BURSALI MEHMET TAHİR BEY ——————– ALINTIDIR

BURSALI MEHMET TAHİR BEY

 

Bursalı Mehmet Tahir Bey, (d.? – ö. 1925) özellikle biyografi ve bibliyografya içerikli “Osmanlı Müellifleri” ansiklopedik kaynak kitabi ile tanınmış ve günümüzde de alanında temel bir referans olarak kabul edilmeyi sürdüren Türk yazar, araştırmacı, asker.

 Hayatı

 1861 yılında Bursa’da doğan Mehmet Tahir Bey askeri eğitim görmüş, Osmanlı ordusunda çeşitli askeri okulların yönetiminde ve coğrafya öğretmenliğinde bulunmuştur.

Birlik komutanlığı ve askeri mahkeme üyeliği de yapmıştır.

1906’dan itibaren sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dönüşecek olan çeşitli muhalif oluşumlara katılan Mehmet Tahir Bey, 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda 1908-1911 yılları arasında Bursa mebusu sıfatıyla yer almıştır.

1911’de miralay rütbesi ile orduya dönmüş, 1914’te bu rütbeden emekli olmuştur.

 Bursalı Mehmet Tahir Bey 1925 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

 

Eserleri

Milliyetçi yönü 1897’de yayınladığı ilk eseri olan “Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri” adlı kitabından, tasavvufa olan ilgisi 1899’da Muhyiddin İbn Arabi’nin biyografisini yazmasından anlaşılabilir.

Sonraki yıllarda da özellikle Anadolu kökenli İslam alimleri ile ilgili eserler vermiştir.

 En önemli eseri 1915-1924 yılları arasında 3 ciltte tamamladığı Osmanlı Müellifleri’dir.

30 yıllık bir araştırmanın ürünü olan eser 1691 önemli Osmanlı şeyh, fakih, şair, tarihçi, hekim, matematikçi ve coğrafyacısının biyografilerini faaliyet alanlarına göre düzenlenmiş şekilde içermektedir.

Bu yazarların 9000’i aşkın eserinden bahsini vermiş, belirli konularda liste ve tabloları da eserine eklemiştir.

Günümüz Osmanlı araştırmacıları açısından, döneminin şartlarından kaynaklanan eksiklerine ve özellikle son cildinin büyük maddi sıkıntılar içinde tamamlanabilmiş olmasına rağmen, temel bir kaynak kitap niteliği sürmektedir.

Kaynakça

Dış bağlantılar

Hatiboğlu, İbrahim (1999), Yaşamlarıyla ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi C.2 s.193-194 İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. ISBN 975-0800710

Osmanlı tarihçileri

 

 

 

 

BURSALI MEHMET TAHİR

Hayatı

Bursa’da doğdu (22 Kasım 1861).

Dedesi Abdülmecid’in Hassa Alayı kumandanlarından Üsküdarlı Seyyid Mehmet Tahir Paşa, babası Bursa belediyesi kâtiplerinden şair Mehmet Rıfat Bey’dir.

Öğrenimine Bursa’da Yerkapı iptidai mektebinde başladı.

Mülkiye Rüştiyesini bitirdi.

Bursa askeri idadisine başladı (1875). Bir yandan da Haraççıoğlu Medresesi’nde Niğdeli Hoca Ali Efendi’den özel dersler aldı. İdadinin ikinci sınıfında iken, 1877’de Türk-Rus savaşın gönüllü olarak katılan babasının Plevne’de şehit oluşunun da etkisiyle idadiden sonra Harbiye’ye girdi (1880).

Harbiye’den piyade teğmeni olarak mezun oldu (1883).

Üçüncü Ordu emrinde Manastır Askeri Rüştiyesi coğrafya öğretmenliğine atandı (23 Kasım 1883).

Aynı zamanda Mülkiye Rüştiyesi İdadisinde de tarih ve hitabet öğretmenliği yaptı.

Burada da on dört yıl çalıştı. Bir süre Üsküp Askeri Rüştiyesinde görev yaptı (26 Kasım 1897).

Kolağalığına yükseldiği için bir yıl dolmadan Manastır Askeri Rüştiyesine müdür olarak atandı (26 Eylül 1898).

Altı yıl sonra Selanik Askeri Rüştiyesi müdürlüğüne getirildi (7 Eylül 1904).

Bir yıl sonra binbaşılığa yükseltildi.

Bursalı Tahir, Üçüncü Ordu subayları arasında yaygın olan meşrutiyet ve hürriyete yönelik siyasi eğilimleri benimsedi.

Selanik’te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adında gizli bir siyasal örgütün kurucu üyeleri arasında yer aldı (1906).

Siyasi tutumu ve Melami çevredeki faaliyetleri yüzünden hakkında düzenlenen jurnaller sonucu Rüştiye müdürlüğünden alınarak (31 Ocak 1906), Manisa’da Alaşehir redif alayı tabur kumandanlığına atandı (10 Mart 1907).

Altı ay sonra İzmir’de tümen merkezinde Divan-ı Harp azalığı ve tahkik memuriyetiyle görevlendirildi.

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Avrupa’daki Jön Türklerle birleşerek Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldıktan sonra (27 Eylül 1907) da cemiyetin sevilen ve sayılan bir üyesi olmayı sürdürdü.

  1. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Partisi’nin aday göstermesiyle Bursa’dan milletvekili seçildi (17 Aralık 1908). Mizacı politikaya yatkın olmadığından partisiyle bazı konularda anlaşamadı ve yeni dönemde milletvekili olmadı.

Harp Dairesi, Divan-ı Harp ve Muhakemat Dairesi üyeliklerinde bulundu.

Divan-ı Harp üyeliği görevindeyken yarbaylıktan emekli oldu (24 Ocak 1914).

  1. Tahir Bey, uzunca boylu, zayıf yapılı, kırca sarı sakallı, güleryüzlü bir kişi idi.

Zeynep Kamil Hastanesi’nde tedavi altında iken vefat etti (28 Ekim 1925) ve Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdâyi Dergahı haziresine defnedildi.

Tasavvufî yönü ve bilimsel faaliyetleri

Daha idadi yıllarında iken tasavvufa merak saran Mehmet Tahir’in, harbiye döneminde Muhyiddin İbnü’l-Arabi ve tasavvuf sevgisi daha da artar.

Zamanın meşhur Melami şeyhlerinden Muhammed Nurü’l-Arabî’nin ve onun halifesi Kemâleddin Harîrî’nin sohbetlerinde bulunur.

Bu sohbetler, Haririzade Kemaleddin’in vefatına kadar (15 Eylül 1882) sürdü.

Manastır’daki görevi sırasında Ustrumca’ya giderek Muhammed Nurü’l-Arabî’ye bağlanır. İki yıl sonra ondan icazet alır.

Nurü’l-Arabî vefat ettiğinde (12 Ocak 1888) Melamiliğin tanınmış bir siması konumuna gelmiştir.

Haririzade’nin etkisiyle eski mutasavıf, şair ve alimler hakkında biyografi ve bibliyografya çalışmalarına yönelir.

Gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başlar.

Türkçü bir anlayışla yayınladığı ilk eseri Türkler’in Ulûm ve Fünûna Hizmetleri (1897) bu dönemin ürünüdür.

Üsküp’te görevli bulunduğu sırada mürşidi Muhammed Nur’un söz ve menkıbelerini derlemeye çalışır.

Manastır’da iken Muhyiddin İbnü’l-Arabi’ye duyduğu hayranlıkla ikinci eseri Terceme-i Hal ve Fezail-i Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi’yi kaleme alır (İstanbul 1316).

Hayatının eseri olacak olan Osmanlı Müellifleri’ne hazırlık niteliğinde risale ve kitapçıklar yayınlamaya başlar.

İzmir’deki görevi sırasında Aydın vilayeti yöresinde yetişmiş yazarlar hakkında mahalli araştırmalar yapar.

Milletvekilliği göreviyle İstanbul’a gelince, uzun zamandan beri hazırlık yaptığı Osmanlı Müellifleri için gerekli olan kütüphane ortamına kavuşur.

Bağdatlı İsmail Paşa, İsmail Saib, Ali Emiri, İbnülemin Mahmud Kemal, Ahmet Tevhid ve Faik Reşat gibi meşhur kitap dostlarıyla yakınlık kurar.

Türk Derneği’nin kurucu üyeliği (25 Aralık 1908), Tarih-i Osmani Encümeni’nin yardımcı üyeliği (1910), Türk Bilgi Derneği’nin Türkiyat kolu üyeliği (1914), Tetebbuat-ı İslamiyye ve Milliyye Encümeni’nin fahri üyeliği (1915) gibi görevlerde bulunur.

İstanbul’a gelişinden sonra, Osmanlı Müellifleri’ne hazırlık mahiyetinde bir yandan küçük kitaplar neşrederken, bir yandan da Sırat-ı Müstakim, Sebilür-reşad, Ceride-i Sufiyye, Kelime-i Tayyibe, Türk Derneği, Türk Yurdu, Bilgi Mecmuası, İslam Mecmuası, Kırım Mecmuası gibi çeşitli dergilerde araştırmalar yayınlar.

Evkaf Nezareti 1913 yılında İstanbul’daki vakıf kütüphanelerini teftiş ederek önemli yazmaları, tek veya müellif hattı nüshaları tespit etmek üzere M. Tahir’in başkanlığında bir komisyon kurulur.

Bir buçuk yıl kadar süren bu komisyon çalışması sırasında on binlerce yazma eseri elden geçirmek imkanı bulur.

Daha sonra Topkapı Sarayı Kütüphanesi müdürlüğüne getirilir.

Bursalı Mehmet Tahir ülkemizde biyografi ve bibliyografya çalışmalarının öncülerindendir.

O, zengin bir bibliyografyanın, araştırmacıların işini kolaylaştırıp mükemmel eserlerin yazılmasına yardımcı olacağını, bu araştırmalar sonucunda Türklerin insanlık tarihine katkılarının eksiksiz olarak ortaya konabileceğini düşünür.

Bu düşünceyle, bütün hayatını bu yönde eserler vermeye adamıştır.

Elindeki değerli yazma eserleri araştırmacıların istifadesine sunduğu gibi, birçoğunu da çeşitli kütüphanelere hediye ederek büyük hizmette bulunmuştur.

Manastır İshakiye, Bursa Ulucami, Üsküdar Aziz Mahmud Hüdâyi Dergâhı ve Nasuhi Efendi Dergâhı kütüphaneleri bunlar arasında sayılabilir.

Eserleri

  1. Osmanlı Müellifleri, I-III (İstanbul, I, 1333/ 1915; II/ 1, H. 1338/ 1920; II/2, R. 1338/ 1922; III, 1342/1924).

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Bursalı Mehmet Tahir ülkemizde biyografi ve bibliyografya çalışmalarının öncülerindendir.

O, zengin bir bibliyografyanın, araştırmacıların işini kolaylaştırıp mükemmel eserlerin yazılmasına yardımcı olacağını, bu araştırmalar sonucunda Türklerin insanlık tarihine katkılarının eksiksiz olarak ortaya konabileceği düşüncesiyle, bütün hayatını bu yönde eserler vermeye adamıştır.

Onun bu alanda ismini ölümsüzleştiren abidevi eseri yirmi-yirmi beş yıllık çalışmasının ürünü olan Osmanlı Müellifleri’dir.

Osmanlı döneminde yetişmiş 1691 Türk müellifinin biyografisini içeren eser, müelliflerin ihtisas ve mesleklerine göre gruplandırılarak tertip edilmiştir.

Bu tasnife göre, müelliflerden 288’ini tasavvuf erbabı, 465’ini âlimler, 510’unu şair ve edipler, 237’sini tarih, 84’ünü tıp ve 107’si de riyazi ilimlere sahasında eser bırakmış müellifler meydana getirmektedir. Ayrıca çeşitli vesilelerle 480 müellifin daha biyografisine yer verilmiştir.

Adı zikredilen eser sayısı 9000’i aşkındır.

Biyografilerde, müelliflerin doğum ve ölüm tarihleri ile yerleri, meslekleri ve eserlerinin belirtilmesine özen gösterilmiştir.

Müellifler, ait oldukları bölümde alfabetik ve yine kendi içinde vefat tarihlerine göre sıralanmışlardır.

Osmanlı Müellifleri, yayınlandığı günden başlayarak büyük takdir toplamış, Mehmet Tahir Bey’e bütün dünyada saygın bir yer kazandırmıştır.

Osmanlı Müellifleri, bilimsel çalışmaların çok yetersiz olduğu Osmanlı’nın son dönemlerinde, savaş yıllarının imkânsızlıkları içinde hazırlanmış öncü bir eserdir.

Hazırlandığı tarihten itibaren geçen yaklaşık bir asırlık zaman süresinde gerçekleştirilen araştırma ve yayınlar karşısında yer yer yetersiz ve düzeltilip tamamlanmaya muhtaç bir eser durumunda gözükmekle beraber, vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olma özelliğini günümüzde de korumaktadır.

Yakın tarihlerde İngiltere ve Almanya’da eserin eski harfli baskısından tıpkıbasım yapılmış olması ona duyulan ihtiyacın bir göstergesidir.

Bursalı’nın yazdığı diğer eserler şunlardır:

  1. Türkler’in Ulûm ve Fünûna Hizmetleri: Önce İkdam gazetesinde tefrika edilmiş (Nu. 794, 21 Eylül 1312 vd.), sonra kitap olarak basılmıştır (İstanbul, 1314, 1327).
  2. Terceme-i Hâl ve Fezâil-i Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî (İstanbul 1316, 1329; Kahire 1326).
  3. Kibâr-ı Meşâyih ve Ulemâdan On iki Zâtın Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1316).
  4. Meşâyih-i Osmaniyye’den Sekiz Zâtın Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1318).
  5. Ulemâ-yı Osmaniyye’den Altı Zâtın Terceme-i Hâli (İstanbul 1321).
  6. Müverrihîn-i Osmaniyye’den Ali ve Kâtib Çelebi’nin Terceme-i Hâlleri (Selanik 1322).
  7. Aydın Vilâyetine Mensup Meşâyih, Ulemâ, Şuarâ, Müverrihîn ve Etibbânın Terâcim-i Ahvâli (İzmir 1324).
  8. Delîlü’t-tefâsir. İlm-i Tefsir ve Müfredât-ı Kur’an’a Dâir Ma’lumât-ı İcmâliyye (İstanbul 1324, l325)
  9. Ahlâk Kitaplarımız: Önce “Eski ve Yeni Ahlâk Kitaplarımız” adıyla Sırat-ı Müstakim’de tefrika edilmiş (Nu. 13, 6 Teşrinisani 1324 vd.), sonra bazı ilavelerle kitap olarak basılmıştır (İstanbul, 1325).
  10. Müntehabât-ı Mesâri’ ve Ebyât (İstanbul 1328).
  11. Nazar-ı İslâmda Fakr (İstanbul 1330).
  12. Hacı Bayram-ı Veli (İstanbul 1329, 1331, 1341).
  13. Mevlânâ eş-Şeyh İsmail Hakkı el-Celvetî (K. S.) Hazretlerinin Muhtasaran Terceme-i Halleriyle Matbu ve Gayr-i Matbu Âsârını Hâvi Risâledir (İstanbul 1329).
  14. Kâtip Çelebi {İstanbul 1331).
  15. Siyâsete Müteallik Âsâr-ı İslâmiyye: Önce Sebilürreşad’da tefrika edilmiş (Nu. 231, 31 Kanunusani 1328vd.), sonra kitaplaştırılmıştır (İstanbul 1332).
  16. Menâkıb-ı Harb: Balkan Harbi vesilesiyle önce Sebilürreşâd’da tefrika edilmiş (Nu.. 217-219, 18 Teşrinievvel 1328- 1 Teşrinisani 1328 vd.) daha sonra kitap olarak yayınlanmıştır (İstanbul 1333).
  17. İdâre-i Osmaniyye Zamanında Yetişen Kırım Müellifleri. Önce Kırım Mecmuası’nda tefrika edilmiş (Nu. 16, 12 Kanunuevvel 1334 vd.), daha sonra kitaplaştırılmıştır (İstanbul 1335). Yeni harflerle de yayınlanmıştır (Haz. Mehmet Sarı, Ank. 1990).

Basılmamış Eserleri:

  1. Menâkıb-ı Şeyh Hâce Muhammed Nurü’1-Arabi ve Beyân-ı Melâmet ve Ahvâl-i Melâmiyye: Konya Mevlana Müzesi’nde Sıdkı Hüseyin Dede kitapları arasında bir nüshası vardır (Gölpınarlı, Katalog, III. 446 ).
  2. Manastır’a Mensup Meşâyih, Ulemâ ve Şuarânın Terâcim-i Ahvâli: Bir nüshasmı Manastır Kütüphanesi’ne hediye etmişse de şu anda nerede olduğu bilinmemektedir.
  3. Mecmua-i Tâhir.
  4. Hasaneyn Hakkında Şeref-vârid Olan Ehâdis-i Şerife ve Tercümeleri.
  5. Fezâil-i İmâm Ali Hakkında Şeref-vârid Olan Ehâdis-i Şerife ve Tercümeleri.
  6. İmam Süyütînin el-Ehâdiş-ü’ş-Şerîfe fi’s-Saltanatü’1-Münîfe risaıesinin tercümesi,
  7. Mecmua-i Durûb-i Emsâl-i Arabiyye ve Fârisiyye
  8. Mir’ât-ı Bursa: Tasavvur olarak kalmış, gerçekleşmemiştir.
  9. Müntehabât-ı Mesâri’ ve Ebyât’ın Farsça’dan seçmeleri içine alacağından bahsettiği II. cildi de gerçekleşmemiştir.
  10. Bursalı Tahir, “Tahir” mahlası ile tasavvufi şiirler de yazmıştır.

Bunların bir divançede toplanıp toplanmadığı bilinmemektedir.

Şiirlerinden örnekler:

 

Sanma ey zâhid bizi kim öyle hor u ahkarız

Bizler ol âyine-i âlem-nümâ-yı ekberiz

Tâlibân-ı feyz-i Ahmed bendegân-ı Haydarız

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

İsm-i Zâhir mazhariyle dehre seyrân eyledik

Himmet-i mürşid ile aşk sahnında cevlân eyledik

Men aref dersinde hattâ kesb-i îkân eyledik

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

İhtiyârın selbedip; anla bizim mişvârımız;

Kim sıfât u zât-ı Hakk’ı derk ve rü’yet kârımız;

Yoksa hâriçten bilinmez dahl ile etvârımız

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

Zâhidâ erbâb-ı gaflet sandığın lâ-şüphe sen

Dahl edip kürsîde halkın boyuna takma resen

Şuğl-ı uşşak ma’nevîdir ne bilir erbâb-ı fen?

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

Kisve-i aşkı mülebbes hırka vü şâl istemez

Mekteb-i irfanda tahsîl eyleyen kâl istemez

Hulk-ı Hakk’ın gayrisinden başka bir hâl istemez

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

Kesret-i eşyâyı sanma vahdete mâni’ olur

Böyle bir efkâra hâşâ ehl-i dil kâni’ olur;

Zât-ı Hak eşyâyı her demde bütün câmi’ olur

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

Bunca envâ’-ı ulûmun noktadır hep masdarı

Böyle ferman eylemiştir zât-ı vâlâ Haydari

Bâ-yı bismillâhtır ancak ehl-i Hakk’ın ezberi

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

Söylenen nutku bilir ehl-i kemâl gayet ayân

Zümre-i uşşâka vâzıhtır bu sözler her zamân

Tâhirâ hatm-i makâl et eyle ikmâl-i beyân

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî-meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrâr eden hak mezhebiz

*

Gâh rahîk-i neşve-i tevhîde meclâdır gönül

Geh safâ-yı zevk-i vahdetle mücellâdır gönül

Âsumân-ı feyz-i irfânda dem-â-dem seyreder

Len terânî mazharı mestâne Mûsâ’dır gönül

Çok mudur söylerse bang-ı lâ uhubbü’l-âfilîn

Mazhar-ı feyze Muhammed nûr-ı Mevlâ’dır gönül

Semme vechullah’a masdar Ka’be-i Rahmândır

Berk urur nûr-ı ilâhî arş-ı a’lâdır gönül

Sırrının idrâki ancak keşf ü zevke münhasır

Bu sebebten hallolunmaz bir muammâdır gönül

Münkeşif olmaz rüsûm erbâbına Tâhir bu râz

Neşveyâb-ı sahve-i nûr-ı tecellâdır gönül

Atatürk ve hocası arasındaki sırlar ortaya çıktı

Baran Aydın yeni kitabında Mustafa Kemal ve Askeri Rüşdiye’de hocası olan Bursalı Mehmet Tahir Bey arasındaki ilişkiyi yazdı

Çankaya’da, cumhurbaşkanı olmadıkça okunamayan Atatürk’e ait elyazması dini kitapların sırrı ve Mustafa Kemal ile hocası Mehmet Tahir Bey arasındaki ilişkinin ayrıntıları gün yüzüne çıkıyor.

Baran Aydın’ın yeni kitabı “Hankâh” Destek Yayınlarından okurlarıyla buluştu. Tasavvufta”Pîr makamı” denilen ve en büyük tekkeyi ifade etmek için kullanılan “Hankâh”, yazarın çalışmasında İslam öncesi ve sonrası Türk milletinin kadim sırlarının ve kodlarının korunduğu merkezler olarak tarihselliği içinde inceleniyor.

“Hankâh”ta gün yüzüne çıkan sırlardan biri de Mustafa Kemal ve Askeri Rüşdiye’de hocası olan Bursalı Mehmet Tahir Bey arasındaki ilişki.

İşte “Hankâh” adlı kitaptan Mehmet Tahir Bey’in hayatı ve Atatürk’le olan ilişkisinin sırları:

“22 Kasım 1861’de Bursa’da doğdu.

Abdülmecit’in Hassa Alayı kumandanlarından Üsküdarlı Seyit Mehmet Tahir Paşa’nın torunu ve

askeriyeden sağlık durumu sebebiyle ayrılmış Bursa belediye kâtibi Rifat Bey’in oğludur.

Tahsiline büyükbabasının ailece yerleştiği Bursa’da başladı. Mülkiye Rüştiyesi’ni bitirince 1875’te Bursa Askeri İdadisi’ne verildi.

Daha rüştiyede okurken ayrıca Haraççıoğlu Medresesi’ne devam ederek Niğdeli Hoca Ali Efendi’den hususi dersler aldı.

Bursalı Tahir bu çağlarda tasavvufa merak sarmaya başlamış, Muhyiddin İbnü’l-Arabi’ye gönül bağlamıştı. 1880 Eylül’ünde Harbiye’ye girdi.

Harbiye sıralarında Muhyiddin İbnü’l-Arabi ve tasavvuf sevgisi daha da artan Mehmet Tahir, cuma tatillerinde İstanbul tekkelerini dolaşır ve kendisine bir mürşit ararken Haririzade’yi tanıyarak idaresine girdi, onun temsil ettiği Melamiliği seçti.

Temmuz 1883’te piyade teğmeni olarak Harbiye’den mezun olduğunda Üçüncü Ordu emrine verilerek Manastır Askeri Rüştiyesi coğrafya hocalığına tayin edildi.

Bunun yanında Mülkiye Rüştiyesi ile yeni açılan Mülkiye İdadisi’nde de tarih ve hitabet öğreten Mehmet Tahir, yeni ve ileri bir anlayışta ders okutuşu ile dikkati çektiği kadar Melamilik yolundaki faaliyet ve temasları ile de çevreye kendini tanıtmıştı.

MUSTAFA KEMAL’İN KURDUĞU ÖRGÜTE ÜYELİK

Hocalığı zamanında birçok genç askerin yetişmesinde ve gelişiminde faydası olmuştur. Bu öğrencileri arasında özel bir önem verdiği isim Mustafa Kemal idi.

Nitekim Tahir Bey daha sonraki yıllarda, Mustafa Kemal tarafından kurulan Vatan adlı gizli cemiyetin ilk üyeleri ve Selanik temsilcisi olacaktı.

Ayrıca İttihat ve Terakki’den önce milli bir meşrutiyet isteyen Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne de kurucu üye sıfatı ile katılacaktı.

Bu cemiyete Mustafa Kemal ile yaptıkları istişare sonucu Vatan adlı teşkilatın dağıtılması sonucu girmişti.

Yüzbaşılıktan kolağalığına yükselince bir sene bile dolmadan yeniden Manastır Askeri Rüştiyesi’ne bu defa müdür olarak tayin edildi.

Kendisini ileride meydana getireceği büyük eseri Osmanlı Müellifleri’ne götüren ilk adım olan çalışmalarını risale ve kitapçıklarla bir bir ortaya koymaya başlamıştı.

İkinci defasında Manastır’da bir altı yıl daha geçirdikten sonra Selanik Askeri Rüştiyesi müdürlüğüne getirildi.

FARABİ, İBNİ SİNA, BUHARİ VE TİRMİZİ TÜRK’TÜ

Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri adlı kitabı büyük yankı uyandırdı. Kendisini yayın âlemine sokan bu araştırması, uyandırdığı akislerle Bursalı Tahir’in adını daha ilk adımda şöhret haline getiren bir eser olmuştur.

Medeniyete büyük hizmetleri dokunmuş en ünlü İslam âlim ve mütefekkirlerinin büyük bir kısmının Türk olduğunu öne süren bu küçük kitap, geniş bakış getiren önsözü ile birlikte adeta bir ufuk açmıştı.

Akın yapmak ve kılıç kullanmaktan başka kendisine bir sıfat tanınmak istenmeyen Türklüğün henüz medeni hüviyeti hakkında zihinlerde belirli bir fikir yokken, eserlerini Arapça ve Farsça yazdıkları için Arap ve Acem kabul ve zannolunagelen Farabi, Zemahşeri, İbni Sina, Cevheri, Buhari, Tirmizi, Hakim Senaf, Şevket-i Buhari, Emir Hüsrevi Dihlevi gibi nice İslam ünlüsünün aslında Türk olduklarını ileri sürmek suretiyle kendi içinden yetişmiş fakihleri, filologları, filozofları, riyaziyeci, astronom, tabip, tabiat âlimleri, kimyacıları ile Türklerin İslam medeniyetinde nasıl yükseltici bir rol sahibi bulunduklarını gösteren eser hayretle karışık bir hayranlıkla karşılanmıştı.

İsmini yeni duyuran müellif, İslam medeniyetine hizmet edenlerin yarısı değilse bile en aşağı üçte birinin kesin surette Türklüklerinin sabit bulunduğuna, hele tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi İslami ilimler sahasında eserler ortaya koymuş büyük müelliflerin hemen yarısının künyeleri ve yetiştikleri çevre bakımından Türklüklerinin açıkça meydanda olduğuna ehemmiyetle işaret etmekteydi.

Türk tarihinin en büyük âlimlerinden biri sayılan Bursalı Mehmet Tahir; II. Meşrutiyet’ten sonra bir dönem milletvekilliği yapmıştır.

Ancak milletvekilliği sadece bir dönem sürmüştü.

Çünkü ne İttihatçıların görüşlerine ne de İtilafçıların görüşlerine tahammül edebilmiştir.

Ayrıca siyasi sahadan çekildikten sonra bir dernek kuruluşunda yer almıştır.

Bu derneğin ismi Türk Yurdu idi.

Tahir Bey, Üçüncü Grup’un siyasi ve manevi alandaki temsilcilerinden biri olmuştu.

Özellikle döneminde Yusuf Akçura gibi isimlerin düşünce yapısının şekillenmesinde aktif rol oynamıştır.

ATATÜRK VE MEHMET TAHİR BEY ARASINDAKİ İLİŞKİNİN KODLARI

Şimdi Türk tarihinde bir sırrın ayrıntılarını ilk kez açıklayalım…

Atatürk ve Bursalı Mehmet Tahir Bey arasındaki özel ilişkinin kodları…

Bu özel ilişkinin maddi alandaki sonuçları; kurulan gizli cemiyetlerde beraber bulunmak olmuştur. Bir başka sonucu ise daha önemlidir.

Nitekim işin bu kısmına hiç değinilmez.

Üçüncü Grup’un İttihatçı-İtilafçı çekişmesinin devleti felakete sürükleyeceğini düşündüğü ve politikadan uzaklaştığı bir dönemde Mehmet Tahir Bey; bu iki gruba karşı özellikle aralarında Melamilik ile ilişkisi bulunan özel bir grubun da Meclis’ten istifasını ve siyasetten uzaklaşıp yeni grubun gelişmesinde rol oynamasını istemiştir.

Bu durum ne İttihatçı kadro da ne de İtilafçı kadroda hoş karşılanmıştır.

Çünkü her iki tarafta da sadece ülkesinin çıkarını düşünen ve Melamiliğe muhip olan kişiler bulunmaktaydı.

Bu isimlerin bir süre sonra üçüncü grubun direktifleri doğrultusunda hareket ettiklerini görüyoruz. Türk Yurdu ve Türk Ocakları bunun en güzel örnekleridir.

Ancak dediğim gibi büyük bir rahatsızlık olmuştur.

Mesela bu dönemde Mustafa Kemal’e suikast düzenlenmiştir.

Ahmet Ferit Tek sürgüne yollanmıştır. 

Atatürk ile Bursalı Mehmet Tahir arasındaki somut ilişkiyi daha da ileriye götürebiliriz.

Ancak dikkatlerden kaçan işin manevi tarafıdır.

Murat Birsel’in 2002 yılında Kenan Evren ile bir röportajından alıntı yapalım:

“Bu belgelere ulaşmanın yolu Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olmak!

Cumhurbaşkanı olduğunuzda, arzu ederseniz bu belgeler aracılığıyla Atatürk’ün çok özel dünyasında bir yolculuğa çıkabiliyorsunuz.

Kenan Evren’e işte bu gizli kalan kitaplığı sordum…

Ve böylece varlığı bir cumhurbaşkanı tarafından teyit edildi, ayrıca Kenan Evren’in oradaki kitapları okuduğu da ortaya çıktı.

7. Cumhurbaşkanı Evren’in anlattıklarına göre Atatürk hemen hemen hiçbir belgeyi atmamış…

Örneğin bir dönem yarbayken bir bayanla arkadaşlığı oluyor, Mustafa Kemal bunu kendine not şeklinde düşüyor.

Belli ki detaylı…

Kenan Evren ‘Meyli var ama pek ileri gitmemişler’ diye resmi ortaya koyuyor.

Atatürk kendine gelen mektupları da arşivlemiş ve bu mektuplar arşivi de Çankaya’da.

Bir tane de, tek bir nüsha olan bir kitabı var, onu söyleyemem.

Sırdır.

Devlet sırrı değil de…

Burada (ATV Haber Ana Haber, canlı yayın) bahsetmem doğru değil.

Kötü bir şey değil.

Dini bir kitap.

Elyazması.

Kenarına çıkmalar yapmış.”

Çankaya’da cumhurbaşkanı olmadıkça okunamayan bir külliyatın olduğu doğrudur. Bu külliyatın en önemli kısmı ise Atatürk’e ait elyazması dini kitaplardır.

Ancak bu elyazması dini kitapların Atatürk tarafından nasıl ve ne şekilde alındığı bilinmemektedir.

En önemlisi de bu kitapların içeriği ve kim tarafından Atatürk’e verildiği bilinmemektedir. Sır demiştik.

Bu sır isim Bursalı Mehmet Tahir Bey’dir.

Bursalı Mehmet Tahir Bey’in en önemli arkadaşlarından biri Melami muhiplerinden Mehmet Ali Ayni idi. Türk tarihinin maddi ve manevi alanda en büyük âlimlerinden biri olan Melami ehli Bursalı Mehmet Tahir Bey’in hayatının son zamanları neredeyse parasız geçmiştir. Kitaplarından kazandığı gelirler ile ayakta duran Mehmet Tahir Bey, tüm zorluklara karşın çevresine dirayeti ile örnek olmuştur.

Vefatına yakın bir zamanda belki de ailesinin rahatını düşünerek bütün elindeki yazma eserler ve en önemli kitabı olan Osmanlı Müellifleri’ni satabilmek için Mehmet Ali Ayni’den yardım istemiştir.

Mehmet Ali Ayni, Osmanlı Müellifleri’nin 2000 adet baskısı için gerekli parayı bulup hemen bastırmış ve bundan kazandığı parayı Mehmet Tahir Bey’e vermiştir.

Ancak önemli olan kısım Melamet ehli Bursalı Mehmet Tahir’in elyazması kitapları ve ismini dahi bilmediğimiz hankâhlık sırlarına ait yazdığı önemli eserlerini kimin aldığıdır.

Bu eserler bugün dahi paha biçilemeyecek derecede önemli eserlerdir.

Hem ilmi alanda hem de Melamilik yolunun maddi manevi tarihi bakımından çok önemlidir.

Mehmet Tahir Bey’in kalan arşivini çok önemli bir isim 500 liraya karşılık almıştı.

Bu isim Gazi Mustafa Kemal idi! Eserlerin önemi çok büyüktür ve Atatürk’ün eserlere sahip çıkması demek; Atatürk’ün bu eserlerin içeriği ve muhteviyatını biliyor olduğu anlamına gelmektedir.

Oysa Tahir Bey’in en yakın arkadaşı Mehmet Ali Ayni bile anılarında bu eserlerin muhteviyatını bilmediğini itiraf ediyordu.

Bugün cumhurbaşkanı olmadan okunamayan ve Atatürk’ün sır kitaplığındaki dini kitapların çoğu Yesevi-Bayrami-Melami geleneğinin sırlarının korunduğu ve aktarıldığı yazma eserlerdir.

Atatürk bu yolun muhibbi olmasa ve yazma eserlere son derece büyük önem vermese; bu kadar önemli bir kütüphanede yıllarca saklanmasını ve sayılı kişinin okumasını istemezdi sanırım!

Atatürk ve Bursalı Mehmet Tahir’in son derece özel ilişkisi sadece bununla da kalmamıştır. Bursalı Mehmet Tahir’in vefatının ardından hiçbir gazetede vefatına ait bir tek haber bile çıkmamıştır.

Bu Türk tarihinin ayıplarından biridir.

Ancak Türk tarihinin ayıbını el altından kapatan yine Atatürk olmuştur.

Nasıl mı? 

Melamet ehli Mehmet İzzi Efendi’yi anlatmıştım.

Bir hilal ve üç yıldızdan oluşan sembolün bulunduğu; Aziz Mahmut Hüdai Dergâhı’nın bir haziresinde yattığını belirtmiştim.

İşte aynı kabirde Mehmet İzzi Efendi’nin hemen ayağının ucunda mezarı bulunan isim Bursalı Mehmet Tahir Bey idi.

Mezara ait fotoğrafı yayımlıyorum.

Bu mezar 1935 yılına kadar sadece toprakla örtülü idi.

Peki mezarı bu hale getiren kimdir?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk…

Atatürk, 1935 yılında özel bir emir ile Bursalı Mehmet Tahir Bey’in mezarının düzenlenmesini istemiştir.

Ancak mezarın şekli gördüğünüz üzere biraz değişiktir.

Klasik baş ve ayak taşı yoktur.

Ayrıca üzerinde orta kısmında sadece kişinin mesleği ve adı yazmaktadır.

Atatürk, Melamet ehli bu ismin mezarının şeklini neden bu şekilde yaptırmıştır?”

Odatv.com

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s