DR. REŞİT GALİP ————————– ALINTIDIR

DR. REŞİT GALİP

 

Reşit Galip ya da Mustafa Reşit Baydur.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı.

Görev süresi, 19 Eylül 1932 – 13 Ağustos 1933.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2.,3.ve 4. dönem milletvekili.

Seçim Bölgesi 1923 – Aydın, 1927 – Aydın, 1931 – Aydın.

Doğum 1893, Rodos Osmanlı İmparatorluğu,

Ölüm,  5 Mart 1934, (41 yaşında) Ankara.

Partisi CHP.

Reşit Galip ya da Mustafa Reşit Baydur (d. 1893, Rodos) – (ö. 5 Mart 1934, Ankara) Türk siyasetçi, doktor.

 (ara seçim), III. ve IV. dönem Aydın milletvekilidir.

19 Eylül 1932 – 13 Ağustos 1933 arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, onun bakanlığı döneminde Üniversite Reformu gerçekleşmiştir.

Türk Tarih Kurumu’nun temelini oluşturan Türk Tarihi Tetkik Heyeti’nde genel sekreterlik, Türk Dil Kurumu’nda başkanlık görevleri üstlenmiştir.

Diplomat Hüseyin Ragıp Baydur’un kardeşidir.

 Featured image

Yaşamı

 

Ailesi ve gençliği

1893’te Rodos’ta doğdu.

Babası mahkeme reislerinden Mehmet Galip Bey, annesi Rodoslu Münevver Hanım’dır.[1]

İlk ve ortaöğrenimini Rodos’ta tamamladıktan sonra liseyi İzmir’de okudu.

Milliyetçi, hırslı, heyecanlı bir gençti.[2]

  1. Meşrutiyet’in Temmuz ayında ilan edilmesinden esinlenerek lisenin son sınıfında iken “Ferdayı Temmuz” adlı bir gazete çıkardı.

 1911’de İstanbul Tıbbîye Mektebi’ne girdi.

Tıbbiye öğrencisi iken arkadaşları için “Hakikat” gazetesi adlı bir gazete ve “Sivrisinek” adlı karikatür dergisi çıkardığı gibi, İstanbul’da çıkan çeşitli gazetelerde yazıları yayımlandı.

Okulda Türk Ocakları’nın bir şubesini açtı ve diğer askeri okullardaki ocakların müfettişliğini üstlendi.

Öğrenciliği devam ederken gönüllü olarak Balkan Harbi’ne katıldı ve yaralandı.

Ardından I. Dünya Savaşı’na katılmak için gönüllü oldu.

Çatalca ve Kafkasya Cephelerinde savaştı. Erzurum’da hastalanarak geri döndü.

Tıbbiye’yi 1917’de bitirebildi.

 Mezuniyetinden sonra aynı fakültede asistan olarak çalıştı.

Beğenmediği öğretim sisteminin yenileştirilmesi için “Mekteb-i Tıbbiye” adlı bir broşür yayınlayan Reşit Galip, bir sonuç alamayınca istifa etti.[2]

 

Kurtuluş Savaşı yılları

 

  1. Dünya Savaşı sonunda İstanbul’da kurulan Köycüler adlı cemiyetin kurucularından birisi idi.[1]

Cemiyet, köylere yerleşip misyoner gibi çalışan on beş gençten oluşuyordu.

Bu derneğin faaliyetleri doğrultusunda Doktor Hasan Ferit ile birlikte Tavşanlı’ya yerleştiği sırada Kurtuluş Savaşı başladı.

Köylerde milli mücadelenin propagandasını yapmak için bir teşkilat kurdu.

 Köycüler Cemiyeti’nin dağılması üzerine Aydın, Denizli, Isparta, Burdur, Antalya’da milliyetçi muhacirlere Hilal-i Ahmer 5. Sıhhi İmdat Heyet Sertabipliği görevinde bulundu.[1]

 Sakarya Savaşı’ndan sonra Ankara’da Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Dairesi başkanlığına getirildi.

Ankara’da sağlığı bozulduğundan havası yumuşak bir yere tayinini isteyen Reşit Galip, 5 Aralık 1921’de Mersin hükümet doktoru olarak atandı.[1]

 Gaziantep Sıhhiye Müdürlüğü’ne tayin edilince bu görevi kabul etmedi ve 1924 yılından itibaren Mersin’de serbest hekimlik yaptı.

 Mersin’de bulunduğu sırada hekimliğin yanı sıra “Yeni Mersin” gazetesinin başyazarlığını üstlenmiş ve “Yeni Adana” gazetesinde de yazılar yayımlamıştır.

Bu yayın organlarında Anadolu’nun ve Türklüğün kurtarılması için temel sorunun köylere hizmet götürmek ve köylüyü eğitmek olduğunu vurgulayan yazılar yazdı. [2]

 Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından sonra anlaşma gereğince Türkiye-Yunanistan arasındaki nüfus değişimini düzenlemek için kurulan Türk-Yunan Mübadele Komisyonu’nda delege olarak görev yaptı.

 

Milletvekilliği

 

1923 yılının Mart ayında hekimlik yaptığı Mersin’e gelen Atatürk’e hitaben yaptığı konuşma ile önderi etkileyen Reşit Galip, iki yıl sonra onun önerisiyle milletvekilliğine aday gösterilmiştir.[2]

1925 ara seçimlerinde General İzzettin Çalışlar’ın istifa etmesi ile boşalan Aydın milletvekilliğine seçilerek meclise girdi

 Milletvekilliğinin ilk aylarında meclis içinde milletvekili Ali Çetinkaya’nın tabancasından çıkan kurşunla Halit Paşa’nın yaralanması olayı meydana geldi.

Paşa’ya ilk müdahaleyi yaptı ancak yaralı kurtarılamadı.[2]

Bu olaydan birkaç gün sonra başlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında, Ali Çetinkaya başkanlığındaki Ankara İstiklal Mahkemesi’nde üye olarak görev yaptı.

Mahkemenin görevi Mart 1927’de sona erdi.

 III. ve IV. dönemlerde de Aydın milletvekilliği yapan Reşit Galip, Atatürk’ün isteğiyle Serbest Fırka’ya girdi. Partinin kapanma kararı almasından önce istifa etti.

 Türk Ocakları’nın 23 Nisan 1930 günkü kurultayında 16 üyeli Türk Tarihi Tetkik Heyeti üyeliğine seçildi ve heyetin genel sekreteri oldu.

Atatürk’ün Kasım 1930-Mart 1931 tarihleri arasında gerçekleşen yurt gezisinde ona eşlik eden heyette yer aldı.

Türk Ocakları’nın kapatılması üzerine onun yerine kurulan Halkevleri örgütünün kurulmasında etkin rol aldı.

Sonradan Türk Dil Kurumu’na dönüşecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti içinde de yer aldı ve bu cemiyetin çıkardığı Öz Dilimiz dergisinin başyazarlığını üstlendi.

 

Milli Eğitim Bakanlığı

 

Dolmabahçe’de cumhurbaşkanının sofrasında bulunduğu bir gece, Milli Eğitim Bakanı Esat Bey’i eleştirmesi, Reşit Galip’in Atatürk’le çatışmasına neden olmuş, kısa bir süre için ilişkilerini gölgelemişti.[2]

Ancak çok geçmeden Esat Bey istifa edince 19 Eylül 1932’de bakan olarak Reşit Galip Bey atandı.

26 Eylül 1932’de açılışı yapılan Türk Dil Kurumu’nun başkanı Samih Rıfat Bey hayatını yitirdiğinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanı sıra bu kurumun başkanlık görevini üstlendi.

 Bakanlığı sırasında ilkokuldan başlayarak öğrencilere Atatürk ilkelerine bağlılık ruhu aşılamaya yönelen Reşit Galip Cumhuriyet 10. yılını doldururken 23 Nisan 1933 sabahı çocuklarına kendi yazdığı bir andı okutmuş ve o gün Çocuk Haftası’nı açış konuşmasında da bu metni tekrar etmişti.

Bu konuşmanın ardından Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile Cumhuriyet’in 10. yılından başlayarak okullarda bu ant sürekli hep bir ağızdan okutulmuştur.

 Dünyanın sayılı müzeleri arasına giren Anadolu Medeniyetleri Müzesi onun bakanlığı döneminde tasarlandı.[2]

Milli bir müze kurulmasının yanı sıra Milli Kütüphane ile İlimler ve Sanatlar Akademisi’nin kurulması onun bakanlık dönemine kararlaştırılmıştı.

 Bakanlığı dönemindeki en büyük dönüşüm 1933 yılındaki Üniversite Reformu’dur.[2]

İstanbul Darülfünunu’nun çağdaş bir üniversiteye dönüştürülmesi kararı 1931’de verilmişti.

Kararın uygulaması Reşit Galip’in bakanlığı sırasında gerçekleştirildi.

Yeni öğretim kadrosunun saptanması Milli Eğitim Bakanlığı’nın göreviydi.

Kadro oluşturulurken 150’ye yakın müderris ve müderris yardımcısının görevlerine son verildi.

Yerleri, Nazi Almanya’sından kaçan Alman bilim adamları ile doldurulmaya çalışıldı. Darülfünun’un lağvedilip yerine İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasına dair kanun 31 Mayıs 1933’te TBMM’de kabul edildi.

Yasanın yürürlüğe girmesinden önce kadronun saptanmasına ilişkin yoğunlaşan eleştiriler yüzünden Reşit Galip 13 Temmuz 1933’te bakanlıktan ayrıldı. [2]

Anadolu Ajansı’na verilen demeçte, istifasının nedeni olarak iki haftadır süren rahatsızlığı gösterildi.

Milli Eğitim Bakanlığı görevini bir süre için Sağlık Bakanı Refik Saydam vekaleten yürüttü, ardından Yusuf Hikmet Bayur bakanlığa atandı.

 Türkiye’de 23 Nisan 1933 tarihinden itibaren ve daha sonra KKTC’de ilköğretim okullarında her sabah okunan Andımız [Öğrenci Andı] metninin, şiirinin yazarıdır.

 

Ölümü

 

Bakanlıktan ayrıldıktan sonra rahatsızlığı zatürreye dönüşen Reşit Galip, 5 Mart 1934 günü hayatını kaybetti.

Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.

Reşit Galip Bey, evli ve 3 çocuk babasıydı.

 Ankara’da ve Nazilli’de bir caddeye ismi verilmiştir.

Hakkında Yener Oruç tarafından kaleme alınmış bir kitap bulunur: Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip (Güner Y., 2007).

 Kaynakça

 

 a b c d Saadet Tekin, Dr. Reşit Galip ve Üniversite Reformu, Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, Yıl 1992, İzmir

 a b c d e f g h i Şerif Turan, Dr. Reşit Galip’in Atatürk’e yakınmaları, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt 25, Sayı 39, Yıl 2006

 Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in öyküsü

 

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan “Türküm doğruyum çalışkanım” andı var ya…

Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran’ın eşi Feyhan, “Biliyor musun o andı kim yazdı?” diye sordu.

“Kim?” dedim merakla…

“Dedem.”

“Deden kim?”

“Reşit Galip…”

İnanılır gibi değil.

Ne o andın 1933’ün 23 Nisan günü Reşit Galip’in kaleminden çıktığını biliyordum ne de Feyhan’ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip’in torunu olduğunu…

Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi’nden geçerek inerler.

Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.

Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip’in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü’yle yıldızının hiç barışmaması…

Onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, Yener Oruç’un “Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip” kitabını (Güner Y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

 

Etkileyen konuşma

 

Feyhan’ın anlattığına göre Rodos’ta doğan Reşit Galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris’e gelmiş.

Liseyi İzmir’de okumuşlar.

Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.

Reşit Galip ise İstanbul Tıp’a gidip doktor olmuş.

Öğrenciyken gönüllü olarak I. Dünya Savaşı’na katılmış.

Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.

1923 Mart’ında, hekimlik yaptığı Mersin’e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde Paşa’nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:

“Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün.

Sen bu milletin bir ferdisin.

Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir.”

Herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde Gazi’yi “milletin bir ferdi” sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş.

Tabii en çok da Gazi’nin…

Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve Dr. Reşit Galip, Ocak 1925’te Meclis’e girmiş.

Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHF İdare Heyeti’nde görev almış.

Türk Ocakları’nda, Halkevleri’nde çalışmış. Yine Atatürk’ün isteğiyle Serbest Fırka’ya girmiş.

Ve Atatürk’ün sofrasına oturmuş.

Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

 

Ata’nın sofrayı terk ettiği gece

Bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:

1931 sonbaharıydı.

O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet’in bir yakınmasıyla başladı.

Esat Mehmet, Atatürk’ün Harbiye’den “tabya öğretmeni”ydi.

Kazım Özalp’in “Atatürk’ten Anılar” kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.

Esat Mehmet, “kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini” belirtti.

Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.

Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: “Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi” dedi.

 “Bu bir geriliktir.

Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır.

Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.”

Sofra gerildi.

Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.

“Bu konuyu uzatmayalım.

Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız” dedi.

Ama Reşit Galip alttan almadı.

“Af buyurunuz Paşam!

Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir.

Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim.

Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez.”

 “Bu kokuşmuş kafayla…”

Reşit Galip’in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:

Halkevi’nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı.

Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekaleti’nden izin alamamışlardı.

Reşit Galip “Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diye kestirip attı.

Atatürk’ün kaşları çatıldı.

“Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz” diye çıkıştı.

Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti.

Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti.

57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı’nı işaret ederek dedi ki:

“Devrimci devrimcidir.

İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar.

Meclis’te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.”

Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:

“Esat Bey yeteneklidir.

Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır.

Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?”

“Kusura bakma Paşam, taşımıyor!

Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.”

 “Sizi de eleştiririm!”

Bunun üzerine Gazi’nin sabrı taştı:

“Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem” diye haşladı.

Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:

“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum.

Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm.

Mesela Rose Noir’a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz.”

İlk kez Atatürk’ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

 

Milletin sofrası

 

Reşit Galip’in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu’nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı.

Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya’dan “İş Bankası’ndan kredi alamıyoruz” yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda İş Bankası Genel Müdürü’ne hitaben “yardımcı olunması” isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.

Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.

Atatürk bu kez kızmadı; “Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin” diyerek kibarca Reşit Galip’i sofradan kovdu.

Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu.

Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:

“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.

Milletin işlerini görüşüyoruz.

Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.”

Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp “Öyleyse biz kalkalım” dedi.

Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip’i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

Sonra neler oldu?

Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:

Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı’nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.

Atatürk uyandığında Genel Sekreteri’ne Reşit Galip’i sorar.

“Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi.

Ankara’ya gidecek kadar borç para istedi.

25 lira verdik” derler.

Atatürk “Ankara’ya gidecek adama 25 lira mı verilir.

Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz” der.

Sonra “Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor.

Parası yok ama cesareti var” diye ekler.

1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip’in Ankara Radyosu’ndaki bir konuşmasını dinler; “Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız.

Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile” demektedir.

Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.

Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.

Onun yanına da, hocası Esat Mehmet’i oturtur.

Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı’nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.

 

Rose Noir olayı mı?

 

Onu da hatırlatalım:

İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı’na gelmiş, Ata’nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

  

Kütüphanedeki yatak

 

Reşit Galip’in bakanlığı sadece 13 ay sürdü.

Bu süre içinde Darülfünun’dan üniversite reformunu başlattı.

Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.

Eşi Zübeyre Hanım’ın deyimiyle “deli gibi çalışıyor” ama Atatürk’e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.

Aslında Atatürk’le araları iyiydi.

O Gazi’ye “Paşam”, Gazi de ona “Doktor” diye hitap ederdi.

Torunu Feyhan Oran’a “Peki ne oldu da ayrıldı?” diye sordum.

Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, “Seni eve ben bırakacağım” demiş.

Eve bırakınca o da saygıdan, “Ben de sizi uğurlayacağım Paşam” karşılığını vermiş.

Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış.

O gece zatürree olmuş.

Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim’inde görevden ayrılmış.

1934 yazında Moda’daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş.

Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış.

Keçiören’deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.

1934’te, 41 yaşında hayata veda etmiş.

“Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış” dedi hiç görmediği torunu Feyhan: “Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için Afet İnan’dan yardım istedi.

Atatürk’ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar.

O evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler.”

Feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın dedesinin kaleminden çıktığını ilkokul sonda annesinden öğrenmiş.

Sonra dedesini Cebeci Asri Mezarlığı’nda ziyaret etmiş.

Dr. Reşit Galip orada, kendisinden önceki bir başka Maarif Vekili, Mustafa Necati ile yan yana yatıyormuş.

Ata’ya bile kafa tutan ‘Ant’ yazarı

 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında eski Milli Eğitim Bakanlarından Reşit Galip’i hedef alan sözleri üzerine Cumhuriyet döneminin bu önemli siyasetçisi yeniden gündeme geldi.

 

MİLLETİN SOFRASI

 

“Atatürk, Dolmabahçe’deki yemekte Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet’i sert bir dille eleştiren Dr. Reşit Galip’e, ‘Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak, buyurun istirahat edin’ dedi.

Bunun üzerine Dr. Reşit Galip ‘Burası sizin değil milletin sofrası, oturmak benim de hakkım’ karşılığını verdi.

Atatürk, ‘Öyleyse biz kalkalım’ diyerek masayı terk etti.

Olaydan birkaç ay sonra Reşit Galip’in bir radyo konuşmasını dinleyen Atatürk, aynı sofrada, kulağına ‘Yarın Milli Eğitim Bakanı’sın’ diye fısıldayacaktı.”

5 LİRAYLA ÖLDÜ

 

“Reşit Galip tam bir halkçıdır.

‘Organlar hücrelerden oluyor, bizim temel hücremiz köylüdür’ diyen bir insan.

Eğitimde adeta Atatürk’ün kurmay başkanıdır.

Atatürk, Yunus Nadi’ye Reşit Galip’i anlatırken ‘Hem hekimdir, hem edebiyat doktorudur, hem hukuk doktorudur, hem tarih doktorudur.

Mühim bir gün gelecek, ‘Doktor iş başına geç’ diyeceksiniz ve bu adam iş görecek’ diyor.

41 yıllık ömrüne bu kadar başarı sığdıran nadir insanlar vardır.

Hayatında hiç durmamış.

Tıp 2’nci sınıftayken 2 cepheye de gönüllü gidiyor.

1925’ten öldüğü 1934’e kadar milletvekilliği yapıyor, 11 ay bakanlık yapmış ve öldüğünde cebinde 5 lira var.

Kendi kızlarına sabah milli bayram bilinci vermek için bir konuşma yapıyor.

Andı sabahleyin doğaçlama yazıyor.

 

İSVİÇRE OLURDUK

 

1 Ağustos 1933 günü İstanbul Üniversitesi’nin açılışında söylediği söze itibar edilmiş olsaydı bugün Türkiye bir patent ülkesi olurdu, İsviçre ile Almanya ile yarışırdı.

 ‘Türk’ün öz malı bir bilim yaratmalıyız, bunu yaratmaz isek başka ilmi terakkilerin haraçgüzarı oluruz’ diyor.

Köy Enstitüleri’nde ilk DNA çatısını kuran kişidir.

Muhtemelen Çatalca cephesinde kaptığı tüberküloz, 2’nci cephede kendini göstermiştir.

Ondan sonra Osmanlı’da onbaşı maaşıyla emekli edilmiştir.

Osmanlı hükümeti laboratuvar malzemelerinin İstanbul dışına çıkarılmasına izin vermiyor.

Fransız hardal şişelerinden tüp yapıp, gaz yağı lambasının ışığıyla 37 derecede tutarak bakteri, aşı, serum üretiyorlar.

Deney hayvanı yok, 3 kişi hocaları da dahil kendilerine aşı ve serum uygulayarak orduya dağıtıyorlar.

Gerçek anlamda varlığı Türk varlığına armağan olmuş birisidir.” 

 

Cepheden cepheye

 

REŞİT Galip olarak anılan Mustafa Reşit Baydur 1893’te Rodos’ta doğdu.

1925’ten itibaren Aydın’dan 3 dönem milletvekili oldu.

Fikir hayatı ve siyasetle ilgilenmesi, daha lise öğrencisiyken gazete ve dergiler çıkarmasıyla başladı.

Okulda Türk Ocakları’nın bir şubesini açtı. Öğrenciyken gönüllü olarak Balkan Harbi’ne katıldı, burada yaralanarak gazi oldu.

1’inci Dünya Savaşı’na da gönüllü katıldı ve Kafkasya Cephesi’nde savaştı.

Erzurum’da hastalanınca İstanbul’a dönüp Tıbbiye’yi bitirdi.

Savaşın sonlarına doğru İstanbul’da işgalcilere karşı örgütlenen Köycüler Cemiyeti’ni kurdu.

Cemiyet, Kurtuluş Savaşı’nda milli mücadeleyi yaygınlaştırmak için uğraştı.

Tavşanlı Emet boylarında bir cepheyi örgütledi.

Türk Ocakları’nın kurultayında kurdukları Türk Tarihi Tetkik Heyeti’nin genel sekreteri olarak Türk Tarih Kurumu’nun temellerini attı.

 Yine kuruluşunda yer aldığı Türk Dili Tetkik Cemiyeti de Türk Dil Kurumu’na dönüştürüldü.

Türk Ocakları kapatılınca onun yerine kurulan Halkevleri’nin örgütlenmesinde yer aldı.

19 Eylül 1932-13 Ağustos 1933 arasında Milli Eğitim Bakanlığı yaptı.

Bakanlık döneminin en önemli icraatı üniversite reformu olarak tarihe geçti.

İstanbul Darülfünun’un çağdaş bir üniversiteye dönüştürülmesi kararı 1931’de verildi.

Bakanlığı sırasında ilkokuldan başlayarak öğrencilere Atatürk ilkelerine bağlılık ruhu aşılamayı müfredatın parçası yaptı.

Cumhuriyet 10’uncu yılını doldururken 23 Nisan 1933 sabahı çocuklarına kendi yazdığı bir andı okuttu ve o gün Çocuk Haftası’nı açış konuşmasında da bu metni tekrar etti.

Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile bu ant okullarda zorunlu oldu.

Döneminde, Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Milli Kütüphane ve İlimler ve Sanatlar Akademisi’nin kurulmasıyla ilgili çalışmaları başlattı.

Bakanlığı sırasında hep 1 milyon kitabın olduğu bir kütüphane hayal ettiğini söyledi.

5 Mart 1934’te yaşamını yitirdi.

 

 

Reklamlar

One thought on “DR. REŞİT GALİP ————————– ALINTIDIR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s