VELED ÇELEBİ İZBUDAK ————————– ALINTIDIR

VELED ÇELEBİ İZBUDAK

 

“Veled Çelebi İzbudak”, “Mehmet Bahâeddin Veled” (16 Temmuz 1869, Konya – 4 Mayıs [950, Ankara), Türk dil ve edebiyat bilgini, şair, milletvekili.

 Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin bilimsel ve edebi çalışmalarına katılan Veled Çelebi, ömrünü Türk dili araştırmalarına vermiş; Türk Dil Kurumu’nda çalışmalarını ölümüne kadar sürdürmüş bir araştırmacıdır.

Konya Mevlana Dergahı’nın postnişinliğini yapmış bir Mevlevi’dir.

II., III., IV.ile V. Dönem Kastamonu, VI. dönem Yozgat milletvekili olarak toplam 20 yıl süreyle TBMM’de görev yapmıştır.

Atatürk ile yakın ilişkileri bulunmuş ve bilimsel çalışmalarında desteğini görmüştür[1].

 

Yaşamı

 

1867’de Konya’da dünyaya geldi.

Anne ve baba tarafından Mevlana soyundan gelen Veled Çelebi’nin babası Mustafa Necip Çelebi, annesi Rabia Hanım’dır.

Veled Çelebi’nin kendinden büyük Ahmed Nazif, Şemseddin ve kendinden küçük Yusuf isimli üç erkek kardeşi vardır.

Konya’daki ilk ve orta öğreniminin ardından yine Konya’daki Sultan Veled Medresesi’nde okudu.

Ayrıca özel öğrenim gördü, Farsça, Arapça öğrendi.

Mevlana Dergahı’na gelen alim ve yazarların sohbetlerinden yararlandı.

Arap ve Fars edebiyatları üzerine incelemeler yaptı, Türk lehçeleri konusunda araştırmalarda bulundu.

Ali Şir Nevai’nin Abuşka Lugati’ni okuyup incelemesi farklı Türk lehçelerine olan ilgisini arttırdı.

 Memuriyet yaşamına on altı yaşında iken Konya Vilâyeti Mektubî Kalemi’nde başladı.

Bir süre sonra Konya Rüştiye’sinde yazı ve Farsça öğretmenliğinde bulundu.

Konya Vilâyeti Mektubî Kalemi’nde memuriyete, Vilayet gazetesinde yazı hayatına[2] başladı.

 Bir çelebinin devlet memuru olması ve serbest tavırları dergah içinde sürtüşmelere neden olunca 1889’da babasından izin alarak İstanbul’a gitti[3] ve Bahariye Mevlevihanesi’ne yerleşti[4].

 “Bahaî” takma adıyla Konya İl gazetesinde başlayan yazı hayatını; İstanbul’da Takdim, Hazine-i Fünun, Mektep, Tercüman-ı Hakikat gibi gazete ve dergilerde makaleler yayınlayarak sürdürdü.

Bahariye Dergâhı’ndaki şeyhlerin hanımları aracılığı ile Makbule Hanım’la evlenen Veled Çelebi, eşinin Eyüp’teki konağına taşındı[4].

Bu evlilikten bir oğlu dünyaya geldi.

Eşini, 1894 yılındaki İstanbul depreminde kaybetti[5].

1901’de Zehra Hanım ile ikinci evliliğini[5], onun ölümünden sonra Enise Hanım ile üçüncü evliliğini yapan Veled Çelebi’nin bu evliliklerinden birer kızı olmuştur[5].

 

Türkçülük

 

Konya’da memuriyet hayatına başladığı sırada Türkçülük Hareketi ile tanışmış olan Veled Çelebi, İstanbul’a geldiğinde Türk Derneği’nin kuruluşunda Yusuf Akçura ve Necip Asım ile birlikte yer aldı.

Necip Asım’la birlikte Türk grameri ve tarihi konusunda incelemeler yaptı.

Onun teşviki ile 12 ciltlik Türk Dili Lugati’ni kaleme aldı.

Kütüphanesini onun emrine veren Ahmet Mithat Efendi’den de teşvik gördü[2].

12 ciltlik eserin yazma nüshası Türk Dil Kurumu kitaplığında bulunur, yazılı hale getirilmemiştir.

 1901’de Matbuat Müfettişliği ile görevlendirildi.

Çeşitli dergi ve makalelerde “Bahaî” mahlasıyla yazılarını yayımlamayı sürdürdü.

 1. Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun’da ve Galatasaray Sultanisi’nde Farsça okuttu.

31 Mart öncesi resmi görevinden ayrılıp kalemiyle geçimini sağlamaya başladı; artık sivil giysilerini de çıkarıp Mevlevi giysisini giymişti.

 

Postnişinlik Görevi

 

Veled Çelebi, II. Abdülhamit’in tahta indirilmesinden sonra tahta geçen Mehmet Reşat tarafından 1908’de Mehmed Atâullah Dede’nin yerine vekaleten Galata Mevlevihanesi postnişini olarak atandı.

1910’da ise Abdülhalim Çelebi’nin yerine Konya Mevlânâ Dergâhı postnişinliğine getirildi.

Dokuz yıl bu görevde kalan Veled Çelebi müderrisliğe ve Karatay Medresesi’nde Farsça dersleri vermeye devam etti.

 

Gönüllü Mevlevi Alayı

 

  1. Dünya Savaşı başlayınca Gönüllü Mevlevî Alayı’nda miralay rütbesiyle alay komutanlığı yaptı. 3 Nisan 1915’de Şam ve Hicaz’da 3 yılı yakın süre kaldı.

Bu evrede üç kez Medine’ye gitti Şeyh Kettânî’den mütevatir hadis icazeti aldı.

Mekke’yi de ziyaret etti ve Abdülbaki el- Köhnevî ile Şeyh Salih Akişanî’nin hadis derslerine devam etti.

Osmanlı Devleti’nin Suriye yenilgisinden sonra 1917’de Konya’ya geri döndü.

 Savaştaki yenilgiden sonra kurulan yeni hükümetin şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi’nin teklifi ile 1919’da postnişinlikten azlolundu.

Konya’dan İstanbul’a gelen Veled Çelebi, Maarif Nezareti tarafından Tetkikat-ı Lisaniye Encümeni’nde görevlendirildi.

Türkçe’nin ıslahı için kurulan bu kurumda bir yıl boyunca Ali Ekrem, Halid Ziya, Cenap Şahabettin, Ahmet Hikmet’le birlikte çalıştı.

 

Milli Mücadele Yılları

 

Bu dönemde Anadolu’da Milli Mücadele başlamış, Ankara’da hükümet kurulmuştur.

İstanbul’dan Antalya yoluyla Anadolu’ya kaçmaya karar veren Veled Çelebi 1921’de bir İtalyan vapuruyla Antalya’ya geldi.

Ankara’daki dostu Hamdullah Suphi Bey’e (Tanrıöver) telgraf çekip izin alarak milli mücadelenin merkezi Ankara’ya gitti, Mevlevihane’de misafir oldu.

Ankara Lisesi’nde Farsça öğretmenliği yaptı ve Ziya Gökalp ile Telif ve Tercüme Encümeninde çalıştı.

 

Milletvekilliği

 

Dil çalışmalarına cumhuriyetin ilanından sonra da devam eden Veled çelebi, Kastamonu milletvekili olarak II. Dönem TBMM’ye girdi.

II., III., IV. ile V. Dönem Kastamonu, VI. dönem Yozgat milletvekili olarak toplam 20 yıl süreyle TBMM’de görev yapmıştır.

Milletvekilliği sırasında Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması ile görevlendirildi.

 

İkinci Kez Postnişin olması

 

Aynı dönemde Abdülhalim Çelebi’nin postnişinlikten azledilmesi (1925) üzerine bu makama ikinci kez tayin edilen Veled Çelebi’nin postnişinlik görevi 16 Kasım 1925’de tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla sona erdi.

 7. dönemde Yozgat milletvekili olarak TBMM’ye giren Veled Çelebi, bir yandan da Türk Dil Kurumu’ndaki çalışmalarını sürdürdü.

4 Mayıs 1950’de Ankara’da hayatını kaybetti.

Hacı Bayram Camii’nde kılınan cenaze namazının İsmet İnönü’nün de katıldığı büyük bir cenaze töreniyle Cebeci Mezarlığına defnedildi.

 

Eserleri

 

Bedayiü’l-Efkâr (Bahaî adıyla, 1894)

Leylâ ile Mecnûn (1895)

Muvazene (1895)

Birbirimizi Kırmayalım (1895)

Muhakemetü’l-Lügateyn (1897)

Arapça Gramer (Bahaddin adıyla, 1908)

Letâif-i Nasreddin Hoca (Sözlü ve yazılı kaynaklardan derlenmiş 388 fıkra, 1909)

Lisan-ı Farisî (1909)

Darulfünûn Dersleri (1912)

Vasiyetnâme-i Şerife Şerhi

Hayru’l-Kelâm (1914)

Türk Diline Medhal (1922)

Ferhengnâme-i Sadi Tercümesi yahud Muhtasar Bostan Tercümesi (Kilisli Muallim Rıfat ile 1924)

Divan-ı Türkî-i Sultan Veled (Mehmed Bahaeddin adıyla, Kilisli Muallim Rıfat ile, 1925)

Kur’ân-ı Kerîm Elifbası (Ahmed Edib ile, 1925)

Türkçeden Türkçeye Lügat (1926)

El-İdrak Haşiyesi (Ebu Hayyan’dan, Kilisli Muallim Rıfat ile, 1936)

Atalar Sözü (1936)

Oğuz Ata. Orhun Abideleri (1937)

Mesnevî (Mevlâna’dan, 4 cilt, 1942-1946)

Hatıralarım (1946)

 

Kaynakça

 

Wikimedia Commons’ta Veled Çelebi İzbudak ile ilgili medyaları bulabilirsiniz.

 Süleyman Efendioğlu, V. Ç. İzbudak’ın ‘Türk Diline Medhal’ Adlı Eseri Üzerine Bir İnceleme, Eski Türk Dili Araştırmaları, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi 05.09.2008

 a b Kitapseyri.com Veled Çelebi maddesi

 Tekkeden Meclise Sıradışı Bir Çelebinin Anıları

 a b Semazen.net Veled Çelebi İzbudak maddesi

 a b c Bedia Koçakoğlu, Veled Çelebi İzbudak ve Onun Türkçülüğü, Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi, Mevlana Araştırmaları Dergisi, Sayı 2, 2007

 

 

 

Veled Çelebi İzbudak:

Mevlana’nın Türkçü torunu

 

 Kaya Ataberk

 

 

 

Mevlana Celaleddin Rumî’nin Türklüğü ve Türklere yaklaşımı üzerine ön yargıları, yanlış değerlendirmeleri eleştirmiştik.

Mevlana’nın torunlarından Veled Çelebi İzbudak’ı tanımak bu tartışmanın günümüze yansıması açısından önemlidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Türkçü hareketin içinde Yusuf Akçura, Necip Asım gibi önemli kişilerle birlikte yer alan İzbudak, daha sonra da Atatürk’ün yakın çevresinde bulunmuş ve Cumhuriyet’e hizmet etmiş bir isimdir.

 Veled Çelebi İzbudak, 1868 yılında Konya’nın Durakfakıh Mahallesi’nde, Çelebi Sokağı’nda doğmuştu.

Yusuf Akçura “Türk Yılı 1928”de, onun baba tarafından Mevlana’nın on sekizinci göbekten torunu olduğunu kaydeder.

Abdülbaki Gölpınarlı ise anne tarafından da Mevlana soyundan geldiğini yazar.

Gerçek adı Muhammed Bahaeddin Veled’dir.

İleride bu ismi dolayısıyla şiirlerinde “Bahaî” mahlasını kullanacaktır.

 Çocukluğu babası Mustafa Necip Çelebi ve annesi Rabia Hanım’ın yanında geçmiştir.

İlk eğitimini dönemin tüm çocukları gibi mahalle mektebinde aldı.

Ardından da rüştiyeye (ortaokul) gitti.

Konya’da Mevlana Dergâhı’nın hemen yanında bulunan Sultan Veled Medresesi onun bir sonraki eğitim durağı oldu.

Fakat buranın eğitim düzeyi ona yeterli gelmedi ve ek olarak Arapça ve Farsça dersleri de aldı.

 Özellikle Mevlevi Dergâhı’nın kütüphanesindeki eserleri yoğun bir şekilde okuyordu.

Okudukları arasında doğal olarak Mevlana Celaleddin Rumî ve Sultan Veled’in eserleri ön plandaydı.

Bu okumalar Veled Çelebi’nin önüne farklı bir ufuk açacaktı.

 Veled Çelebi, Mevlana okuyarak Türklük ufkuna ulaşıyor

 

Veled Çelebi, Türkçe’nin başka lehçeleri de olduğunu, Türk dünyasının ne kadar geniş bir alana yayıldığını Divan-ı Kebir’i okurken gördüğü Mevlana’ya ait Türkçe beyitleri araştırırken fark etmişti.

Bu keşif, onun Türkçülük fikrine ulaşmasının da ilk adımı olmuştu.

Kendisi bu olayı şöyle anlatır:

 “… Sultan Veled Medresesi’nde ders okurken Huzur-ı Pir Kütüphanesi’nde Hazret-i Mevlana’nın Divan-ı Kebir’ini okumuştum. Bittabi pek az anlıyordum.

Fakat büyük bir aşk ve incizab ile muttasıl okuyordum.

Ara sıra anlaşılmaz bir Türkçe ile bir kat daha nasihler tarafından tahrif edilmiş bazı beyitler gördüm.

Bunlardan bazıları da mülemma idi.

Mesela:

 

Ruzi nişeste hahem,

Hem min çağır içer min,

Yalnız senin katında;

Hem min tiğiş bilir min!

(Hem min kobuz çalar min)

 beyti gibi.

Çok hoşuma giden bu beyitlerden bahsettiğim kütüphaneci Halid Dede: ‘Sultan Veled Hazretleri’nin mesneviyatında daha çok Türkçe beyitler var’ dedi.

Gerek mesneviyatındaki, gerek divanındaki beyitleri okudum ve yazdım idi.

Bir de ‘Harabat’ okuduğumda Emir Ali Şir Nevaî’nin ve Sultan Hüseyin Baykara ve Molla Lütfî’nin Çağatayca şiirlerini görmüştüm.

O yüksek mazaminin bu çangal çungal lisanla ifadesi gayet tuhafıma gitmişti.

Derken kütüphanede Nevaî lügatlarını havi Abuşka kitabını gördüm, istinsah ettim.

Bizim dilimizden başka Türkçe’nin şuabatı olduğuna ıttıla hâsıl etmiş oldum.”

 

Öz dedeleri olan Mevlana ve Sultan Veled’den yola çıkan Veled Çelebi İzbudak böylece dünyada Türkiye’dekilerden başka Türklerin ve bunların konuştuğu başka Türkçe şubelerinin bulunduğunu fark etmiş oluyordu.

Türkçülüğün bu önemli isminin geleceğini bu olay şekillendirmişti.

 

Daha on altı yaşındayken Konya’da Vilayet Mektub-i Kalemi’nde başladığı kâtiplik memuriyeti bir taraftan devam ederken, Veled Çelebi bir taraftan da Arapça ve Farça’dan Türkçe’ye çeviriler yapıp Vilayet gazetesinde bunları yayınlamaya başlamıştı.

Bundan sonra onun esas tutkusu Türklük ve Türkçe olacaktı…

 

İstanbul’da ilk çalışmalar ve Necip Asım’la tanışma

 

1899 yılında İstanbul’a gelerek Bahariye Mevlevihanesi’nin misafirhanesinde kalmaya başladı.

Bu dönemde bir taraftan Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci gibi dönemin aydınlarıyla iletişim halindeyken bir taraftan da Türkçe çalışmalarını sürdürüyordu.

İstanbul’da Matbuat-ı Dâhiliye Kalemi’nde çalışıyordu. Özellikle Mevlevî edebiyatı üzerinde duruyordu.

İlk olarak Mevlana’nın vasiyetnamesini şerh ettiği eseri “Hayru’l Kelam”ı kaleme almıştı. Fuzulî’nin Su Kasidesi’ne “Ayne’l Hayat” adlı bir şerh yazarak çalışmalarını sürdürmüştü.

Bu çalışması onun Türkçü çevrelerde dikkat çekmesine neden olacaktı.

 Bunları yaparken bir taraftan da “Türk gazetesidir” alt başlığıyla çıkan İkdam gazetesinin yazı kurulunda da çalışmaya başlayacaktı.

Fakat Veled Çelebi’nin, Necip Asım Bey’le tanışması her ikisi için de aranılan dostun bulunması anlamına gelecekti.

Necip Asım onunla tanışması hakkında;

“… Ben genç Çelebi’de büyük bir Türk kalbi, damarlarında şiddetli bir Türk kanı buldum” diyecektir.

 

Veled Çelebi, Necip Asım’ın da desteğiyle Türkçe sözlük hazırlama çalışmalarına bu dönemde başladı.

Veled Çelebi şöyle anlatır:

 “Matbuat âleminde Necib Asım üstadımızla görüştüm.

Kendisini müfrit bir Türkçü buldum.

Osmanlı edebiyatının mükellef şiirlerini, nesirlerini gayr-ı tabii ve gayr-ı makul buluyor, ‘Türklerin en hakiki edebiyatı halktan zuhur eden ve halka hitap eden âsârdır’ diyordu.

Ben bu irşadatı o vakit bi-hakkın kavrayamamış olduğum halde, tıynetimde merkuz olan, 16-17 yaşında Abuşka’yı istinsaha beni teşvik eden mader-zad istidadım, beni artık Türkçü yapmıştır.

Necib Asım Bey bana müsteşriklerin tab ettiği eski Türkçe eserleri, eski lügat kitaplarını gösterdi.

Ben de tedarik ettim.

Vefik Paşa ile görüştüm.

Lehçe’sini verdi.

Ben de Lehçe’yi edebi bir kitap okur gibi baştan sona okudum.

Gözümün önünde başka bir âlem açıldı.

Zaten İmam Suyutî’nin El-Muzhir’ini, Ahmed Faris’in el-Casus’unu okuyarak, kudemanın, sonra da Corci Zeydan’ın Tarih-u Adabi’l Lüga ve sair eserlerini okuyarak Garptaki müteceddidinin ‘ilm-i lügat’ını öğrenmiş bulunuyordum.

Necib Asım’ın teşvikiyle bir Türk Lügatı yazmaya kalkıştım”.

 Fakat Veled Çelebi’nin İstanbul’daki etkinliği sadece dil alanıyla da sınırlı kalmamıştı.

Politikayla ilgilenecek, Türkçü bir duruş sergileyecekti.

  1. Abdülhamit’e muhalefeti ve yazdığı yazılar dolayısıyla iki kere yargılanacaktı da!

Hatta anılarında muhalif grupların gizli toplantılarına nasıl katıldığını da anlatacaktır daha sonra.

 

Yusuf Akçura’yla beraber Türk Derneği’nin kuruluşunda

 

1908 yılı Temmuzunda artık Meşrutiyet devri başlamıştır.

Üzerlerindeki baskıdan kurtulan Türkçü çevreler böylece harekete geçerler.

Kasım ayında Yusuf Akçura, İstanbul’a gelerek eskiden beri tanıdığı Türkçülerle irtibata geçer.

Akçura, bunlar arasında özellikle iki ismi sayar:

Necip Asım ve Veled Çelebi.

Akçura’nın bunlara teklifi günlük siyasetten uzak duracak ama Türklük için çalışacak bir derneğin kuruluşunu beraberce üstlenmektir. Aynı yılın ocak ayında Veled Çelebi’nin de içinde bulunduğu bu ekip Türk Derneği’ni kurar.

Yine Akçura’nın ifadesiyle bu ilk Türkçü dernektir.

Derneğin amaçları nizamnamesinde şöyle anlatılır:

 “Cemiyetin maksadı, Türk diye anılan bütün Türk kavimlerin mazi ve haldeki âsâr, ef’al, ahval ve muhitini öğretmeye çalışmak, yani Türklerin âsâr-ı atikasını, tarihini, avam ve havas edebiyatını, etnografya ve etnolocyasını, ahval-i içtimaiye ve medeniyeti hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını, araştırıp taraştırıp ortaya çıkararak bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin açık, sade, güzel, ilim lisanı olabilecek surette geniş ve medeniyete elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlasını ona göre tetkik etmektir”.

Bu dönem sırasında Veled Çelebi, İstanbul Darülfünununda ve Galatasaray Sultanisinde Farsça dersleri vermeye devam etmektedir. Uygur, Kıpçak, Çağatay, Azeri, Tatar, Yakut, Çuvaş, Özbek Türk lehçeleri üzerine çalışmalarını da sürdürür.

Tüm Türk lehçelerine hâkim olmuştur artık.

Türk Derneği’nin Türkçe konusundaki etkinliklerinin tüm sorumluluğu ondadır.

 Türk Derneği bir süre daha Türklüğün uyanışına hizmet ettikten sonra Akçura’nın İstanbul’dan ayrılması ile dağılır.

 Veled Çelebi de zaten Konya’da boşalan Mevlevi Postnişinliğine (Büyük Çelebi) getirilmiştir.

Türk Derneği bir süre sonra Türk Yurdu dergisine ve Türk Ocağı Derneği’ne dönüşecektir.

Veled Çelebi, bu dönemde de Türk Yurdu’nda yazacaktır…

 

Gönüllü Mevlevi Alayından, Milli Mücadele Ankara’sına…

 

1909 yılında Veled Çelebi, Konya’ya döner ve dergâhın başına geçer.

Fakat bu dönüş, onu Türkçülükten de mücadeleden de asla koparmamıştır.

Aksine bu iki misyonu bir arada sürdürecektir.

Yani o da atalarının yolundan gitmiştir. Dergâh aynı zamanda bir Türklük merkezi olma özelliğini onun yönettiği dönemde layıkıyla korumuştur.

 1914 yılında I. Dünya Savaşı çıktığında Veled Çelebi, Mevlevilerden oluşan gönüllü birlik olan “Mücahidan-ı Mevleviyye Alayı”nın oluşturulmasına öncülük eder.

Alayın görevi Türk askerine cephede maneviyat vermektir.

Özellikle Halep ve çevresinde etkin olan Mevleviler de bu oluşuma destek olacaktır. Mevlevi Alayı, 1914’te Cemal Paşa’nın IV. Ordusu’na Konya’dan katılarak, Suriye’ye geçer.

Veled Çelebi, Miralay (Albay) rütbesiyle birliğin başındadır.

Şam’da üç sene kalırlar.

Türk Ordusu’nun geri çekilmesiyle beraber de Konya’ya dönerler.

1919’da ise Veled Çelebi, postnişinlik görevinden alınarak İstanbul’a çağrılır.

Yeni görevi Şura-yı Devlet azalığıdır.

Veled Çelebi görevi istemeden de olsa kabul eder.

 

1921 yılındaysa Samih Rıfat’ın da yardımıyla gemiyle Antalya’ya geçer.

Atatürk’e başvurur ve Atatürk de onu Ankara’ya davet eder.

Artık o da Milli Mücadele Ankara’sının bir neferidir.

Yusuf Akçura, Ziya Gökalp gibi isimler de Ankara’dadır artık.

Bu iki büyük Türkçü gibi o da artık Atatürk’ün yanında yer almaktadır.

Önce Ankara Lisesi’nde Farsça dersleri verir ardından da Ziya Gökalp ile beraber Telif ve Tercüme Dairesi’nde çalışmaya başlar.

 

Veled Çelebi, Atatürk’ün yanında…

 

Veled Çelebi, TBMM’de Kastamonu ve Yozgat mebusu olarak da görev yapmıştı.

Artık o da Atatürk’ün yakın çevresinde bulunan, onun takdirini kazanan Türkçü ve ilerici aydınların arasına katılmıştı.

Daha İstiklâl Savaşı sürdüğü yıllarda Veled Çelebi, Türkçe sözlük çalışmalarını yeniden başlattı.

Yalnız bazı kaynaklara ulaşmakta zorluk çekiyordu.

Bu zorluğu Atatürk’e anlattı ve Atatürk de Matbuat Dairesi’ne aşağıdaki yazıyı yazarak Çelebi’yi destekledi:

 “Veled Çelebi’nin, milletin ilim ve irfanı nokta-i nazarından pek kıymetli mesaide bulundukları malum-ı âlileridir.

Bilhassa milletin ve bütün Türklüğün muhtaç olduğu esaslı bir Türkçe lügat vücuda getirmekle meşguldürler.

Bu hususta lüzumu gördükleri bazı kitapların Avrupa’dan celbi icap ettiği anlaşılmıştır. Kendilerinden mezkûr kitapların hemen listesini talep ve sipariş buyurmanızı rica ederim.

Bu husus için sarf olunacak meblağ tarafımdan temin edilecektir.”

 Büyük Zaferin ve Cumhuriyetin ilanının ardından Veled Çelebi Ankara’daki çalışmalarına kısa bir ara vermek zorunda kalacaktı.

1925 yılında yeniden Konya’da Mevlevi postnişini olarak göreve gelen Veled Çelebi, aynı yıl içinde tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine yeniden Ankara’ya döndü.

Veled Çelebi İzbudak, artık çalışmalarını Türk Dil Kurumu içinde eski arkadaşı Samih Rıfat ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ruşen Eşref Ünaydın gibi isimlerle beraber sürdürecekti.

 1953 yılında vefat ettiğinde Hacıbayram Camii’nde kılınan cenaze namazına İsmet İnönü de içinde olmak üzere dönemin tüm önde gelenleri katılacaktı.

 

Mevlana’dan Atatürk’e uzanan kesintisiz Türklük hattı

 

Mevlana torunu Veled Çelebi İzbudak’ın Türklük için vakfedilmiş bu hayatı yaşaması acaba tesadüf olabilir mi?

 Tam aksine bizce bu yaşam; geçmişten günümüze Mevlana’dan, Veled Çelebi’nin kendisine; Selçuklu devletinden Atatürk’e uzanan kesintisiz bir Türklük hattının eseridir.

Veled Çelebi İzbudak da bu geleneği, bu mirası ve emaneti koruma görevini sonuna kadar yerine getirenlerden olmuştu…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s