvan isimleri ve fiil zenginliği yönünden Farsça’dan daha üstün olduğunu gösterir.

Ali Şir Nevai bu eserde yeryüzündeki başlıca dilleri Arapça, Hintçe, Çağatayca ve Farsça olarak sayar.

Arapça’nın en üstün ve Hintçe’nin en değersiz dil olduğunun bilinen bir gerçek olduğunu ifade ettikten sonra, geri kalan iki dil arasında hangisinin daha üstün olduğunu çeşitli delillere dayanarak münakaşa eder.

Sonuç olarak Çağatayca’nın Farsça’dan daha üstün bir dil olduğunu ispat eder.

Nevai, eserinde birçok defa Türkçe kelime haznesinin Farsça’ya nazaran daha zengin, güzel ve esnek olduğunu düşündüğünü dile getirmektedir.

Örnek olarak:

Birçok Çağatayca kelimenin üç, dört ya da daha fazla anlamı vardır, lakin Nevai’nin dediğine göre Farsça’da böyle bir esneklik yoktur.

Türkçe lehçelerinde ördek manasını taşıyan dokuz tane kelime vardır ki bu da Türkçe lehçelerinin kapasite bakımından üstünlüğünü gösterir.

Farsçada ise Nevai’nin dediğine göre ördek için sadece bir kelime vardır.

Eserin yazılmasının önemli bir sebebi, o dönemde Türk aydınları arasında Farsça kullanımı yönünde yaygın bir özenti olmasıdır.

Şiir yazmaya müsait bir dil olması sebebiyle Farsça rağbette idi.

Muhakemet’ül Lugateyn bu bakımdan gerçekten etkili olmuş ve Ali Şir Nevai’den sonra Çağatayca’ya rağbet artmış, özellikle şiir büyük gelişme göstermiştir.

Muhâkemet-ül-Lugateyn’den bazı cümleler:

“… Nazım bahçesinin şakrak bülbülü, Nevaî mahlasını alan Ali Şir (Allah günahlarını yargılasın ve ayıplarını kapatsın) şöyle arz eder:

“Söz bir incidir ki onun denizi gönüldür ve gönül bütün anlamları kendisinde toplar. Nitekim denizden cevherleri dalgıçlar çıkarır ve onlara mücevherciler katında değer biçilir.

Gönülden söz incileri çıkarma şerefine erenler de (dalgıçlar da) bu işin mütehassısıdırlar.

O inciler bu mütehassıslar ağzında canlanır, nispetlerine göre yayılır ve ün kazanırlar. İnciler değer bakımından çok farklı olurlar.

Bir tümenden yüz tümene kadar (bir liradan binlerce liraya kadar) olanları vardır.

Elden ele geçen ucuz incilerle, sultanların kulaklarına küpe olan incilerin değerleri bir mi?

“… Şöyle bilinir ki, Türk Fars’tan daha keskin zekalı, daha anlayışlı, daha saf, daha pek yaradılışlıdır.

Fars ise ilimde ve gayret sarfıyla elde edilen bir anlayışta daha olgun ve derin görünüyor.

Bu hal Türklerin doğru, dürüst, temiz niyetinden, Farsların da fen ve hikmetinden belli oluyor…

Ve lakin Türk ve Fars dilleri arasındaki kusursuzluk veya noksanlık bakımından çok büyük farklar vardır.

Söz ve ibarede, kelimelerin anlam ve kavramında, Türk Fars’tan üstündür.

Türkün öz dilinde öyle incelikler, güzellikler, sanatlar vardır ki inşallah yeri gelince gösterilecektir… “

“… Türkün Fars’tan daha üstün, daha kabiliyetli, daha açık ve parlak olduğunun şundan kuvvetli delili olur mu:

Bu iki milletin gençleri, ihtiyarları, büyükleri, küçükleri arasında kaynaşma aynı derecededir.

Alış-verişleri, işleri, güçleri, düşüp kalkmaları, oturup durmaları, birbirinden hiç farklı değildir.

Aynı hayat şartları içinde yaşarlar…

Böyle olduğu halde Türklerin hepsi Farsça’yı kolayca öğrenir ve konuşur.

Oysa Farsların hiç biri Türkçe konuşamaz.

Yüzde, belki binde biri Türkçe öğrenir ve konuşursa da, onun Türk olmadığı daha ilk sözünden belli olur…

Türkün Fars’tan kabiliyetli olduğuna bundan daha kuvvetli tanık olamaz ve hiçbir Fars bunun aksini iddia edemez… “

“… Fars dili yüksek ve derin konuları anlatmada yetersizdir.

Çünkü Türkçe’nin oluşumumda ve konularında pek çok incelik, özgünlük vardır.

İnce farklar, en uçucu kavramlar için bile kelimeler yaratılmıştır ki bilgili kimseler tarafından açıklanmazsa kolay anlaşılamaz.”

“… Türkün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak, Farsça şiirler söylemeğe özeniyorlar.

İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s