ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK – DOĞRU ÖĞRENMEK ——- ALINTIDIR

ATATÜRK’Ü DOĞRU ANLAMAK – DOĞRU ÖĞRENMEK

 

“Atatürk’ün ölümünün üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen O’nun doğru anlaşılması, doğru öğrenilmesi hala çok önemli bir husustur.„

 

 

Mustafa Kemal Atatürk, kanaatimce 20. Yüzyılın en önemli, en büyük devlet adamıdır.

Atatürk, Türk Milleti’nin kaderi üzerinde çok önemli rol oynadığı gibi 20. yüzyıl dünya siyasetinin oluşumunda birinci derecede etkili olmuştur.  

Atatürk, bu kadar büyük, bu kadar önemli bir devlet adamı olmasına rağmen milletimizin zihninde hala gereği gibi anlaşılabilmiş, öğrenilebilmiş değildir.

Atatürk’ün gereği gibi anlaşılamamış,  öğrenilememiş olmasında bazı çevrelerin kasıtlı faaliyetleri, kasıtlı söylemleri yanında Atatürk’ü tanıtmakla, öğretmekle yükümlü kurumların ve kişilerin ihmalleri de etkili olmuştur.

 

Atatürk’ün ölümünün üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen O’nun doğru anlaşılması, doğru öğrenilmesi hala çok önemli bir husustur.

Atatürk, doğru anlaşıldığı, doğru öğrenildiği takdirde vatandaşlarımız ülkemizin iyi yönetilmesi açısından doğru ve gerçekçi tercihlerde bulunabileceklerdir.

Bu sebeple Atatürk’ün doğru anlaşılıp, doğru öğrenilebilmesi için karınca kaderince ben de bildiklerimi arkadaşlarım, dostlarımla paylaşmak istedim.

İşte, Atatürk hakkında doğru bildiğim hususlar:

 

  • Türklük ve Türkiye düşmanı çevreler ve kişiler, Atatürk’ün Türk asıllı olmadığını, muhtemelen Yahudi dönmesi olabileceğini iddia etmekte, bazı hainler ise Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın namusuna, iffetine dahi dil uzatabilmektedirler.

Bu hainlerin iddialarının tümü yalandır, iftiradır.

Genelkurmay Başkanlığı, Atatürk’ün hem anne, hem de baba tarafından öz be öz Türk olduğunu belgeleriyle açıklamış, buna ilişkin bir kitap yayınlamıştır.

Bunun yanında Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, son derece dindar ve muhterem bir Türk Kadınıdır.

 

  • Gene Türklük ve Türkiye düşmanı çevreler ve kişiler, Atatürk’ün Samsun’a kendi isteği ve iradesiyle çıkmadığını, aksine Vahdettin tarafından görevlendirildiğini iddia etmektedirler.

Bunlar, böylelikle hem Vahdettin’in İngilizlerle yaptığı işbirliğini örtmek, hem de vatanın kurtarılmasına Vahdettin’i ortak etmek çabasını gütmektedirler.

Bu konuda ileri sürülen iddiaların tümü yalandır, kötü niyetlidir.

Vahdettin, Türk Tarihi’nin en hain adamı Damat Ferit Paşa’yı tam beş defa sadrazamlık görevine getirmiş, Damat Ferit Hükümetlerinin tüm icraatlarını onaylamıştır.

Vahdettin, Damat Ferit Hükümeti’nin tavsiyesiyle Sevr Anlaşması’nı kabul etmiştir. Bütün bu haince işleri yapan bir adamın Mustafa Kemal’i vatanı kurtarmak konusunda görevlendirmesi mümkün müdür?

Elbette ki hayır.

Bu sebeple Atatürk’ün vatanı kurtarmak için Vahdettin tarafından görevlendirildiği iddiası tamamen yalandır.

 

  • Siyasal İslamcı yazar Kadir Mısıroğlu, yazdığı kitaplarla İstiklal Savaşı’nda ulemanın da savaştığını iddia etmekte, vatanın kurtuluşuna bu kesimi de ortak etmeyi amaçlamaktadır.

Bu konudaki iddialar kısmen doğru, kısmen yanlıştır.

Evet, başta milli şair MEHMET AKİF ve zamanın Ankara Müftüsü Rıfat BÖREKÇİ olmak üzere bir kısım ulema İstiklal Savaşı’na destek vermiştir.

Buna karşılık Sait Molla, İskilipli Atıf Hoca, Şeyhülislam Sabri Efendi vb. bir kısım ulema da İngiliz ve Yunan işgaline taraftar olmuş, halkın işgali kabul etmesi yönünde propaganda faaliyetleri yürütmüşlerdir.

 

  • Başta Kadir MISIROĞLU olmak üzere Siyasal İslamcıların tümü Atatürk’ü Lozan Anlaşması sırasında İngilizlerle işbirliği yaparak Musul’u Kerkük’ü, Kıbrıs’ı ve Arapların yaşadığı ülkeleri İngiliz ve Fransızlara terk ettiğini iddia etmektedirler.

Kadir MISIROĞLU’nun bu konuda yazdığı bir kitabı da vardır.

MISIROĞLU, kitabında Lozan Anlaşması’nı hezimet olarak nitelendirmektedir.

Bu iddiaların tamamı kasıtlıdır, haincedir.

Şöyle ki; Bir insanın bu iddialarda bulunabilmesi için ya zır cahil olması ya da hain olması gerekir.

Öncelikle, Atatürk’ün İngilizlerle anlaştığı iddiası tümüyle saçmadır.

Atatürk, İngiliz ve Fransızlarla savaşmış bir komutandır.

Bir komutan bir devletle hem savaşıp hem de anlaşmış olamaz.

Bunu iddia etmek için bir kişinin yukarıda belirttiğimiz gibi ya cahil ya da hain olması gerekir.

Bu sebeple bu iddiaları ileri sürenler ya cahildir ya da hain.

 

  • Siyasal İslamcılar, bir kısım din adamlarının İstiklal Mahkemelerinde devrimlere karşı geldikleri için idama mahkûm edildiğini iddia etmektedirler.

Bu konuda en önemli iddiaları İskilipli Atıf Hoca ile ilgili olandır.

Bunların iddialarına göre İskilipli Atıf Hoca, şapka devrimine karşı çıktığı için idama mahkûm edilmiştir.

Bu iddiaların da tümü yalandır.

Öncelikle, İskilipli Atıf Hoca şapka devrimine karşı çıktığı için değil, Yunan işgaline taraftar olduğu, işgale karşı konulmaması konusunda faaliyet gösterdiği için idama mahkûm edilmiştir.

Menemen İsyanı sırasında bir kısım tarikat ehli devrimlere karşı çıktıkları için değil, devlete isyan ettikleri için idama mahkûm edilmişlerdir.

Gene, Şeyh Sait İsyanında Şeyh Sait ve arkadaşları devrimlere karşı çıktıkları için değil, devlete silahlı isyana kalkıştıkları için idama mahkûm edilmişlerdir.

 

  • Siyasal İslamcılar, daha çok fısıltı gazetesi vasıtasıyla Atatürk’ün çok içki içtiğini, neredeyse memleketi içki masasından idare ettiğini, zaman zaman Çankaya Köşkü’nde içkili kafayla aldığı kararlardan sabah olup ayılınca vazgeçtiğini iddia etmektedirler.

Atatürk’ün içki içtiği doğrudur.

Kendisi de bunu hiçbir zaman saklamamıştır.

Ancak, memleketin içki masasından idare edildiği, zaman zaman Çankaya Köşkü’nde içkili kafayla aldığı kararlardan sabah olup ayılınca vazgeçtiği iddiaları kesinlikle yalandır, uydurmadır.

Atatürk, özellikle İstiklal Savaşı’nı yürütürken kesinlikle içki içmemiş, çevresindeki arkadaşlarına da içirtmemiştir.

Bundan başka, ülke yönetimi ile ilgili kritik kararlar alacağı dönemlerde de ağzına bir damla içki koymamıştır.

Atatürk, hayatı boyunca bir kere dahi sarhoş olmamıştır.

Bu, O’nun içkiyi kontrollü içtiğini, hiçbir zaman alkolün etkisinde kalmadığını gösteren çok önemli bir husustur.

 

  • Siyasal İslamcılar, Atatürk’ün İngiltere’nin talimatıyla Halifeliği kaldırdığını, bunu yapmakla İslam Dünyası’nı başsız bıraktığını iddia etmektedirler.

Bu iddia da tümüyle yalandır, uydurmadır.

Bir kere İngiltere ile dost ve müttefik olan Atatürk değil, Vahdettin’dir.

Vahdettin, Halife-i Müslim’in, yani Müslümanların Halifesi sıfatıyla İngiltere’ye sığınmıştır.

İngiltere’nin kendi kuklası olmuş bir halifelik kurumunun kaldırılmasını istemesi akla ve mantığa uygun mu?

Elbette değil.  

Birinci Dünya Savaşı başında Padişah Sultan Reşat, halife sıfatıyla bir fetva yayınlayarak tüm dünya Müslümanlarını İngilizlere karşı Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katılmaya çağırmıştı.

Bu çağrıya Türklerden başka hiçbir Müslüman millet katılmadı.

Aksine, Hint Müslümanları Çanakkale’de, Arap Müslümanlar ise Hicaz’da, Filistin’de, Suriye’de İngilizlerin yanında Osmanlı’ya karşı savaştılar.

Bu gerçekler, halifelik kurumunun asıl işlevini çoktan yitirdiğini açık ve kesin olarak göstermektedir.

Atatürk, Saltanatı kaldırdıktan sonra bir süre halifeliğin devamına izin verdi.

Son halife Abdülmecit Efendi, Saltanatın kaldırıldığını görmezden gelerek padişah gibi davranmaya devam etti.

Elbette ki, Atatürk’ün buna müsamaha etmesi söz konusu olamazdı.

Bu sebeple Atatürk, hiçbir işlevi kalmamış, çok kısa bir süre önce İngilizlerin kuklası olmuş Halifelik Kurumu’nu kaldırmıştır.

Atatürk, bunu yapmakla çok doğru bir iş yapmıştır.

 

  • Siyasal İslamcılar, gerek fısıltı gazetesi, gerek yazdıkları yazılar, gerekse yaptıkları konuşmalarla laiklik ilkesinin dinsizlik olduğunu, Atatürk’ün laiklik ilkesini getirmekle dini, yani İslam’ı ortadan kaldırmaya çalıştığını, medreselerin ve tekkelerin kapatılmasının ve ezanın Türkçe okunmasının bunun delili olduğunu iddia etmektedirler.

Bu iddia da kesinlikle kasıtlıdır, çarpıtmadır, haincedir.

Bir kere laiklik kesinlikle dinsizlik değildir.

Aksine, dinin istismar edilmeden tam bir vicdan hürriyeti içinde yaşanmasını sağlayan bir uygulamadır.

Medreselerin, tekkelerin kapatılması hiçbir şekilde dinin ortadan kaldırılması değildir.

Atatürk’ün kapattığı medreseler ve tekkeler irtica yuvası ve tembellerin, asalakların sığındığı mekânlar haline gelmişti.

Elbette ki bu mekânların kapatılması gerekiyordu.

Atatürk, bu yerleri kapatmakla çok doğru bir iş yapmıştır.

 

  • Bir kısım komünistler yazılarında ve konuşmalarında Atatürk’ün Lenin-Stalin gibi bir devrimci olduğunu ima ederek Atatürk üzerinden kendi fikirlerini topluma dayatmaya çalışmaktadırlar.

Bu da kesinlikle yalandır, uydurmadır.

Atatürk, kesinlikle ne komünisttir ne de sosyalisttir.

Atatürk, doğrudan doğruya Türk Milliyetçisidir.

Atatürk, Milliyetçi olduğunu defalarca ifade ettiği gibi Atatürkçülüğün 6 ilkesinden biri Milliyetçiliktir.

 

MEHMET BACAKSIZ

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s