ÇERKES SOYKIRIMI VE ÇERKESLER ———————— ALINTIDIR

‘ÇERKES SOYKIRIMI VE ÇERKESLER’

 

 Kısa bir tarihsel özet:

 

Yıl 1554 – Bir Moğol Devleti olan Altın Orda’nın parçalanması sonucu doğan devletlerden Astrahan Hanlığı Rus korumasına alındı ve 1556’da Rusya’ya ilhak edildi.

Böylece Ruslar Hazar Denizi kuzeybatı kıyılarını Dağıstan’a kadar ele geçirmiş ve Kuzeydoğu Kafkasya’ya girmiş oldular.

Kuzeybatı Kafkasya’nın kuzey/ Kuban Irmağı kuzeyi bölümü Kırım Hanlığı yönetimindeydi.

Yıl 1557- Rusya ile görüşmelere başlayan (1552) Kabardey beyleri, Kırım Hanlığı korumasından ayrılıp Rus korumasını benimsediler.

Kabardey büyük bey ailelerinden birinin başı olan Pşı İdar Temrıko’nun kızı Goşevnay, Kilisede vaftiz edilerek Ortodoks Hıristiyan yapıldı ve Mariya Temrukovna adını alarak Rus Çarı Korkunç İvan ile evlendi.

Böylece Rus nüfuzu Orta Kafkaslarda da yayılmaya başladı.

Rus cömert davranıyor, soylu Kabardeylere üst düzey görevler ve komutanlıklar  veriliyordu.

Yıl – 1722. Çar Petro I (Deli Petro) İran Seferi sırasında İran’a bağlı Dağıstan hanlıklarını koruma altına aldı.

Rus nüfuzu Dağıstan’a ve Kuzey Kafkasya’nın orta ve doğu kesimlerine yayılmış oldu.

Yıl – 1739. Osmanlı baskısı sonucu, Belgrad Antlaşması ile Büyük ve Küçük Kabardey yöreleri üzerindeki Rus koruması sona erdi, bu iki yöre ve eklentileri Rusya ile Osmanlı Devleti arasında tarafsız bölgeler haline getirildiler.

Ancak  Kabardey beyleri birleşip bağımsız bir krallık oluşturmayı başaramadılar.

Yıl – 1774. Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar Kabardey beylerinin yardımıyla Daryal Geçidi’ni geçtiler, Gürcistan’a  girdiler ve Osmanlıları Karadeniz kıyısındaki Poti Kalesi’nde kuşatma altına aldılar.

Osmanlı Devleti ağır biçimde yenildi, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Kırım Hanlığı topraklarını yitirdi, 

Kabardey yöreleri ve eklentileri de (Kuzey Osetya, vb) Rusya’ya ilhak  edildi.

Kırım Hanlığı, Kırım Yarımadası dışında Güney Ukrayna’da (Kherson) ve Çerkesya’nın, Kuban Nehri kuzeyinde, Azak Denizi doğusunda topraklara sahipti.

Yıl – 1781. Osmanlılar Çerkeslerden izin alarak Çerkesya’ya geldiler ve 1781’de Anapa Kalesi’ni kurdular.

Amaçları Çerkes desteğiyle Rusları Kuzey Kafkasya’dan uzaklaştırmak ve Kırım’ı geri almaktı. 

Yıl – 1783. Rusya Kırım Hanlığı’nı ilhak etti, Doğu Gürcistan’da bulunan Kartlı-Kaheti Krallığı’nı korumasına aldı.

Bu arada Çerkesya/ Kuban Irmağı kuzeyindeki Kırım Hanlığı toprakları yerli Nogay ve Çerkes nüfusundan temizlendi.

Rusların bilindik ilk soykırım uygulaması budur. 10 yıl boş bırakılan bu Kuban kuzeyindeki yeni ülkeye  Çernomorya (Karadeniz ülkesi) adı verildi ve Rus Kazakları yerleştirilerek  Ruslaştırıldı (1792-1793).

Yıl – 1801. Rusya Kartlı-Kaheti Krallığı topraklarını ilhak etti, Rus toprağı Güney Kafkasya’ya uzanmış oldu.

Batı Gürcistan’da bulunan İmereti Krallığı ise (merkezi ‘Kutaisi’ idi) Osmanlı korumasında kaldı.

Yıl – 1812. Bükreş Antlaşması gereğince İmereti Krallığı toprakları ve bu bağlamda Abhaz  ve Mingrel Prensliği toprakları Rusya’ya bırakıldı.

Şu durumda, Karadeniz kıyısında Anapa ve Poti  Osmanlı Devleti’nde kaldı, Sohum-Kale ise Rusya’ya bağlandı.

Yıl – 1813 – İran, Gülistan Antlaşmasıyla şimdiki Azerbaycan’ın kuzey yöreleri ile Dağıstan’ın tamamı üzerinde  Rus egemenliğini tanıdı.

Yıl – 1828. Türkmençay Antlaşması ile Rus-İran sınırı çizildi, İran Kafkasya dışına atılmış oldu.

Yıl – 1829. Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti Çerkesya’yı tahliye etti,

Anapa ile Sucuk-Kale’yi (emez), güneyde de Poti’yi Rusya’ya bıraktı.

Ruslar Batum dışında Türkleri Kafkasya’dan kovmuş oldular.

 

Çerkes Sorunu

 

 

 

Bağımsızlık döneminde Çerkes / Adıge toprakları

1829 Edirne Antlaşması gereği, uluslararası hukuk anlamında –Çerkeslerin kendileri kabul etmese bile-  Çerkesya, Rusya’ya ait bir bölge olarak kabul edilmiş oldu.

Bu büyük bir trajik olay ve diplomatik bir faciaydı.

Emperyalizmin genel çıkarı için küçük ulus ve birimlerin önemsizliğinin bir canlı kanıtıydı.

O sıralar Çerkesler ve daha özgün bir ifadeyle Adıgeler kabilelere bölünmüş idiler. Ekonomi  geleneksel tarım, hayvancılık, el sanatları ve atölye sanayisine dayanıyordu. Ancak Çerkes tarımı ve el sanatları, özellikle altın ve gümüş işlemeciliği çok ileriydi.

Yine de savaşlar ve kuşatılmışlık nedeniyle bir ulusal pazar, dışa açılma ve gelişme, bütün bunların sonucu olabilecek bir Çerkes yazısı oluşmamış, kabile düzeyi üzerine çıkılamamıştı.

Yine, 19. yüzyıl başlarında Neţavko Hacediye bilinen bir imamın bir Adıge alfabesi hazırlamış olduğu anlatılır.

Kafkasya’da ulusal yazı sadece Gürcü ve Ermeniler arasında vardı.

Çerkesya’da, benzeri dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan, demokratik ilişkilere dayalı geleneksel bir  yaşam da vardı.

Bu üstün uygarlığın kökü yüzyıllar öncesine dayanıyordu.

Komşular dışında, Adıge benzeri bir köylü/ kabile toplumu var mıydı?

Tartışılabilir.

Adıgeler arasında kişi ve çevre temizliğine de çok önem verilirdi.

Çerkesler arasında, politik anlamda birleşme

/ uluslaşma doğrultulu girişimler olmuş, fakat 1861 yılına değin başarılı olunamamıştı.

Bunda feodalitenin, tecrit edilmişliğin, ticaret yolları dışına düşmüş olmanın, vb’nin bir rolü vardı.

Feodalite dıştan empoze ve dış istilâlar sonucu olarak düzlüklerde gelişmişti, ulusal değildi, ancak bir yarı feodalite durumu vardı.

Batı kabileleri (Şapsığ, Natuhay, Abzah) demokratik/ eşitlikçi bir yapıda idiler ve hiçbir zaman dış bir gücün yönetimi altına girmemişlerdi.

Yönetim “Xase” (Khase) denilen geleneksel köy/ halk (fekoł) meclislerinin elindeydi, her köy ve yörede birer Xase bulunuyordu.

Doğu kabileleri ise köy beylerinin (pşı) yönetim ve tahakkümleri altında idiler.

Dünyadaki gelişmelere koşut olarak köy beyleri kaygılıydılar, zayıflayan konumlarını korumayı ve kendi  geleceklerini kurtarmayı, feodal bir imparatorluk olan Rusya içinde ya da güvencesine kavuşmakta görüyorlardı.

Ancak halk, Rusların Kuban kuzeyindeki Nogaylara uyguladığı soykırımı (1783), Kabardey-Balkar emekçilerine (fekołlara) uygulanan zulmü, Çerkesya’da ve diğer yerlerde  uygulanan saldırı, yağma olaylarını, etnik temizlikleri, sistematik toprak gaspını/ kolonizasyonu da  biliyordu. 

Bu da Çerkesya, Çeçenya ve Dağıstan’da (Avar yöresinde) Rus aleyhtarlığının büyümesine, Rus müttefiki feodal kalıntıların tasfiyesine yol açmıştı: 1796 köylü ihtilâli ile batıda, Adıge yöresinde köy meclisleri (Xase), neredeyse ülke tamamında yönetime egemen olmuştu.

Doğu’da da Şamil, kendi egemenlik alanında, Rus müttefiki  bey (han) sınıfını tasfiye etmişti.

 Sonuç olarak bu üç yörede – Çerkes, Çeçen ve Dağıstan (Avar) yörelerinde – direniş başladı.

Ancak direniş tek bir komuta altında birleştirilemedi.

1837-1839 yıllarında Laba Irmağı ile doğusundaki Kuban Irmağı (eski Kabardey ) arasındaki Çerkes toprakları (Base Gubğo), buna ek olarak da Karadeniz kıyıları Adıgelerin elinden çıktı.

Adıgeler tam bir Rus ablukası içine alındılar. 1840 ilkbaharında kıyıdaki Rus kalelerinden bazıları (Şapsığ kıyısındakiler)  karşı bir saldırıyla yıkıldı, ancak bir dış yardım bulamayan Çerkesler savunmaya çekilmek zorunda kaldılar.

1840 yılındaki geçici Çerkes başarısı, Çeçenlerin, yenik Şeyh Şamil önderliğinde yeniden  toplanmalarına, ayaklanıp savaşı yeniden başlatmalarına yol açtı.  

Şeyh Şamil, Çeçenya ve Dağıstan’da eşitlikçi, İngiliz tarihçi Allen’in deyimiyle ‘ilkel komünizm’ diyebileceğimiz  bir dinî devlet sistemi kurdu.

Bu devlet otoriterdi ve çok sert yöntemler uyguluyordu.

Bu da onun sonunu getirecekti.

1845’te yükselen Şamil’in popülaritesi 1850-51’de Prens General Baryatinski’nin komutayı ele alması ve değişikliğe gitmesiyle zayıflamaya başladı.

Baryatinski, topraksız köylüye toprak dağıtıyor, Rus korumasında yerel Müslüman köy komünleri kurduruyor ve yönetimi seçilmiş köy meclislerine bırakıyordu.

Halk, Baryatisnki’nin ustaca taktikleri sonucu otoriter Şamil yönetiminden yüz çevirmeye başladı (W. E. D. Allen ve ölü Paul Muratoff, “1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi”, s. 47-48; Lesley Blanch, “Cennetin Kılıçları”, s. 270). 

 

Kırım Savaşı

 

Kırım Savaşı’nın Rusların Karadeniz donanmasını ve deniz üslerini yok etme, tampon bir ülke olan Osmanlı Devleti topraklarını güvence altına alma dışında bir amacı yoktu.

Çerkes ya da Kafkas politikası tamamen Osmanlı Devleti’nin başarısına bırakılmıştı.

Müttefiklerin görüşüne göre, 1815 Viyana Kongresi kararları gereği, Kafkasya, Avrupa dışında olan bir bölgeydi, kendileri için birincil bir sorun değildi.

Ayrıca, Kafkasyalıların çoğunun, o sıralar Ruslarla ciddi sayılacak çekişmeleri de yoktu.

Görüşler böyleydi ve bu yolla Avrupa’ya ve Osmanlı topraklarına, tabiî İngiliz çıkarlarına yönelmiş olan Rus yayılmasının durdurulması amaçlanmıştı.

Savaşta Osmanlı  yenilmiş, hiçbir cephede başarı kazanamamış,  Kars Kalesi’ni yitirmiş durumdaydı (Bu konuda bkz. Çuvıç Anjel, “Kırım Savaşı ve Ertesindeki Çerkeslerin Tarihi [1853-1856]”).

1856 Paris Antlaşması hükümlerine göre, savaş öncesi sınırlara dönülüyor, Osmanlı yitirdiği Kars’ı geri alıyor, Karadeniz de bütün ülkelerin savaş gemilerine kapatılıyordu.

Bu da Çerkesler için dış ilişki kurma ve  silâh temini yolunun kapanması demekti.

1859’da, artık bir umut vaat etmeyen ve  halk desteğini yitirmiş olan Şamil Çeçenya’dan Dağıstan’a, Gunib’e çekildi.

Kırım Savaşı sırasında Kafkasya Askeri Yönetimi’nin başına getirilen Baryatinski başarılı olmuş, Şamil’i 6 Eylül 1859’da  teslim olmaya ikna etmişti.

Aynı yıl, 1859’da Kuban ve Laba ırmakları solundaki düzlüklerinde  yaşayan Çerkesler (Bjeduğ, K’emguy ve Kabardey)Rus yönetimine boyun eğdiler, ardından, Aralık 1859’da, Şamil’in Çerkesya’daki naibi  Muhammed Emin ve beraberindeki Abzahlar da toplu halde yemin ederek  Çar II.Aleksandr’a bağlılık yemini verdiler (Bkz.Semen Esadze, “Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali”).

Etnik temizlik, soykırım ve dış sürgün

Kafkas Ordusu Kurmay Başkanı  (sonradan ‘Savaş Bakanı’ olan)  General Milyutin, 1857’de, Çerkes sorununun çözümü için Çerkes nüfusunun bir kısmının (Karadeniz kıyısındakiler olmalı) kuzeydeki Don bölgesine sürülmesini, gizli bir raporla, Rus Savaş Bakanlığına önerdi (Bkz. Ali-Hasan Kasumov, “Çerkes Soykırımı”).

Rus başkenti St. Petersburg’da, Çariçe II. Yekaterina’dan bir öngörü, bir vasiyet olarak, Çerkeslerin Karadeniz kıyı bölgesinden uzaklaştırılmaları görüşü yeniden gündeme gelmişti (Çariçe’nin konuya ilişkin politikası için bkz. Ç’ırğ Ashad, “Tehlike Kuzeyden Geliyordu”).

1860’da Çerkeslerin Karadeniz kıyılarından temizlenmeleri  görüşü Rus yönetimince benimsendi.

1861’de  ‘zorunlu göç alanı’ ya da ‘Etnik temizliğe tabi tutulacak alan’ büyütüldü, plan  kıyının, kıyı sıradağlarının ötesindeki Abzah yöresini de içine alacak biçimde genişletilmişti.

10 Mayıs 1862 tarihli  Rus hükümet kararı ile sözü edilen alanın yönetimi ve bu alanda yaşayan Dağlı (-Çerkes-) nüfusun “göç ettirilmesi”  görevi General Yevdokimov’a ve onun komutasındaki  ‘Kuban Oblastı Askeri Yönetimi’ne verildi ve etnik temizlik harekâtı başlatıldı.

Sözü edilen alan  Maykop’un solundan akan Belaya/ Şhaguaşe Irmağı ile Karadeniz arasında bulunan bir alanı, kuzeyde Kuban Nehri ile  güneyde  Bzıb Irmağı arasında bulunan Karadeniz kıyısı Çerkes topraklarını kapsıyordu.

Bu alan, Çerkes nüfusundan tamamen temizlenecek, boşaltılan yerlere  Rus göçmenler getirilerek yerleştirilerek ve yukarıda sözünü ettiğimiz Çerkesya topraklarında bir  ‘Yeni  Rusya’/ Novorossiya oluşturulacaktı.

Oluşturuldu.

Sınırları çizilen bu alan asker gücüyle ve buna ek milis katliamları yoluyla  Çerkes nüfusundan tamamen temizlendi.

1861 yılı sınırları içerisindeki Özgür Çerkesya Devleti, ülkesi ve milletiyle birlikte  yok edildi.

Savaş, 500 binden çok insanın ölümüyle sonuçlandı (Bkz. Abreg Almir, “Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi”; “Tihomirov Lev Aleksandroviç’in Anılarından Bir Bölüm”; “Tihomirov Lev Aleksandroviç’in Anıları Üzerine Bir Ön Değerlendirme”). 

Böylece Çariçe II.Yekaterina ve General Suvarov’un 90 yıl önceki vasiyet ve emelleri yerine getirilmiş oldu.

Tarihi Çerkesya soykırım, etnik temizlik ve kitlesel dış sürgün (deportasyon) yoluyla ortadan kaldırıldı ve onun yerinde Novorossiya (Yeni Rusya) kuruldu.

Novorossiya’da Adıge kalıntı yerleşimleri (kırmızı renkli adalar) 

Çerkes nüfus, Novorossiya’dan [Eski Çerkesya’dan]  silâh zoruyla Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda bırakıldı.

Öldürülenler ve ölenler dışında, bir ulusun kitlesel anlamda bir dış ülkeye/ Osmanlı topraklarına toptan sürülmesi ve ulus olarak ayakta kalma dinamiğinin  yok edilmesi olayı başlı başına bir soykırım olayıdır.

Bunu tartışmaya bile gerek yoktur.

 

Novorossiya’da Adıge-Şapsığlar

 

1864 yılı Haziran ayında söylenen alanda, Karadeniz kıyısında program, yani etnik temizlik ve dış sürgün (deportasyon) olayı tamamlandı.

Kıyı kesimindeki Natuhay, Şapsığ, Vıbıh ve Ciget  köyleri ateşe verilip yakıldı.

Çerkesya  insansızlaştırıldı.

Sıra Novorossiya’yı kurmaya kalmıştı.

Peki, Novorossiya’da sayıları 1897’de 1,939, şimdi, 2010’da 8,961 olarak verilen Adıge-Şapsığ nüfusu nereden çıkmış olabilir?

Bu konuda çok yazdık.

Ama sık sık yinelemekte yarar var.

Olayı, Soykırım olayını, bir devletin ülkesi ve milletiyle birlikte yok edilmesi olayını soğutmamak, unutturmamak, Novorossiya olgusunu sık sık vurgulamak gerekiyor.

Novorossiya, şimdi, Ukrayna’yı da vuruyor, o yöne doğru genişliyor, Kırım ikinci kez  yutuldu.

Önlem alınmadığında, gevşek davranıldığında  Moldova, Polonya, Baltık ülkeleri ve Kazakistan’ı da vurmakta, o yörelere doğru yayılmakta gecikmeyecek.

Finlandiyalı Urho Kehonnen gibi Kazakistanlı Nursultan Nazarbayev de akıllı davranıyor, hep alttan alıyor, Rus’un bir dediğini iki etmiyor, ama ne zamana kadar?..

Ya bizim Thakuşıne Aslan’ımız ne yapıyor? Bilemiyorum…

 ***

İnsansızlaştırılan Karadeniz kıyılarında, özellikle dağlarda Çerkes kahramanları direnişlerini 1880’li yıllara değin sürdürdüler.

Bu arada, Kafkasya Genel Valisi Büyük Prens Mihail Nikolayevski ile varılan uzlaşmalarla Çerkes direnişçiler dağlardan indiler.

Bunlara istedikleri yerlere yerleşme ve köy kurma hakları tanındı.

Bu kahramanlar Rus yerleşimcilerin kâbusu olmuştu.

Bu direnişçilerle uzlaşmalar sonucu, direnişler sona erdi, insansız ve korkulu bir bölgeye dönüşen Novorossiya yeniden güvenli bir bölge haline geldi.

Uzlaşma ve yerleşme yasağının kalkması sonucu, bölgede küçük küçük Çerkes köyleri kurulmaya başlandı (Bir örnek olarak bkz. Nıbe Zayir, “Bir Köyün Tarihi”; ayrıca “Hak’uç”, Tamara V. Polovnkina, “Çerkesya Gönül Yaram”).

Bu köylere toplama kamplarındaki, Kazak yerleşimlerindeki ve Kuban yöresindeki Çerkeslerden katılmalar oldu, şimdiki Kıyıboyu Şapsığe böyle oluştu ve şimdiki sayı 12 bine ulaştı.

*** 

1917 Ekim sosyalist devrimi sonucu, 1924’te, Karadeniz kıyısında üç ayrı  adadan oluşan Şapsığ Ulusal Rayonu (ilçe) kuruldu, merkezi Tuapse idi.

 

 

Şapsığe Haritası: 

19.yüzyılda Şapsığ ve Hakuç (Haқuč) yöreleri. Altta da Şapsığ Ulusal İlçesi (1924-1930) ve Şapsığ ilçesi (1940-1945). 

Şapsığ Ulusal ilçesi (rayon) ilkin, sınırları ince kahverengi çizgilerle  gösterilen üç adadan oluşuyordu. 1940’da  statü ve ad değişikliği  yapıldı, ulusal ilçe, Şapsığ ilçesi adını aldı, Tuapse’nin kuzeyinde bulunan ada  (Psıbe ve Aguy-Şapsığ köyleri) ilçe sınırları dışına çıkarıldı.

Geride,  güneyde bulunan iki adayı (11 köyü) içine alan, sınırları kırmızıçizgi  ile gösterilen ve merkezi Lazarevsk (Psıřape/Псыш1уапэ) beldesi olan  yeni bir Şapsığ  ilçesi (rayon) kuruldu. 

İlçenin adı, 1943’te, Lazarevsk’te alınan ve 1945’te Moskova’da onanan bir kararla Lazarevsk rayonu (ilçesi) oldu.

Haritadaki kırmızı yıldızlar Adıgey ve Kıyıboyu  Şapsığe’de bulunan şimdiki ana Şapsığ yerleşmelerini / köylerini  gösteriyor. 

1940 yılında kuzeydeki ada rayondan çıkarıldı, rayonun adı da Şapsığ rayonu olarak değiştirildi (Bkz. “Şapsığ haritası”).

1943’te, Rus çoğunluğun oyuyla, rayon adının da  değiştirilmesi kararı alındı ve karar Moskova’ya sunuldu, 1945’te ilçeye, Moskova tarafından Novorossiya adına yaraşır bir ad olarak Lazarevsk rayonu adı verildi.

Lazarev, 1830’larda Çerkes kanı dökmüş Karadeniz Donanması’nın amirali idi.

Sözün kısası, Rus bir veriyor, eli rahatladığında da  geri alıyor.

Dönelim söyleşiye.

1864 yılı öncesinde Kbaada’da bir Abaza köyü var mıydı?

Sayın Sefer Berzeg söyleşide ‘vardı’, “1864 yılı öncesinde, bu yerde “Kbaada” ya da “Gubadu” adlı bir Abaza köyü vardı” dedi.

Merak ettik araştırdık.

Adıge yazar, tarihçi ve arkeoloğu Tev Aslan‘dan yaptığım çeviriden bir alıntı vereyim: “Atkuac (Iаткъуадж) ya da Eŝherıpş(Iэшъхьэрыпщ) – şimdiki Krasnaya Polyana (- Kızıl ya da Güzel Çayır-) denen yerde bulunan eski bir Adıge Vıbıh köyünün adı.

Köyde 200 kadar aile yaşıyordu.

Köylüler Kudeps Irmağı (udeps psıĥo / Кудэпс псыхъо) kıyısında oturuyorlardı, bağımsız idiler) (ŝhefitığex/ шъхьафитыгъэх).

Köydeki łeko ĺeş (лIэкъо лъэш/ soylu) ailesinin sülale adı Arte idi ” (Bkz. “Karadeniz Kıyısında Çerkesce Yer Adları”).

Kafkasya gezim sırasında, vakit darlığı nedeniyle  Kbaada Yaylasına ya da Krasnaya Polyana denen yere gitmek kısmet olmadı.  

Maykop’tan başka bir Adıge aydınından, Açumıj Hilmi‘den aldığım  bilgi de şöyle: “Burası (-Kbaada-) bildiğiniz Allah’ın dağı.

Sahile uzak olmamakla birlikte dağın tepesi – yayla….

Eski deyimle хъуп1э…. (- hayvan otlatılan bir yer, mera…-).

Zaten böyle dağın tepesinde olması sebebiyle -orada- kış olimpiyatları yapılmadı mı?..”

Biz de soralım, dağın tepesinde nasıl bir köy imiş bu?

Orası ekvator bölgesi miymiş?..

***

Sayın Berzeg, ‘Suriyeli  sığınmacılar içinde tek bir Çerkes dilenci yok, biz bu Çerkeslere sahip çıktık’ gibisine iddialı sözler etti.

Ayıp olmuyor mu?

Türkiyeli Çerkesler kaç Suriyeli Çerkes ailesine sahip çıkabilmiş ki?..

Nizip konteynır kampındaki bin üzeri Çerkes’e kim sahip çıkmış?..

Dilencileri aşağılayıcı pozisyonlar da ayırımcılık olmaz mı?

Çocukluğumda Çorum’dan  ‘Adıǵe ĺeóқo’ – Adıǵe thamışқe’ denen dilenciler, yoksullar gelir, köylüler onlar için zahire toplarlar, sonra paraya çevirip verirlerdi.

Tanığıyım.

Dilencilik övünme payı çıkarılacak bir şey olamaz. Üzücü bir şey, kişileri o durumlara düşürenlerin ayıbı…

Bir de Sayın Halit Kakınç’ın ‘Maykop’tan Rus yanlısı çağrıda bulunanlar da var’ sözüne Sayın Berzeg sinirlenip  öfkelenmiş, ‘Siz bizim iç işimize karışamazsınız’ gibisine sözler etmiş.

Bu da ayıp değil mi?

Yakışık alır mı?

Kim kimin iç işine karışıyormuş?

Ortada bir devlet mi varmış?

Başkaları ad verdiler ama ben vermeyeyim, eski günlerin hatırı var diyelim, peki Rus tasması takmış, “Rus Çerkes’i öldürmüş de ne olmuş yani, pekâlâ Çerkes de Rus’u öldürdü” ya da “Çerkes istedi de Rus neyi vermedi ki?” diyenleri nereye koymalı?

Ulus olarak soykırıma uğrayan, ülkesinden toplu halde, son bireyine değin kovulanlar, öldürülenler kim?

Yok edilen ülke neresi?

Saldıran ve yok eden kim?

Çerkesler ya da Çerkesya mı?.. 

 

Abhazya’da olan nedir?

 

Abhaz Prensliği, 1810’da kendi isteğiyle Rus koruması altına girdi.

Abhaz Prensliği’nin nüfusu yazar Hayri Ersoy’un naklettiğine göre, 1858’de 94,023 idi (Bkz. “Dili, Edebiyatı ve Tarihiyle Çerkesler”).

Prenslik arazisi dışında, doğuda dağlık  Tsebelda, güneyde de Samurzakan yöresi de vardı.

Bu iki yöre doğrudan Rusya’ya bağlıydı.

Şu durumda Kafkasya’da 100 binin çok üzerinde bir Abhaz nüfusu bulunuyor olmalıydı.

Şapsığlarla savaşmak üzere koruma altındaki prenslikten gönüllü toplanmış mıydı bilemiyorum ama Tsebeldalı Abhazların savaşa, dahası Kbaada Yaylasındaki törene bile onurla katılmış ve saf tutmuş olduklarını biliyorum.

Sözü uzatmayayım.

Yıl – 1864. Rusya’daki reform dalgası Abhazya’ya ulaştı.

Feodal ayrıcalıklar kaldırıldı, köleler şeklen özgürleştiler. 

Soylu sınıfı bundan memnun kalmadı.

Gerisini İngiliz Allen’den okuyalım;

“Rusların Abazaları memleketlerinden çıkartmak için resmi bir siyasete başvurmamış olmalarına rağmen, birkaç bin Müslüman Abaza (Muhacirler) Çerkezlerin muhacereti esnasında Türkiye’ye kaçmıştı.

Gelişmeleri Allen’den özetlemeyi sürdürelim:

YIL 1877 – 2000 ve 3000 arasında Abaza ve Çerkez Trabzon’da toplanmış ve daha sonra nizami Türk birlikleri refakatinde Türk gemilerine bindirilmişlerdi” (W. E. D. Allen ve ölü Paul Muratoff, “1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi”, s. 120).  

12 Mayıs 1877 – Türkler yaklaşık 1000 muhaciri Gudauta’ya (kuzeye) çıkardılar. 

Bunlara o bölgedeki Abazalar ve mahallî milis kuvvetleri katıldı.

14 Mayıs 1877 –  6 adet Türk savaş gemisi Sohum’u bombaladı.

Rus birlikleri 13 Mayısta iç kesime doğru çekildiğinden  çapulcular dükkânlar ve evleri yağmalamaya başladılar.

15 Mayıs 1877 – Sohum’un güneyinde bir Türk filosu göründü.

Rus komutan General Kravçenko Sohum’un tamamen boşaltılmasını emretti.

18 Mayısta Trabzon’dan hareket edecek olan asıl Türk kuvvetleri bir türlü yola çıkmadı.

Abhazya’da sayıları 4000’i bulan (pek güvenilir olmayan 500 Abaza milisi dahil) küçük müfrezeler, Pitsunda, Sohum, Oçemçira ve dağlık Tsebelda bölgelerine yayıldılar.

16 Mayıs 1877 – Rus birlikleri sahilden 15 mil mesafedeki Olginskoye’ye çekildiler.

Sayısı 3000’den fazla olmayan asi Abazalar Sohum’daki dükkânları, villaları ve civardaki Hıristiyan köylerini yağmalıyordu.

27 Mayıs 1877 – Kutaisi’den 3500 kişiyle hareket eden General Alhazov Abhazya’da Okum Köyüne ulaştı ve General Kravçenko’nun Sohum’dan çekilen birlikleriyle buluştu.

6000 piyade, 1500 süvari ve 20 top vardı, bu da asi Abazaları temizlemek için yeterliydi.

Abazaların sayısı 3000-4000 kişiyi geçmiyordu.

17 Haziran 1877 –  Abazaların ısrarı üzerine Türkler Oçemçira’ya 4 piyade taburu ve bir sahra bataryası çıkardılar.

General Alhazov, Tiflis’ten gelen emir üzerine harekâta geçmeyi planladı.

Bu arada asil Abazalardan, sabık Prens Şevarşidze’nin emrinde arazi sahibi çiftçilerden ve milislerden iki tabur Türkleri yandan çevirmek üzere Oçemçira’ya yürüyecekti.

Rus birlikleri bataklık arazide tuzağa düşürüldü, Ruslar ölü ve yaralı 350 kayıp verdiler.

Bu durum, Abazalara yeni katılımlara yol açtı. Abazalar Alhazov’un Okum’daki üssünü tehdit ettiler.

Ancak Tiflis’ten yeni Rus takviyeler geldi.

Rus gücü 9000 piyade, 1500 süvari ve 28 topa yükseldi.

Soçi’den de Albay Şelkovnikov bir Kazak alayı ve üç tabur ile kıyı boyunca Abhazya’ya doğru ilerlerken, General Babişevde iki Kazak alayı ve iki plastun taburu ile Kuban’dan Abhazya’ya hareket emri aldı.

Sonuç olarak 17000 kişilik bir kuvvet  birkaç bin Abaza ve birkaç Türk taburunu dağıtmak için toplanmış oldu.

10-20 Temmuz 1877 – Birçok yerde Abazalar dağıtıldı, yerli halk Ruslara itaat etmeye başlandı.

1 Ağustos 1877 – Türkler Oçemçira’yı deniz yoluyla boşalttılar.

23 Ağustos 1877 – Türklerin Gudauta’yı boşalttıkları anlaşıldı.

29 Ağustos 1877 – Sohum üç koldan kuşatma altına alındı. Şelkovnikov saldırı ısrarında bulundu, ancak Türklerin çekilmelerine müsaade edilmesini tercih etti.

Türkler kenti boşaltmaya karar vermişlerdi, “şehirde kalmaktan korkan asî Abazaları ve kendi nizamî birliklerinin boşaltılması işi ile ilgileniyorlardı.

31 Ağustos- 1 Eylül 1877 – Ruslar Türklerin gece Sohum’dan gitmiş olduklarını gördüler.

Bu anlatılanlar bir soykırımı mı yansıtıyor?

Peki, Türklerle birlikte Abhazya’dan ayrılan Abhaz sayısı nedir?

32 bin (Bkz. Hayri Ersoy-Aysun Kamacı, Çerkes Tarihi, İstanbul, 1992, s.80) .

Yine Abhazya’da (aslında Abhazya adı 1864’te kaldırılmış, yöre Sohum okrugu adıyla Kutaisi iline bağlanmıştı, ad Sovyetler döneminde iade edildi) 70 bin gibi bir nüfus kalmış olmalıydı.

Bu sayının şimdi 500 bini aşması gerekirdi. Abhaz sayısı niçin hâlâ 100 bin dolayında seyrediyor?

Kimse bir yanıt vermiyor.

Abhaz çoğunluğu çok yoksul ve topraksız köylü ve Ortodoks Hıristiyan idi, bu nüfus  sanırım Rus asimilasyonuna uğradı.

Kısmen de Gürcü ve Ermeni asimilasyonu olabilir.

Yine bu benim bir kişisel tahminim.

Araştırılmalı.

Şu durumda bir Abhaz sürgününden söz etmek olanaklı mıdır?

Sanmıyorum.

Savaş mültecileri söz konusu.

Yine de bu insanların anayurtları üzerinde hakları vardır.

 

Sonuç

 

Daha önceleri Kafdağı gibi dergiler Kuzey Kafkasya nüfusunun yüzde 40 kadarı sürgün edilmiştir gibi ifadeler kullanıyorlardı.

Bu da Çerkes soykırımını görünmez hale getiriyordu.

Rus hükümeti resmi sürgün siyasetini sadece Çerkeslere yönelik olarak uygulamıştır.

Çerkeslerin tamamına değil, sınırları çizilen ve yukarıda belirtilen bir alanda yaşayan bir Çerkes nüfusuna yönelik olarak soykırım, etnik temizlik ve sürgün politikası uygulanmıştır.

Bu alanda soykırım ve sürgün yüzde yüz oranında uygulanmıştır.

Bugün anayurtta yaşayan Adıge-Çerkesleri de hesaba katarsak, sürgündeki nüfus, genel Çerkes nüfusunun büyük çoğunluğudur.

Bu çoğunluk yüzde 90, yüzde 95 gibi rakamlarla ifade edilmektedir.

1990’lardan beri Çerkeslere anayurtlarına dönüş izni sağlanması gereği üzerinde durmuşluğum vardır.

Belgelerde yazılıdır.

Ancak işi hafife alanlar, Gorbaçov dönemindeki yumuşamayı ve bazı bireysel dönüşleri dönüş izni sağlandığı biçiminde topluma yansıtmış, yanlış algılamalara yol açmış ve zarar vermişlerdir.

Bugün Rusya’da demokratik hak ve özgürlükler minimuma inmiş durumdadır.

Rusya 19 yüzyılın yayılmacı politikalarına dönüş yapmış bulunuyor.

Kırım’ın yutulması ve Ukrayna’ya yönelik müdahale bunu gösteriyor.

Batı ve demokratik dünya çekingen davrandığında Rusya’daki otoriter iktidar daha da güçlenecektir.

Beri yandan Gürcistan Çerkes soykırımını resmen tanıyarak adalete duyduğu saygıyı ortaya koymuştur.

Ayrıca ABD’nin bazı bileşenleri, yerel idarî birimleri de Çerkes soykırımını tanımıştır.

Soykırımı tanımaları için Ukrayna, Polonya, Litvanya ve Estonya makamlarına başvuru dilekçeleri sunulmuştur.

Zulme uğramış bu kardeş ülkelerin ve daha başkalarının Çerkes soykırımını tanıyacakları umudundayız.

Rusya’ya gelince, adil ve demokratik bir düzen sağlandığında Çerkes sorununun çözüme kavuşacağı inancındayız.

Çerkeslere saldıranlar sıradan Ruslar değil, Rus askerleri ve milislerdir.

Bunu ayırmasını bilmeliyiz.

Ruslar da, ulus olarak dostlarımızdır.

Türkiye’ye gelince, RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle 24 Nisan’da Erivan’a gitmiş, anmaya katılmış  olması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu öfkelendirmiş bulunuyor.

Çerkes soykırımı ve sürgünü ifadelerini yarım ağızla da olsa kullandılar.

Devam ettirilmesi halinde, bu da  iyiye doğru bir gelişme sayılabilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s