KIPÇAKLAR/KUMANLAR —————————— ALINTIDIR

KIPÇAKLAR/KUMANLAR

 

Türk kaynaklarında, İslami kaynaklarda, Çin ve Moğol kaynaklarında Kıpçak adıyla bilinen topluluğa; Bizanslılar, çok az da olsa Ruslar ve Latinler de Kuman demiştir.

 Macarlar aynı topluluğa Kun, Ruslar çoğunlukla Polovets, Almanlar Palladi ve Valwen, Ermeniler ise Xarteşkn demişlerdir.

Kıpçak ve Kuman sözcükleri ise en çok kullanılanlardır.

Bu iki sözcüğün de anlamı, “kumral/sarışın” demektir.

Rusça Polovets sözcüğü aynı zamanda “gök gözlü” anlamına gelir.

Kıpçak/Kuman Türkleri, bazı Türk toplulukları gibi kumral/sarışın ve kimi kez de renkli gözlü idi. “Beyaz Türkler” de denmektedir.

Çoğu kez Batı Kıpçaklarına Kumanlar denmiştir.

Yayıldıkları Bölgeler

  1. yy’da bugünkü Macaristan’dan Moğolistan’a dek uzanan geniş topraklarda yaşadılar.

Bunlar, Kuzey Türkleridir ve Batı Göktürklerin bir koludur.

Birçok yere yayılmış olmalarına karşın, çoğunlukla Karadeniz’in Kuzeyinde ve Kafkaslarda etkili olmuşlardır.

Bugün Tatar Türkleri, Kırım’da ve Kafkaslarda yaşayan Türk topluluklarının çoğu Kıpçaklardan gelmektedir.

Tarihte Selahaddin Eyyubi’nin yönettiği Memlükler (Kölemenler) diye bilinen topluluk da Kıpçak Türklerinin bir koludur.

 

Doğu Avrupa’da:

Bunun dışında Doğu Avrupa’da çeşitli hanlıklar ve beylikler kurmuşlardır.

Örneğin; bugünkü Moldova’nın eski adı olan Beserabya, bu bölgede bir tudunluk kurmuş olan Kuman Tigini Tokdemir’in oğlu Basaraba’dan gelmektedir.

 Yine bugün Bulgaristan ve Romanya’nın Karadeniz kıyılarını oluşturan bölge olan Dobruca’ya adını veren de bir Kuman komutanı olan Dobriç’tir.

Makodonya’nın Kuzeyinde Kumanova adlı bir kent vardır.

Küçük Asya’da (Anadolu’da):
Diğer yandan bir Oğuzlardan olan Peçeneklerle savaşmışlar ve onları sürerken batıya da akın yapmışlardır.

Bu sırada bazıları Hıristiyanlaşmış ve Bizans ordusunda paralı askerlik yapmaya başlamıştır.

Malazgirt Savaşı sırasında da Bizans ordusunda görev alanların bir bölümü bunlardan oluşmaktadır.

Daha sonra Peçenekler ve Uzlar gibi onlar da Anadolu’ya yerleşmiş ve Müslümanlaşmışlardır.

Karamanoğulları Kuman, Salur ve Avşar Türklerinden gelmekteydi.

Ayrıca Oğuz boyu olan Çepnilerle ve Saltuklarla yakın ilişkiler kurmuşlardır.

Bugün Doğu Karadeniz’de Laz diye bilinmekte ve Çepni Türkleri ile karışarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

Kıpçak beylerinden birinin adı olan Kemenche, bugün Kırım’da birçok yere adını vermiştir.

Bugün kemençe çalgısı da bu beyin adıyla anılmaktadır.

Kırım’da Horo adlı bir oyun bizdeki Horon gibi kemençe çalınarak oynanmaktadır.

Bunun dışında, Avrupa’dan gelen Kumanların bir bölümü, Çanakkale ve Balıkesir dolaylarına yerleşmişlerdir.

Dilleri

Bugünkü Kıpçak öbeği Türkçelerin kökü eskiden yaşamış olan Kıpçak Türklerine dayanmaktadır.

Bu öbekte; Karaim Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Karaçay-Balkar Türkçesi, Kırım Tatar Türkçesi, Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Nogay Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kazak Türkçesi ve Kırgız Türkçesi yer almaktadır.

Toplam Türkçe konuşanların %14,46’sı bu öbekte yer almaktadır.

Kıpçak Boyları

  1. Toksoba (Dokuzoba)
    2. Jetioba (Yedioba)
    3. Burdjogli (Burçoğlu)
    4. Elbarli (Kurtbölgeli)
    5. Kangarogli (Konguroğlu)
    6. Uladjogli (Ulaşoğlu)
    7. Durutlar (Dörtler-Dörtoba)
    8. Kulabogli (Kulobaoğlu)
    9. Jortan (Çortan)
    10. Karabirkli (Karabörklü)
    11. Kotan (Kutan)

Türkçenin Diriliş Hareketi 

 

Tudun, eski Türk bölgesel yöneticilerine verilen unvan. Avar, Göktürk ve kadim Bulgarların kullandığı bu unvan günümüzün valileri ile örneklenebilir.

Tudun imparatorluk hükumetinin temsilcisi, bir yönetici ve bir diplomat olarak her üç işlevi de görebilirdi.

 Tudun, merkezdeki kağana bağlı olarak iş görürdü ve ona icazet vermek zorundaydı.

KUMAN-KIPÇAKLAR VE GİRESUN-SİVAS HATTI

image007

Birçok kaynakta Kıpçaklar, Kumanlar (Koman) ile aynı millet olarak gösterilmektedir.

Ancak bu iki milleti ayrı gösterenlerde vardır.

Yılmaz Öztuna’da olduğu gibi.

Kuman Türk boyunun adı “Kumral” kelimesiyle aynıdır,

Türkçe’de “koyu sarışın” manasına gelir.

V-VIII. Asırlarda Türklerin en doğudaki boylarından oldukları, Mançurya’nın kuzeyinde Amur boyunda yaşadıkları sanılmaktadır.

840’dan sonra Orta Asya’ya, 1017’de Moğol Karahıtaylar’ın baskısıyla oradan koparak Ural ve Volga nehirlerini atlayıp Avrupaya geldiler.

Tuna’ya kadar gelip Peçeneklerden boşalan yeri doldurdular.

Kıpçak Türk boyunun vatanı ise, Sibirya Ovasında İrtiş nehri boyu olarak bilinmektedir.

Bunlarda Avrupa’ya girerek Kumanların yerini aldılar ve Slav’laşmamış Peçenek ve Kumanlar’ı emirlerine tabi kıldılar. 

Doğuda kalanları Altınordu Hakanlığı’nın tebası oldular. Moğol kanı aldılar, fakat sonunda Moğollar’ı Türkleştirerek Türk dilini kabul ettirdiler.

XVI. asırda Osmanlılar, Macaristan’ı fethettikleri çağda ise Kuman-Kıpçaklar, Hıristiyan olmakla beraber henüz kitle halinde Türkçe konuşuyorlardı.

Bunlardan şarkta kalanlar genelde Müslüman olurken, garptekiler de Hıristiyan oldular.

1250’de Mısır-Suriye’de kurulan Memlük Sultanlığı sultanlarının çoğu Kıpçak Türkü bir kısmı Oğuz ve Kuman’dır.

Türkçe “boyar” adıyle anılan Romen soylularının, bir çok ünlü Ukran, Rus, Macar soylusunun ve ünlü ailesinin Kuman veya Kıpçak Türkü asıllı oldukları bilinmektedir.

Ayrıca Kuman ve Kıpçak’ların açık ve beyaz tenli ve düz sarışına yakın kumral saçlı oldukları da tarihi şehadetlerinden anlaşılmaktadır.(1)

Sadece 1065 yılında Tuna’yı geçenlerin miktarının 600.000’e ulaştığı rivayet edilmiştir.

XII. Asırda Kıpçak hanı Atrak’a mensup Kıpçaklar da Kafkasları aşarak Gürcülerle ittifak ediyor; orada kısmen Hıristiyan olarak Müslüman ırkdaşları Selçuklularla savaşıyordu.

Bulgarlar kendi ırkdaşlarından uzak kalarak Türklüklerini öyle unuttular ki, XII. Asırda büyük bir Kuman kitlesi ile birlikte ikinci Bulgar devletini kurdukları zaman bile Türk unsuru yine hâkim olamamış ve Kumanlar da Balkanlarda Bulgarlar ve diğer Türkler gibi erimişlerdir. (2)

Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon seferine giderken geçtiği yerlerden biri de Bulgar dağı olarak isimlendirilen yerdir.

XVI.yüzyıla ait Trabzon tahrir defterinde Torul’da gayrimüslim Bulgarların yaşadığı belirtilmiştir.

Bu bilgileri birleştirince Bulgar Dağı’nın kuzey-doğu’da olması gerekmektedir.(3)

Bir diğer hususta Kıpçaklarla ilgili olarak Anadolu’da ki köle ticareti ve bu ticarette Giresun-Şebinkarahisar hattının önemidir. XIII. asırda İslam dünyasında en çok köle ihraç eden bölge Kıpçak ülkesi idi.

Mısır ve Suriye Eyyübilerinde büyük bir yekün tutan Kıpçak köleleri, zamanla bu devletin yerine geçip Memlüklüler devletini kurunca Kıpçak kölelerinin ehemmiyeti daha da artmıştı.

Kıpçak sahasında Altınordu devleti kurulunca bu devlet çok defa vergi olarak tebaasının çocuklarını sattığı gibi Müslüman, Hıristiyan ve Şamani olan Kıpçaklar’ın kıtlık zamanlarında bizzat kendi çocuklarını sattıklarına dair kayıtlar da bulunmaktadır. 

Kıpçak sahasından gelen bu köleler, Karadeniz’in kuzey sahillerine nakledildikten sonra Sivas şehrinde toplanıyordu.

Sivas esir ticareti yönünden büyük bir Pazar halini almıştı.

Memlük Sultanı Baybars’da burada satılmıştı. Sivas’ın bir köle pazarı halindeki durumunu muhafaza etmesi XV. yüzyıla kadar devam etmişti.

Türk kölelerini işten uzaklaştırıp yerlerine Çerkez kölelerini koymak isteyen Memlüklü Sultanı Berkuk, Kadı Burhaneddin’in “Bundan sonra, Anadolu’dan Suriye’ye köle sevkine izin vermeyeceğim” mesajı Mısırlıların kendisine kin duymasına neden olmuştu.(4)

Sivas, coğrafi durumu tibarıye muhtelif ticaret yollarının birleştiği bir ticaret merkezi idi.

Suriye, Elcezire ve Konya’dan gelen zengin Müslüman tacirleri, Ceneviz tacirleri, Sivas’ta yerleşmişlerdi.

Oradan Karadeniz limanlarına, Trabzon’a ve özellikle ve Samsun ve Sivas’a kervanlar gönderiliyordu.

Tebriz’e, doğu Anadolu merkezlerine Akdeniz ve Karadeniz limanlarına, Anadolu’nun muhtelif yönlerine giden yollar üzerinde olan bu şehir, çok defa Moğol valilerinin de merkezi idi.(2)

Tancalı Seyyah İbn Batuta, Anadolu’ya yaptığı seyahatine ilişkin hatıralarında XIV. Yüzyılda Anadolu’da köle ve cariye alınıp, satıldığını yazmıştır.image001 

Konuyu toparlayacak olursak geçmiş yüz yılların bir gerçeği olan köle ticaretinden Anadolu coğrafyası beri kalamamış, üstelik Kıpçaklar da bu ticaretin bir boyutunu teşkil etmiştir.

Diğer taraftan Karadeniz sahillerine getirilen kölelerin Sivas’a getirilerek köle tacirleriyle buluşturulabilmesi için izlenen yollardan birisi de hiç şüphesiz Giresun- Şebinkarahisar hattıydı.

Hatta bunların bir kısmının Maçka vadisinden geçirilerek sonra Alucra-Şebinkarahisar hattını kullanmış olmaları da mümkündür.

Anılan tarihlerde Kadı Burhaneddin Ahmed’in çağdaşı olan Hacı Emir 1357’de Maçka vadisinde bulununan Dikasimion’a (Yönetim Merkezi) sefer düzenlemiştir.

O tarihlerde burası önemli bir yerleşim yeri ve Trabzon-Tebriz arası ticaret yolu olma özelliğine sahipti.

Zira yaz kış kullanılabiliyordu.

Ayrıca XIII. Yüzyıldan itibaren Cenovalı tüccarların Şebinkarahisar’da bulunduğu ve şap madeni aldıkları bunları Giresun limanından İtalya’ya götürdükleri bilinmektedir.

Buna ilaveten o yıllarda Erzincan da büyük bir tekstil merkezidir. Burada “Kadife” ve “Çadır Bezi” dokunarak dört bir tarafa satılmaktadır.

Bunların boya hammaddesi olan Şap’da Şebinkarahisar’dan temin edilmekte ve Alucra güzergâhından Erzincan’a taşınmaktadır.  

Yüzyıllar sonra Şebinkarahisar-Erzincan arasında alternatif yolların varlığı ortaya çıkmış olsa da anılan yüzyılda Roma ve Selçuklu yolu olarak bilinen ve bir ucu Tebrizde nihayetlenen yol Şebinkarahisar-Alucra üzerinden gitmekteydi.

Zira kervanların güvenliği ve konaklaması için gerekli olan menzilgâhlar buralarda bulunmaktaydı.

Bir diğer ayrıntı da Alucra’da ve Şebinkarahisar’da Koman (Kuman) köylerinin olmasıdır.

Alucra’da bulunan köylerden birinin adı da zaman Koman’dır.

Bu köyde vaktiyle derenin üst tarafındaki kayalıklarda kabartma şekilde oyulmuş at üzerinde mızraklı bir savaşçı tasviri defineciler tarafından kırılarak yok edilmiştir.

image003

image011

BOA-HRT_1428-Tarih 1891

Murat TOSUN

Yararlanılan Kaynaklar:

1-Yılmaz ÖZTUNA, Osmanlı Devleti Tarihi (Siyası Tarih), Kültür Bakanlığı Osmanlı Tarihi Dizisi, Ankara

2-Prof. Dr. Yaşar YÜCEL, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar II, TTK Yayınları Ankara 1991

3-M.Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal Ve İktisadi Hayat, TTK Yayınları, Ankara, s.340

4- Aziz B. Erdeşir-i ESRERÂBOT, Bezm u Rezm (eğlence ve savaş) Farsça’dan çeviren Prof.Dr.Mürsel ÖZTÜRK, T.C.Kültür Bakanlığı, Ankara 1990, s.341-342 (Kadı Burhaneddin Ahmed adına 1397-98 yılında yazılmış bir kitaptır. Halk kütüphanelerinde bulunmaktadır.)

Not: Bulgar Dağı http://www.pomak.eu/board/index.php?topic=1166.0

Mevlüt OĞUZ, Taceddin Oğulları ve Necati DEMİR, Hacı Emir Oğulları (Bayramlu) Beyliği için bakınız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s