AMEN… —– ALINTIDIR

AMEN…

 

Stefan Lux’ü bilir misiniz?

Yahudi asıllı; Çek vatandaşı bir gazeteci, şair ve yazar.

Birçok kişi adını bile duymamıştır.

Costa-Gavras’ın “Amen” filmini izlemeseydim belki ben de Lux’ten haberdar

olmayacaktım.

Filmde Lux ilk sahnede görünür.

Cebindeki tabancasını kontrol eder, Milletler Cemiyeti binasına girer.

Uzun koridorlardan geçer.

Toplantı salonuna girer.

İçeride dünyada olan bitene dair soğuk ve sıkıcı konuşmalar yapılmaktadır.

Diplomatların şaşkın bakışları altında çıkardığı bildirileri dağıtır.

Ve salondakilerin hepsinin yüzlerine haykırır:

“Adım Stefan Lux.

Ben bir Yahudi’yim.

Yahudiler Almanya’da katlediliyorlar.

Ve dünya buna aldırmıyor.

İnsanların yüreklerine ulaşmanın başka bir yolunu bulamadım.”

Cebinden çıkardığı silahı kalbine doğrultur ve ateş eder!

Lux, 47 yaşında o salonda hayata gözlerini yumar.

Tarih 3 Temmuz 1936’dır.

Gazeteci Lux’ün amacı, Avrupa’nın ortasında Yahudilere cadı avı başlatılırken dünyanın buna sessiz kalmasını protesto etmektir.

 

Avrupa’nın desteği

Gelin görün ki, Gavras’ın bu filmini nedense bizim enteller sevmezler.

Hayır, Yahudi soykırımını anlattığı için değil.

Sebebi başka…

Film, bir yandan zorunlu olarak Hitler’e hizmet ederken öte yandan Yahudi soykırımını belgelemeye ve durdurmaya çalışan Protestan SS Teğmeni Gerstein’in hikayesini anlatıyor.

Ancak Gavras bu hikayeye bir karakter daha ekledi; Gerstein’la birlikte soykırımı durdurmak için mücadele eden, Papa’yı harekete geçirmek için çalışan Cizvit rahip Riccardo Fontana.

Fontana’nın başarısız çabaları sayesinde Gavras, Vatikan’ın Yahudi soykırımının her saniyesini bildiğini, bilmekle kalmadığını göz yumduğunu anlatıyor.

Hatta…

Vatikan, komünistleri yeneceğini düşündüğü Hitler’e hoşgörüyle bakıyor.

Kim bilir, Gavras bu filmi bizde yapsa Cihangir entelleri onu Hıristiyan düşmanı ilan eder, Silivri’ye atılsın diye çabalardı!

Neyse…

Size bu hikayeyi neden mi anlattım?

Geçen hafta İngiltere’yi sarsan bir haber nedeniyle.

İngiltere’nin en çok satan tabloid (küçük gazete) gazetesi The Sun, Kraliçe İkinci Elizabeth’in 1933 yılında “Nazi selamı” verirken çekilen görüntülerini manşetten yayınladı.

Ve tabii ortalık karıştı.

Görüntülerde o dönemde yedi yaşında olan İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth, kız kardeşi Margaret, Ana Kraliçe ve Elizabeth’ın amcası eski Kral Edward görülüyor.

The Sun, Kraliçe İkinci Elizabeth’in 1933 yılında “Nazi selamı” verirken çekilen görüntüleri ile ilgili görsel sonucu

Ekip Nazi selamı verirken bayağı eğleniyor.

İşte…

Elizabeth’in görüntülerini izlerken aklıma birkaç yıl sonra kalbine kurşun sıkan Stefan Lux’ün canlandırıldığı o film geldi.

Batı’nın Hitler’in yükselişini nasıl izlediğini, nasıl destek verdiğini düşündüm.

  1. Dünya Savaşı üzerine yapılan hemen her çalışmada İngiltere ve Fransa Hitler’e en hafif ifadeyle sessiz kalmakla eleştirilir.

Hitler Doğu Avrupa’yı “Lebensraum” (hayat sahası) olarak nitelerken, bu iki ülke de onun sırtını sıvazladı.

İngiliz Bakan Halifax 1937’de Almanya’yı ziyaret etti.

Bu ziyaretin anlamı;

Hitler, Doğu Avrupa’ya yürümesi halinde İngilizler ses çıkarmayacaktı!

Nihayetinde Hitler Avusturya’yı aldıktan sonra, bu ülkenin Hitler’le işbirliği yapmasını iki ülke de suskunlukla geçiştirdi.

Sovyetler Birliği’nin “Hitler’e karşı birlik olalım” önerisini iki ülke de reddetti.

Öyle ki…

Çekoslovakya’nın kaderinin çizildiği Münih Konferansı’na Sovyetler Birliği’ni çağırmayarak, asıl düşmanlarının kim olduğunu gösterdiler.

Evet, ayrıntı yazmaya gerek var mı?

Hitler’i iktidara getirmek ve soykırıma destek için Hugo Boss’tan Deutsche Bank’a Alman sermayesinin; Rockefeller Foundation’dan Standard Oil’e uluslararası finans kuruluşlarının nasıl çalıştığını da hatırladım.

Almanya’nın sosyalist olmasını önlemek için Naziler’i tercih eden Avrupa sağını da anımsadım.

Hitler’i Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterenleri unutmak mümkün mü?

Hitler’i Nobel Barış Ödülü ile ilgili görsel sonucu

Nazilerle ittifak yaptığı ve milyonlar katledilirken sessiz kaldığı için adı “Hitler’in Papası”na çıkan Papa 12. Pius’u unutmak mümkün mü…

 

Toplama kamplarının mucidi

 

Aslına bakılırsa…

Sol / Sovyetler / Rusya düşmanlığının yarattığı bu büyük suç ortaklığı için o kadar eskilere gitmeye gerek yok.

Tarih: 21 Kasım 2014.

Yani geçen yıl…

Rusya, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Üçüncü Komite’ye “Nazi ideolojisini yüceltme girişimlerini kınamayı” kapsayan bir taslak sundu.

Bu taslağa üç ülke karşı çıktı: ABD, Kanada ve Ukrayna!

Demem o ki…

Kraliçe Elizabeth’in “Nazi selamı”na şaşıranlara şaşırıyorum.

O kareler sadece ve sadece bilinen bir gerçeğin izdüşümüdür.

Bakınız…

Hitler’in ölüm kamplarını bilmeyen yoktur.

Peki…

Hitler bu insanlık dışı uygulamayı kimlerden öğrendi;

İngilizlerden!

1899-1902 arasındaki İkinci Boer Savaşı’nda ilk toplama kampını “akıl edenler” İngilizler oldu!

Afrikalı kadın ve çocuklar için 45; ve Afrikalı erkekler için 64 toplama kampı kurdu.

Bu kamplarda 22 bini çocuk 48 bin Afrikalı öldü.

Bu rakam savaşta ölen askerlerin iki katıydı!

Bunları artık kimse anımsamak istemiyor!

Hangisini yazayım…

Ne diyordu Eduardo Galeano “Aynalar” kitabında:

“Adolf Hitler’in dostlarının hafızaları çok zayıf, ama onlardan aldığı yardım olmasaydı Nazi macerasının gerçekleşmesi pek mümkün olamazdı.”

 

SONER YALÇIN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s