DR. HASAN FERİT CANSEVER ——————— ALINTIDIR

DR. HASAN FERİT CANSEVER

 

Hasan Ferit Cansever (d. 1891, İstanbul – ö. 20 Haziran 1969, İstanbul), fikir adamı, tıp doktoru ve yazar.

 Türk Ocakları’nın kurucularından ve genel sekreterlerindendir.

Anadolu’da sıtma ile savaş mücadelesinin öncülerindedir.

1944 Türkçülük Davası’nda yargılanıp beraat etmiştir.

 Mimar ve şehirci Turgut Cansever’in babasıdır.

 Yaşamı

 1891 yılında İstanbul’da doğdu.

Babası Kasımpaşa’daki Türabi Baba Tekkesi’nin son şeyhi Mehmet Ali Bey, annesi Lütfiye Hanım’dır.[1]

Kasımpaşa Hadikai Marifet ve Mercan İdadisi’nde okudu (1908).

Devlet memuru olmasını isteyen babasının ciddi muhalefetine rağmen[2] Askeri Tıbbiye’ye girdi.

Bu okulda milliyetçi fikirlerle tanıştı.

1914’te Tıbbiye’den mezun oldu.

 

Mesleki yaşamı

 

  1. Dünya Savaşı’nda Sîna Cephesi’ndeki

Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde başhekim olarak görevlendirildi.

Hastane, Sina’dan sonra Kudüs’e nakledildi.

Dârülmuallimât’ın ilk mezunlarından olan ve Kudüs’te öğretmenlik yapan Hatice Saime Hanım ile Halide Edip Hanım tarafından tanıştırılıp evlendi[3];bu evlilikten Turgut, Nilüfer, Sevim, Gökçe ve Aydın adını verdikleri üçü kız, beş çocuk sahibi olmuştur.

İlk subaylık döneminde görev yaptığı Filistin bölgesindeki araştırmalarına dayanarak Tevrat’a göre Yakın Şark’ta yamyamlık (1952) adlı bir kitap yayımlamıştır.

 Küdüs’ün 1919’da elden çıkmasından sonra İstanbul’a geldi.

Haydarpaşa’da Dârü’l-Eytâm Merkez Hastahanesi’ni kurarak başhekimliğini yürüttü.

Türk Ocağı’nda kalkınmanın köyden başlaması gerektiğine, başta doktorlar olmak üzere milliyetçi aydınların Anadolu’ya giderek hizmette bulunması gerektiğine inanan bir gruba mensuptu.[2].

Bu amaçla Köycüler Cemiyeti adlı dernekte görev aldı.

1919’da Darüleytam Hastanesi başhekimliğinden ve İstanbul’dan ayrıldı,

Dr. Reşit Galip, Dr. Fâzıl Bey ve Giritli Dr. Mustafa’yla Kütahya’ya gitti.

Tavşanlı’da köycülük programının sağlık hizmetleri için bir merkez kurmağa çalıştı.

Tavşanlı’yı bir “numune köy” haline getirmek istiyorlardı.

Yunan saldırısı nedeniyle bu girişimini gerçekleştiremedi.

 Milli Mücadele sırasında Antalya’ya İl Sağlık Müdürü olarak tayin edildi.

Bir buçuk yıl sonra Kayseri Zincidere’de kurulan Darüleytam (Öksüz Yurdu)’ın müdürlüğüne getirildi; ardından Adana Hükümet Tabipliği ve Hükümet Hastanesi başhekimliğine tayin edildi.[2]

Gerek Antalya’da gerekse Adana’da, o dönemin en önemli ve öldürücü hastalığı olan sıtma ile savaştı, başarılı sonuçlar aldı.

Bu hastalığın tehlikelerine dikkat çekmek için Sarı Tehlike (1924) adlı bir kitap yazdı.

1926 Kurultayı’nda Türk Ocakları Merkez İdare Heyeti’ne seçilince Adana’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Ankara’da Sağlık Bakanlığının Sıtma İle Mücadele Teşkilâtını kurarak sıtma mücadelesini sürdürdü. [4]

 1928’de Türk Ocakları İdare Heyeti’’ndeki görevinden istifa edince Bursa’ya yerleşti; Sağlık Bakanı olan arkadaşı Adnan Adıvar ile bazı konularda anlaşamadığından devletteki görevinden istifa etti,[1] önce Bursa’da, sonra İstanbul’da Beyazıt’taki muayenehanesinde serbest hekimlik yaptı.

 1940’ların başında Çengelköy’de İbrahim Efendi Köşkü diye bilinen köşkü satın alıp yerleşen[2] Hasan Ferit Bey, 1944 yılında Elektrik Tramvay İdaresi’nde doktorluğa başladı, 1946 yılında da Elektrik Tramvay İdaresi Başhekimi oldu.

Sular İdaresi Hekimliği de yapan Cansever, daha sonra mesleğini serbest hekim olarak sürdürmüştür.

Gıda üzerine araştırmaları vardır.

 

Siyasi yaşamı

 

Hasan Ferit Bey, Tıbbiye’de öğrenci iken Türk Ocakları’nın kuruluşunda rol aldı ve Ocak’la ilgisini hiç kesmedi.[4]

1913 yılındaki ilk kurultayda idare heyetine girdi.[2]

 1926-1929 arasında Türk Ocakları Merkez Heyeti’nde Genel Sekreter olarak görev yaptı.

Türk ocaklarının tarihî merkez binasının yapımında, Ocağa bir basımevi kazandırılmasında, sayıları üç yüze yaklaşan Ocak’ların kurumlaşmasını sağlamada emeği geçti.

Genel sekreterliği sırasında 1927 Kurultayı’na sunduğu tekliflerini Tekliflerim (1927) adıyla kitaplaştırdı.

Bu eserde hem komünizme hem faşizme şiddetle karşı çıktı; İtalyan Faşizmini değil, Anglo-Sakson sistemini örnek almayı önerdi.

 Görüşleri Merkez İdare Heyeti ile uyuşmadığı için 1927 kurultayından sonra genel sekreterlikten istifa etmek zorunda kaldı.[2]

Türk Ocaklarının batı bölgesi müfettişliği göreviyle gönderildiği Bursa’da, Nalbantoğlu Mahallesi’ne yerleşti.[2]

 Bursa’dan sonra yerleştiği İstanbul’daki evi ve muayenehanesi Türkçü gençlerin sık sık ziyaret ettiği bir mekan haline gelmiştir.[2]

Türk Ocakları’nın 10 Nisan 1931’de kapatılması ile yayını son bulan Türk Yurdu dergisini on yıl aradan sonra kendi imkanları ile yeniden çıkarmayı denedi.

1942-1943 arasında, derginin 9 sayısını yayımladı.

 Mart 1944’te yedek yüzbaşı olarak ikinci defa askere alındı.

Yüzbaşı rütbesinde askeri doktor iken 1944 Türkçülük Davası ile ilgili olarak tutuklandı.

Zeki Velidi Togan ve İsmail Hami Danişment ile birlikte yayınladıkları Türklük isimli dergi ve muayenehanesinde bulunun “Tutsak Türk illeri birliği ve dilekleri” isimli vesika nedeniyle suçlandı.

Mahkeme süresince 1,5 yıl tutuklu kaldı. Duruşmalar sonunda mahkeme, beraatına karar verdi.

İkinci askerliğinden 1 Eylül 1945’te terhis edildi.[2]

 1949 yılında Türk Ocakları’nın Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından ikinci kuruluşunda kurucular arasında yer aldı ve kurultayda Merkez Heyeti’ne seçildi.

Türkçülük ile ilgili görüşlerini Türk Yurdu, Tanrıdağ, Doğu, Komünizme Karşı Mücadele, Türk Dünyası gibi dergilerdeki yazılarında açıklayan Cansever, Türkçülük Nedir? (1959) adlı bir küçük kitapçık da yayımlamıştır.

 

Etyemezliği

 

Türk Ocağı dışında üye olduğu tek sivil toplum örgütü Hijyenik Vejeteryenler Derneği’dir. Hayvani besinden nefret ettiği, hayatını sebze, meyve ve bitkisel yağlarla yapılmış yemeklerle geçirdiği bilinir.[4]

Hayvani gıdalarla beslenen Orta Asya Türklüğü’nün bu yüzden çöküntüye uğradığını; Çinliler ve Hintler pirinç gibi bitkilerle beslendikleri için çoğalarak Asya’ya hâkim olduklarını öne sürmüştür.

Ona göre Ön Asya Türklüğü ise varlığını ve devamlılığını büyük ölçüde tahılla beslenmesine borçludur.[2]

 

Son yılları ve ölümü

 

Son yıllarını serbest hekimlik ve gıda araştırmaları yaparak İstanbul’da geçiren Cansever 20 Haziran 1969 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.

Cenazesi Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

 Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından anısına hizmet ödülü verilmektedir.[1]

 

Eserleri

Sarı Tehlike (1924)

Ocak Mesaisi Hakkında 1927 Kurultayına Arz Edilen Tekliflerim (1927)

Tevrat’a Nazaran Yakın Şark’ta Yamyamlık (1952),

Gıda Tarihi ve Modern Gıda Bilgisi (6 cildi)

Türkçülük Nedir (1959)

 

Kaynakça

 

 a b c Mahmut Çetin, Hem sıtma ile hem komünistlerle savaştı: Dr. Hasan Ferit Cansever, Ufuk Ötesi, Sayı 79, Kasım 2008

 a b c d e f g h i j Beşir Ayvazoğlu, Etyemez Türkçü: Hasan Ferit Cansever, Türk Yurdu Dergisi Cilt 31, Sayı 283, Mart 2011

 Ali Çolak, Röportaj var, röportajcık var, Zaman Gazetesi, 24 Kasım 2012

 a b c Dr. Necmettin Sefercioğlu, Dr. Hasan Ferit Cansever, Ulkucudunya.com sitesi, 26.06.2013

 

 

 Hasan Ferit Cansever (1891)- (20.06.1969)

Doktor, yazar

 

Türk Ocakları Eski Genel Sekreteri

1891 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Mehmet Ali Bey annesi Lütfiye Hanım’dır.

Kasımpaşa Hadikai Marifet ve Mercan İdadisi’nde okudu (1908).

İstanbul Tıp Fakültesi’nden askerî doktor olarak mezun oldu.

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda önemli hizmetlerde bulundu.

Birinci Dünya Savaşı’nda Sina Cephesi’ndeki Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Hastanesi’nde başhekim olarak gönderildi.

Hastane, Sina’dan sonra Kudüs’e nakledildi.

Kudüs’ün 1919’da elden çıkmasından sonra İstanbul’a geldi.

Ordudan ayrıldı ve Haydarpaşa Hastanesi’ne başhekim oldu.

Kısa bir süre sonra Antalya’ya İl Sağlık Müdürü olarak tayin edildi.

Gerek Antalya’da gerekse daha sonra görev yaptığı Adana’da, o dönemin en önemli ve öldürücü hastalığı olan sıtma ile savaştı, başarılı sonuçlar aldı.

Sıtma Savaş Kurumu, bu çalışmalar üzerine oluşturuldu.

Sağlık Bakanı olan arkadaşı Adnan Adıvar ile bazı konularda anlaşamadığından devletteki görevinden istifa etti.

İstanbul’a yerleşti ve serbest hekim olarak mesleki çalışmalarını sürdürdü.

Türk Ocakları’nın kuruluşunda asıl ocaklılar nüvesini oluşturan Tıbbiyelilerin öncüsü oldu. Türk Ocakları Merkez Heyeti’nde Genel Sekreter olarak görev yaptı.

Türk Ocakları’nın kapalı olduğu dönemde, Türk Yurdu’nun 12 sayısını yayınladı.

 1944 yılında Türkçülük Davası sanıkları arasında yer almasının sebebi, Zeki Velidi Togan ve İsmail Hami Danişment ile birlikte yayınladıkları Türklük isimli dergidir.

 1944 Türkçülük Davası’nın 23 mağdurundan biridir.

Duruşmalar sırasında yüzbaşı rütbesinde askeri doktordu.

Mahkeme süresince 1,5 yıl tutuklu kaldı.

Duruşmalar sonunda mahkeme, beraatına karar verdi.

  

HAKKINDA YAZILANLAR

 

Hem sıtma ile hem komünistlerle savaştı: Dr. Hasan Ferit Cansever

 

Mahmut Çetin

Ufuk Ötesi

 

Fikir adamı, tıp doktoru ve yazar Hasan Ferit Cansever, 1891 yılında İstanbul’da doğdu.

Babası Mehmet Ali Bey annesi Lütfiye Hanım’dır. Kasımpaşa Hadikai Marifet ve Mercan İdadisi’nde okudu (1908).

İstanbul Tıp Fakültesi’nde okurken, milliyetçi fikirlerle tanıştı ve Türk Ocakları’na devam etti.

Tıp Fakültesi’nden askerî doktor olarak mezun oldu (1914).

Dahiliye mütehassısıdır.

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda önemli hizmetlerde bulundu.

Birinci Dünya Savaşı’nda Sina Cephesi’ndeki Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Hastanesi’nde başhekim olarak gönderildi.

Hastane, Sina’dan sonra Kudüs’e naklediliyor.

Kudüs’ün 1919’da elden çıkmasından sonra İstanbul’a geldi.

Ordu’dan ayrıldı ve Haydarpaşa Hastanesi’ne başhekim oldu.

 

Sıtma ile savaştı

 

Dr. Hasan Ferit Cansever, İstanbul’daki görevine başladıktan kısa bir süre sonra, Antalya’ya İl Sağlık Müdürü olarak tayin edildi.

Gerek Antalya’da gerekse daha sonra görev yaptığı Adana’da, o dönemin en önemli ve öldürücü hastalığı olan sıtma ile savaştı, başarılı sonuçlar aldı.

Sıtma Savaş Kurumu, bu çalışmalar üzerine oluşturuldu.

Hasan Ferit Cansever, Sağlık Bakanı olan arkadaşı Adnan Adıvar ile bazı konularda anlaşamadığından, devletteki görevinden istifa ederek İstanbul’a yerleşti ve serbest hekim olarak meslekî çalışmalarını sürdürdü.

 

Türk Ocakları Genel Sekreteri

 

Türk Ocakları’nın kuruluşunda asıl ocaklılar nüvesini oluşturan Tıbbiyelilerin öncüsü idi. Kuruluştan sonra da hayatı boyunca Türk Ocakları Merkez Heyeti’nde Genel Sekreter olarak görev yaptı.

Türk Ocakları’nın kapalı olduğu dönemde, Türk Yurdu’nun 12 sayısını yayınladı.

1914 yılında aydınların köylü ile teması için Köycülük hareketini başlatmıştır.

 

1944 Milliyetçilik Olayları

 

Dr. Hasan Ferit Cansever’in, tevkif edilip 1944 Türkçülük Davası sanıkları arasında yer almasının sebebi, Zeki Velidi Togan ve İsmail Hami Danişment ile birlikte yayınladıkları “Türklük” isimli dergi ve muayenehanesinde bulunun “Tutsak Türk illeri birliği ve dilekleri” isimli vesikadır.(1)

Cansever, 1944 Türkçülük Davasının 24 mağdurundan biridir.

Duruşmalar sırasında yüzbaşı rütbesinde askerî doktordur. İddianame’de “Memlekette her yeniliği bir masonluk addeden doktor” diye suçlanan Cansever, anti-emperyalist çizgisi net bir kişiliktir.

Milliyetçiler arasındaki tartışmalarda itidal tavsiye ederek aklıselimi tercih etmiştir.

Mahkeme süresince 1,5 yıl tutuklu kalmış ve duruşmalar sonunda beraatına karar verilmiştir.

 

İETT doktoru

 

Dr. Hasan Ferit Cansever 1944 yılında Elektrik Tramvay İdaresi’nde doktorluğa başlar, 1946 yılında da Elektrik Tramvay İdaresi Başhekimi olur.

Bu görevden sonra Sular İdaresi Hekimliği de yapan Cansever, bu tarihten sonra serbest hekim olarak çalışmaya başladı.

Gıda ile ilgili araştırmalar yapan Cansever’in bir ilginç yönü de vejetaryenliğidir. Cansever’in Türk Ocağı dışında üye olduğu tek sivil toplum örgütü Hijyenik Vejetaryenler Derneği’dir.(2)

Dr. Hasan Ferit Cansever, 20 Haziran 1969 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

 

Eserleri:

 

Sarı Tehlike(1924), Tevrat’a Nazaran Yakın Şark’ta Yamyamlık (1926), Gıda Tarihi ve Modern Gıda Bilgisi (6 cildi).(3)

 Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından her yıl geleneksel olarak verilen Türk Ocakları Armağanları’ndan biri de Dr. Hasan Ferit Cansever Hizmet Armağanı’dır.

Türk Ocağı’nın ödüllerinden birine Cansever’in adının verilmesi, anlamlı bir davranış olmuştur.

 

KAYNAKLAR

(1)Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga İlhan E. Darendelioğlu Burak Y. 3.Baskı İstanbul 1994 sf.121-124

(2)Türkiye’de Kim Kimdir? Dr. Abdullah Nebioğlu, Nebioğlu Y. İstanbul 1961 sf.720

(3)Türk Sağı Sözlüğü Hüdavendigar Onur Burak Y. İstanbul 2001 sf.125

 

 

 HASAN FERİT CANSEVER

 

Doktor Hasan Ferit Cansever, 1944-1945 Irkçılık Turancılık dâvasının mahkemeye sürüklediği 23 sanığın arasında en yaşlısı idi.

 Daha önceden de tanışmış olmamıza rağmen tutuklu olarak geçen bir buçuk yıllık hayatımızın, Askerî Cezaevindeki son yedi sekiz aylık süresinde birbirimizi daha yakından anlamış ve tanımıştık.

 Doktor, Türk Ocağı’nın ilk mensuplarından ve Türkçülük dâvasının, karşılık beklemeden çalışan ülkücülerindendir.

Türkçülük anlayışımızda belki nesil ve yetişme tarzımız bakımından az çok ayrılık olmasına rağmen kendisiyle hiçbir zaman ihtilafa düşmedik.

Ve aşağıda anlatacağım et ve ot meselesinden başka hiçbir konuda aramızda tartışma olmadı.

 Hasan Ferit Cansever, Türkçülüğü yaymak için misyonerler gibi çalışmak taraflısı idi.

Yıllarca çalışarak bir tek kişiyi davaya kazanmanın bile başarı olacağına inanırdı.

Ömrü boyunca da iğne ile kuyu kazan adam olmak vasfını taşımıştı.

İlk doktor olduğu zaman bu prensiple kasabalar ve köylerde, kendi mesleğinin gereklerine göre çalışarak Türklüğe faydalı olmuştu.

 Yine doktorluğu dolayısıyla ırk sağlığı meselesine eğilmiş, başta et olmak üzere, hayvanî besinlerin insan sağlığına zararlı olduğuna inanarak bu konu üzerinde ciddi etütler yapmış, esaslı fikirler edinmişti.

Ona göre her yaratığın tabiî gıdaları vardı.

 O tabiî gıda ile beslenirse uzun ömürlü ve sıhhatli olurdu.

İnsanın tabiî yiyeceği otlar ve yemişlerdi. Eskimolar’ın ancak 30-40 yıl yaşamalarını yalnız etle beslenmelerine bağlıyordu.

Pirinçle beslenen Çinli ve Hintlilerin bu çoğalmasına karşılık savaşçı ve üstün Türk ırkının Orta Asya’daki çöküşünü yalnız hayvanî gıda ile beslenmekte buluyordu.

Buna karşılık Ön Asya’daki Türklüğün devamı büyük ölçüde tahılla beslenmesinde idi.

Çok et yiyen İngilizler’in inkırazı yakındı.

Esasen daha şimdiden aptallaşmış bir ırktı.

 Ben eski bir tıbbiyeli olduğum, Fethi Tevetoğlu doktor olduğu, İsmet Tümtürk de eti çok sevdiği için bazı itirazlar yapardık. Fakat bu konuda hazırlıklı ve tabiî bizden çok bilgili olduğu için onunla başa çıkamazdık.

Bu tartışmalar Tevetoğlu ile benim susmamızla bitmiş, İsmet Tümtürk’e de “Tanrım! Pirzola lezzetinde bir bitki yarat” diye yakarmak kalmıştı.

 Hasan Ferit bu et ve ot tartışmasını bıkmadan, usanmadan yapar, bir kişiyi kazanabilmek için günlerce anlatmaktan, açıklama yapmaktan, deliller göstermekten bezmezdi.

Karşısındakinin fikrini çelmek için psikolojik tesirler yapmasını da iyi bilirdi.

Bir delili şu idi: “Balık yedikten sonra kalan kılçık ve balık artığı iğrenç bir şeydir.

Halbuki portakalın kabuğunu bir saat sonra iğrenmeden ısırabilirsin.

Balığın kılçığına beş dakika sonra bakamazsın bile..”

 Bu açıklama doğru idi.

Fakat Hasan Ferit bununla kanmaz, daha da ileri giderdi.

Bir gün şöyle demişti: “Pilavın üstüne bir bıldırcın kızartıp koysam iştahla yersin. Bıldırcın yerine fare koysam yemezsin. Halbuki birinin kanadına karşı ötekinin kuyruğu olmasından başka farkları yoktur.

İkisi de hayvan leşidir.”

 Bu benzetme ve Hasan Ferit’in ısrarla telkinleri, merhum Hüseyin Namık Orkun müstesna, hepimiz üzerinde tesirli olmuştu.

O zamandan beri Hikmet Tanyu et yemez.

Nejdet Sançar pek az yer.

Birkaç ay ben de yiyemedim.

Hâlâ da zaman zaman yiyemem.

 İyi bir doktordu ve diploma alırken ettiği yemine ömür boyunca sadık kalan nadir hekimlerden biriydi.

Tünel başında muayenehanesi bulunduğu sırada Türkçü gençler dertleri oldukça kendisine başvururlar, karşılıksız şefkat, ilgi ve tedavi görürlerdi.

 Makale, kitap ve konferanslarla ülküsünün yayılmasına çalışmış, bir aralık “Türk Yurdu” dergisini çıkarmış olan Hasan Ferit, Irkçılık-Turancılık davasında beraat etmiş olmakla beraber, başlangıçta Askerî Cezaevinde çok sıkıntı çekmiş, bunlara arkadaşlarıyla birlikte metanetle katlanmıştı.

 Kusurlarından birisi fazla şüpheci olması, birçok kimsenin masonluğundan şüphe etmesiydi.

Fakat kimseye düşman değildi.

Hatta beraatından sonra, kendisine müracaat eden duruşma hâkimi Cevdet Erkut’u bile tedavi etmiş, ücret almamıştı.

Halbuki o duruşma hâkimi o sırada Millî Şeften ikbâl umduğu için bize karşı çok kez haksız davranmış, ifadelerimizi zapta geçirmemiş, bol keseden 10 yıl, 6,5 yıl, 5 yıl beş ay, 4 yıl gibi cezalar vermiş, fakat bunların hepsi haksız olduğu için Askerî Yargıtay’ca kökünden bozularak sonunda beraatımıza gidilmişti.

 Hasan Ferit masonlardan şüphelenmekle beraber onlardan pek çok arkadaşı, dostu, tanıdığı vardı.

 Masonların üst kademesinin bütün mason teşkilâtını kendi maksatlarına âlet ettiğine inanır, bildiklerini çekici bir anlatışla anlatırdı.

 Bu dünya uğrağına her gelen günün birinde gidecektir.

Irkçılık-Turancılık davasında mahkemeye sevk edilen 23 kişiden Hibetullah İdil ve Hüseyin Namık Orkun’dan sonra Hasan Ferit Cansever de ebediyet âlemine göçmüştür.

 Onun değerli hâtırasına lâyık olmayan şu değersiz satırlar Hasan Ferit Cansever’e son bir selâm, ilk ve son bir saygı duruşudur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s