ETRÜSKLER ———————– ALINTIDIR

ETRÜSKLER

 

Etrüskler, İtalya’da Romalılardan önce yaşamış bir kavimdir.[1]

İtalya’nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yer alan Etruria bölgesinde yaşamış ve M.Ö. 6. yüzyıla dek varlığını sürdürmüşlerdir.[2]

Romalılar, bunlara “Etrüskler” (etrusci) veya “Tuskiler” (tusci) derken; onlar, kendilerini “Rasena” diye adlandırıyorlardı.

Etrüskler, İtalya Yarımadası’na göç ederek Arno ve Tiberius ırmakları arasında yerleştiler.

Buraya nereden göç ettikleri, ırkî hususiyetleri ve dilleri hâlâ tartışma konusu olan Etrüskler; merkeziyetçi büyük bir devlet kurup, medeniyet ve güzel sanatlarda kendi asrındaki kavimlerden çok ileriydiler.

M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak oligarşiler tarafından idare edilen, konfederasyonlar meydana getirmiş zengin şehirler kurmuşlardı.

M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında da Roma’yı ele geçirmişlerdi.

Etrüsk asıllı Roma hükümdarları şunlardır:

Eski Tarquinius, Servius Tuluis veya Mastarna, Turquinius Superbus.

Roma surlarını, Cloaca Maxima denilen büyük kanalizasyon inşaatını, Capitolium’un üç gözlü tapınağını bu krallar yaptırmışlardır.

Etrüsklerin gücü M.Ö. 6. yüzyılda en yüksek seviyeye ulaştı.

Etrüskler Capua’da Yunanlılarla savaştı.

Denizlerde Kartaca ile birlik kurarak, 535 yılında Alalia’da Massilia (Marsilya)nın Foçalılarını yendiler.

Aynı yüzyılda Apenin Sıradağlarını aşarak Padus (Po) Vadisine yayılan Etrüskler; burada Etruia’daki on iki büyük şehir gibi, on iki site kurdu ve Felsina’yı bu bölgenin başkenti yaptılar.

Sitelerin bağımsızlık eğilimleri, lüks hayatın yol açtığı gevşeklik, Tarquinius Superbus’un zorba idaresine karşı 509’daki Roma ayaklanması, 506’da Yunanlıların karşı koyması,474 Capua Deniz Savaşında yenilgi ve 423’te Capua’nın Samnitlerin eline geçmesi Etrüsklerin sonunu hazırlayan olaylar oldu.

M.Ö. 3. yüzyıla kadar Romalıları uğraştıran Etrüskler medeniyetlerine son verilmesine rağmen, İtalya’da ve Roma’da etkilerini bir süre daha devam ettirdiler.

M.Ö. 3. yüzyılda Romalıların üstünlük kurmasıyla tarihe karışan Etrüsklerin, İtalya’ya kara yoluyla kuzeyden, deniz yoluyla doğudan geldikleri tarihçiler tarafından kabul edilmektedir.

Son araştırmalar Etrüsklerin Anadolu’dan gittikleri tezini kuvvetlendirmektedir.

Etrüsk dili, Orta İtalya’da konuşulurdu.

Sağdan sola, soldan sağa yazılan Etrüsk yazısı, büyük bir karmaşıklık ifade eder.

Okununca hemen anlaşılmaz.

Anlaşılabilmesi için çeşitli metotların kullanılması gerekir.

Hint-Avrupa dilleriyle teması olmasına rağmen, bu dil grubundan sayılmaz.

Etrüsk dili yapı ve menşe bakımından aydınlatılmış değildir.

Metinlerde ve arkeolojik eserlerde, Etrüsklerin maddî hayatı, şehir medeniyetinin zenginliği ile kendini gösterir.

Kazılar sonucu mezarlardaki mücevher ve freskler, Etrüsklerin lükse düşkünlüğünü ve hayata olan bağlılıklarını göstermektedir.

Bunda dinlerinin de tesiri vardır.

Yunanlılarda ve Romalılarda da görülen puta tapıcılık ve çok tanrıcılık, Etrüsklerde de görülür.

İsimlerinde de benzerlik vardır.

Apulu-Apollo, Artumes-Artemis, Tinia-Zeus, Maris-Mars tanrılarının isimleridir.

Etrüskler, demircilikte çok ileriydiler.

Altın ve bronz işlemekte gayet usta olup, seramik işleri de yaparlardı.

İki tekerlekli yarış arabalarını İtalya’ya bunlar getirdi.

Etrüsk eserleri bakımından en zengin müzeler, Floransa, Romanya, Tarquinia’dır.

Marzobotto, Perusia, Volaterrae ve Roma, Etrüsk güzel sanatlarının önemli örnekleri bulunan şehirlerdir.

Şehircilik ve mimaride göstermiş oldukları rolü buralarda görülebilir.

Ölümden sonraki hayata inanan Etrüskler ölülerini ev şeklinde yaptıkları içi süslü mezarlara gömerlerdi.

Etrüsk halkı ve kültürü, zamanla Roma İmparatorluğu içinde erimiştir.

Etrüskler İtalya’daki diğer kavimlerden çok daha ileri bir uygarlık düzeyindeydiler.

Roma uygarlığının, mitolojisindeki ilahlardan, hukukundan yol yapım tekniklerine kadar, kökünü hemen hemen tümüyle Etrüsk uygarlığından almış olduğu günümüzde saptanmış durumdadır.

Etrüskler’in dini, Çiçero’nun değindiği gibi, vahyedilmiş bir dindi ve 12’li sistemi baz alan bir inisiyatik örgütlenmeleri vardı.

Kendilerine ait özgün bir dile sahip olan Etrüskler, Yunanlılar tarafından Tyrrhenoi veya Tyrrsenoi adlarıyla bilinmişlerse de kendilerini Rasna veya Raśna olarak tanımlamışlardır.

Roma kenti, Etrüsklerin hakimiyet bölgesinde kurulmuş olup Romalıların Vei kentini talan etmelerine dek (M.Ö. 396) kentin Etrüsklerin yönetiminde olduğu sanılmaktadır.

 

Etrüsk Güreş Tablosu

ETRÜSK TARİHİ’NİN KAYNAKLARI

 

Etrüsk Tarihi ile uğraşacakların önündeki en büyük zorluk, Etrüskler’den bize kalan belgelerin yok denecek kadar az olmasıdır.

Bu yüzden Etrüskleri ilişkili oldukları halklarla, Yunanlılarla, Kartacalılar’la ve Romalılarla olan ilişkileri çerçevesinde Grek ve Romalı yazarların gözü ile tanıyabiliyoruz.

İlk Çağ’da Etrüskler için yazılmış kitapların birçoğunun da günümüze ulaşmadığı hesaba katılınca iş daha da zorlaşmaktadır.

Etrüskler hakkında elimizdeki ilk kaynaklardan biri, ünlü tarihçi Herodotos’tur.

Herodotos, Etrüskler’in kökenini Lidyalılara bağlamaktadır.

Herodotos’tan sonra gelen antik yazarların hemen hemen hepsi de Herodotos’un tezini desteklemişlerdir.

Herodotos’tan hemen hemen beş yüzyıl sonra, Halikarnassos’lu Dionisios bu teze karşı çıkar ve Lydia dili ile Toscan dili arasında benzerlik olmadığını ve Etrüsklerin buranın yerli halkı olduğunu iddia eder.

Roma Döneminde Etrüskler konusu ile ilgilenenlerin arasında Nigidius Figidus’u, Varron’u ve Çiçero’yu görebiliyoruz.

Roma İmparatorluğu döneminde bu konu ile layığı ile ilgilenen ve büyük bir eser veren ise ünlü imparator Claudius’tur.

İmparator olmadan önce yirmi beş ciltlik Tyrrhenika adlı eseri Etrüsk tarihi üstünedir.

Claudius’un çeşitli kaynaklara ilk elden ulaştığını ve onun döneminde Etrüsk dilinin hala konuşulduğunu düşünürsek bu eser kaybolmasa idi elimizdeki en önemli kaynak olacağından kuşku yoktur.

Orta Çağ boyunca bu konuda çalışmalar yok denecek kadar azdır.

Orta Çağın sonunda, 1498’de bir Dominiken olan Annio de Viterbe tarafından yazılan Antiquitatum Variarum Volumina XVII’de Etrüskler ve kitabeleri hakkında bilgi verilmektedir.

De Viterbe burada Etrüsk yazılarını İbranice yardımı ile okumaya çalışmıştır.

Rönesans aydınları Etrüskler hakkında bilgi sahibi olmuş olsalar da (Örneğin Michael Angelo Etrüsk Tümülüslerini ziyaret etmiş ve buradaki figürlerden etkilenerek eserlerinde kullanmıştır.) bu konu üzerine eğilmemişlerdir.

Etrüskler hakkında elimizdeki ilk ciddi araştırma, on yedinci yüzyılda bir İskoç baron olan Thomas Dempster tarafından De Etruria Regali Libri Septem’dir.
1616-1619 yılları arasında yazılan bu eser ancak yazarının ölümünden bir asır sonra basılabilmiştir.

Etruria’da ilk sistemli kazıların yapılmaya başladığı 1828 yılına kadar sürede Etrüskler hakkında coşkulu fakat dağınık çalışmalar yapılmıştır.

1830 – 1870 yılları arasında yapılan kazılarda ise bugün mevcut koleksiyonlarda bulunan birçok eser gün ışığına çıkmıştır.

1870 – 1880 yılları arasında çalışmalar daha teknik bir hal almış ve modern Etrüsk arkeolojisinin doğuşu gerçekleşmiştir.

Bugün Etrüskler hakkında en büyük bilgi kaynağımız modern arkeolojinin verileridir.

Toscana bölgesi hava arkeolojisinin en iyi uygulandığı yerlerden biri olarak geçer.

Yapılan kazıların yakın gelecekte Etrüsk dili ve Etrüsklerin kökeni hakkında birçok soruyu yanıtlayacağı umulmaktadır.

 

Capitolina Dişi Kurdu, Etrüsk yontu sanatının en büyük eserlerinden biridir.

ETRÜSK TARİHİ’NİN ANA HATLARI

 

Etrüskler’in tarihine başlarken ilk söylenecek, kuşkusuz Etrüskler’in Roma’dan dört asır önce İtalya birliğini sağlamaya çalıştıklarıdır.

M.Ö. 8. yüzyılda İtalya’nın güney kıyıları Grek tüccarlar tarafından iskan edilmişti.

Grekler M.Ö. 750’de Cumae’yi kurarak kolonileşmeye buradan başlamışlardı.

İtalya’nın kalan kısımlarında ise daha ilkel bir kültür vardı ve halk tarım ve hayvancılıkla geçiniyordu.

Etruria diye anılacak topraklar üzerinde ise Villanova kültürü sürmekteydi.

M.Ö. 700 yılı civarında Etruria şaşılacak bir gelişme göstermiş ve yüksek bir uygarlık düzeyine varmıştır.

Etrüskler, bu devirde Doğu ülkeleri ve Yunanistan ile büyük bir ticaret hacmine ulaşmışlardı.

Etruria hammadde ve gıda maddesi ihraç edip işlenmiş ürünler ve lüks eşyaları alıyordu.

Yapılan kazılarda da Etruria’da Yunan ve Doğu kökenli birçok eşya bulunmuştur.

Grek kolonileri ile ticaretin büyük bölümü deniz yolundan oluyordu, çünkü kara yolu Latin kabileleri tarafından kapatılmıştı.

Bunun sonucu olarak Etrüskler denizde oldukça kuvvetlenmişlerdi.

M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen Tümülüslerden çıkan eserler, Etrüsklerin bu çağda büyük bir zenginlik içinde olduklarını ve uygarlık ve sanatta ilerlediklerini göstermektedir.

Ayrıca buralarda; Suriye, Urartu, Kıbrıs ve Grek kökenli eşyalar bulunması da Etrüsklerin bu devirlerde diğer ülkelerle olan ilişkilerini göstermektedir.

Etrüskler, artık İtalya’da yayılma siyasetine de girişmişlerdi.

Etrüskler ilk önceleri on iki şehir devletinden oluşan bir konfederasyon oluşturarak birleşmişlerdi.

Adı geçen bu ilk şehir devletleri Arretium, Caere, Clusium, Cortona, Perusia, Populonio, Rusellae, Tarquinii, Vetulonia, Volaterra, Volcii ve Valsinii’dir.

Daha önceleri Falerii ve Veii şehirlerinin de bu birliğe dahil oldukları tahmin edilmektedir.

M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında ise Etrüskler bölgede birlik sağlayıp Roma’ya kadar ulaşmışlardı.

M.Ö. 616 yılında ise Etrüsk kökenli Tarquin sülalesi Roma’da yönetimi ele geçirmişti.

Bu durum Roma’da Cumhuriyet’in kuruluşuna, yani M.Ö. 510 senesine kadar devam edecekti.

M.Ö. 6. yüzyılda ise Etrüskler bölgede büyük bir güç oluşturmuşlardı.

Roma yazarları da Etrüsklerin parlak zamanlarını tanırlar.

Titus Livius Etruria için,

“Tanta opibus Etruria erat ut jam non terras solum sed mare etiam per totam Italiæ longitidunem ab Alpibus ad fretum siculum fama nominis sui implisset / Etruria o kadar kudretli idi ki, yalnız karada değil denizde de, Alpler’den Messina Boğazına kadar, bütün İtalya boyunca şöhreti yayılmıştı.”

diye yazmıştır.

(Ab Urbe Condita I, 2)

Bu dönemler, İtalya’da ve Roma’da Grek etkisinin en yoğun olduğu dönemlerdir.

İşte bu dönemde Grek kültürü bölgeye tam olarak nüfuz edebilmiştir.

M.Ö. 550 yılı civarında Roma büyük bir Etrüsk şehri görünümünü almıştı.

Arkeolojik veriler de bunu desteklemektedir.

Bu dönem Roma sanatı Toscanyalı bir karakter almıştı ve yazıtlardan anlaşıldığı kadarı ile Latincenin yanında Etrüsk dili de konuşuluyordu.

Capitol’deki tapınak ise Etrüsk karakterinde idi.

Şehir büyük bir refaha kavuşmuştu.

Mezarlardan çıkan altın, gümüş, fildişi eserler, bulunan Grek eserleri, şehirciliğin, özellikle de lağım sisteminin gelişmiş olması bunun göstergelerindendir.

Etrüsklerin bu yayılma siyaseti, kaçınılmaz olarak Greklerle karşı karşıya gelmelerine neden oldu.

Aslında Etrüskler daha önce Korsika kıyılarında Greklerle çatışmışlardı ve yeni bir savaş kaçınılmazdı.

M.Ö. 565 senesinde, Korsika’nın doğusunda, Etruria’nın tam karşısında Alalia şehri kurulmuştu.

M.Ö. 545 senesinde ise Pers akınlarına dayanamayarak buraya kaçan Foçalılar Etruria için tehlike oluşturuyordu.

Etrüskler bunun üzerine Grek yayılmasından endişe duyan Kartaca ile ittifak kurdular.

Aristo Politika adlı eserinde buna değinmektedir. (III, 9, 36 ):

“Devlet, bir karşılıklı koruma sözleşmesinden ya da mal ve hizmetleri değiş tokuş etmek için yapılan bir anlaşmadan da fazla bir şeydir; çünkü öyle olsaydı, Etrüskler, Kartacalılar ve birbirlerine sözleşmeden kaynak olan yükümlülüklerle bağlı bulunan ötekileri tek bir devletin yurttaşlar saymak gerekirdi.

Elbette bunların arasında ticaret anlaşmaları, saldırmazlık sözleşmeleri ve bağlaşmalarını tanımlayan yazılı belgeler vardır.

Fakat bu tek bir devlet, tek bir yurttaşlıktan çok farklıdır.”

Kaçınılmaz savaş M.Ö. 540 senesinde Alaia’da patlak verdi.

Herodotos bu savaşı ve öncesini şöyle anlatır:

“[ Phokaia’lılar ] (Foça’lılar ) Kyrnos’a (Korsika’ya ) vardıkları zaman beş yıl, oraya ilk olarak yerleşmiş olan kolonlarla ortak yaşadılar, tapınaklar kurdular.

Bütün çevrede çapul yaptıkları için, Etrüsk’ler ve Kartacalılar aralarında anlaşarak, bunlara karşı yürüdüler.

Bir deniz savaşı oldu; bu Phokaia’lılar için bir çeşit Kadmos yenilgisiydi, zira gemilerinin kırk tanesi batmış, kalan yirmisinin de mahmuzları kırılmış, işe yarar hali kalmamıştı.

Alalia’ya dönerek kadınlarını ve çocuklarını aldılar, eşyalarından gemiye yüklenecek ne varsa hepsini yüklediler, sonra Kyrnos’u bırakarak Rhegium’a gittiler. “ (I, 166 )

Savaş Etruria – Kartaca ittifakının zaferi ile bitmişti.

Fakat Etruria bu zaferden Kartaca kadar yararlanmasını bilemedi, bundan yararlanan Kartaca oldu.

Böylece Etrüsler’in denizdeki hareket sahaları güneyde Yunanlılar doğuda Kartacalılar tarafından kısıtlanmış oldu.

M.Ö. Altıncı yüzyıl boyunca Etrüsk yayılması kuzeye doğru da gerçekleşti.

Kuzeyde daha Villanova kültürünü yaşayan halklar bulunmaktaydı.

Buralarda yapılan kazılar, bu yayılmadan sonraki Etrüsk etkisini açıkça göstermektedir.

Bunun sonuçlarından biri de kuzeydeki verimli topraklar sayesinde Etruria tarım ürünleri deposu haline geldi.

Kuzeye doğru ticarette çok gelişmişti.

Kelt ülkelerinde yapılan kazılarda Etrüsk ve İtalya kökenli eşyaların çıkması bu ticaretin ne kadar geliştiğini göstermektedir.

Bu yüzyılın sonunda Etruria gücünün doruğuna ulaşmıştı.

Etrüsk hanedanının Roma’dan kovulması da bu zamana rastlar.

Titus Livius bu olayı şöyle anlatır:

Roma Etrüsk hanedanından kurtulduktan sonra saldırıya da geçmeye başlar.

M.Ö. 496 da Latium bölgesinde hegemonya sağladıktan sonra M.Ö. 485 – 474 seneleri arasında Veies ile savaşır.

M.Ö. 474’te üstünlük Roma’ya geçmiştir.

Aynı yıl Etrüsk donanması Cumae’de büyük bir bozguna uğrar.

Sicilya’lıların da yardımı ile Cumae’liler Etrüsk donanmasını yok ederler.

Roma’nın kaybı ile karayolunu kaybeden Etrüskler’in donmanın kaybı ile de güneye ulaşmaları iyice olanaksızlaşır.

Bu arada Pers baskısı İtalya’daki Grek ticaretinin gerilemesine de yol açmaya başlamıştır.

Bunun sonucu olarak bu döneme ait mezarlarda Grek eserleri oldukça azalmıştır.

Etruria artık giderek fakirleşerek içine kapanmaya başlamıştır.

Samnitlerin istilaları ise Etrüskleri iyice zayıflatır.

Roma – Veies savaşı M.Ö. 438’de yeniden başlar ve M.Ö. 395 de Roma’nın kesin Zaferi ile noktalanır.

Bundan sonra Roma Etruria topraklarında ilerlemeye başlayacaktır.

Bu arada Etrüskler için yeni bir tehlike doğmuştur; bu Kuzeyden gelen Keltler’dir.

Keltler’in savaş biçimlerine alışkın olmayan Etrüskler topraklarını Keltler’e kaptırmaya başlarlar.

M.Ö. 350’de Mediolanum (Milano ) bir Kelt şehri olarak kurulur.

Keltler M.Ö. 390’da Capitol’e kadar ulaşmışlardır.

Kuzeyde Keltler, güneyde de Romalılar arasında kalan Etrüskler, Roma’nın Kelt istilaları altında zayıflamasını fırsat bilerek son bir çaba da bulundularsa da başarılı olamazlar.

M.Ö. dördüncü yüzyılın ortalarında Etrüsk İmparatorluğu artık bir hatıra olmuştur.

Etrüskler iyice sıkışıp güçlerini kaybetmişlerdir.

M.Ö. 293 yılında Keltler’in Roma tarafından bozguna uğrayıp İtalya’yı terk etmesi ile bölge Roma’ya kalmıştır.

Bir birlik sağlayamayan Etrüsk toplulukları ise Roma önünde düşmeye başlar.

M.Ö. 280’de son Etrüsk toplulukları olan Vulci ve Volsini’lerin bozgunu ile Etruria tarihten silinir.

Buna rağmen Etrüsk halkı varlığını daha uzun seneler sürdürecektir.

Romalılar Etrüsk halkını da Romalılaştırmaya başlar.

Eski Etruria’dan Via Aurelia, Via Clodia, Via Cassia gibi önemli yollar geçmeye başlar.

Etrüskler Roma hakimiyeti altında sakin yaşamaya başlarlar.

M.Ö. 91 senesinde Roma lejyonları yanında yer alan Toscanlar Lex Julia ile şehir olma hakkını kazanırlar.

Marius ile Sylla arasındaki iç savaşta ise Etrüsk şehirleri Marius’un tarafını tutarlar.

Sylla’nın kazanması ile Etrüsk şehirleri şiddetli bir şekilde cezalandırılırlar.

Artık Etrüsk kültürü de silinmeye başlamıştır.

Hıristiyanlığın ilk zamanlarında bölgede Etrüsk dili yerini tamamen Latince’ye bırakmıştır.

Ve böylece Etrüskler tarih sahnesinden çekilirler.

 

GÖÇÜN KAYNAĞI

 

Etrüskler’in İtalya’ya göçüyle ilgili varsayımlar şu görüşlerde toplanmaktadır:

  1. Kimi Batılı bilim adamlarına göre göçün kaynağı Anadolu’dur.
  2. Göç Anadolu üzerinden olmuşsa da, kaynak Orta Anadolu değildir; Etrüskler’in ataları Doğu Anadolu veya Kafkasya civarında yaşıyordu.
  3. Kimi Macar araştırmacılara göre, göçün kaynağı Orta-Asya’dır.
  4. Etrüsk göçünün dünya tarihçilerine göre Doğu Anadolu Bölgesinden yapıldığı kabul görmekte ve göçün nedeni ise Ermeni Krallığı’nın Etrüsklere katliam amaçlı yaptığı saldırılar olduğu kabul edilmektedir.[2]

Etrüsklerin yaşadığı ve Etruria adı verilen bölge Orta İtalya’da kuzeyden güneye 250 km., Doğuda batıya da 150 km tutan bir yerdi.

Etrüsklerin buraya nereden gelip yerleştikleri bilinmiyor.

 Bu konuda değişik varsayımlar var.

Bunlardan birincisi Etrüsklerin İtalya kökenli ve Villanova kültürünün devamı oldukları.

Bu tezin savunucuları, haklı olarak, Etrüsk kültürünün erken dönemleri ile Villanova kültürünün son dönemleri arasındaki benzerliğe dikkat çekiyorlar.

Fakat burada dikkat çekici olan Etrüsk uygarlığının gelişim evrelerini çok hızlı yaşayıp bir anda ortaya çıkması.

En çok kabul gören görüş Etrüsklerin buraya sonradan yerleştikleri.

Fakat Etrüsklerin nereden geldikleri konusunda bugüne kadar fikir birliğine varılabilmiş değil.

Bu konuda ilk fikir beyan edenlerden biri de Herodotos’tur ve Etrüsklerin aslında kıtlıktan kaçıp yeni yerler bulmak üzere Etruria’ya göç eden Lidyalılar olduklarını söyler:

“ Kendileri anlatırlar ki, bugün gerek kendi ülkelerinde, gerekse de Yunanlılarda oynanan oyunları türetenler de kendileridir ve bu Etruria’nın koloni haline getirildiği zamana rastlar; bakınız ne anlatıyorlar bu konuda.

Manes oğlu Atys zamanında kıyıcı bir kıtlık sarmıştı bütün Lydia’yı.

Bir süre dişlerini sıktılar Lidyalılar, sonra kıtlık sürüp gittiği için, çareler aradılar, her biri kendince bir çare sürdüler ileriye.

Bu oyunlar, zar, aşık (kemiği) ve top oyunları, tavladan gayri, hepsi o zaman ortaya çıkmıştır; zira Lidyalılar tavlayı biz bulduk demiyorlar.

Bunları bulduktan sonra bakınız ne yapıyorlardı açlıklarını bastırmak için; yiyecek peşinde koşmayı unutmak için, iki günün birini oyuna veriyorlardı; ertesi gün oyunu bırakıp yemek yiyorlardı.

On sekiz yıl boyunca böyle yaşadılar.

Ama kötülük, azalacağı yerde kırımını büsbütün arttırınca kral Lidyalıları ikiye ayırdı,’ Kim kalacak, kim gidecek kur’a çekilsin’ dedi, kaderin kalmak üzere ayırdıkları gene kendi hükmü altında bulunacaktı, göç edecek olanlara da oğlunu veriyordu kral olarak ki adı Tyrsenos’tu.

Böylece ülkeden çıkmak için üzere ayrılmış olanlar İzmir’e indiler, orada gemiler edindiler, işlerine yarayacak şeyleri yüklediler, bir yurt ve yaşama çaresi peşinde kıyı kıyı dolanıp sonunda Umbria’ya yanaştıkları güne kadar denizlerde gezdiler; orada kentler kurdular ve torunları bugün de orada oturmaktadırlar.

Lidyalı adını değiştirdiler, kendilerini yola çıkaran kral adını aldılar; yeni adları olan Tyrsen’ler sözünü onun adına göre üretmişlerdir.“

(I, 94)

Herodotos bunları M.Ö. beşinci yüzyılda yazmıştır.

Ondan sonra gelenler için de de bu görüşü benimseyenler çoğunluktadır.

Aslında günümüzde de Etrüskler’in Anadolu’dan göçtükleri tezi çok yandaş toplamaktadır.

Etrüsklerin Anadolu’dan göçtükleri tezini savunanların gösterdikleri en önemli kanıt Lemnos (Limni) mezar stelidir.

Etrüsklerin göçünün Herodotos’un anlattığı gibi olduğunu kabul edersek, aynı kavimden başka toplulukların da Anadolu’da kaldığını da kabul etmemiz gerekir.
(Bunların mutlaka Lidyalılar olması gerekmez.)

Antik kaynaklarda adı geçen Tyrrhen’lerin bu geride kalan topluluk olduğu düşünülmektedir.

Tyrrhen’ler Lemnos Adası’nı da zaptetmişlerdir.

1885 yılında Limni adasında, Kaminia köyünde bulunan bir mezar steli bir anda dikkatleri bu teoriye çekmiştir.

Stelin üzerinde bir savaşçı resmi ile Etrüsk yazısına çok benzeyen bir yazı bulunuyordu.

Bu stel M.Ö. yedinci yüzyıla tarihleniyordu ve adanın Atinalılar tarafından M.Ö. 510 senesindeki zaptından çok önce idi.

Bunun dışında Etrüskler’in ölü gömme adetleri (Örneğin ahşap odalar), toplumsal hayatları (Örneğin kadına verdikleri önem) ve sanatları Anadolu’daki başka toplulukları hatırlatmaktadır.

Etrüsklerin Kuzey’den geldikleri, Hint-Avrupalı bir kavim oldukları yolunda teoriler de olmasına rağmen çok fazla yandaş bulamamışlardır.

 

ETRÜKSLER’İN KÖKENİ

 

Yunan tarihçi Herodot’a göre Etrüskler Lidya’dan İtalya’ya göç etmişlerdir, bunun yanı sıra pek çok tarihçi de Etrüskler ile doğu uygarlıklarının adetleri arasında bağ kurmaktadır.

Bu sebeplerden dolayı Etrüsklerin kökeninin Doğu uygarlıklarına dayandığını savunurlar.

Etrüsklerin kökeni hakkında yapılan en yeni çalışma, 2004 yılında çeşitli İtalyan üniversitelerinden gelen bir grup genetik bilimci tarafından yapılmıştır.

Bu araştırma çerçevesinde M.Ö. 7-3 yüzyıllar arasında yaşamış Etrüsklere ait 80 iskeletten alınan DNA örnekleri alınarak çok titiz bir çalışma ile günümüzde yaşayan çeşitli milletlere ait DNA’lar ile karşılaştırılmıştır.

Sonuç olarak Etrüsklerin genetiğinin diğer milletlere göre en çok bugünkü Anadolu Türkleri ile yakınlık gösterdiği ortaya çıkmıştır.

(Vernesi et al. 2004).

Eski Yunan efsanelerinde de sıkça anlatıldığı gibi bu durum antik çağda Anadolu’dan İtalyan yarımadasına yapılan göçlerle açıklanmıştır.

 

ETRÜKSLER İLE TÜRKLER’İN BİR KÖKEN OLDUĞUNU DESTEKLEYEN BULGULAR

 

Etrüskler hakkında bir ilginç tez de Etrüsklerin Türk oldukları yolundadır.

Atatürk’ün tarih tezi doğrultusunda Etrüsklerin de Etiler ve Sümerler gibi Türk kökenli olduklarına inanılmıştır.

Atatürk’ün nezaretinde yazılan “Türk Tarihinin Ana Hatları“ adlı kitapta bu konuya da değinilir:
“ Özet şudur:

Etrüskler, Türsenler, Türkalar Ege adalarında, Anadolu’da önceden oturmuş kavimlerdir.

Bunlara Akalar, Ekeler, Etiler denildiğini biliyoruz.”

Bu kavimlerin Türk kökenli oldukları ise daha önceden belirtilmiştir.

Adile Ayda da babası, Atatürk’ün yakın çevresinden Sadri Maksudi‘nin yolundan giderek Etrüskler’in Türk oldukları yolunda pek de yabana atılmayacak deliller sunar.

(Bkz. Kaynakça)

Buna göre Latin dilinde etimolojisi açıklanamayan birçok sözcük de Türkçe’den gelmektedir.

Bu arada Tyrrhen sözcüğü Yunanca’da Turrhnoi şeklinde yazılır ve h’nin eskiden “a” sesi verdiğini hesaba katarak Turan adı ile bir ilişki düşünebiliriz.[3]

  1. Soyunu ”KURT”a, dayandıran halklar, yalnızca Türkler, Moğollar ve Etrüsklerdir.
  2. Etrüsk dilindeki ve Türkçe’deki sözcük benzerlikleri.
  3. Ölümle ilgili adetlerdeki benzerlikler.
  4. Etrüsk iskeletleri üzerinde ve Anadolu’da yapılan DNA testlerinin sonuçları.
  5. Örneklerine yalnızca Anadolu’da rastlanan kulplu kazan gibi metalürji örneklerinin Etrüskler’de de görülmesi
  6. Etrüskçe’nin Türkçe gibi eklemeli (agglutinant) bir dil olması
  7. Etrüsk yazısında kullanılan birçok yazı karakterinin Orta-Asya’da ve Doğu Anadolu’da rastlanan ÖN Ön -Türkler’e ait runik yazıdaki karakterlere eş olması.

Sonuç olarak son bulgulara da bakılırsa Etrüsklerin Türk kökenli oldukları ve Türkistan’dan geldikleri görülür.

Kamunlar Vadisi ve İsviçre’ye yerleşen Türkler’den bir kısmı olan Etrüskler Roma İmparatorluğu’nun da kökenidir.

Roma İmparatorluğunun kurucularıdır.

 

ETRÜKSLER’İN İNANÇLARI

 

Din, Etrüskler’in hayatında büyük bir yer tutmakta idi.

Titus Livius onlar için “Gens eo magis dedita religionibus quod excelleret arte colendi eas “ demektedir.

Etrüsklerin inançları, doğal olarak dillerine oranla daha iyi bilinmektedir.

Latin yazarları onların dini hakkında yeterli olmasa da bilgi aktarmışlardır.

Etrüsklerin dini “vahiy edilmiş” bir din idi.

Latin yazarları bu yönde bilgiler vermişlerdir.

De Divinatione adlı eserinde Çiçero bunu ilginç bir şekilde anlatır:

Çok eski zamanlarda (Diğer yazarlar Tarquinia’nın kurucusu Tarchon zamanı diye belirtirler.) bir köylü (belki de Tarchon’un kendisi ) toprağı sürerken topraktan bir çocuk fırlar.

Tages adındaki bu yaratık çocuk görüntüsünde olmasına rağmen kendinde bir yaşlı adama yakışan bir bilgelik vardır.

Etruria’nın her yerinden toplanırlar ve Tages de Etrüskler’e Haruspici (Kurbanın karaciğerine bakarak fal) sanatını ve dinin esaslarını açıklar.

(Tages quidam dicitur in agro Tarquiniensi cum terra araretur et sulcus altius erat impressus, exstitisse repente et eum affratus esse qui arabat. Is autem Tages, ut in libris est Etruscorum, puerili specie dicitur visus sed senili fuisse prudentia …

Tum illum plura locutum multis audientibus qui omnia ejus verba exceperint litterisque mandaverint…

De Divinatione II,23 )

Bu efsanede dikkat çekici yönlerden biri de Tages’in anlattıklarını dinlemek için Etruria’nın her yerinden gelip toplanmalarıdır.

Burada bu dinin Etrüskler arasında bağlayıcı olduğunu ve “milli” bir din olduğunu görüyoruz.

Başka yazarlar göre bu “vahiy”in bir bölümü bir peri olan Vegoia (ya da Begoe) tarafından Etrüskler’e bildirilmiştir.

Bu peri ayrıca yıldırımları de yorumlamayı öğretmiştir.

Bu bilgileri kapsayan Libri Vegonici Augustus zamanından itibaren Palatin’deki Apollon tapınağında saklanmıştır.

Etrüskler’in kutsal kitapları bunlarla da bitmemektedir.

Etrüskler’in din esaslarını içeren kitapları üç başlık altındadır:

Libri Haruspicini kurbanın ciğerine bakarak kehanette bulunma sanatını anlatır.

Libri Fulgurales yıldırımları yorumlamayı öğretir.

Etrüskler’de on bir çeşit yıldırım vardır ve sadece dokuz tanrı yıldırım atabilir.

Bunlardan sadece Jupiter-Tania üç çeşit yıldırım gönderebilirdi.

Etrüskler yıldırımları inceleyebilmek için gökyüzünü on altı bölüme ayırmışlardı ve gözlemlerini buna göre yapıyorlardı.

Her bölüm bir ya da bir kaç tanrıya aitti.

Böylece yıldırımı hangi tanrının gönderdiğini anlayabiliyorlardı.

(Aynı şekilde Babilliler de gökyüzünü dört bölüme ayırmışlardı.)

Libri Rituales ise çok daha geniş kapsamlı idi.

Dini esasların yanında devletlerin bireyler gibi yaşamı, şehirlerin ve tapınakların kurulması, ordu ve devlet düzeni gibi konuları da içeriyordu.

Ritüel kitapları arasına Mısır’ın Ölüler Kitabı’na benzeyen Libri Acheruntici’yi ve mucizelerden söz eden Ostentaria’yı da katabiliriz.

Etrüsk dininin özelliklerinden biri de sadece rahiplerin tekelinde olması idi.

Rahipler soylu ailelerden seçilir ve toplumda etkili olurlardı.

Bütün bu kitaplara rağmen unutulmaması gereken bir nokta da Etrüsk dininin sözlü olarak aktarılması ve inisyatik bir karakteri olmasıdır.

Bu kitapların M.Ö.. 1inci yüzyılda yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir.

Nigidius Figulus ve Tarquitus bunları Latince’ye tercüme etmişlerdir.

Etrüsk tanrıları da Roma inançlarına geçmişlerdir.

Ancak belge eksikliğini ve Grek etkisini de hesaba katarsak Etrüsk panteonunu tam olarak belirlemek çok zordur.

Panteonda en önemli yerlerden biri Tinia’ya aittir.

Tinia, Roma’lıların Jupiter’i (Bir çok kaynakta Jupiter-Tinia diye geçer) ya da Grekler’in Zeus’u ile bir tutulur.

Ancak onlardan farklı olduğu bellidir.

Roma Junon’u ile bir tutulan Uni ve Menerva ile bir üçlü meydana getirir.

Etrüsk krallar zamanında bu üçlü Roma’ya da girmiştir.

Roma’da da diğer kültürlerde olduğu gibi üç tanrı için kurulmuş tapınaklar vardı.

Etrüskler’e göre bir şehir kurulduğunda bu üçlüye tapınak yapılmamışsa, o şehir dini kurallara uygun olarak kurulmamış demektir.

Panteondaki önemli tanrılardan biri de Vertumnus’tur.

Köken olarak Volsinii kökenli olup sonradan Romalılara da geçmiştir.

Ünlü Latin şairi Propertius Vicus, Tuscus yakınlarında heykelini gördüğünü belirtir.

Propertius’a göre Bahçe ve ürün tanrısı idi.

Propertius, ona Volsinii’yi terk ettiğini fakat üzülmediğini söyletir:

Tuscus ego, Tuscis orior nec pænitet inter prœlia Volsinios desruisse focos… (IV. Kitap )

Etrüsk tanrılarından biri de Fufluns idi.

Etrüsler’in şarap tanrısı olan Fufluns, zamanla Grekler’in Dionisos’unun karakterini almıştır.

Diğer bazı tanrılarda olduğu gibi başlangıçta Etrüsk kökenli olan bu tanrı, Grekler ile olan ilişkiler sonucunda, özellikle de Dionisos törenlerinin buralarda yayılmasını takip ederek Dionisos’un özelliklerine de sahip olmuştur.

Etrüskler’de, özellikle törenleri ile popüler olan bu tanrı için yapılan ayinler zamanla seks alemlerine dönmüştür.

Titus Livius, bu adetlerin zamanla Roma’ya da geçtiğini söyler:

Hujus mali labes ex Etruria Roman veluti contagitione morbi penetravit. / Bu bela Etruria’dan Roma’ya bir salgın gibi geçti. (XXXIX, 9, 1)

Etrüskler’in ateş tanrısı ise Sethlans idi.

Bazı yerlerde Grekler’in Hermes’ine benzer bir tanrı olan, tüccarların koruyucusu, ölülere yol gösteren Turms’a benzer bir tapımı vardı.

Bir başka ateş tanrısı ise Romalılar’ın Vulcanus’una benzeyen Velchans idi.

Velchans daha korkulan bir tanrı idi.

Etrüskler’in savaş tanrısı ise yıldırım atan tanrılardan Maris idi.

Ares’in hikâyesi Etruria’da yayıldıktan sonra Maris Turan’ın aşığı oldu.

Turan Roma’nın Venus’üne benzeyen aşk tanrıçası idi.

Etimolojik olarak Grekçe turannoV (tiran, kral, kraliçe anlamında) ile aynı kökten geldiği düşünülmektedir.

Gösterimleri Afrodit’e benzemektedir.

Grekler’in Apollon ve Artemis’i ise Etrüsk panteonunda Aplu, Apulu, Aplum, Artemes, Aritimi, Artumi, Artimnes adları ile bulunmaktadır.

Diğer tanrılar arasında Saturnus’a eşdeğer Satre de vardı.

Satre için yapılan vahşice kurban törenleri tapımının en belirgin özelliği idi.

Dikkat çeken Etrüsk adetlerinden biri de, Titus Livius’un yazdığına göre, Etrüskler’in her geçen sene için Nortia tapınağına bir çivi çakmaları idi.

Bu adet daha sonra Romalılar’a da geçmiştir.

Roma’da da her sene Eylül ayında praetor maximus Capitol Jupiter’inin bölmesinin duvarına çivi çakardı.

Etrüsk inançlarında yarı tanrılar ve doğa ruhları da önemli bir yer tutardı.

Aynalarda ve bronz tabletlerde Turan’a eşlik eden çıplak perilere rastlanmıştır.

Lases adı verilen bu perilerin bazen Tinia ve Minerva’ya da eşlik ettikleri de görülmüştür.

Etrüskler’in öteki dünya hakkında da inançlar geliştirmişlerdir.

Sanat eserlerinin büyük bir bölümü öteki dünya kültünün bir parçası olarak oluşturulmuştur.

Elimizde yazılı metinler olmasa da ölülerle beraber konulan eşyalardan, yapılan resimlerden, kabartmalardan öteki dünya inançları hakkında bir fikir sahibi olabiliyoruz.

Etrüsk inançlarına göre ölen kişinin ruhu kanatlı cinler tarafından öteli dünyaya götürülürdü.

Bu tema birçok mezar odasındaki resimlerde işlenmiştir.

Burada oyunlar oynanıp ziyafetler veriliyordu.

Burada Etrüskler’e özgü birçok cin vardı.

(Bazen kader kitabını açan Culsu ve Vanth gibi.)

M.Ö. dördüncü yüzyıldan itibaren ise bu resimlerde öteki dünyanın efendileri de gösterilmeye başlanmıştır.

Bunlar Greklerden alınan Eita (Hades ) ve Phersipnai (Persefone) dir.

Bu yüzyıldan itibaren öteki dünyanın tasvirleri de değişmeye başlamıştır.

Burası artık eziyet çekilen korkunç bir yer olmaya başlar.

Charus ve Tuchulcha adında iki korkunç cin de tasvirlerde yer alır.

Etrüsk Krallığı çökmeye yaklaştıkça tasvirler daha da korkunçlaşır.

Romalılar, Etrüskler’in inançlarından “mundus” kavramını da almışlardır.

Mundus, öteki dünya ile bu dünya arasında geçişi sağlayan bir çukurdur.

Mundus sözcüğünün de Etrüsk dilinden geldiği düşünülmektedir.

Etrüsk aynalarında görüntü tanrıçası Munqu’nun adı geçer.

Zaten Latince’de de mundus sözcüğünün ilk anlamı kadın görüntüsü demektir.

 (Diğer anlamları da Gökyüzü ve Dünya).

Roma inançlarına göre religiosi denilen günlerde Mundus açılıyordu ve ruhlar buradan bu dünyaya geliyorlardı.

 

BAŞLICA ETRÜKS KENTLERİ

 

Dodecapoli’de olanlar

  1. Arretium (bugünkü Arezzo)
  2. Caisra, Cisra (bugünkü Cerveteri)
  3. Clevsin, (Clusium bugünkü Chiusi)
  4. Curtun (bugünkü Cortona)
  5. Perusna (Perugia)
  6. Pupluna, Fufluna (Populonia)
  7. Veia (Veii bugünkü Veio)
  8. Tarch(u)na (Tarquinii bugünkü Tarquinia-Corneto)
  9. Vetluna, Vetluna (Vetulonia)
  10. Felathri (Volaterrae bugünkü Volterra)
  11. Velzna (Volsinii, bugünkü Orvieto)
  12. Velch, Velc(a)l (Vulci bugünkü Volci)

 

Dodecapoli dışındakiler

  1. Vi(p)sul (Faesulae Dodecapoli Fiesole)
  2. Adria
  3. Spina
  4. Felsina (Bononia Dodecapoli Bologna)
  5. Rusellae, Dodecapoli Roselle Terme
  6. Alalia Corsica’da (Roma ve günümüz Aleria’sı)
  7. Capeva (Capua)
  8. Manthva (Mantua)
  9. Inarime (?) (Pitecusa (Yunanca: Pithekoussai) Dodecapoli Ischia)

 

BAŞLICA ETRÜSK YÖNETİCİLERİ

  1. Osiniu
  2. Mezentius
  3. Lausus (Caere’de)
  4. Tyrsenos
  5. Velsu fl.
  6. Larthia (Caere)
  7. Arimnestos (Arimnus’ta)
  8. Lars Porsena (Clusium’da)
  9. Thefarie Velianas (Caere’de)
  10. Aruns (Clusium’de)
  11. Volumnius (Veii’de)
  12. Lars Tolumnius (Veii’de

ETRÜSKLER

Etrüsklerin Orta Asya kökenli olduklarını, “ETRÜSK” sözcüğünün de “TÜRK” anlamına geldiğini biliyoruz.

İlk önce belirtmek isterim ki Türklerle ilgili olmayan milletlerin Türk olduğunu iddia eden tiplerden değilim.

Ünlü bir söz vardır: 

Tarihten Türkleri çıkarırsanız ortada tarih diye bir şey kalmaz.

Dünyayı şekillendiren en büyük ve en önemli unsur Türk Milleti’dir.

Kavimler Göçü’nden sonra ortaya çıkmış pek çok milletin oluşumunda (şu anki milletler, özellikle de Avrupa’daki halklar) Türkler büyük rol oynamışlardır.

En basitinden bir örnek; Türkler Kavimler Göçü’nde pek çok halkı batıya doğru sürüklemişlerdir ve birbiri ile karışan halklardan şimdiki milletler oluşmuştur.

Kavimler Göçü’nden önce “İngiliz, Fransız” gibi milletler yoktu.

Franklarla (bir Germen kolu) Latinlerin karışımından Fransızlar oluşmuştur mesela.

Gelelim Etrüsklere…

Etrüskler, Orta Asya’dan çıkıp, Anadolu üzerinden Avrupa’ya giden ve bugünkü İtalya’da Avrupa’nın en önemli medeniyeti olan (ve bir anlamda temeli olan) Roma Medeniyeti’nin temelini atmışlardır.

Romalılar (Latinler; İtalyanlar başta olmak üzere bugünkü Avrupalıların pek çoğunun ataları) Etrüsklerin kurduğu muazzam medeniyetin üzerine “beleş” bir şekilde kurulmuşlardır.

Avrupalı bilim (!) adamları, Etrüsklerin Avrupalı bir halk olduğunu yıllarca idda ettiler.

Onlara göre Etrüskler tıpkı Germenler, Latinler, Slavlar, Persler vs gibi “Hint-Avrupa” halklarından biri idi.

Üstelik, “çözemedik” dedikleri Etrüsk Alfabesi de Avruparılara ait (!) bir alfabe idi.

Aslında bu bilim adamları, Etrüsklerin Türk olduklarını ve Etrüsk harflerinin de Orhun harfleri ile direkt ilgili olduklarını biliyorlardı.

Ama Etrüsklerin Türklüğünü kabul etmeleri, yüzyıllardır kasıla kasıla gözler önüne serdikleri Roma Medeniyeti’nin Türk-Etrüsk mirasının üzerine konduğunu kabul etmeleri demek idi.

Bundan dolayı Etrüskleri Avrupalı kabul ediyorlardı,

Etüsk harflerinin de kendilerine ait olduğunu kabul ediyorlardı.

Burada Kazım Mirşan’dan bahsetmek istiyorum.

Kazım Mirşan, dünyadaki en büyük tarihçilerden ve araştırmacılardan biridir.

Aslen Doğu Türkistan Türkü olan Kazım Mirşan; Almanca, Rusça, İngilizce ve Türk lehçeleri (Tatarca, Özbekçe, Başkurtça, Tarançıca, Kaşkarlıkça, Kazakça, Kırgızca, Türkiye Türkçesi ile kendi ana lehçesi olan Tümenlikçe) dışında Yunanca, Latince, İtalyancayı meslek araştırmalarına yarayacak kadar bilen ve hayatının büyük bir kısmını Ön Türk tarihi ile ilgili araştırmalara adayan çok önemli bir isimdir.

İskandinavya’dan İtalya’ya, İber Yarımadası’ndan Doğu Avrupa’ya kadar pek çok alanda eski yazıtları incelemiş ve Avrupalıların “okunamıyor” (!) dedikleri pek çok yazıtı -hem de Türkçe olarak- çözmüş ve okumuş bir isimdir.

“BOZKURT” kavramı, Türk mitolojisinde çok önemli bir yere sahiptir.

Bugün “kurttan türeme” miti sadece Türklerde ve bazı Kızılderili kavimlerinde vardır.

Aynı mit, Etrüsklerde de vardı. Romalıların kurucuları sayılan Romüs ve Romülüs kardeşler, bir kurt tarafından emzirilmişler ve Roma Medeniyeti’ni kurmuşlardı:

Etrüskler aslen Türk’tür.

Etrüsk harfleri de Orhun (Göktürk) harflerinden pek farklı olmayan (hatta ufak tefek birkaç şey dışında hiç de farklı olmayan) bir alfabedir.

Bugün Avrupalılar tarafından “Viking yazıları” diye yutturulmaya çalışılan “RÜNİK ALFABE” de aslında direkt olarak Orhun (Göktürk) Alfabesinden başka bir şey değildir.

Göktürk harfleri ile Viking harflerinin bir kıyaslaması:

Orhun (Göktürk) harfleri:

Etrüsklerden kalan heykellerde bariz bir şekilde Orta Asya heykel sanatı özellikleri görülmektedir.

Hatta aynı özellik ve tarz, Orta Amerika Kızılderililerinden kalan heykellerde de görülmektedir.

Bazı Etrüsk heykelleri:

Sonuç: Etrüskler Orta Asya kökenli bir Türk halkı idi. Etrüskler, aynı zamanda Avrupa’nın bugünkü medeniyetinin temellerini atmışlardı.

Ama Avrupa bunu kabul etmemektedir.

Avrupa’nın Etrüsklerin Türklüğünü kabul etmeleri demek, medeniyetlerini Türklerin yarattığını kabul etmelerin anlamına gelir ve bu yüzden bunu kabul etmemeleri de gayet normaldir.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s