20 TÜRK RESSAMDAN 20 MANZARA RESMİ ——- ALINTIDIR

20 TÜRK RESSAMDAN 20 MANZARA RESMİ

Hoca Ali Rıza, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı başta olmak üzere ünlü Türk ressamların manzara tablolarını sizler için derledik.

1. Hoca Ali Rıza (1858 – 1939)

Hoca Ali Rıza - Çubuklu Sırtlarından Boğaza Bakış

Hoca Ali Rıza – Çubuklu Sırtları’ndan Boğaz’a Bakış

Sulu boya, kara kalem ve guaj çalışmalarında çok ince ustalık bulunan Hoca Ali Rıza, doğayı gözleyen, doğa sevgisini resimlerine aktaran ilk Türk ressam.

Döneminin yurt dışındaki önemli üniversitelerinin kendisi ile iletişim kurmak için çabaladığı hatta İtalya’ya resim öğrenimi için gönderilmesine karar verildiği halde, Napoli’deki bir kolera salgını nedeniyle hiçbir zaman yurt dışına çıkamamış bir ressam Hoca Ali Rıza.

Çağdaşlarından Fransız ressamlar Corot ve Courbet’ye benzetilen, Türk resim tarihinde Üsküdarlı Hoca Ali Rıza olarak da bilinen sanatçıda, manzara, bir meslek sevgisinin ve sürekli bir ilginin, değişmez konusu olarak ağırlıklı bir yer tutar.

Bu resminde, Boğaz ve onu çevreleyen çiçekler, fıstık çamları, köşkler, çalılar, taşlar, hemen karşıda görünen kayıklar…

Muhteşem fırça darbeleriyle bu manzarayı eşsiz ve unutulmaz kılmış Hoca Ali Rıza.

2. Şeker Ahmet Paşa (1841 – 1907)

Şeker Ahmet Paşa - Mehtapta Yelkenliler

Şeker Ahmet Paşa – Mehtapta Yelkenliler

Asker ressamlar geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinde insan figürü yerine ormanlar meyveler, çiçekler, karacalar, geyikler, koyun sürüleri ve çoban köpekleri yer alır.

Şeker Ahmet Paşa, daha çok peyzaj ve natürmort eserler yapmıştır.

Ama natürmortları en başarılı eserleri arasındadır.

Tabiatı dikkatle izleyerek uzun ve ısrarlı bir çalışmanın sonunda tamamladığı tablolarında ışık gölge dağılımını ve renklerin ahengini büyük bir ustalıkla gerçekleştirmiştir.

Eserlerini, tabiatı bir fotoğraf objektifi gibi aynen kopya etme veya ayrıntıları tuvale geçirme kaygısı gütmeden düzenleme ve yorumlarla yarı empresyonist bir anlayışla ortaya koymuştur.

Şeker Ahmet Paşa’nın manzaralarında güçlü bir teknikle kendine özgü fırça darbeleri ve ışık kullanımı, saf duyarlılık, kişisel bir görüş ve yumuşaklık fark edilir.

1892 yılında yaptığı bu eserinde olduğu gibi, resimlerinde içtenlik, romantik bir anlayış, masalsı ve düşsel bir görünüm belirgindir.

3. Osman Hamdi Bey (1842 – 1910)

 

 

Osman Hamdi Bey – Manzara

Osman Hamdi Bey konusunda en kapsamlı araştırmayı yapmış olan Mustafa Cezar’ın da vurguladığı gibi, Türk Resim Sanatı’na figürü, kompozisyonun öğesi olarak sokan ilk sanatçıdır.

Açık havada çalışmaktan çok, akademik anlayışlı bir atölye ressamıdır.

Bu nedenle, manzara resimleri figür resimlerine göre daha azdır.

Osman Hamdi’nin Doğu ve Batı kültürlerini çok iyi bildiğini, eserlerini meydana getirirken, sadece Batılı’nın ilgisini çekme kaygısında olmadığı, ülkesinin uygarlık değerlerini ve yaşamını ortaya koymayı birincil amaç edindiğini görürüz.

Burada ilginç bir detayı söylemeden geçemeyeceğiz. Osman Hamdi Bey’in, hemen hemen tüm resimlerine insan–hayvan birlikteliğini yansıttığını görürüz.

Özellikle de güvercinler, köpekler, eşekler.

Bu resminde de sağ tarafta bir çocuğu taşıyan eşek görüyoruz.

4. İbrahim Çallı (1882 – 1960)

İbrahim Çallı - Emirgan

İbrahim Çallı – Emirgan

İbrahim Çallı 4 yıl kaldığı Paris’ten, klasik-izlenimci (empresyonist) anlayışla yurda dönmüş, sonra ölümüne değin kendi içinde kimi yumuşatmalara ve rahatlamalara karşın bu anlayışı sürdürmüş ve yaşamı süresince ne kübizm, ne bir soyutlama denemelerine hiç eğilim duymamıştır.

Çallı, resimlerinde yerel bir atmosferin tadını kazandırırken, izlenimci sınırları aşan bir duyarlılığı yansıtmıştır.

Eserlerinde açık ve net ışık kullanır, nesneleri belirsizleştirmez ve bölmez izleyicide resmin açık havada yapıldığı izlenimi bırakan ışığı kullanmayı tercih ederdi.

Çallı doğadaki değişimi ışık ve renklerle vurgulamıştır.

Öğrencilerinden Cemal Tollu şöyle der: “Çallı’yı diğerlerinden ayıran ve onun büyüklüğü bence, ne getirdiği yeniliklerde ne talebelerine öğrettiği teknik ve estetik bilgilerdendir.

O, talebelerine sonsuz bir sanat aşkı aşılamak kudreti göstermek suretiyle kuvvetli bir neslin yetişmesine imkan vermiştir.”

5. Nazmi Ziya (1881 – 1937)

Nazmi Ziya - Eski Göksu

Nazmi Ziya – Eski Göksu

Eğer 1914 kuşağı izlenimciliğin Türkiye’deki ilk temsilcileri olarak anılıyorsa, bu kuşağın başlıca temsilcisinin Çallı değil, Nazmi Ziya olduğunu kabul etmek gerekir.

Erhan Kemal Nazmi Ziya adlı kitabında, o grup içinde peyzajda empresyonist olarak sadece Nazmi Ziya’yı tanıyabileceğini, diğerleri için ise kırma empresyonist, memlekete uyan empresyonist, belki neo-empresyonist denebileceğini söylemiştir.

Nazmi Ziya’nın asıl gücünü İstanbul resimlerinde görmekteyiz.

Göksu resimleri, Boğazın mavi suları, Langa bostanları, Karacaahmet Mezarlığı’ndan servi kümeleri, Çamlıca’dan ağaçlar, mahalle kahveleri ile Nazmi Ziya tam bir İstanbul portrecisidir.

Bu resimlerin çoğunda Paul Signac etkilerine rastlanır.

Renkler palet üzerinde değil, tuval üzerinde yan yana gelen küçük noktacıklar halinde saf renklerle izleyicinin gözünde karıştırılır.

Bu teknik onu Çallı ve daha pek çok ressamda görülmeyen, üzerinde durup düşünülerek ilerleyen bir çalışma tarzına götürmüştür.

Sıcak ve soğuk renklerin sistemli kullanımı sanatçının hemen hemen bütün eserlerinde görülür.

6. Ali Avni Çelebi (1904 – 1993)

 

Ali Avni Çelebi - Peyzaj

Ali Avni Çelebi – Peyzaj

Türk resim sanatında çağdaş bir çığır açan müstakillerin kurucu üyelerinden Ali Avni Çelebi, öğreniminin ilk iki yılını Hikmet Onat Atölyesi’nde desen çalışmalarıyla sürdürmüş ve son iki yılda Çallı Atölyesi’nde yağlı boya tekniğini öğrenerek tamamlamıştır.

Çelebi Türk resim sanatına yeni boyutlar katan anlayışının belirlenmesinde dışavurumcu anlayıştan ve kübizmin uzantısı olan uygulamalardan, usu, düşün gücü, dünya görüşü ve yeteneği paralelinde yararlanmış, özgün bir yoruma ulaşmıştır.

Ali Avni Çelebi resimleri, günlük yaşamın herhangi bir mekanın, anı kareleyen, doğal, içten, sımsıcak ve sevecen anlatımlardır.

Çelebi bütün konularla ilgilendiğini, doğanın zenginliklerinden yararlandığını, sabit bir konu üzerinde durmadığını ifade etmiştir.

Ancak, sanatçının ilk yapıtlarından son yapıtlarına doğru yapılacak bir değerlendirme, onun daha kavramsal ele alınan konulardan giderek daha gündelik yaşamın insanı kuşatan olaylarına doğru bir yol izlediğine tanık oluruz.

Tablolarında konular ağırlıklı olarak figürlü, figürsüz manzara, figürlü komposizyon olarak belirir.

Natürmort, portre ve ev içi konular sanatçının daha az ilgisini çekmiştir. Çelebi, 1931 yılında atandığı Akademi Muallim Yardımcılığı görevinden aynı yıl uzaklaştırılmıştır.

Mesleği dışında, başka bir görev kabul etmeme kararı nedeniyle 1934 yılına dek işsiz kalan Çelebi, Zeki Kocamemi ile birlikte kuş kafesi yaparak yaşamını sağlamaya çalışmıştır.

7. Hikmet Onat (1882 – 1977)

Hikmet Onat - Kurbağalıdere

Hikmet Onat – Kurbağalıdere

Hikmet Onat bir İstanbul özellikle de Boğaziçi ressamıdır.

Onat’ın resimlerinde egemen tema denizdir. Resmettiği deniz her zaman sakindir. İzlenimcilerin renklerini kullanmasına rağmen, izlenimcilerden farklı olarak siyah ve kahverengiye paletinde yer vermiştir.

İzlenimciler için yapılan “Sağlam desen yapamazlar” eleştirisi Onat için geçerli değildir.

Sağlam desenle birlikte eserlerine ayrıntıda hakimdir.

Denize sıklıkla yer veren Onat, denizle birlikte mavnaları, dubaları, kayıkları, ağları ve yelkenleri resmetmiştir.

Bu objelerin teknik özelliklerini bir denizci kadar iyi bildiği bu nesneleri izleyiciye ayrıntılı olarak aktarmasından anlaşılmaktadır.

Gerçeğe bağlılık sanatçının vazgeçemediği bir yönüdür.

1932 yılında yaptığı bu resminde merkezde akarsu, kıyılarda kayıklar ve dere kenarlarında ağaçlar yer almaktadır.

Yeşil, mavi ve kahve tonlarının hakim olduğu resimde Kurbağalıdere’nin durgun suyundaki yansımalar empresyonist anlayışa uygundur.

8. Şeref Akdik (1899 – 1972)

Şeref Akdik - Saray Burnuna Bakış

Şeref Akdik – Saray Burnu’na Bakış

Şeref Akdik figür ve portrelerinde klasik anlayışta resimler yaparken, desen ve manzaralarında klasik anlayıştan ödün vermeden izlenimci anlayışa yaklaştı.

Desen ve portrelerinde yerel özellikleri, insanların iç dünyalarını yansıtmaya çalıştı. Şeref Akdik’in 1950’ye doğru, resimlerinde İstanbul çevresini sürekli ve değişmeyen bir konu olarak işlediği görülür.

Çamlıca, Salacak, Kalamış manzaraları, şiirsel bir palet ve rahat bir kompozisyon beğenisiyle karşımıza çıkar.

1945’teki 7. Devlet Sergisi’nde birincilik ödülünü kazanan Küçük Binici adlı tablosu, kendi çizgisi içinde yeniliklere açık bir sanatçı olduğunu gösterir.

1951’de İtalya ve Fransa’ya gitmesi, ondaki bu eğilimleri daha da güçlendirmiş, öte yandan titiz gözlem duygusu, manzara ressamlığına da önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.

9. Hüseyin Avni Lifij (1886 – 1927)

Hüseyin Avni Lifij - Çeşmeli Manzara

Hüseyin Avni Lifij – Çeşmeli Manzara

Avni Lifij’in eserlerindeki temanın odak noktasını insan figürü teşkil etmektedir.

Özellikle otoportreleri, portreleri ve figürlü kompozisyonları ayrı bir önem taşımaktadırlar.

Figürlü çalışmalarının içinde mitolojik, fantastik ve alegorik çalışmalar dikkate değer niteliktedir.

İstanbul’un çeşitli semt ve sokaklarını konu alan poşad (serbest ve çabuk birkaç kuvvetli çizgi ya da fırça vuruşuyla yapılan resim) resimlerinde sembolistleri anımsatan renkçiliğiyle bütünleşen, alabildiğine serbest fırça işçiliği biraz buruk ya da melankolik olarak tanımlanabilecek lirizmi yansıtır.

1920’de yaptığı bu resminde, manzarada küçük bir yerleşim bölgesi tasvir edilmiştir.

Eserin izleyiciye göre sol bölümünde kare planlı, kemerli ve kırma çatılı bir çeşme yer almakta ve bir kadın figürü çeşmenin yanı başında oturmaktadır.

Atmosfer perspektifinin başarı ile uygulandığı eserde renk kulamı ve özellikle ufuktaki bulutlar dikkat çekicidir.

10. Halil Paşa (1857 – 1939)

Halil Paşa - Yalı

Halil Paşa – Yalı

Asker ressamlarımızdan Halil Paşa’nın eserleri iki devreye ayrılarak incelenir:

Paris’teki eğitimi sırasında etkilendiği klasik ve realist tarzın etkisindeki eserleri ve yurda döndüğünde yaptığı empresyonizm etkisindeki eserleri.

Sanatçı ilk devre resimlerinden olan (Mme X’in Portresi) diğer adıyla Eldivenli Kadın adlı tablosu ile Paris’te bir altın madalya kazandı.

Yurda döndüğünde Boğaz kıyılarını resimledi.

Yalıların ve kayıkların durgun sulara vuran gölgelerini empresyonist bir anlayışla resmetti.

Derin bir anatomi bilgisi olan Halil Paşa, izlenimci ışık ve renk çözümlemelerine özgün bir anlam kazandırmıştır.

Halil Paşa, bu yönde uğraş veren resim sanatçılarına örnek oluşturmuştur.

11. Namık İsmail (1890 – 1935)

Namık İsmail - İstanbul

Namık İsmail – İstanbul

Namık İsmail fırçasıyla, Türk resmine henüz girmiş olan figürü üstün bir anlatım biçimine ulaştırmıştır.

Güçlü figür anlayışını, sağlam bir anatomi bilgisi üzerine oturtmayı başarabilmiştir.

Hareket ve ışık sanatçının resimlerinin en önemli özellikleridir.

Kompozisyonlarında asıl konu üzerinde yoğunlaşan ışık, cansız elemanları bile harekete geçirir niteliktedir.

Işığı kullanış tarzıyla portrede dinginlik, nülerinde ise hareketlilik sezilmektedir.

Namık İsmail hiçbir zaman durağanlığa düşmeden, sürekli çalışmayla üslubunu geliştirerek, tekniğini ve anlatım biçimini özgünleştiren, yaşadığı dönemdeki sanat akımlarına doğrudan katılmamış, fakat izlenimcilik etkisiyle başlayan sanat yaşamında ekspresyonizmden soyutlamacılığa kadar uzanan çeşitli yelpazelerde eserler üretmiştir.

12. Mehmet Ruhi Arel (1880 – 1931)

Mehmet Ruhi Arel - Manzara

Mehmet Ruhi Arel – Manzara

Ruhi Arel’in resimleri dinsel konulu, hamasi, portreler ve manzaralar diye sınıflandırılabilir. Sanatçının nü etüdleri de vardır.

Nü çalışırken Namık İsmail de Çallı gibi canlı modelden yararlanmıştır.

Mehmet Ruhi Bey geniş fırça darbelerini tercih etmiştir.

Nurullah Berk sanatçının tekniği için şunları söyler:

“Ruhi’ye kendi kuşağı arkadaşlarından hiçbirine yaklaştıramayız.

Belki paletinde bulduğu tatlı grilerle, turuncularla bir çeşit empresyonizmi vurgulamıştı ama asıl amacı Türk resmine ulusal bir kimlik kazandırmaktı.”

Arel’in elindeki belgelerden öğreniyoruz ki peyzaj yapmak için Anadolu’ya çıkan ilk ressamdı.

Peyzaj yapmak için Ruhi Arel’in Anadolu’ya gitmesi, çalışma tarzını Fransız izlenimcilerine yaklaştırmaktadır.

Çünkü Fransız izlenimcileri de doğa etütleri için Fransa’yı gezmişlerdir.

Mehmet Ruhi Arel izlenimci kuşak arasında anılmasına rağmen farklı ve özgün bir yere sahiptir.

13. Ahmet Zeki Kocamemi (1900 – 1959)

Ahmet Zeki Kocamemi - Peyzaj

Ahmet Zeki Kocamemi – Peyzaj

Zeki Kocamemi’nin, Cumhuriyet dönemi Türk resminin modernleşme sürecinde öncü niteliğe sahip sanatçılar arasındadır.

Lisede öğrencisi olan Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle der: 

“Kocamemi’nin fırçasından çıkan bütün nesnelerin önü, yanları, üstü arkası vardı. Tümü de boşlukta tüm ağırlıklarıyla yer alıyorlardı.

Resimde dört başı mamur heykel anlayışına bundan daha güzel örnek olamazdı.”

Münih ve Paris’te resim eğitimi aldı.

Sanatçı hayatının bir döneminde yaşamını sürdürebilmek için mobilyacılık da yapmıştır.

Marangozluk ve mobilyacılık bilgisi özellikle natürmortlarında kendini gösterir.

Genellikle üstten bakarak resmettiği natürmortlarında nesneleri taşıyan mobilya bütün ayrıntılarıyla işlenerek belirginleştirilmiştir.

Güçlü bir desene sahip olan Zeki Kocamemi’nin 1935 yılında gerçekleştirdiği Mekkare Erleri adlı çalışması sanatçının en çok konuşulan baş yapıtlarından birisidir.

Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’ni kuran ressamlardandır.

Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği, ne yeni bir akım ne de ortak bir üslup içinde çalışan sanatçıların oluşturduğu bir gruptur.

Daha sonra D grubuna katılmıştır. 1951’den 1959’a kadar resim yapmaya ara veren sanatçı, tekrar resim yapmaya başlamış ama kısa bir süre sonra yaşama veda etmiştir.

14. Şevket Dağ (1876 – 1944)

Şevket Dağ - Sarayburnuna Bakış

Şevket Dağ – Sarayburnu’na Bakış

Özellikle mimarlık sanatının ışıklı eserlerinden olan camilerimizin ünlü ressamı olan Şevket Dağ, İslami kaidelere aşırı olarak düşkün bir yaradılıştaydı.

Belki de, cami resimleri yapması bundan kaynaklanmıştır.

Şevket Dağ resim sanatımızda enteriyör (bina içi) resimleriyle tanınıyor olmasının yanı sıra natürmort temalı yapıtları da ayrı bir sanat değeri taşımaktadır.

Şevket Dağ’ın eserleri arasında manzara temalı resimler de önemli yer tutmaktadır.

Manzara resimlerinde İstanbul Boğazı, Rumelihisarı, Sarayburnu, İstanbul’un eski evleri ve sokakları, mesire yerleri, dere kıyıları ve çağlayanları konu olarak seçilmiştir.

Şevket Dağ manzaralarında, hareketli fırça vuruşlarının oluşturduğu kalın boya sürüşleriyle doğayı bütünlük içerisinde betimlemiştir.

Sanatçı açık havanın parlak ve duru görünümlerini kırmızı, sarı, turuncu, beyaz ve mavi renklerin armonisi içerisinde resimlemiştir.

Sanatçının manzara çalışmalarında İstanbul Boğazı sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Boğaziçi’nin yer aldığı bu kompozisyonlarda, doğa bir bütünlük içerisinde, güneşli bir günün sıcaklığını gözler önüne sermektedir.

Şevket Bey’in orijinal bir imzası vardı.

Yaptığı tabloların genellikle baş tarafına küçük bir palet oturturdu. Bu, onun imzasıydı.

15. Muhittin Sebati (1901 – 1932)

Muhittin Sebati - Ankaradan

Muhittin Sebati – Ankara’dan

Muhittin Sebati, Hikmet Onat’ın öğrencisi olmuş, ardından Çallı Atölyesi’ne devam etmiştir.

Nurullah Berk onun hakkında şöyle der:

 “O, mektep atölyelerinin dağınık, çapaçul, laubali, çok kere zoraki külhanbeyi havası içinde dürüst ve temiz bir kalem efendisi karakterini canlandırırdı.

Belki bu hareketler ona, bir müddet çalıştığı belediye dairesinde sinmişti.

Onu anlayan, ruhu üzerine eğilen hemen hiç kimse olmadığından, ana baba şefkatinden mahrum olmuş olan bu çocuk hiç kimseye kendini açmaz, vermez ve huyunun menfi taraflarını bir zırh gibi nankör dünyaya karşı kullanmak mecburiyetinde kalırdı.”

Okul sonrası gittiği Paris yıllarında kübizm, fovizm sentezinin etkisinde kalmıştır.

Paris Dekoratif Sanatlar Okulu’na devam etmiş, aynı zamanda heykel üzerine çalışmalar yapmıştır.

Daha çok ölü doğa ve peyzaj çalışmaları vardır.

Çok genç yaşta tüberküloz nedeniyle hayata veda etmiştir.

Bu nedenle, arkasında bıraktığı resimleri sınırlıdır.

16. Saim Özeren (1902 – 1964)

Saim Özeren - Akşam

Saim Özeren – Akşam

1915 yılında, resim yapma tutkusuyla, 15 yaşındayken girdiği Akademi’de İbrahim Çallı’nın ilk öğrencilerinden birisi oldu.

Arkadaşları arasında yeteneği ve zekasıyla dikkati çekti.

Cumhuriyet sonrası ilk ressam kuşağının en önde gelen ismiydi.

Maddi olumsuzluklara karşın 11 yıl Akademi’de resim çalıştı.

Akademi’de 1924’te yapılan Avrupa sınavı bütün yaşamını belirledi.

Bütün ressam adaylarının en büyük düşü Avrupa’ya gitmek ve orada önde gelen ressamlarla çalışmaktı.

Saim Özeren de sınava katılanlar arasındaydı.

Arkadaşı Mahmut Cuda’nın ifadesiyle Saim Özeren sınavsız da Avrupa’ya gönderilse hiç kimse itiraz edemezdi, çünkü o yeteneği ve zekasıyla hepsinin önündeydi.

Ama sınav sonuçları beklendiği gibi olmadı, Saim Özeren kazanamamıştı.

Buna karşın iki yıl daha bekledi, ancak 1926 yılında yapılan sınavı da kazanamayınca kaderine razı oldu.

Bundan sonra Erzurum, Trabzon ve İstanbul’da çeşitli okullarda 38 yıl sürecek, ancak ölümü ile noktalanacak öğretmenlik yaşamı başladı.

Peyzaj türünde yoğunlaşan çalışmaları, üstün teknik bir kavrayışı, köklü bir renk bilgisi ve izlenimciliği aşan bir beğeni çizgisini ortaya koyar.

Giderek unutuldu.

Ama o resimden hiçbir zaman kopmadı.

Resim onun için bir yaşama ve görme biçimiydi.

Bütün düşü emekli olmak ve kişisel sergisini açmaktı.

Ama bunu gerçekleştiremedi.

Emekliliğine aylar kala yaşama veda etti.

Pertevniyal Lisesi öğrencileri uğurladıkları resim öğretmenlerinin bir zamanların Büyük Saim’i olduğunu bilmiyorlardı.

17. Hamit Görele (1903 – 1980)

Hamit Görele - Boğaziçinden

Hamit Görele – Boğaziçi’nden

Sanatçı, kübizm ve konstrüktivizmden etkilenerek doğayı geometrik denklemlerle analiz edercesine bir resim dili oluşturmuş, kütleler ve ritimleri arasındaki ilişkiyi resimlerinde sorgulamış, coşkulu fırça darbeleriyle rengin de hakkını vererek lirik romantik resimler yaratmıştır.

Görele, başta peyzajları olmak üzere resimlerinde nesneleri birer plastik öğe olarak ele almak suretiyle doğayı yansıtır.

En çok da Kurtuluş’tan Heybeliada’dan peyzajlar yapmıştır.

1967 yılında açtığı Sanat Anlayışım başlıklı retrospektif sergisinde “Mavi, gök ve deniz olduğu için değil, deniz ve gök mavi olduğu için güzeldir.

Yeşil, ağaç olduğu için değil, ağaç yeşil olduğu için güzel.” diyen Hamit Görele sanat anlayışını “Müziğin matematiğe, resmin de geometriye dayandığına inanırım” sözleriyle özetlemiştir.

18. İhsan Cemal Karapurçak (1898 – 1970)

İhsan Cemal Karapurçak Yenişehirde Bir Gece

İhsan Cemal Karapurçak – Yenişehir’de Bir Gece

Özellikle de tuvaline imzası kadar yer etmiş moruyla tanınan İhsan Cemal Karaburçak, uzun yıllar sürdürdüğü memuriyet döneminde resimle tanışan, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Ankara’da evinin bir odasından dönüştürdüğü mütevazı atölyesinde çalışmalarını sürdüren ve Türk resminin değeri yıllar geçtikçe anlaşılan gizli kalmış ustalarındandır.

Notlarında, kendisinin bir renk ressamı olduğunu, güneşin renkleri öl­dürmesi nedeniyle, doğayı havanın karardığı, bulutların biriktiği ya da yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin böy­lece ortaya çıktığı saatlerde sevdiği­ni özellikle belirtir.

Bu saatler, daha çok akşamın alacakaranlığını duyur­duğu, gölgelerin giderek mora dönüş­tüğü saatlerdir.

Doğanın ayrıntıları silinip de ana biçimler ortaya çıktığın­da, İhsan Cemal Karaburçak bu bi­çimleri sevecenlikle ele alır, onları soyutla somut arası bir çizgide yeniden kurarak geliştirir.

Bu nedenle, İhsan Cemal Karaburçak’ın sanatı, belli bir eğitimin il­keleriyle açıklanamaz.

19. Cevat Erkul (1897 – 1981)

 

Cevat Erkul - İstanbulda Kış

Cevat Erkul – İstanbul’da Kış

Selanik’te başladığı ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlar.

Hukuk alanında yüksek öğrenim yaparken, konuk öğrenci olarak Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi’ne devam eder.

Burada Hikmet Onat Atölyesi’ndeki derslere katılır.

Hukuk kariyerinde Yargıtay üyeliğine kadar yükselir.

Boğaziçi görünümleriyle tanınan Cevat Erkul, Hikmet Onat’ın üslup yaklaşımına duyduğu yakınlığı kendine özgü renk ve ışık değerleriyle besleyen ve geliştiren bir sanatçıdır.

Tıpkı kendi gibi hukuk kökenli olan Hasan Vecih Bereketoğlu’nda da tanık olduğumuz üzere, kent ve deniz tutkusunu unutulmaz kompozisyonlarla resme yansıtmıştır.

Özellikle gün batımına yakın saatlerde, nesne ve figürleri kuşatan ışığı çok iyi analiz eden Erkul’un peyzaj yaklaşımı, Boğaziçi görünümlerinde sıkça rastladığımız coşkulu ve renkli genel ifadenin biraz dışında kalır.

Daha gerçekçi duyuşlara kucak açan bu tavır, oldukça duygusal bir karakterde kendini sunar.

20. Eren Eyüboğlu (1912 – 1988)

Eren Eyüboğlu - Sokak

Eren Eyüboğlu – Sokak

Orta öğrenimi sırasında, resim sana­tına ilgi duyarak özel resim dersleri alan Romen asıllı Eren (Emestine) Eyüboğlu, sanat öğrenimini, Yaş Gü­zel Sanatlar Akademisi’nde tamam­layıp, 1929’da Paris’e gider.

1930 yılında Paris’te tanıştığı ve kendisi gibi resim sanatçısı olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile 1936 yılında evlenmiş ve bundan sonraki sanat çalışmalarını İstanbul’da yürütmüştür.

İki resim sanatçısı eş olarak yaşamlarını sürdürmeye başladıkları dönemde Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak Anadolu insanının yaşam biçimini, folklorik özellikleri plastik öğelerle birleştirerek tuvallerine yansıtmışlardır.

Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile birlikte D Grubu’na katılmıştır.

Topluluğun etkinliklerinde önemli rol üstlenen sanatçı, resimlerinde soyutlamacı ve ekspresyonist görüşü ile Anadolu insanına ve doğal yaşama yönelik konular işlemiştir.

Eren Eyüboğlu’nun Anadolu doğasını ve yaşamını büyük bir içtenlikle kucaklayan ilk dönem resimleri, eşi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun aynı dönem çalışmalarına yakın olmakla birlikte, sanatı daha çok büyük usta­lardan, müzelere girmiş soylu yapıtlardan öğrenme eğilimini yansıtır.

Desen ve etüd aşaması, bu resimlerde vazgeçilmez bir tutku olarak belirir. Cami avluları, han içleri, ağaçlı avlu­lar, İstanbul görünümleri, çeşme baş­ları ve bayram yerleri, sanatçıyı bir çevre yaşamı olarak derinden etkile­miş, bu çevrenin insanlarıysa, davra­nış ve yaşam nitelikleriyle bu etkiyi biçimlendiren başlıca etkenlerden bi­ri olarak, ilk resimlerinden bu yana te­mel motif yerine geçmiştir.

KAYNAK

Mustafa Cezar – Kuruluşundan Bugüne Akademi

LEBLEBİTOZU.COM

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s