SÜLEYMAN DEMİREL ———————— ALINTIDIR

SÜLEYMAN SAMİ DEMİREL

Adı, Dolaksızoğlu Süleyman Sami Gündoğdu.

Isparta’nın “Doiantos”/yeni adıyla “İslamköy”de dünyaya geldi.

Köy, 1692 yılında papazlarıyla birlikte İslam’a geçmişti.

 Köyde kilise kalıntıları hâlâ mevcuttur.

(Dolaksızoğlu, Doiantos’dan mı geliyor?)

Dedelerine ait hiçbir bilgi ortaya çıkmadı.

Arnavutluk’tan geldikleri de iddialar arasında.

Doğum yılı resmi olarak, 1 Kasım 1924 olarak geçiyor.

Bu konuda farklı görüşler var; kimine göre 1921, kimine göre 1922 doğumlu.

Ümmühan ile Yahya çiftinin ikinci çocuğuydu.

İlk önce Afife doğdu.

Kardeşleri Şevket ile Ali’nin doğmasıyla altı kişilik bir aile oldular.

 (Ne ilginç: Afife (Ünlü) ö: 14 Ekim 2014; Ali ö: 18 Aralık 2014 ve Süleyman ö; 17 Haziran 2015.)

Yahya Efendi kuru tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu;

Ümmühan Hanım halı dokuyordu.

Yoksuldular.

Süleyman Sami, ilkokula altı ahır üstü okul kerpiçten bir evde 1930’da başladı.

1934’teki soyadı kanunuyla adı; Süleyman Sami Demirel oldu!

Ortaöğrenimi için Isparta’ya akrabasının yanına gitti.

İkinci sınıfta parasız yatılı okuma hakkı kazandı; Muğla ve Afyon’da okudu.

Çalışkandı, başarılıydı.

İkinci Dünya Savaşı yılları…

Yıl, 1941.

İstanbul Yüksek Mühendislik Mektebi’ni (1944’te adı İTÜ oldu) parasız yatılı kazandı.

Makine bölümündeydi.

İkinci sınıfta inşaat bölümüne geçti.

(Kardeşi Şevket de İTÜ mezunu.)

Üniversitedeki; Necmettin Erbakan, (Erbakan’ın kız kardeşi Atıfet ile evli) Osman Çataklı, (Fehmi Koru’nun kayınpederi) Süleyman Karagülle, Turgut-Korkut Özal kardeşler, Recai Kutan gibi Türk Kültür Ocağı’na giden “namaz kılan” ekipten değildi.

Nakşibendi Mehmet Zahit Kotku’nun “dergahına­” hiç gitmedi.

İTÜ Talebe Birliği kuruluşunda yer almadı. Erbakan’a göre Demirel, silik bir öğrenciydi. Fakat…

1944’te; solcu Tan gazetesi ve matbaasını basıp tahrip edenler arasındaydı…

 

Kızının adı; Rengül

 

Nazmiye Şener 1927 doğumluydu.

Halı dokumanın inceliklerini öğrensin diye gönderildiği Kız Sanat Enstitüsü’nden mezundu.

Süleyman Demirel; -İstanbullu bir kızı aileye getirmesin diye- 14 yaşındaki, kardeş torunu Nazmiye ile nişanlandı.

12 Aralık 1948’de köy düğünüyle dünya evine girdiler.

Mühendis adayı Süleyman Demirel Burdur’da bir müteahhidin yanında staj yapıyordu.

Okul bitince ABD’ye gitti; ülkenin ikinci en büyük barajlar-kanallar-hidroelektrik santraller yapan Bureau of Reclamation’da iki yıl su üzerine çalıştı.

Türkiye’ye dönünce Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde işe girdi.

Burslu okuduğu için bir kamu dairesinde çalışarak borcunu ödemek zorundaydı.

Ankara’daki evlerinde üç kişilerdi; kardeşi Şevket de onlarla kalıyordu.

1952’de Seyhan Barajı inşaatı nedeniyle Seyhan Büro Amirliği’ne ve daha sonra Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Barajlar Dairesi Reisliği’ne ataması yapıldı.

1953’te, “Rengül” adını verdikleri kız çocukları dünyaya geldi; ömrü kısa oldu.

Neden öldüğü ve daha sonra neden bir daha bebekleri olmadığı sır olarak kaldı.

Acılarını hafifletmek için bu kez Nazmiye Hanımı da yanına alarak, -American Standart Oil, First National City Bank gibi dev şirketlerin desteklediği- Eisenhower Exchange Fellow Ships bursuyla tekrar ABD’ye gitti.

Az gelişmiş ülkeleri kıskaç altına alan Eisenhower Doktrini henüz hayata geçmemişti…

ABD’deki bir yıllık burs Nazmiye Hanım’ın da yaşamını değiştirdi; İngilizce ve otomobil kullanmayı öğrendi.

Amerikalı kadınlar gibi giyinmeye başladı.

Demirel ise “sulama ve elektrifikasyon” üzerine çalıştı.

1955’te Türkiye’ye dönünce Demirel, Adnan Menderes’in isteğiyle DSİ Müdürü yapıldı…

1975 yılında kardeşi Hacı Ali Demirel'in oğlu Yahya Kemal Demirel'in adı hayali mobilya ihracatı yaptığı iddiasıyla gündeme geldi. ile ilgili görsel sonucu

1959’da Mason Bilgi Locası’na (kayıt no: 48, üye no: 43 olarak) kayıt oldu…

 

Asker kaçağı

 

27 Mayıs 1960 askeri harekatı Süleyman Demirel’e dokunmadı.

İddiaya göre ihtilalin lideri Orgeneral Cemal Gürsel ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde iyi ilişkiler kurmuştu.

Bu iddia ne kadar gerçektir bilinmez; çünkü kimi Demokrat Parti bürokratları (Orhan Mersinli, Feridun Üstün, Daniş Koper) “ihtilal hükümeti”nde bakan yapılırken Demirel, “asker kaçağı” diye yargılandı, beraat etti ve 13 Temmuz 1960’ta askere alındı.

Yedek subay idi.

Görev yeri Yüzbaşı Kenan Evren’in kurmay başkanlığını yaptığı Ordu Donatım Okulu’ydu!

Kısa süre sonra, 30 Eylül’de kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışarak askerliğini yapmayı sürdürdü.

Çünkü…

Serbest piyasadan umduğunu bulamayan Adnan Menderes iktidarının son döneminde “planlı ekonomiden” yana olmuş ve Hollandalı (Nobel ödüllü) ekonomist Prof. J. Tinbergen’i Ankara’ya davet etmişti.

Tinbergen 6 Nisan 1960’ta Ankara’ya geldi ve bir ekip kurdu.

Demirel bu dokuz kişilik ekipteydi.

Askerler çalışmaların devamını isteyince Demirel askerliğini planlamada tamamladı.

Askerlikten sonra, Harry Morrison ile Morris Knudsen’in 1905’te ABD’de kurduğu inşaat firması Morrison Knudsen’da çalıştı.

(Siyasete atıldığında “Morrison Süleyman” adı verilecekti.)

Burada çalışmasının nedeni ABD’li şirketin 11 Mayıs 1960’da Ereğli Demir-Çelik Fabrikası’nı inşa etmesiydi.

Aynı zamanda…

ODTÜ Mühendislik Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı.

Ve…

DP yerine kurulan AP’nin 30 Kasım 1962’deki büyük kongresinde siyasete adım attı.

Kongrede, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı onuruna düzenlenen törende ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson ile 28 Ağustos 1962’de çekilmiş fotoğrafını delegelere dağıttırarak “ne kadar önemli bir adam” olduğunu gösterip, oy patlaması yaparak parti yönetimine girdi!

Ve…

29 Kasım 1964’te AP genel başkanı oldu.

Sonrasını biliyorsunuz…

 

 

 

 

Süleyman Demirel kimdir?!

 

 “ Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel hayatını kaybetti.

Süleyman Demirel kimdir?

İşte Süleyman Demirel’in siyasi kariyeri, başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemleri…! „

 

Süleyman Demirel kimdir?!

 

 

Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 1 Kasım 1924, İslamköy, Atabey, Isparta’da doğdu ve 17 Haziran 2015, Ankara’da hayatını kaybetti.

Türk inşaat mühendisi ve siyasetçi.

1993-2000 arasında Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olup, 1965-1993 yılları arasında da 7 farklı hükümette toplam 10 yıl 5 aylık bir süreyle başbakanlık yapmıştır.

 

Türkiye’nin en genç genel müdürü, İsmet İnönü ve Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra en uzun süre görev yapmış başbakanı olan Süleyman Demirel, 31 yaşında genel müdür, 40 yaşında parti genel başkanı, 41 yaşında başbakan olmuştur.

Türkiye’nin çok partili sisteme geçtiği 1946’dan sonraki dönemde, kurduğu 7 hükümetle en çok hükümet kuran siyasetçisidir.

 

Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de Hacı Yahya Demirel (1893-1972) ile Hacı Ümmühan Demirel’in (1902-1979) oğlu olarak dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyonkarahisar’da bitirdi.

1949’da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden inşaat yüksek mühendisi olarak mezun oldu.

1948’de babası Hacı Yahya Demirel’in yeğeninin kızı Nazmiye (Şener) Demirel’le evlendi.

 

 

 

GÖREVLERİ

 

1950’de Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde çalışmaya başladı.

Sulama ve elektrik konularında araştırma yapmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gönderildi.

Türkiye’ye dönüşünde, 1953 yılında Seyhan Barajı inşaatı başladığında proje mühendisi iken Başvekil Adnan Menderes’in dikkatini çekerek 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nde Barajlar Dairesi Başkanlığı’na atandı.

1955 yılında da DSİ Genel Müdürlüğü’ne tayin edildi.

Bu arada Eisenhower Vakfı’nın onu bursiyer olarak seçmesiyle yeniden ABD’ye gitti.

Askerliğini yapmak üzere 1960 yılında genel müdürlük görevinden ayrıldı.

1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı.

Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği alanında dersler verdi.

Boğaziçi Köprüsü’nün ilk projesini (1954) hazırlayan, ABD’nin uluslararası mühendislik ve müteahhitlik firması Morrison Knudsen Inc.’in Türkiye temsilciliğini üstlendi.

 

SİYASİ KARİYERİ

 

1962’de siyasi yaşama atılarak Adalet Partisi’ne (AP) girdi.

Aynı yıl yapılan I. Kongre’de genel idare kuruluna seçildi.

 AP’lilerin af kampanyası sonucunda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın 22 Mart 1963’te şartlı olarak serbest bırakılmasının ardından Ankara’da meydana gelen olaylar sırasında AP genel merkezinin saldırıya uğraması üzerine aktif siyasetten çekildi.

Demirel’in bu tavrı yıllar sonra parti içindeki muhalifleri tarafından, “şapkasını alıp kaçtı” ya da “şapkasını bırakıp kaçtı” diye aleyhinde propagandaya dönüştürüldü.

 

Haziran 1964’te AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın beklenmeyen ölümü üzerine baş gösteren parti içi bunalım sırasında yeniden siyasete döndü.

28 Kasım 1964 tarihinde yapılan Adalet Partisi genel kongresinde Sadettin Bilgiç, Tekin Arıburun ve Ali Fuat Başgil’in de yarıştığı seçimde 1679 oydan 1072’sini alarak genel başkan seçildi.

İsmet İnönü hükümetinin düşürülmesinden sonra Şubat 1965’te Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında AP, Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Millet Partisi (MP) katılımıyla kurulmasını sağladığı 29. Türkiye Cumhuriyeti koalisyon hükümeti”nde TBMM dışından başbakan yardımcısı ve devlet bakanı olarak görev aldı.

Aynı yıl babası Yahya Demirel memleketi Isparta’nın İslamköy beldesinde belediye başkanı seçildi.

 

1965 genel seçimlerinde, Yeni Türkiye Partisi’nin silinmesiyle Demokrat Parti (DP) çizgisinin tek mirasçısı durumuna gelen Adalet Partisi aldığı % 52,8 oy ile tek başına iktidar oldu.

Demirel de bu seçimlerde Isparta milletvekili olarak ilk kez TBMM’ye seçildi.

27 Ekim 1965’te, 27 Mayıs sonrasının ilk koalisyonsuz hükümeti olan 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni kurdu ve Türkiye’nin 12. başbakanı oldu.

 

Süleyman Demirel, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Ragıp Gümüşpala gibi Kurtuluş Savaşı kahramanlarının yavaş yavaş siyaset arenasından çekildiği bu dönemde “Cumhuriyet Kuşağı” olarak bilinen 1920’lerde dünyaya gelmiş siyasetçilerin ilk örneklerindendi.

 

AP hükümetinin işbaşı yapmasından kısa süre sonra, Süleyman Demirel’in karşılaştığı ilk kriz, 27 Mayıs 1960’ta devlet başkanlığını, 1961 Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra da cumhurbaşkanlığını üstlenen Cemal Gürsel’in, sağlık durumunun görevini sürdürmesine engel olduğu yolundaki rapor üzerine cumhurbaşkanlığının sona ermesiydi.

 Ordu komuta kademesini altüst ederek yapılan ve üzerinden henüz altı yıl geçmiş olan 27 Mayıs Darbesinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki etkilerinin sürdüğü bir ortamda TSK içindeki güç dengelerini çok iyi bilen ve bu nedenle çok önemli bir konumda olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay Demirel tarafından ordunun AP’ye karşı olan tavrının yumuşatılması için Cumhurbaşkanlığına aday gösterildi.

15 Mart 1966 tarihinde kendi isteği ile emekli olan ve kısa süre sonra kontenjan senatörü yapılan Sunay, 28 Mart 1966’da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi.

 

1965 ile 1971 arasındaki Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemde Boğaziçi Köprüsü, Ereğli Demir Çelik İşletmeleri ve Keban Barajı gibi büyük yatırımlara imza atıldı.

Bu dönemde Türkiye’de enflasyon % 5, kalkınma hızı % 7 idi.

Bu kalkınma hızı Japonya’dan sonra petrol ülkeleri dışında, dünyanın ikinci yüksek kalkınma hızıydı.

 

Bu gelişmelere karşın Adalet Partisi iktidarı toplumun aydın kesimleri ve özellikle öğrenci örgütlerince DP iktidarının 27 Mayıs sonrasındaki devamı olarak görüldü.

1961 Anayasası’nın sağladığı bazı temel haklar ve bunların kullanılması iktidarın giderek artan tepkileriyle karşılaşınca, 27 Mayıs 1960 öncesindeki gençlik protestolarının benzerlerini AP iktidarı da yaşamaya başladı.

Öte yandan 1968’de Avrupa ve ABD’de yaygınlaşan gençlik hareketleri sosyalist düşünceyle yeni yeni ilişki kuran Türkiye’deki üniversite gençliğini de etkilemişti.

Türkiye’deki ilk önemli öğrenci eylemi Haziran 1968’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki boykotla başladı.

Bunu öteki üniversite ve fakültelerde hızla yaygınlaşan boykot ve işgaller izledi.

Akademik amaçlarla başlatılan bu eylemler daha sonra giderek siyasi içerik kazandı ve AP iktidarı için tedirginlik kaynağı oldu.

Bunun ardından sağ ve sol görüşlü öğrenci grupları arasındaki çatışmalarda kan dökülmeye başladı.

Huzursuzluğun, AP’yi DP’nin ardılı olarak gören Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde de yankılanmasının ardından “askeri müdahale” söylentileri yaygınlık kazandı.

Kuvvet komutanlarının hükümet başkanı Demirel’e ülkenin içinde bulunduğu duruma ilişkin mektup göndermeleri, sıradan gelişmeler haline geldi.

 

1969’da, 27 Mayıs Darbesi’nden sonra, 1961 Anayasası’nın 68. maddesiyle Demokrat Partililere (DP) konan siyaset yasağının kaldırılması için, mayıs ve haziran aylarında İsmet İnönü ile Celal Bayar karşılıklı olarak tarihi sayılabilecek ziyaretler gerçekleştirdiler.

Bu ziyaretlerden sonra anayasa değişikliği için Cumhuriyet Halk Partisi’nin de (CHP) desteğini alan AP’nin önerisi TBMM’de onaylandı.

Ancak bu gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 27 Mayıs’ın restorasyonu olarak algılanmasına ve anayasa değişikliğine tepki göstermesine, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın da anayasa değişikliğine karşı tavır almasına neden oldu.

Tüm bu tepkiler AP’nin tavrını, anayasa değişikliği meselesinin 12 Ekim 1969’da yapılacak seçimler öncesi lüzumsuz bir gerginliğe neden olmaması ve Cumhuriyet Senatosu’nda görüşülmesinin seçim sonrasına bırakılması yönünde değiştirdi.

AP’nin af konusundaki tutum değişikliği ile parlamentonun itibarının zedelendiğini ileri süren, Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ve eski DP’li bakanlardan Samet Ağaoğlu’nun eşi AP Manisa Milletvekili Neriman Ağaoğlu, 31 Temmuz 1969 günü partilerinden ve milletvekilliklerinden istifa ettiler.

Bu gelişme eski DP’lilerin AP’lilerle ihtilaflarının su yüzüne çıkması şeklinde yorumlandı.

 

12 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de AP yüzde 47 oy alarak yine tek başına iktidar oldu ve Demirel ikinci hükümetini kurdu (3 Kasım 1969). Ancak, halktan gelen bu destek AP’nin bölünmesini önleyemedi; partisi dışından gelen eleştiriler karşısında hoşgörülü, liberal bir siyaset izleyen Demirel, Adalet Partisi içinde başlayan muhalefete karşı aynı hoşgörüyü göstermedi.

Kendisine bağlı “Yeminliler” hizbindeki kişilerin kayırılması, ülkede günden güne artan toplumsal, iktisadi, siyasi karışıklıklara son verilmesi ve eski Demokrat Parti mensuplarının siyasi haklarının iadesi sorunun çözülmesi gibi istekleri dile getiren milletvekilleri partiden çıkarıldı.

Bunun üzerine 72 AP’li senatör ve milletvekili aynı istekleri içeren bir muhtırayı Demirel’e verdiler (12 Ocak 1970). Demirel’in, “biz muhtırayla iş görmeyiz” diyerek belirtilen istekleri gözardı etmesi karşısında, 11 Şubat 1970’te, Saadettin Bilgiç ve Faruk Sükan’ın başını çektiği 41 AP’li milletvekili bütçe görüşmeleri sırasında, CHP ve öteki muhalefet partileriyle beraber ret oyu vererek Demirel’i istifaya zorladı.

41 milletvekilinin karşı oy vermesi üzerine bütçe 214 kabul oyuna karşılık 224 ret oyuyla güvenoyu alamadı ve Demirel ertesi gün başbakanlıktan istifa etti.

Bu olaylardan sonra Celâl Bayar çevresindeki AP milletvekilleri istifa ederek eski Demokrat Parti’nin gerçek mirasçısı olma savındaki Demokratik Parti’yi kurdular.

Aynı dönemde AP’nin İslamcı kanadının önemli bir bölümü partiden ayrılıp Necmettin Erbakan’ın kurduğu Millî Nizam Partisi’ne katıldı.

Adalet Partisi’nde meydana gelen bu kopmalar, hükümetin zayıflığından yakınanlar için önemli bir dayanak oluşturdu.

 

Demirel, Mart 1970’te yeni bir hükümet kurdu ve aynı yıl yapılan 5. Kongre’de yeniden genel başkan seçildi.

  

12 MART DÖNEMİ

 

Parti içi muhalefet gibi Demirel iktidarının cendere altına alındığı bir diğer sorun haşhaş’tı.

1970 yılında, Richard Nixon yönetimindeki ABD Hükümeti Demirel hükümetinden haşhaş ekiminin yasaklanmasını istedi.

1960’lı yılların ikinci yarısında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki yakınlaşmadan rahatsızlık duyan ABD yönetiminin bu talebinin, siyasi tabanı kırsal nüfusa dayanan Demirel tarafından reddedilmesiyle zaten yolunda gitmeyen ABD-Türkiye ilişkileri iyice gerildi.

Haşhaş meselesi 12 Mart’ın temel sebeplerinden biri oldu.

 

İktisadi durumun bozulması, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran 1970 Olayları, Türk Lirası’nın değerinin yüzde 66 oranında düşürülmesi (10 Ağustos 1970)[18], 68 öğrenci olayları ve grevler karşısında Demirel, 1961 Anayasası’nı suçlayarak bu anayasayla ülkenin yönetilemeyeceğini savundu.

Bu konuyu da kullanan Millî Demokratik Devrimciler 1971 yılında 9 Mart darbe teşebbüsüne kalkışınca 12 Mart muhtırası ile hükümet istifaya zorlandı.

Aynı gün Demirel istifa etti,

Nihat Erim Hükümeti kuruldu.

Anayasada Demirel’in istediği yönde değişiklikler 12 Mart döneminde gerçekleştirildi, o da parti başkanı olarak “partilerüstü” denilen hükümetleri bakan vererek destekledi.

Bir yandan da parlamentodaki gücüne dayanarak askeri kesim karşısında üstünlük elde etmeye çalıştı.

1973 ilkbaharında CHP ile anlaşarak, Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in cumhurbaşkanı seçilmesini önledi.

Bu göreve, iki partinin de üzerinde anlaştığı Fahri Korutürk getirildi.

 

14 Ekim 1973 genel seçimlerinde, siyasi rakibi olan Bülent Ecevit’in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demirel’in AP’sinden daha çok oy aldı, böylece AP 11 yıl aradan sonra CHP’nin karşısında ikinci parti durumuna düştü.

 

Adalet Partisi’nin bu başarısızlığının ardında 1972’de CHP liderliğine seçilen Ecevit’in halk nezdindeki popülaritesi kadar, Adalet Partisi içindeki bölünmeler de büyük rol oynamıştı.

1965 seçimlerinde oyların yarısını alan AP sağ siyasetin her rengini, küçük burjuvasından büyük burjuvasına kadar ülkedeki sermaye sahiplerinin tüm kesimlerinin çıkarlarını temsil eden bir koalisyondu.

Ancak gelişen kapitalist ekonominin yol açtığı toplumsal sonuçlar 1960’ların sonlarında Türk sağında parçalanmalara neden olmuştu.

1960’lı yıllarda iyice belirgin hale gelen İstanbul merkezli büyük sermayenin gelişip, yabancı sermayenin uzantısı (montaj sanayi) hâline gelmesiyle, Anadolulu küçük tüccar, esnaf ve toprak sahipleri piyasanın rekabet koşullarıyla baş edemez hale geldiler.

Kuruluşundan sonra uzun süre faklı çıkarların temsilini bünyesinde taşıyan AP, 60’ların sonlarına doğru git gide salt büyük sermayenin çıkarlarının savunucusu oldu.

Bunun sonucu olarak Necmettin Erbakan’ın MSP’si ile birlikte aynı toplumsal tabana (Anadolulu küçük tüccar, esnaf ve zanaatkârlar) hitap eden, AP’den kopanların kurduğu Demokratik Parti 1973 seçimlerinde toplam yüzde 24 oy oranına erişirken, Demirel liderliğindeki AP’nin oyları yüzde 17 oranında geriledi.

 

Seçimlerden sonra kurulan CHP-MSP koalisyonu Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirmesine rağmen, Kıbrıs başta olmak üzere birçok konuda kendi içinde anlaşmazlığa düşmüştü.

Başbakan Ecevit erken seçime gidebilmek için 18 Eylül 1974’te istifa etmesine rağmen bu istifa erken seçimin yapılmasını sağlayamadığı gibi Eylül 1974’ten Mart 1975’e kadar 200 günü aşkın süren bir hükümet krizine neden oldu.

Sonunda güvenoyu alamayan Sadi Irmak hükümetinin ardından 31 Mart 1975’te AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında AP, MSP, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden (CGP) oluşan koalisyon hükümeti kuruldu.

Sola karşı hemen bütün sağ partilerin birliğini oluşturan Demirel hükümeti, “I. Milliyetçi Cephe hükümeti” olarak anıldı.

Dört yıl aradan sonra başbakanlık koltuğuna oturan Demirel, koalisyonu yürütebilmek için MSP ve MHP’nin yandaşlarının devlet örgütü içinde kadrolaşmalarına göz yumdu.

Bu hükümet döneminde ülkede yeniden yoğun terör olayları ve toplumsal hareketler başladı; ülke dış ödemeler açığı ve hızlı enflasyondan kaynaklanan bir ekonomik bunalıma girdi.

 

1975 yılında kardeşi Hacı Ali Demirel’in oğlu Yahya Kemal Demirel’in adı hayali mobilya ihracatı yaptığı iddiasıyla gündeme geldi.

Yurtdışına mobilya yerine sunta gönderdiği, devletten haksız vergi iadesi aldığı iddia edildi.

Bu iddia gazeteci Uğur Mumcu tarafından haberleştirildi ve Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları Mobilya Dosyası adlı kitapta belgeriyle yayınlandı.

Yahya Demirel kısa bir süre de cezaevinde yattı.

 

AP 1977 seçimlerinde bir derece güçlenmesine karşın, aldığı 36,9 oy oranıyla, oylarını 8 puan artırarak yüzde 41,4 oy alan CHP’nin ardından ikinci parti olabildi.

Seçim sonrasında kurulan Ecevit hükümeti güvenoyu alamayınca, Ağustos 1977’de MSP ve MHP’nin de katılımıyla oluşan II. Milliyetçi Cephe hükümetinin başbakanı oldu.

Bu hükümet, Güneş Motel Olayı diye anılan operasyonla CHP’nin Adalet Partisi’nden seçilmiş 13 milletvekilini bakanlık vaadiyle transfer etmesinin üstüne 31 Aralık 1977’de CHP’nin gensoru önergesiyle düşürüldü.

1978 başında Ecevit tek başına iktidar oldu. AP’den transfer edilen milletvekillerinin çoğuna bakanlık verildi.

İktidarı yitiren Demirel, CHP ağırlıklı hükümetle diyalog kurmayı reddedip, Ecevit’e karşı hırçın bir muhalefet yürüttü. 21 Şubat 1979 Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e, sıkıyönetimin uzatılmasına karşı olduklarını açıkladı.

 

ABD ambargosunun getirdiği sıkıntılar, enflasyon va bir kısmı Türk Gladio’su tarafından organize edilen anarşik olaylar (özellikle Kontrgerilla tarafından tertiplendiği iddia edilen Maraş Katliamı), Ecevit iktidarının halkın nezdinde güven kaybetmesine neden oldu. 14 Ekim 1979 ara seçimlerinde devrimci grupların da boykot etmesiyle oyları gerileyen CHP iktidardan çekildi.

Büyük bir farkla seçimleri kazanan AP’nin lideri Demirel, önceki Milliyetçi Cephe hükümetlerinin yarattığı olumsuz hava nedeniyle hükümetini dışarıdan desteklenen bir azınlık hükümeti olarak kurdu.

Kasım 1979’da MHP ve MSP’nin dışarıdan desteğiyle kurulan 6. Demirel Hükümetiyle tekrar başbakan olan Demirel 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar görevini sürdürdü.

 

Ülkenin büyük boyutlara varan iktisadi sorunları karşısında, kredi veren uluslararası kurumların önderlikleri önlemleri (24 Ocak Kararları) uygulamak durumunda kaldı.

Bu sırada Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı’na Turgut Özal’ı getirdi.

24 Ocak 1980 Türkiye’nin liberal ekonomiye geçişinde tam bir dönüm noktası oldu.

 

12 EYLÜL DARBESİ

 

Genelkurmay başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının 1979 yılının son günlerinde cumhurbaşkanına verdikleri “uyarı mektubu”ndan sonra askeri darbenin beklenir duruma gelmesine karşın, ana muhalefet partisi başkanı Ecevit ile tırmanan teröre (eski başbakan Nihat Erim, eski Tekel Bakanı MHP’li Gün Sazak ve Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler gibi önemli kişiliklerin suikastlarla öldürülmesi) karşı ortak bir çözüm üzerinde anlaşmaktan kaçındı.

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün süresini doldurarak görevinden ayrılmasından (Nisan 1980) sonra ortaya çıkan cumhurbaşkanı seçim sorununun çözülmesini geciktirdi.

 

12 Eylül 1980’deki askeri müdahaleyle başbakanlığı sona erdi ve Hamzakoy’da (Gelibolu) yaklaşık bir ay gözetim altında tutuldu (13 Eylül-11 Ekim 1980). Partisi 16 Ekim 1981’de kapatılıncaya kadar başkanlıktan ayrılmadı.

7 Kasım 1982 halkoylamasında kabul edilen 1982 Anayasası’nın geçici 4. maddesi ile 10 yıl siyaset yasaklıları kapsamına alındı.

Ancak partisinin eski yöneticileriyle bağlantılarını sürdürdü.

Mayıs 1983’te siyasi partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra, Demirel “Tapulu arazime gecekondu yaptırmam” diyerek ne askeri yönetimin Bülend Ulusu’ya kurdurmaya çalıştığı partiye, ne Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi’ne, ne de Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi’ne (ANAP) destek verdi.[21]

20 Mayıs 1983’te AP’nin devamı olarak Büyük Türkiye Partisi (BTP) kuruldu.

Ancak, 31 Mayıs 1983’te AP’nin devamı olduğu gerekçesiyle Millî Güvenlik Konseyi tarafından kapatıldı.

Demirel de siyaset yasağını çiğnediği gerekçesiyle bazı CHP ve AP’lilerle birlikte bir süre Çanakkale, Zincirbozan’da dört ay zorunlu ikamete tabi tutuldu.

 

Doğru Yol Partisi (DYP) kurulunca onu destekledi. 6 Eylül 1987’deki halk oylaması sonucunda siyaset yasağı kalkan Demirel, DYP’nin o tarihteki genel başkanı Hüsamettin Cindoruk’un istifası ile 24 Eylül 1987’de DYP’nin genel başkanlığa seçildi.

1987, 1988 ve 1990 yıllarında yapılan büyük kongrelerde genel başkanlığa yeniden seçildi.

29 Kasım 1987 seçimlerinde Isparta’dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.

Bu dönemde, 24 Ocak Kararları’nı beraber hazırladığı Turgut Özal’a karşı sert bir muhalefet yürüttü.

 

SON BAŞBAKANLIĞI

 

20 Ekim 1991 genel seçimlerinde DYP oyların yüzde 27’sini alarak çıkardığı 178 milletvekiliyle TBMM’de birinci parti durumuna gelince Demirel hükümeti kurmakla görevlendirildi.

20 Kasım 1991’de Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir koalisyon hükümeti kurdu.

 

Bu dönemde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la Süleyman Demirel hükümeti arasındaki yetki çatışması uzun süre siyaset gündemini belirledi ve parlamenter sistemde cumhurbaşkanının konumuyla ilgili bir sistem tartışmasına yol açtı.

DYP-SHP hükümetinin demokratikleşme yolunda attığı en önemli adımlar “Kürt realitesinin tanındığının” açıklanması, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi, 27 Mayıs 1960’tan sonra kapatılan DP ile 12 Eylül’den sonra kapatılan partilerin açılması ve sendikal özgürlüklerle ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin onaylanması oldu.

 

Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde DYP-SHP hükümeti, enflasyon konusunda söz verdiği başarıyı gösterememekle birlikte, ekonomik büyümeyi canlandırmakta ve ücretlilerin reel gelirlerini artırmakta bir ölçüde başarılı oldu.

1992 yılında herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşların sağlık giderlerini karşılamak için “Yeşil Kart” uygulaması başlatıldı.

1987 yılında başlatılan, emeklilikte belirli bir süre prim ödeme ve belirli bir süre sigortalı olma şartının yanında üçüncü bir şart olarak da belirli bir yaşı tamamlama şartı uygulaması Demirel döneminde değiştirildi; 1992 yılında çıkarılan 3774 Sayılı Kanunla emeklilikte “yaş” şartı tamamen kaldırıldı, böylece kadınlar 38 ve erkekler 43 yaşında emeklilik hakkı elde etti.

 

Büyük kentlerdeki aşırı sol terör eylemlerinin denetim altına alınmasında da ilerleme sağlandı. Buna karşılık, laiklik yanlısı yazar Uğur Mumcu’nun Ocak 1993’te bombalı bir suikast sonucunda öldürülmesi, hükümetin radikal İslamcı terör karşısındaki duyarlılığının sınanmasına yol açtı.

 

Koalisyonun iki ortağı da geçmişte Güneydoğu Anadolu’da olağanüstü halin ve koruculuk sisteminin kaldırılmasını, Çekiç Güç’ün görevine son verilmesini savundukları halde, DYP-SHP hükümeti bu uygulamaları sürdürdü.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI

 

17 Nisan 1993 tarihinde 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal kalp ve koroner yetmezliğine bağlı tansiyon düşmesi sonucunda yaşamını yitirdi.

Süleyman Demirel 4 Mayıs tarihinde, Turgut Özal’ın beklenmeyen ölümüyle boşalan Cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti.

8 Mayıs günü TBMM’de yapılan seçimin ilk turunda Demirel 234 oyda kalarak yeterli çoğunluğu sağlayamadı.

İkinci turda Demirel 225, öteki partilerin adayları Kamran İnan (ANAP) 95, Lütfi Doğan (RP) 49, İsmail Cem (CHP) 25 oy aldı.

16 Mayıs’taki üçüncü turda Doğru Yol Partisi dışında koalisyon ortağı Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) desteğiyle 244 oy olan Demirel Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

 

Mart 1995’te Azerbaycan’da Haydar Aliyev’e karşı gerçekleştirilen darbe girişimini önceden haber alıp Aliyev’i bilgilendirdi.

 

18 Mayıs 1996 tarihinde İzmit’te katıldığı bir alışveriş merkezinin temel atma töreni sırasında İbrahim Gümrükçüoğlu adlı bir eylemcinin ateşli silahla düzenlediği suikast girişiminden yara almadan kurtuldu.

Saldırıda, silahını ateşlemek üzere çıkaran İbrahim Gümrükçüoğlu’nun üzerine atlayan koruma müdürü Şükrü Çukurlu kolundan, bir gazeteci ise ayağından yaralandı.

 

28 Şubat Süreci olarak bilinen dönemde bazı çevrelerce Refahyol Hükümeti’ne karşı oluşan cephenin başaktörü olmakla itham edilirken, bazı çevrelerce de gerginliği yumuşatarak bir darbeyi engellediği öne sürüldü.

 

Görev süresinin bitimine doğru cumhurbaşkanlığı süresinin beş yıl daha uzatılmasını öngören T.C. Anayasası’nın 101. maddesi ilgili değişiklik teklifi, 5 Nisan 2000 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda reddedildi.

TBMM’de 351 sandalyesi bulunan koalisyon ortakları Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi’nin liderlerinin mutabakat açıklamalarına karşın, bir kişinin beşer yıllığına iki kez cumhurbaşkanı olabilmesini öngören anayasa değişiklik teklifine verilen oyların 303’te kalmasıyla Demirel köşke veda etmek zorunda kaldı.

16 Mayıs 2000 tarihinde, görevini Ahmet Necdet Sezer’e devretmiştir.

 

Eşi Nazmiye Demirel, Alzheimer hastalığı nedeniyle 27 Mayıs 2013’te yaşamını yitirdi.

 

Demirel’in memurluktan cumhurbaşkanlığının sona erdiği döneme kadar geçen sürede kullandığı eşyaların sergilendiği Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Isparta’da 26 Ekim 2014 tarihinde açıldı.

 

Süleyman Demirel’in efsane olan sözleri

 

“Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hayatını kaybetti.

Demirel, 7 yıl cumhurbaşkanlığı yaparken 7 farklı hükümette 10 yıldan fazla başbakanlık yaptı, ama hafızalarda genellikle kurduğu efsane sözlerle kaldı.„

 

 

 

 Haklı tarafından kimi zaman sert eleştirilere maruz kalsa da kendine has üslubuyla bunların hepsini geçiştirdi.

Şapkasıyla öyle bir özdeşleşmişti ki bir seçim için ‘Şapkamı koysam o bile seçilir’ dedi.

 

Türk siyasetinin unutulmaz isimlerinden biri olan Süleyman Demirel icraatlarının dışında daha çok şapkası ve kendine has üslubuyla anılacak.

 

İşte Süleyman Demirel’in efsaneleşen sözlerinden bir kısmı:

 

Kıbrıs meselesi nedeniyle İngiltere’yle Türkiye’nin arası kötü.

Tam da bu sırada Demirel İngiltere’ye ziyarete gidiyor.

Dönüşte gazetecilerle arasında geçen diyalog ise şöyle:

-Efendim, neden İngiliz Dış ilişkiler Bakanı’nın elini sıktınız?

-Neresini sıkacaktım kardeşim?

 

Yunanistan’ın Ege Denizi’nin bir Yunan gölü olduğunu iddia ediyor diyen gazeteciye

“Ege bir Türk gölü değildir.

Ege bir Yunan gölü de değildir.

Ege zaten bir göl de değildir!” demişti.

 

Su mu daha değerlidir benzin mi?

Tabii ki su, benzin içilmez ama su içilir.

 

Benzin vardı şeker vardı, şerbet yapıp biz mi içtik?

 

Aksini diyenin alnını garışlarım!

 

Gap,’ı gaptırmam

 

Enflasyon düşüyor domatesten biberden buluyorlar.

Çıkıyor benden buluyorlar.

 

Şapkamı koysam o bile seçilir.

 

Üniversite ziyaretleri sırasında sol görüşlü bir öğrenci Demirel’i sıkıştırır:

– Türkiye’de yapılan her türlü işi sahiplenme gibi bir işiniz var.

Demirel cevap verir:

– Sen nerde oturuyorsun?

– Kadıköy’de, niye ki?

– Hah işte buraya gelmek için her gün üstünden geçtiğin köprü var ya.

– Ee evet.

– Onu işte ben yaptım!

 

Başbakanken bir programda kendisine “sizi o bulunduğunuz yerden altı defa indirdiler, hala orada nasıl duruyorsunuz?” diyen gazeteciye verdiği cevap:

Ben altı kere gittiysem yedi kere geldim.

 

Patlayan cephane fabrikasına “Kimin aklına gelir patlayacağı?”

 

Dün dündür, bugün bugündür.

 

Bülent Ecevit’e: Dört kaz teslim etsen, akşama üçünü kaybedip gelir

 

Yazın biz Bulgaristan’dan elektrik alıyoruz.

Kışın Bulgaristan bize elektrik veriyor.

 

Nerde kalmıştık?

 

Ne veriyorlarsa benden beş fazlası

 

Yıldırım Akbulut için ne düşünüyorsunuz? diye soran gazeteciye: Bulut buluttur, bulutun akı da buluttur garası da, binaenaleyh, üzerine gonuşmaya değmez.

 

Görünen köy uzak değildir.

 

Genelevleri kapatalım da bizi mi sevsinler.

 

Verdimse ben verdim…

 

 

 

Süleyman Demirel’in En Çok Anlattığı 7 Fıkra

 

Dün sabaha karşı tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Süleyman Demirel’in en akılda kalıcı özelliklerinden biri de muhatabını bozmak için sık sık başvurduğu fıkralardı.

 

91 yaşında hayatını kaybeden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i pek çok özelliğiyle yâd etmek mümkün…

Ancak belki de Demirel’in en akılda kalıcı özelliklerinden biri mizaha karşı hoşgörüsü ve mizah yeteneğiydi.

Demirel, bazen sorulardan kaçmak için, bazen mevzuu açmak için, bazen muhatabını bozmak için sık sık fıkralara başvururdu.

 

Cumhuriyet gazetesi, Süleyman Demirel’in sık sık anlattığı 7 fıkrayı derledi:

 

1) 12 Eylül’de siyasetçiler kenara itildiğinde:

 

“Uçak yolculuğu sırasında çocuklar rahat durmuyor, oradan oraya koşarak, uçağın dengesini bozuyorlarmış.

Bu durumdan rahatsız olan kaptan pilot, hostesi çağırmış, ‘Çocukları kontrol altına alın’ demiş.

Bir süre sonra uçağa sessizlik çökünce kaptan meraklanıp, hostesi çağırmış. ‘Ne oldu?’ diye sorunca, hostes şu cevabı vermiş: Uçağın kapısını açtım, ‘çocuklar biraz da bahçede oynayın, ben sonra sizi çağırırım’ dedim.”

 

2) 12 Eylül öncesi niye tedbir almadığı sorulunca:

 

“Hocanın evini hırsızlar soyunca komşular söylenmeye başlamış.

‘Hocam, insan kapısını kilitlemez mi?’, ‘Para ortaya konur mu?’, ‘Bu kadar ağır uyku olur mu?’ diyorlarmış.

Hoca da cevap vermiş: Tamam ben hatalıyım da, eve giren hırsızın hiç mi kabahati yok?”

 

3) ANAP, kendi tabanı üzerine parti kurduğunda:

 

“Köylünün biri savaşa gitmiş, bir süre sonra da künyesi gelmiş.

Köyün önde gelenleri toplanmış, dul karısına ne olacağını düşünmüşler.

Kadıncağızı evlendirmeye karar vermişler.

Kadın evlendikten bir süre sonra, öldü sanılan köylü çıkagelmiş: ‘Biz seni öldü sandık’ diyenlere, ‘Yoo ölmedim.

İşte buradayım’ deyince ortalık karışmış.

Sıkıntıyla gerçeği açıklamışlar ama köylü, ‘Ben karımı isterim’ diye tutturmuş.

Kıssadan hisse: Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.

Öldü sandıklarınız yarın çıkıp geliverirler, mahcup olursunuz.”

 

4) Evren referandumda yüzde 92 oy aldığında:

 

“İki berduş kasaba meydanında avare avare dolaşırken bir kalabalığa rastlamış.

Bakınırlarken, bir güvercin uçup berduşlardan birinin omzuna konmuş.

Herkes toplanmış, berduşa ‘Sen padişahımız olacaksın’ demişler.

Berduş ‘Olmaz’ diye ısrar etse de, inatçı kasabalılara yenik düşmüş.

Padişahlığı kabul edip arkadaşını da sadrazam yapmış.

Aynı gün de başlamış zulme, boyun vurmaya, vergi salmaya.

Arkadaşı, ‘Yapma, halk kızacak’ deyince çiçeği burnunda padişah cevap vermiş: Güvercin uçurup padişah seçen halka böylesi az bile.”

 

5) DYP liderliğine kendi yerine Çiller seçildiğinde:

 

“Leylek yılanı nasıl avlar bilir misiniz?

Leylek havada uçarken bir yılan gördü mü hemen üzerine atılmaz.

Bulunduğu yerden daha yükseğe çıkar.

Çıkabileceği en yüksek noktaya geldikten sonra birden yılanın üzerine pike yapar.

Yılanı belinden kaptığı gibi tekrar eski yüksekliğe çıkıp yılanı aşağı atar.

 Bu kadar yüksekten düşen yılanın beli kırılır, hayvan ölür.

Leylek ölen yılanı alır, yesinler diye yavrularına götürür.

Ama bu her zaman böyle olmaz, leylek bazen üşengeçlik eder, yılanı yeterli yüksekliğe çıkmadan yere bırakır.

Bu durumda yılan sadece bayılır.

Yılanı öldü zanneden leylek, hayvanı alıp yuvasına götürür, ‘alın yiyin’ diye yavrularına bırakır.

Ana leylek yuvadan ayrılınca da, yılan yavru leylekleri yer.”

 

6) Asker, habire siyasetçilerle kriz çıkardığında:

 

“Bir profesör aslanla kuzunun aynı kafeste yaşayabileceğini iddia etmiş.

‘Yapamazsın’ demişler.

‘Deneyeyim görün’ demiş.

Hayvanat bahçesinde denemeye başlamış.

İtiraz edenler bir hafta sonra gelmiş, bakmışlar ki, kuzuyla aslan aynı kafeste…

‘Bunu nasıl yaptın?’ diye şaşkınlıkla profesöre sormuşlar.

O da cevap vermiş: Her gün kafese yeni bir kuzu koyuyoruz.”

 

7) Cumhurbaşkanlığına aday olduğunda:

 

“Adamın biri derdi için büyücüye gitmiş.

Büyücü muskasını yazmış, adama vermiş ve bir de öğütte bulunmuş: ‘Şimdi bu muskayı al, boynuna as ve bir de sakın dişi tavşanı aklına getirme.

Derdin iyileşecek’ demiş.

Adam başını sallamış, ‘Bu büyü tutmaz’ demiş. ‘Neden?’ diye sormuş büyücü…

‘Sen şimdi böyle söyledin ya, artık dişi tavşan hiç aklımdan çıkmaz.’…”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s