KÜRŞAT İHTİLALİ ——————– ALINTIDIR

KÜRŞAT İHTİLALİ

 

Teoman Yabgu’nun Kuzey Asya’da Büyük Türk Hakanlığı’nı kurduğu yıldan, Milattan önce 220 yılından, 854 yıl geçmişti.

Milat’ın 634. yılında Büyük Türk Hakanlığı, önemli bir kriz devresine girmişti.

Bu çağda, Büyük Türk Hakanlığı’nın başında Göktürk hanedanı bulunuyordu.

Türklerin en büyük ve geleneksel düşmanı, Çin İmparatorluğu idi.

Göktürk hanedanından gelen 10. Büyük Türk Hakanı Çuluk Kağan Çinliler, bir Çin prensesi olan eşi İçing Hatun eliyle zehirletmişlerdi.

621 de zehirlenerek ölen Çuluk Kağan’ın yerine kardeşi Kara Kağan geçti.

Kara Kağan, zayıf bir şahsiyetti.

Çinli eşinin entrikalarıyla büsbütün yanlış hareketler yapmaya başladı.

Üst üste gelen soğuklar ve kıtlık yılları da Türk illerinde büyük zararlar meydana getirdi.

Bu durumdan faydalanan Çinliler, kuzeye, Türk ülkelerine büyük bir ordu gönderdiler.

Kara Kağan yenildi.

100.000 Türk’le beraber Çinlilere esir oldu.

4 yıl Çin’de yaşadı Kederinden öldü.

 

Çinliler, Kara Kağan’ın yerine Doğu Göktürk prenslerinden Sirba Kağan’ı Türk imparatoru ilan ettiler.

Sirba Kağan, bir kukladan ibaretti.

Hayatı 9 yüzyıla yaklaşan Türk devletinin, Çin’e tabi olduğunu kabul etmek mecburiyetinde kaldı.

Yüzyıllarca Çin’in ve bütün Asya’nın efendisi olan Türkler, bu utandırıcı boyunduruktan silkinmek için fırsat gözlüyor, kendilerine bir lider arıyorlardı.

Bu lider, ortaya çıkmakta gecikmedi.

Bu kahraman, Çuluk Kağan’ın küçük oğlu, İçing Hatun’un üvey oğlu ve Kara Kağan’ın yeğeni, genç bir Türk imparatorluk prensiydi.

Adı Kürşat’tı.

40 kişilik bir ihtilal komitesi kuruldu ve Kürşat’ı, çeşitli meziyetlerinden ötürü komitenin başbuğu seçti.

Çinliler’i Türk yurdundan kovmak ve Çin’de esir yaşayan Türkleri kurtarmayı amaç edinen bu ihtilal komitesi başarı kazanırsa, Kürşat hakan olmayacak ve siyasetten çekilecekti.

Zira ihtilal tamamen milli bir gaye ile yapıldığından, hiç bir Türk’ün gönlüne şüphe düşmemesi lazımdı.

Kürşat’ın imparator olmak gayesiyle başa geçtiği söylenmemeliydi.

Nitekim önce komite üyelerinden birkaçı, Kürşat’ın müstakbel hakan olarak ilan edilmesini teklif etmiş, fakat bu teklif, Kürşat tarafından kesinlikle reddedilmişti.

Bunun üzerine, ihtilal başarıya ulaşırsa, Kürşat’ın ağabeyinin oğlu, yani yeğeninin hakan yapılması kararlaştırıldı.

 

Bu sıralarda Çin’de 18. imparatorluk hanedanı olan Tanglar’dan 2. imparator Li Şih-min hüküm sürüyordu.

Li Şih-min 40 yaşında ve 13 yıldan beri tahtta idi.

Çin, 50 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık devletiydi.

 Kuzey Çin’de boyunduruk altında yaşayan yüz binlerce Türk, her an yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

 

Türk ihtilal komitesinin planı şöyleydi: İmparator Li Şih-min esir edilecek, Türk illerine kaçırılacak, sonra Çin sarayında esir bulunan Türk ileri gelenleri ve Çin boyunduruğundaki Türk topraklan ile değiştirilecekti.

İhtilal başarıya ulaşır ulaşmaz, yani Çin İmparatoru ele geçirilir geçirilmez, bütün Türkler ayaklanacaklar, rastladıkları Çinli’yi öldürüp istiklal kazanacaklardı.

 

Çin İmparatoru’nun her gece kılık değiştirerek başkenti Çangan şehrinde dolaştığı, Türkler tarafından haber alınmıştı.

Bir sokak baskınıyla İmparator’un esir edilmesi, oldukça kolaydı.

Ancak bu işin yapılması kararlaştırılan gece, aksi bir tesadüfle, büyük bir fırtına patlak verdi.

İmparator sarayından çıkmadı.

Kürşat, gecikilirse ihtilalin duyulacağından ve Türklerin kılıçtan geçirilmesinden korktu.

Akıl almaz bir cesaretle, imparatorluk sarayını basıp İmparator’u silah kuvvetiyle ele geçirmek kararını verdi.

Arkadaşlarının, Çinliler’le kıyas kabul etmez derecede iyi silah kullanmalarına güveniyordu.

 

Gerçekten o gece 40 Türk asilzadesi, Çin imparatorluk sarayını bastı.

Pek kanlı bir vuruşma oldu.

Yüzlerce Çinli muhafız, 40 Türkün keskin nişancılığı ve vuruş mahareti karşısında can verdi.

Türk okları ve kılıçları, yıldırımlar gibi yağıyor ve değdiği yerden sütunlar halinde kan boşanıyordu.

Ancak Çin İmparatoru’nun hassa kuvvetleri, yerden mantar bitercesine çoğalıyor, bir ölü muhafızın yerini on kişi alıyordu.

Öyle bir an geldi ki, Kürşat, İmparator’un ele geçirilmesine imkan olmadığını anladı.

Sarayı terk etmek emrini verdi.

Ancak yaya olarak kaçmaya kalkışmak delilikti.

Mutlaka binecek at bulmak icap ediyordu.

Sarayı basan Türkler, sokaklarda göze çarpmamak için atsız gelmişlerdi.

Tek yol, sarayın has ahırını basıp at ele geçirmekti.

Öyle yapıldı.

İmparatorun has ahırına giren Kürşat ve 39 arkadaşı, seyisleri öldürdüler.

Buldukları atlara atladılar.

Bütün muhafız duvarlarını parçalayarak saraydan çıkıp gittiler.

Şehir surlarının bir kapısını zorlayıp Çin başkentinden de çıktılar.

Ancak arkalarından bütün bir Çin ordusu geliyordu.

Vey ırmağı kıyısına gelince, amansız takip, korkunç bir vuruşma halini aldı.

Irmağa varan Kürşat ve 39 yoldaşı, suyu geçemeden Çinliler tarafından durduruldular.

Birkaç yüz Çin askeri, Türk oklarıyla vurulup düştü.

Fakat 40 Türk’te artık değil dövüşecek, yay çekip kılıç savuracak takat kalmamıştı.

Göz yaşartıcı, pek haşmetli bir kahramanlık sahnesi içinde, güneşin ışınları karanlığın perdesini yırtmaya başladığı anlarda Kürşat ve 39 arkadaşı, canlarını mümkün olduğu kadar pahalıya satmak için, son gayretlerini harcadılar.

Her dakika bir Türk, Vey ırmağının san topraklar üzerine seriliyordu.

Bir an için çevresine bakmak fırsatı bulan ve vücudunda düşman silahı değmemiş yer kalmayan Kürşat, kendisinden başka kılıç sallayan kimse göremedi.

Arkadaşlarının hepsi ölmüştü.

Son kılıcını savurdu.

Şanlı atalarını, Teoman’ı, Oğuz Han’ı, Bumin ve İstemi Kağanlar’ı hatırına getirdi.

Gözlerini yumdu ve 39 arkadaşının vefalı göğüslerine doğru düştü.

Kanının son damlasına dek savaşan Kürşat en sonunda ölmüştü, fakat yenilmemişti.

 

Bütün Türk illerinde, hiç bir kuvvet tarafından karşı konulmasına imkan olmayan bir İstiklal rüzgarı esti.

639 yılının karanlık ve fırtınalı bir gecesinde 40 Türk’ün hayalden dahi geçirilemeyen baskını, Çinlileri kalplerinin derinliklerine kadar titretti.

Kürşat ve kırk çerisinin yaptıkları ihtilalden sonra korkuya kapılan Çinliler, Siganfu’daki bütün esir Göktürkleri mecburen serbest bıraktılar.

Göktürkler kırküç yıl boyunca dağınık bir şekilde yaşadılar.

Kürşat’ın başlattığı bu hareketle 682 senesinde Bozkurt başlı sancak tekrar kaldırıldı ve Kutluk Şad (İlteriş Kağan) ile Bilge Tonyukuk İkinci Göktürk Devleti’ni kurdular.

 

 

(Yılmaz Öztuna – Türk Tarihinden Yapraklar)

KÜRŞAT

 

Teoman Yabgu’nun Kuzey Asya’da Büyük Türk Hakanlığı’nı kurduğu yıldan, Milattan önce 220 yılından, 854 yıl geçmişti.

Milad’ın 634. yılında Büyük Türk Hakanlığı, mühim bir kriz devresine girmişti.

Bu çağda, Büyük Türk Hakanlığı’nın başında Göktürk hanedanı bulunuyordu.

Türklerin en büyük ve an’anevi düşmanı, Çin İmparatorluğu idi.

Göktürk hanedanından gelen 10. Büyük Türk Hakanı Çuluk Kağan Çinliler , bir Çin prensesi olan eşi İçing Hatun eliyle zehirletmişlerdi.

621 de zehirlenerek ölen Çuluk Kağan’ın yerine kardeşi Kara Kağan geçti ve İçing Hatun’la, yani dul yengesiyle evlendi.

Kara Kağan, zayıf bir şahsiyetti.

Çinli eşinin entrikalarıyla büsbütün yanlış hareketler yapmaya başladı.

Üst üste gelen soğuklar ve kıtlık yılları da Türk illerinde büyük zararlar meydana getirdi.

Bu durumdan faydalanan Çinliler, kuzeye, Türk ülkelerine büyük bir ordu gönderdiler .

Kara Kağan yenildi.

100.000 Türkle beraber Çinlilere esir oldu.

4 yıl Çin’de yaşadı.

Kederinden öldü.

Çinliler, Kara Kağan’ın yerine Doğu Göktürk prenslerinden Sirba Kağan’ı Türk imparatoru ilan ettiler .

Sirba Kağan, bir kukladan ibaretti.

Hayatı 9 yüzyıla yaklaşan Türk devletinin, Çin’e tabi olduğunu kabul etmek mecburiyetinde kaldı.

Yüzyıllarca Çin’in ve bütün Asya’nın efendisi olan Türkler , bu utandırıcı boyunduruktan silkinmek için fırsat gözlüyor , kendilerine bir lider arıyorlardı.

Bu lider , ortaya çıkmakta gecikmedi.

Bu kahraman, Çuluk Kağan’ın küçük oğlu, İçing Hatun’un üvey oğlu ve Kara Kağan’ın yeğeni, genç bir Türk imparatorluk prensiydi.

Adı Kürşat’tı.

40 kişilik bir ihtilal komitesi kuruldu ve Kürşat’ı, çeşitli meziyetlerinden ötürü komitenin başbuğu seçti.

Çinliler’i Türk yurdundan kovmak ve Çin’de esir yaşayan Türkleri kurtarmayı amaç edinen bu ihtilal komitesi başarı kazanırsa, Kürşat hakan olmayacak ve siyasetten çekilecekti.

Zira ihtilal tamamen milli bir gaye ile yapıldığından, hiç bir Türk’ün gönlüne şüphe düşmemesi lazımdı.

Kürşat’ın imparator olmak gayesiyle başa geçtiği söylenmemeliydi.

Nitekim önce komite üyelerinden birkaçı, Kürşat’ın müstakbel hakan olarak ilan edilmesini teklif etmiş, fakat bu teklif, Kürşat tarafından kesinlikle reddedilmişti.

Bunun üzerine, ihtilal başarıya ulaşırsa, Kürşat’ın ağabeyinin oğlu, yani yeğeninin hakan yapılması kararlaştırıldı.

Bu sıralarda Çin’de 18. imparatorluk hanedanı olan Tanglar’dan 2. imparator Li Şih-min hüküm sürüyordu.

Li Şih-min 40 yaşında ve 13 yıldan beri tahtta idi.

Çin, 50 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık devletiydi.

Kuzey Çin’de boyunduruk altında yaşayan yüz binlerce Türk, her an yok edilmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Türk ihtilal komitesinin planı şöyleydi : İmparator Li Şih-min esir edilecek, Türk illerine kaçırılacak, sonra Çin sarayında esir bulunan Türk ileri gelenleri ve Çin boyunduruğundaki Türk topraklan ile değiştirilecekti.

İhtilal başarıya ulaşır ulaşmaz, yani Çin İmparatoru ele geçirilir geçirilmez, bütün Türkler ayaklanacaklar , rastladıkları Çinli’yi öldürüp istiklal kazanacaklardı.

Çin İmparatoru’nun her gece kılık değiştirerek başkenti Çangan şehrinde dolaştığı, Türkler tarafından haber alınmıştı.

Bir sokak baskınıyla İmparator’un esir edilmesi, oldukça kolaydı.

Ancak bu işin yapılması kararlaştırılan gece, aksi bir tesadüfle, büyük bir fırtına patlak verdi.

İmparator sarayından çıkmadı.

Kürşat, gecikilirse ihtilalin duyulacağından ve Türklerin kılıçtan geçirilmesinden korktu.

Akıl almaz bir cesaretle, imparatorluk sarayını basıp İmparator’u silah kuvvetiyle ele geçirmek kararını verdi.

Arkadaşlarının, Çinliler’le kıyas kabul etmez derecede iyi silah kullanmalarına güveniyordu.

Gerçekten o gece 40 Türk asilzadesi, Çin imparatorluk sarayını bastı.

Pek kanlı bir vuruşma oldu.

Yüzlerce Çinli muhafız, 40 Türkün keskin nişancılığı ve vuruş mahareti karşısında can verdi.

Türk okları ve kılıçlan, yıldırımlar gibi yağıyor ve değdiği yerden sütunlar halinde kan boşanıyordu.

Ancak Çin İmparatoru’nun hassa kuvvetleri, yerden mantar bitercesine çoğalıyor , bir ölü muhafızın yerini on kişi alıyordu.

Öyle bir an geldi ki, Kürşat, İmparator’un ele geçirilmesine imkan olmadığını anladı.

Sarayı terk etmek emrini verdi.

Ancak yaya olarak kaçmaya kalkışmak delilikti.

Mutlaka binecek at bulmak icap ediyordu.

Sarayı basan Türkler , sokaklarda göze çarpmamak için atsız gelmişlerdi.

Tek yol, sarayın has ahırını basıp at ele geçirmekti.

Öyle yapıldı.

İmparatorun has ahırına giren Kürşat ve 39 arkadaşı, seyisleri öldürdüler .

Buldukları atlara atladılar .

Bütün muhafız duvarlarını parçalayarak saraydan çıkıp gittiler.

Şehir surlarının bir kapısını zorlayıp Çin başkentinden de çıktılar.

Ancak arkalarından bütün bir Çin ordusu geliyordu.

Vey ırmağı kıyısına gelince, amansız takip, korkunç bir vuruşma ha!ini aldı.

Irmağa varan Kürşat ve 39 yoldaşı, suyu geçemeden çinli1er tarafından durduruldular .

Birkaç yüz Çin askeri, Türk oklarıyla vurulup düştü.

Fakat 40 Türk’te artık değil dövüşecek, yay çekip kılıç savuracak takat kalmamıştı.

Göz yaşartıcı, pek haşmetli bir kahramanlık sahnesi içinde, güneşin ışınları karanlığın perdesini yırtmaya başladığı anlarda Kürşat ve 39 arkadaşı, canlarını mümkün olduğu kadar pahalıya satmak için, son gayretlerini harcadılar.

Her dakika bir Türk, Vey ırmağının san topraklar üzerine seriliyordu.

Bir an için çevresine bakmak fırsatı bulan ve vücudunda düşman silahı değmemiş yer kalmayan Kürşat, kendisinden başka kılıç sallayan kimse göremedi.

Arkadaşlarının hepsi ö1müştü.

Son kılıcını savurdu.

Şanlı atalarını, Teoman’ı, Oğuz Han’ı, Bumin ve İstemi Kağanlar’ı hatırına getirdi.

Gözlerini yumdu ve 39 arkadaşının vefalı göğüslerine doğru düştü.

İhtilal başarılamadı diye Çin boyunduruğundaki Türkler sinmedi.

Bütün Türk illerinde, hiç bir kuvvet tarafından karşı konulmasına imkan olmayan bir İstiklal rüzgarı esti.

639 yılının karanlık ve fırtınalı bir gecesinde 40 Türkün hayalden dahi geçirilemeyen baskını, Çinlileri kalplerinin derinliklerine kadar titretti.

Türkler, Kürşat’ın kardeşleri ve yeğenleri , pek şanlı Göktürk hanedanından yeni başbuğlar buldular.

İstiklal ülküsü, yeniden taşarak, bütün Çini basmak, yine Asya’nın efendisi olmak derecesinde coştu.

https://i1.wp.com/www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/12/image0026.jpg

Kürşat, 639 yılında Çini yöneten Tang hanedanının Yazlık sarayını yanında topladığı 40 eski astı ile birlikte basarak büyük bir yankı uyandırmış olanve bu baskınla Türklerin bağımsızlığını amaçlayan hareketlerden amaçlamış olan Göktürk soylusuna Türk edebiyatnda verilen isimdir.

Kürşat ismi bu sayede öyle popüler olmuştur ki Türkiyede pek çok kişi çocuğuna Kürşat ismini vermiştir.

Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı Esirler adlı piyesin ve Nihal Atsız’ın kaleme aldığı Bozkurtların Ölümü, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlunun “Bozkurtların destanı” adlı eserlerin en önemli karakteridir.

Bu isim pek çok tarih kitabında ve akademik yayında kullanılmıştır.

Kür; zeki bilge manasına gelen bir sözdür.

Şat ise hakanların oğullarına verilen ünvandır.

Kürşat’a gelirsek:Göktürk Devletinin çöküş evresinde yaşamış bir kahramandır.

Abisinin adı İlteriş kağandır.

Kağan ünvanını babasının zehirlenip ölmesinden sonra almıştır.

Görktürk devleti yıkılıp Çin’in hükümdarlığı altına girince Türk ulusunun ileri gelenleri toplanır ve bir çare aramaya başlarlar.

Kürşad saraya baskın düzenlemek ister.

Abisi onun yapmasını istemesede Kürşat abisinden onun Göktürk devletini tekrardan kurması ister.

2.Göktürk devletinide abisi kurduğu için İlteriş Kaan denmektedir.

İlteriş illeri birleştiren manasına gelmektedir.

Kürşat yanına alacağı 40 yiğidi ile Çin Hükümdarını saray bahçesinde gezerken öldürmek ister.

Zaman belirlenir lakin o gün rivayetlere göre çok yamur yağmaktadır ve Çin Hükümdarı saray bahçesine çıkmıyacağı için Kürşat’dan vaz geçmelerini isterler.

Kürşat “Ben bu gün dedim ise bu gün olacak” der.

Saraya baskını düzenlerler.

Hükümdarın odasına kadar gelirler fakat oda boştur ve saraydan geri çekilmeye başlarlar.

Atlarına ulaşıncaya kadar Kürşat ve 6-7 kişi kalmıştır.

Kürşat atları nehre doğru sürmelerini emreder.

Nehrin kıyısına gelindiğinde atının üstünde sadece Kürşat kalmıştır.

Bundan sonra birkaç rivayet ortaya çıkmaktadır;

  1.Kürşat nehirden aşağı atlar ve ne ölüsü nede dirisi bulunur.
Çin Hükümdarı bir daha Kürşat gelicek korkusu ile İlteriş Kaan'a Göktürk 
devletinin topraklarını geri verir ve 2.Göktürk devleti kurulur.
  2.Kürşat atı üstünde savaşmaya devam eder.
Yanına yaklaşamayan askerler kargılarla(mızraklarla) uzaktan öldürürler.
Kürşat'ın kafasını keserler ve Çin sarayının burçlarında sallandırılır.
Bu olaydan korkan Çin hükümdarı "41 Türk bana bu kadar yaklaşıp canımı 
alabilecek ise koskoca Türk milleti neler yapar" der.
Ve Türklere Görktürk topraklarının geri verilmesini emreder.
  3.Bu rivayet gerçek dışı olsada şu şekildedir; Kürşat'ın baskınından 
kurtulan  Çin Hükümdarı, Türk akınlarınada dayanamaz ve Göktürk Devletinin 
topraklarını geri vermekle kalmaz ayrıca Meşhur Çin Seddini yaptırır.
Türk akınlarından Korunmak için.

https://gizemcozucu.files.wordpress.com/2011/07/gokturkler.jpg?w=300

Yer Çin Seddi’dir,
Bozkurtlarda düşecektir esir,
Bu yer Çin Seddi’dir,
Bozkurtlarında kahır gecesidir.
Bir elleri ateş tutar,
Bozkurt ufkudur.
Bir elleri kılıç tutar,
Kahramanlığın sembolüdür.
Gökyüzünde özgürlüğün havası,
Yaralı bozkurtların kanar yarası,
Yiğitlik inkar edilmez,
Teke tek dögüşte yenilmediler.
Bin yıllardan bu yana,
Gel haberi nerden verek.
Korkak takımı değil bu,
Gökte ay burcu değil,
Kırkbir kılıçlı yürek,
Kırkbir kan pınarı,
Akmaz.
Göl olmuş Ney Irmağında,
Derenin kenarından kalktı Kürşad,
Kollarında kan,
Yüreğinde ok yarası,
Sanki iki canlı kahraman,
Tövbeye getirir insanı,
Tenhaydı, tenhaydı valitler,
Çırılçıplak kusursuz bir yağmurdu yağan,
Baktı gerilerden bozkurtlar,
Karnında açlığın ağır boşluğu.
Kınlarında kılıç,
Baktı kolları vurulu…
Cehennem yürekli bir yiğit,
Baktı bir garip Ötügene,
Bir gerilere,
Düştü geride bıraktığı yavruları aklına,
Düştü, Kürşat’ın oğlu aklına,
Düştü, gerilerde bıraktığı tay’ı
Nasıl uçarlardı Çin Seddi’nde.
Şimdi böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle kaderinde esirlik,
Sığanabilirdi Tanrı Dağlarına,
Bu dağlar kardeş dağlardır,
Nice Bozkurtlar doğurandır,
Bu dağlar utandırmaz adamı,
At koşturan kahramanları,
Bir atımda Çinli vuran,
Usta elleri utandırmaz,
Bu oklar bir kere bile faka bazmadı,
Çinliydi karşısındaki korkup kaçmadı,
Esir düşsede kırkbir kahraman asla yılmadı.
Yamtar bir devdi,
Oturunca bir sürü et yerdi,
Güreşte yere gelmezdi sırtı,
Karnı tokken, bir vuruşta Çinli sererdi,
Ne yazıkki bu esirlik onuda bitirdi.

Kıtlık başlayalı,
Ay üçe bölüneli,
Aca ba Tanrı Türklere mi kızmıştı?
Bozkurtlar esir düşmüştü,
Kara Kağan kahrından ölmüştü,
Şimdi ne olacaktı,
Çıktı kırbirlerden biri,
Baktı sonu gelmez bu esirliğin,
Vakitlerden bir güneş doğumu,
Düşündü Kürşad,
Düşü gecelerden kara,
Bir hayra yoran çıkmaz,
Yer bitirir bu esirlik adamı,
Sığdıramaz kaygısını kainata,
Düşünür Kürşad, sorgusuz sualsiz,
Ey Türküm! Hallarımı aynen böyle yaz,
Rivayet sanılır belki,
Rüya değil, bu bir gerçek,
Paramparca olmuşum,
Okumuzu, atımızı ve avımızı
Töremizi, kağanımızı alıp gittiler,
Hepside armağandı bize Ötügenden,
Düşmanımızdı, kanlımızdı,
Çin Seddi’yle komşuydu sınırlarımız,
Kız alıp vermişiz yılar boyu
Komşuyuz yaka yakaya,
Birbirine karışırdı insanlarımız,
Bilmezlikten değil,
İyi niyetten,
Budur katlimize sebep suçumuz,
Yoktur Türk’ten başka dostumuz,
Gayri barbara çıkar adımız,
Kavgacıya,
Türküm! Hallarımı aynen böyle yaz
Öğüt sayılır belki,
Rüya değil,
Bir destan, bir kahramanlık,
Vurun ulan! Vurun dedi Kürşad,
Ben kolay kolay ölmem,
Özümde yiğitlik,
Kavmime verilmiş sözüm var,
Halden bilene,
Nice kan döktük,
Ömrüne doymadan
Nice Kağanlar yitirdik,
İçing Katun denen bir illete yenildik,
Kalleşce,, hayınca Çinli’ye yakışır şekilde,
Arkadan…
Dağlardan, tepelerden, at üstünden
Çocuk, çoluk, ana, bacı, bozkurtlar
Çin baskınına karşı koyanda,
Yaşları daha on yedi de,
Çinli vuranda,
Bizim genç Bozkurtumuz Kürşad
Yakışıklı, kahraman
Vurun yiğitler vurun! demiş,
Namus günüdür,
ve şaha kaldırmış atını,
Türküm! Hallarımı aynen böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Rüya değil bu
Gerçek
Kırkbir yürekli yiğit saldırmış,
Kürşad, Yamtar, Gök Böğü, Bögü Alp, Yumru,
ve daha niceleri…
Gök çökse, yer delinse vazgeçmem demiş yiğitler,
Tanrı kızmışmı acaba Türklere,
Bu fırtına, bu yağmur, bu rüzgar
Nasıl yağardı, nasıl boşalırdı ardaktan,
Bir hayra yoran çıkmaz,
Bir bilseniz!
Kala kala kalmıştı on üç kılıçlı yürek,
Çıkmış içlerinden Kara Ozan,
Kılıçsız, kopuzuyla gider Kara Ozan
Oyalamak için çalarda bir türkü,
Çinli almak istemiz kopuzu,
Demiş Kara Ozan;
Çin Sarayını versende değişmem kopuzumu,
Çin çekerde kılıcı ozana,
Fırsat vermeden vurur kafasına,
Ney Nehrine varınca,
Çare yok,
Barmarkal ve Çobayıkmış
Suya atlayacak,
İpi tutacak,
İki canlı kahraman uçmağa varacak.
Vurun, vurun! dedi Kürşad;
Namus günüdür,
Kaldırmış kılıcı havaya,
Birer birer yıkılırken bozkurtlar toprağa,
Kalan varsa ayakta, o da Kürşad,
‘Yirmi ok yesemde düşmem’ dedi Kürşad,

Siz uçmağa varsanızda, yaşayacaktır Budun,
Kanımızın son damlasına kadar kanlanır Yurdun,
Gözün arkada kalmasın,
Yüce Kürşad Başbuğum…

Bu yer Çin Seddi’dir,
Bozkurtlarda düşecektir esir,
Bu yer Çin Seddi’dir,
Bozkurtlarında kahır gecesidir.
Bir elleri ateş tutar,
Bozkurt ufkudur.
Bir elleri kılıç tutar,
Kahramanlığın sembolüdür.
Gökyüzünde özgürlüğün havası,
Yaralı bozkurtların kanar yarası,
Yiğitlik inkar edilmez,
Teke tek dögüşte yenilmediler.
Bin yıllardan bu yana,
Gel haberi nerden verek.
Korkak takımı değil bu,
Gökte ay burcu değil,
Kırkbir kılıçlı yürek,
Kırkbir kan pınarı,
Akmaz.
Göl olmuş Ney Irmağında,
Derenin kenarından kalktı Kürşad,
Kollarında kan,
Yüreğinde ok yarası,
Sanki iki canlı kahraman,
Tövbeye getirir insanı,
Tenhaydı, tenhaydı valitler,
Çırılçıplak kusursuz bir yağmurdu yağan,
Baktı gerilerden bozkurtlar,
Karnında açlığın ağır boşluğu.
Kınlarında kılıç,
Baktı kolları vurulu…
Cehennem yürekli bir yiğit,
Baktı bir garip Ötügene,
Bir gerilere,
Düştü geride bıraktığı yavruları aklına,
Düştü, Kürşat’ın oğlu aklına,
Düştü, gerilerde bıraktığı tay’ı
Nasıl uçarlardı Çin Seddi’nde.
Şimdi böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle kaderinde esirlik,
Sığanabilirdi Tanrı Dağlarına,
Bu dağlar kardeş dağlardır,
Nice Bozkurtlar doğurandır,
Bu dağlar utandırmaz adamı,
At koşturan kahramanları,
Bir atımda Çinli vuran,
Usta elleri utandırmaz,
Bu oklar bir kere bile faka bazmadı,
Çinliydi karşısındaki korkup kaçmadı,
Esir düşsede kırkbir kahraman asla yılmadı.
Yamtar bir devdi,
Oturunca bir sürü et yerdi,
Güreşte yere gelmezdi sırtı,
Karnı tokken, bir vuruşta Çinli sererdi,
Ne yazık ki bu esirlik onu da bitirdi.

https://i1.wp.com/www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/12/image0026.jpg

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s