”KURTULUŞ” VAPURU ——————- ALINTIDIR

”KURTULUŞ” VAPURU

 

“Kurtuluş, Yunanistan’ın en zor dönemlerinde yaptığı seferlerle Yunan halkı için umudun sembolü oldu.

O battıktan sonra da Türkiye’den gemiler geldi, ancak bütün o gemilerin adı Kurtuluş olarak kaldı.

Şöyle deniyordu,

‘Evet bugün açsınız ancak yarın Kurtuluş gelecek.”



Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Barış Antlaşması imzalanmış; Türkiye, itibarlı ve onurlu bir devlet olarak uygar uluslararasına eşit şartlarla katılmıştı.
Öte yandan, Türkiye’nin komşuları ile birlikte, geçmişin kötü anılarını unutarak barış içinde yaşaması, siyasetin temeli olarak kabul edilmişti.
Bütün anlaşmazlıkların barış yolu ile çözümü, Atatürk’ün izlediği en büyük ilke idi.
Lozan Antlaşması çerçevesinde Yunanistan’da yaşayan Müslüman Türkler ile Türkiye’de yaşayan Ortodoks Rumlar (belirli koşullarda) mübadele edilmişti.
Bu durum pek çok olumsuzlukların yanında, iki ülke arasındaki ilişkilere de bambaşka bir boyut kazandırdı.
Türkiye ile Yunanistan arasında  10 Haziran 1930’da imzalanan antlaşmayla, nüfus değişimi sorunu bütünüyle çözüldü.
Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’nün daveti üzerine, Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos, 27- 31 Ekim 1930 tarihleri arasında, Türkiye’yi ziyaret etti.
Bu ziyaret esnasında, 30 Ekim 1930 tarihinde, ikili ilişkileri ilk defa dostça bir seviyeye getirmeyi amaç edinen, “Türk- Yunan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Antlaşması” da imzalandı.
Antlaşmaya Deniz kuvvetlerinin sınırlandırılmasına ilişkin Protokol de eklendi.
Antlaşma ve Ek Protokol onay belgelerinin 5 Ekim 1931 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’nün Yunanistan’ı ziyareti esnasında karşılıklı teslim edilmesi sonucu yürürlüğe girdi.
Yunanistan Başbakanı N. Çaldaris, 7 Eylül 1933’te Türkiye’ye geldi.
Türkiye ile Yunanistan, 1930 yılında yaptıkları antlaşma ile temellerini attıkları dostluk ilişkilerini bir adım daha ileri götürmek ve Bulgaristan’ın revizyonist politikasını önlemek için 14 Eylül 1933’te, Yunanistan Başbakanı Çaldaris ile Dışişleri Bakanı Maksimos’un Ankara’yı ziyaretleri esnasında “İçten Anlaşma Paktı (Poete d’Entre Cordiale) imzalandı.


Yunanistan Başbakanı Çaldaris’in 17 Eylül 1933’te İstanbul’dan ayrılmasından sonra, ondan önceki Yunanistan Başbakanı Venizelos, 25 Eylül 1933’te İstanbul’a geldi. Atatürk, Venizelos onuruna, 27 Eylül 1933’te, Yalova’da bir yemek verdi.
Özellikle 1933 yılından itibaren Faşist İtalya ile Almanya’nın güçlenmeye başlaması, Balkan devletleri arasındaki ufak çekişmeleri de sona erdirdi.
Yugoslavya Kralı Alexandre’ın 4-5 Ekim 1933’te Türkiye ziyareti sırasında  M. Kemal Atatürk, Kral Alexandre ve Venizelos arasında üçlü bir görüşme yapıldı.
İkili antlaşmalarla Türkiye, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasındaki ilişkiler gelişti.
Venizelos, Balkan Paktı’nın imzalanmasından  kısa bir süre önce, 12 Ocak 1934 tarihinde, M. Kemal Atatürk’ü  dünya barışına yaptığı katkılardan ötürü “Nobel Barış Ödülü” ne aday gösterdi.

Cenevre’de 4 Şubat 1934 tarihinde parafe edilen Balkan Antantı ve Ek Protokolü 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’ın katılımıyla Atina’da imzalandı.
Üç maddeden oluşan pakt, adı geçen devletlerin siyasi, kültürel ve sosyal alanlarda işbirliği yapmalarını öngörmesinin ötesinde, Balkanlarda mevcut toprak düzenini devam ettirmeyi amaçlıyordu.
Ayrıca, paktı imzalayan devletlerin sınırlarını birbirlerine karşı güvence altına alıyor; ve bir Balkan devletince girişilecek bir saldırı durumunda yardımlaşmayı şart koşuyordu.
Antlaşmanın imzalanmasından bir süre sonra Türkiye, Sovyetler Birliği’ne karşı yöneltilebilecek herhangi bir saldırıya katılma yükümlülüğünü kabul etmeyeceğine ilişkin bir çekince koydu.
Yunanistan’ın da Balkan devletleri dışında herhangi bir devletten gelebilecek saldırıya karşı savaşa girmeyeceğine ilişkin çekince koyması, paktın etkinliğini ve ilerdeki gelişmesini sınırladı.
Bulgaristan ile Arnavutluk, zaten Pakt’a sıcak bakmamıştı.
Sonuçta, Balkan Paktı, Atatürk’ün beklentilerini karşılamadı.

Atatürk bu pakt ile İtalya ve Bulgaristan’dan gelebilecek bir tehlikenin engellenebileceğini umuyordu.

OLMADI…
Buna rağmen Balkan Paktı, 1934- 1941 yılları arasında varlığını sürdürdü ve en azından Bulgaristan’ ın yayılmacı emellerine set çekti.

Paktın imzalanmasından sonra Türk- Yunan yakınlaşması giderek arttı.

Türkiye ile Yunanistan, Ocak 1936’da İngiltere ile ittifak antlaşması imzaladılar.
Karşılıklı resmi ziyaretler ilişkileri geliştirdi.
Başbakan İsmet İnönü, 29 Mayıs 1937’de Yunanistan’ı ziyaret etti.

Kısa bir süre sonra  Ekim ayında da Yunanistan  Başbakanı Yoannis Metaksas, Türkiye’ye iade-i ziyarette bulundu.
Başbakan Celal Bayar, 27 Nisan 1938’de Yunanistan’ı ziyaret etti.

Bayar ile Metaksas arasında “Türkiye ile Yunanistan Arasındaki 1930 Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması ve 1933 İçtenlikle Anlaşma Paktına Ek Antlaşma “ imzalandı.

  

26/27 Aralık 1939 gecesi, Erzincan merkezli deprem, Türk- Yunan yakınlaşmasında yeni bir sayfa açtı.

Depremde 32. 962 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 100 bin kişi yaralandı; 116 720 bina da yıkıldı, Erzincan yaşanmaz hale geldi.

Deprem, Yunanistan’da büyük yankı yaptı.

Yapılan kampanyada 700 bin kişi, 2 milyon Drahmi toplayarak Erzincan’a gönderdi.

O gün Yunanistan’dan gelen yardımlar, milletimizin kalbini ısıtmış ve Yunan halkına iyice  yakınlaştırmıştı.

Türkiye ile Yunanistan arasında gelişen ilişkiler, ne yazık ki, 1 Eylül 1939’da 2 nci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Avrupa’daki değişmelere bağlı olarak farklı bir yön izlenmesine yol açtı.

Pakt üyelerinin birbirlerinden kopuk davranışları ve 1939 yılının olayları Balkan Paktı’nı  dağıttı.

Bu sırada Mussolini, Arnavutluk’u ilhak etmiş, gözünü Yunanistan’ a dikmişti.

İtalya, müttefiki Almanya’ya bile haber vermeden ve İtalyan Genelkurmayı’nın muhalefetine rağmen, 28 Ekim 1940 sabahı saat 2’ de Yunan Hükümeti’ne verdiği bir ültimatomla, Korfu ve Girit adaları ile Epir ve Pire limanlarının kendisine teslim edilmesini istedi.
Bu istek için ileri sürülen neden, Yunanistan’ın İngiltere’ ye üs vermesiydi.
Yunanistan, İtalya’nın bu isteklerini hemen reddedince, saat 05.30’dan itibaren Arnavutluk’ta toplanan İtalyan kuvvetleri Yunan sınırlarından girmeye başladı.
Fakat Yunan savaşı İtalya için tam bir başarısızlık oldu. İtalyan kuvvetlerinin ilerlemesi, Yunan karşı koyması dolayısıyla 2 Kasım 1940’ta durdu.
Yunanistan, 10 Kasım’da seferberliğini tamamlayınca karşı taarruza geçti ve Yunan birlikleri, İtalyanları geri püskürttü.
İtalya’nın bu hamlesi, Yunanistan için zor bir sürecin ve felaketli yılların başlangıcı oldu.
Türkiye, komşusu Yunanistan’ın içine düştüğü duruma duyarsız kalamazdı; 2 nci Dünya Savaşı’nın o zor şartlarında gereken yardımı yapmaktan kaçınmadı.
Balkan Paktı işlerliğini yitirmişti ama Türkiye, İtalyanlarla savaşırken Yunan Kızılhaçı’na pamuk, sargı bezi, ameliyat malzemesi, tetanos iğnesi, kangren serumu gibi sağlık malzemesiyle birlikte 3 de ambulans hediye etti.
Bakanlar Kurulu, 9 Aralık 1940 günü aldığı bir kararla, “Yunan Askerine Yardım Komitesi”nin topladığı 15 ton şekerin ihracını kabul etti.
1940 yılının son gününde Yunanistan’ a askerî bir yardım söz konusu oldu.

Tepedelen bölgesinde İtalyanlarla savaşan Yunanlılara yardım amacıyla 100.000 çift asker çorabı, 7.000 tüfek bombası ve 1,5 ton kalay gönderildi.

Prof. Dr. Cevat Memduh Altar’ın, 1941 yılında Yedek subay iken gizli bir görevle Yunanistan’a yardım malzemesi götürmesiyle ilgili hatıraları oldukça ilgi çekicidir:


“Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Atatürk ve Venizelos’un katlılarıyla Türk- Yunan dostluğunun temelleri atılmıştı.
Venizelos, 1930 yılında Ankara’ya geldiğinde Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olduğum için okulu ben gezdirmiştim.


Öğrencilerle birlikte yenilen yemekte Venizelos’un Türk- Yunan dostluğuyla ilgili konuşması herkesi heyecanlandırmıştı.
Daha sonra İkinci Dünya Savaşı çıkmış, Türkiye tarafsız olmasına rağmen savaşın sıcaklığından tedirgin olmuş ve savaşa karşı tedbirler almıştı.
Ben de Ankara’da üçüncü kez silâh altına alınmış ve Millî Savunma Bakanlığı Levazım İşleri Dairesi’nde görevlendirilmiştim.
1941 yılının ilk günüydü…
Arkadaşlarla, akşam yemeği için  Ankara Palas Oteli’nde masa ayırtmıştık.
Oturduğumuz odaya bir emir subayı girip beni sordu.
Levazım İşleri Daire Başkanımız Refet Paşa’nın beni çağırdığını söyledi.


Merak içinde odasına gittim.

Paşa, bana bazı görevler vereceğini söyleyerek;
– Yunanlılar, Tepedelen’de çok ağır savaş veriyorlar.
Sıkışık durumdalar.
Onlara cephane ve malzeme yardımı yapacağız.
Bomba, külçe kalay ve er çorabı vereceğiz.
Hemen Harp Dairesi Başkanlığı’na koşup gerekli emirleri al ve hemen bu akşam özel bir katarla  İstanbul Levazım ambarlarından malzemeleri topla…
Yarın akşam, katarınız sizi hiçbir istasyonda durmadan Kuleli Burgaz’a (Pityon) götürecek.


Orada sizi bir Yunan subay karşılayacak.
Edirne 10 ncu Kolordu’da görevli Topçu Yüzbaşı Halil Yurdakul da oraya gelecek.
Elinizdeki malzemeyi birlikte sayıp, karşılıklı 4 nüsha protokolle Yunanlılar’a teslim edeceksiniz, dedi.
Vakit geçirmeden Harp Dairesi’ne gidip, ‘Çok Gizli’ anlamına gelen kırmızı iki ay işaretli Albay İsmail Hakkı Güremen imzalı emir kâğıdını aldım.
Harbiye Dairesi’nin Keçiören’deki mühimmat deposundan 7.000 tüfek bombası ve Levazım Ambarı’ndan 1,5 ton külçe kalayı istasyona getirdim.
İki vagon hazırlanmıştı.

Askeri kıyafetimle  İstanbul’a hareket ettim.
İstanbul’da Tophane Levazım Ambarı’na gidip 100 bin çift er çorabını çuvallara koydurdum.

Eklenen üçüncü vagonla Yunanistan’a doğru hareket ettim.
Trende benden başka 2 lokomotifçi ve bir tren memuru vardı.
Uzun bir yolculuktan sonra o zaman Yunanistan’ın Kuleli Burgaz dediğimiz şimdiki Pityon’da durduk.


Türkçe konuşan ve adının Scortas Kurditis olduğunu söyleyen bir Yunan subayı bizi karşıladı.”

İtalyan saldırısı başarısız olunca, bu sefer sahneye Almanlar çıktı.
Almanya, olası bir Rusya seferi için güney kanadını emniyete alma düşüncesindeydi.
Bu nedenle, 6 Nisan 1914 sabahı, Yugoslavya ve Yunanistan’ı işgale başladı.
Yunanistan, Şubat ayı sonunda İngiltere’ den 57.000 kişilik bir kuvvet yardımı almıştı.

Fakat o da fazla dayanamadı.

Alman orduları hem Bulgaristan’dan ve hem de Yugoslavya’dan girerek 25 Nisan 1941’de Atina’yı düşürdüler ve Nisan sonunda bütün Mora’yı işgal ettiler.
Havadan kuvvet indirme suretiyle 20 Mayıs’ta başlayan Girit’in işgali de 31 Mayıs 1941‘de tamamlandı.


Böylece Almanya, Ege ve Doğu Akdeniz için tespit ettiği hedeflere ulaşmış oluyordu.
Ege bölgesinde Alman hakimiyeti tesis edilirken, Romanya’daki petrol bölgeleri güvence altına alınmış, Yunanistan’daki  verimli tarım arazileri de kontrollerine girmişti.
Ayrıca, Yunanistan’da ciddi başarıyı bir türlü yakalayamayan Başbakan Mussolini’nin İtalya’daki konumu rahatlatılmış olmaktaydı.


Almanların işgal ettikleri topraklarda yaptıkları ilk iş, tüm gıda ve ham madde stokları ile madenlere el koymak oldu.
Yunanistan’dan ele geçirilenler, Alman savaş endüstrisinin ham madde ihtiyacının önemli bir açığını  kapattı.
Yunanistan’da köylerde yaşayıp tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, ellerindekini Almanlara kaptırmamak için sakladılar veya saklamaya çalıştılar.
Büyük şehirlere giden tüm yollar da Almanların kontrolünde olduğu için, tarım ve hayvancılık alanlarından buralara gıda maddeleri gidemedi.


Yunanistan’da parası olan bile ücretini ödeyerek yiyecek bulamıyordu.
Demiryolları tahrip edilmişti.
Batırılan gemilerin enkazları ve döşenen mayınlar da tehlike yarattığı için denizden sevkiyat yapılamıyordu.
Bir taraftan da, İngiltere, Alman işgalinin ardından bölgeye deniz ablukası uyguluyordu.

Bir müttefik olan Yunanistan, işgalin ardından, İngiltere tarafından düşman bölgesi olarak nitelendirilmişti.
Kısacası Yunanistan’da 2 nci Dünya Savaşı sırasında yaşanan açlık öncelikli olarak Alman işgali kaynaklı olmuş, Müttefik devletlerin  uyguladığı abluka politikası ise açlığı daha da arttırmıştı.

Sonuçta, Yunanistan’da büyük bir işsizlik ve açlık dönemi başladı.
Özellikle Atina ve Pire gibi büyük şehirlerde insanların durumları içler acısı, perişan bir haldeydi.
Özellikle yoksul mahallelerde açlık öylesine büyüktü ki, halk at, eşek, kedi, köpek eti yiyordu. 1941 sonbaharında açlıktan ilk ölümler başladı.

Bir dönem Yunanistan’da Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış olan Konstantinos Mitsotakis, 1941/ 42 kışında yaşanan sıkıntıları şu sözlerle ifade etmiştir:


“ …1941/ 42 kışını hatırlıyorum, çok soğuk bir kıştı.

Ayrıca yiyecek hiçbir şey yoktu.
Bir yıl boyunca et, balık, peynir, süt, makarna ve yumurta yiyemedim.
Tüm gıdam karavanaydı.

Şansıma üç karavanaya yazılmıştım (avukat, yedek asker ve Girit Ordusu karavanaları).
Cebimde kaşığımla, tatsız haşlanmış kuru fasulye yemek için  bu üç karavanada sıraya girerdim.

Yiyebildiğim tek meyve keçiboynuzu veya kuru üzümdü.
Geceleri açlığımızı unutmak için devamlı konuşurduk.
Bazen açlıktan çığlık atarak ölenlerin sesini  duyardık.
Sabah yürüyerek büroya giderdik.
(Atina’da bir semt olan) Plaka’da bir gece öncesinden açlıktan ölenlerin cesetlerini toplayan belediye görevlilerini görürdük.


Yemek isteyerek gezen çocukların görüntüsü çok trajikti.
2 nci Dünya Savaşı başladığında, Türkiye kendi iradesi dışında bir savaşa sürüklenme olasılığının farkındaydı.
Bu amaçla büyük bir orduyu hazır tutmak zorundaydı.
Seferberlik ilân edilmiş, bir milyona yakın kişi silâh altına alınmıştı.
Zor günler yaşanıyordu.
Savaşa  girme olasılığı üzerine gıda maddeleri stoklanmış, hemen her şey ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya yönlendirilmişti.

Doğal olarak bu durum sıkıntı yaratmıştı!…
O dönemde Türkiye nüfusunun yaklaşık % 85’ini  oluşturan kırsal kesim, ciddi oranda iş gücü yitirmiş ve makineleşmenin de yok denecek kadar zayıf olması nedeniyle, tarımsal üretim 1940’tan itibaren düşmeye başlamıştı.
Büyük şehirlerde yaşayanlar, bir nevi kıtlık tehlikesi ile karşı karşıyaydı.
Kentlerin iaşesi zorlaşınca ekmek karneyle dağıtılır olmuş; şeker artık çok lüks tüketim malları arasına girmişti.

Bu sıkıntılı günlerde bir de Refah Faciası yaşanmış, 21 Haziran 1941’de Akdeniz’de bir denizaltı gemisinin torpillediği Refah gemisi batmış, içindekiler şehit olmuştu.


Ülke acı içindeydi.
Savaşın başlamasından kısa bir süre önce: Türkiye, ordusunu güçlendirmek amacıyla, İngiltere’den bazı taleplerde bulunmuş ve 1930 yılında yapılmış olan bir karşılıklı yardımlaşma sözleşmesi gereğince, 4 denizaltı, 4 muhrip, 12 çıkarma gemisi ve 4 uçak filosu sipariş etmişti.
İngiltere: tam bu kritik dönemde, Türk Hükümetine bir mesaj göndererek:” Denizaltıların teslime hazır olduğunu “ bildirdi.
“Burak Reis, Murat Reis, Oruç Reis ve Uluç Reis” adları verilen denizaltılar ile 4 uçak filosunu almak üzere, gerekli mürettebatın İngiltere’ye gönderilmesini  istedi.

Denizaltıları teslim alacak mürettebat, en geç 25 Haziran 1941 günü Mısır’ın Port Said Limanında olacaktı.

Bu görev için: 19 deniz subayı, 63 deniz astsubayı, 68 deniz eri seçildi.

Kafilede: ayrıca, İngiltere’ye havacılık öğrenimine giden: 1 hava subayı ve 20 Hava Harp Okulu öğrencisi (bunlardan 16’sı: Kara Harp Okulunu üstün derece ile bitirdikleri için, İngiltere’de pilot olarak yetiştirilmesine karar verilen: Topçu, Piyade, Süvari, İstihkam ve diğer sınıflardan mezun öğrencilerdir) yer alıyordu.

Görevlendirilen Refah Şilebi, 23 Haziran 1941 günü, saat: 17.30’da, Mersin Limanından hareket etti ve  Akdeniz’de, tehlikeli bir yolculuğa başladı.

Saatler: 22.30’u gösterirken, gemi, korkunç bir patlama ile sarsıldı, torpillenmişti; kısa süre su üstünde kaldıktan sonra ortadan ikiye ayrılarak battı.

Donanmanın kıymetli denizaltı mürettebatı ile hava kuvvetlerinin müstakbel pilotları sulara gömüldü.

Toplam 167 kişi şehit düşmüştü.

Tarafsızlığını ilan etmiş olan Türkiye’nin, bir gemisine karşı girişilen bu saldırıyı, kimse sahiplenmedi.
Türkiye’nin acısı çok büyüktü, çok kıymetli evlâtlarını kaybetmişti; bu vatan evlâtları kim vurduya gitmişti !..
Facianın haberinin duyulmasının ardından Almanların Rusya’ ya karşı ünlü Barbarossa Harekatı’na başladığı haberi geldi.


Bunların yanında, Türk basınında Yunanistan’ın içler acısı hali de işleniyordu.
Türkiye, kendi zor durumda olmasına rağmen, Yunanistan’ın içine düştüğü zor durumu göz ardı etmedi.
Yunanistan’a gıda sevkiyatı için öngörülen yardım plânını uygulamak amacıyla devreye giren ülke Türkiye oldu.
Bu yardım konusunda Sayın Çağla Derya Tağmat’ın  tespit ve değerlendirmelerini mutlaka bir kenara not etmek gerekiyor:
“Yunanistan’a gıda sevkiyatı için öngörülen yardım plânını uygulamak amacıyla devreye giren ülke Türkiye olmuştur.
Aslında bu tür insani yardımlar konusunda Türkiye’ den yararlanma fikri yeni değildir.

Müttefiklerin, yardım ulaştırmada Türkiye’yi devreye sokma plânı, 1940 yılında Fransa’nın Mihvere mağlup olarak savaş dışı kalması ile Almanların eline geçen İngiliz ve Fransız esirlerine gıda maddeleri gönderilmesi ricası ile başlamıştır.
Bir sonraki yardım ricası ise Yunanistan konusunda yinelenmiştir.

Ekim 1941- Ağustos 1942 tarihleri arasında Yunanistan’ a gıda yardımını öngören Türk Yardım Plânı, abluka kaldırılmaksızın uygulanan ilk yardım faaliyeti olmuştur. 


Bu plân sadece Foreign Office tarafından plânlanmış, uygulanmış, denetlenmiş ve genişletilmiştir.
Plân, İngiltere ve Türkiye arasında gerçekleşen müzakereler sonucu, İngiltere’ nin başlangıç olarak Türkiye’ den  5000 ton yiyecek maddesini satın alması ile…..uygulamaya girmiştir.”

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Yunan halkına yardım etmek için alınan bir kararı onayladı.
Gümrük Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı  temsilcilerinden oluşan bir komisyon, yardımı organize edecek, Kızılay da toplanan yardımı Yunanistan’ a gönderecekti.

Sevkiyat ve dağıtım işleriyle ilgilenmek üzere Kızılay Genel Müdürlüğü’nde bir komisyon oluşturuldu.
Kampanyaya İngiliz Kızılhaç’ı ile Amerika’da yaşayan Yunanlıların kurduğu dernekler de katkıda bulunacaklardı.
Gıda maddelerinin Türkiye’den satın alınması için yurt dışındaki organizasyonlar harekete geçti.
Sürgündeki Yunan hükümeti ve ABD’li Rumların kurduğu Greek War Relief Association (GWRA) adına United Kingdom Commercial Corporation tarafından gıda maddeleri Türkiye’den satın alınacaktı.
İçişleri Bakanlığı, özellikle Yunan adalarında yaşayan Türkler başta olmak üzere, bu adalardan Türkiye’ye gelmek isteyenlere kolaylık sağlanmasını karara bağladı.
Yunanistan’a yapılacak yardım malzemesi toplanırken; yardım için Yunanistan, Almanya, İtalya ve İngiltere hükümetleri ile yazışmalar devam etti.
Türk Kızılay’ı, 1941 yılı Eylül ayında, Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesine 75 tonluk tuz yardımında bulundu.
Bir taraftan da, toplanan – siparişi- yardımı Yunanistan’ a götürecek gemi arandı.
Önce, yardım malzemesini Adana Vapuru’nun götüreceği haberi gazetelerde yer aldı.
Sonunda, Tavilzade Biraderler Şirketi’nin elinde bulunan  kuru yük gemisi “SS Kurtuluş” uygun bulundu.


SS Kurtuluş, 1883 yılında İngiltere’nin Caird Purdic tersanelerinde yapılan buharlı bir kuru yük gemisiydi.

76.5 metre uzunluğunda, 10.67 m genişliğinde ve 6.43 m yüksekliğindeydi.

Geminin ilk adı “Euripides” idi.

Değişik isimlerle Brezilya, İtalya, Rusya, Yunanistan ve Sırbistan bandırası taşıyan gemi, Birinci Dünya Savaşı boyunca, nakliye gemisi olarak Rus donanmasında yer almıştı.
1924′de Kalkavanzade Biraderler tarafından Sırbistan’dan satın alınan gemi,  Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk nakliye gemilerinden biri olarak “Teşvikiye” ve “Bülent” isimleri ile Türk karasularında hizmet vermişti.
1934 yılında Tavilzade Biraderler Şirketi’ne satılan gemiye, “Kurtuluş” adı verilmişti.


Kurtuluş gemisi, Tavilzade Biraderler Şirketi  tarafından 1941 yılında Yunanistan’a yapılacak gıda yardımını taşımak üzere Kızılay Cemiyeti’ne kiralandı.
Ekim ayının başında Kurtuluş sefere hazırlanmaya başladı. 14 400 TL değerinde 50 ton buğday, pirinç, fasulye, sıhhi malzeme ve giyim eşyası; bunların dışında ayrıca Türkiye’ de yaşayan Yunanlıların yakınlarına gönderdikleri, Balkan Etıbba Birliği Türk Komitesi, Kızılhaç Komitesi tarafından hazırlanan yardım paketleri de yüklendi.
Bir taraftan da geminin her yanına Kızılay işareti konuluyordu.


Rıdvan Ür’ün kaptanlığındaki Kurtuluş vapuru ilk seferine 13 Ekim 1941 tarihinde başladı.

Yunanistan’dan gelen bir heyetle, eşyaları teslim edecek Kızılay memurları da Kurtuluş’ un yolcuları arasındaydı.
Kızılay’ı temsilen vapurda Saim Umar ve Feridun Bey’ler bulunuyordu.
Kurtuluş, Yunanistan’a gönderilecek eşyaları bir seferde nakledemeyeceğinden Pire limanında yükünü boşaltır boşaltmaz dönecekti ve bu şekilde birkaç sefer yapması öngörülüyordu.
Vapurun savaş ortamında bir kazaya kurban gitmemesi için takip edeceği rota ve tüm bilgiler İngiltere ve İtalya Büyükelçiliklerine bildirildi.
Kurtuluş vapurunun getirdiği yardım maddelerinin dağıtım organizasyonu için Ekim 1941’de Atina’da Uluslararası bir Kızılhaç bürosu açıldı.
Kurtuluş, Pire’ye varınca yükünü hemen boşalttı; boşaltılan gıda maddeleri rıhtımda bekleyen Kızılhaç kamyonlarına hemen yüklendi ve gerekli yerlere götürülerek dağıtıldı.


Kurtuluş vapuru, 24 Ekim 1941 günü  döndü.
Kurtuluş, İstanbul’a döndükten sonra tekrar yükleme faaliyetine geçildi.
Kurtuluş Vapuru,
ikinci seferine 27 Ekim 1941’de,
üçüncü seferine  24 Kasım 1941’de
dördüncü seferine 12 Aralık 1941’de,
beşinci seferine 28 Aralık 1941 günü çıktı.
Kurtuluş vapurunun beşinci seferini yapmasından sonra Yunanistan’a yedi, sekiz milyon kilo yiyecek götürdüğü tahmin edilmekteydi.
Yunanlıların tahminlerine göre bu seferler sayesinde yaklaşık yarım milyon Yunanlı hayatta kalmıştı.
Vapur o kadar derin bir etki ve sempati bırakmıştı ki hatıra olarak Atina’nın caddelerinden birine Kurtuluş adının verilmesi düşünülmüştü.
Kurtuluş Vapuru, altıncı seferine 20 Ocak 1942 günü saat 19 00’da  İstanbul Limanı’ndan başladı.
Güvertesi ve ambarları tıka basa gıda maddeleriyle doluydu.

Akla gelebilecek her şey vardı: Balık, lakerda, fasulye, nohut, patates ve İstanbullu Rumların tanıdıklarına yolladıkları binlerce yiyecek paketinden oluşan toplam 1.800 ton yük…
Ayrıca, Basın Kurumu’nun Yunanlı meslektaşlarına yardımı olan ve Yunanlı gazetecilere tek tek verilmek üzere hazırlanan 350 koli yiyecek…
Başta  hava mutedildi.
Ancak gece hava koşulları değişti.

Şilep sabaha karşı 04.00 civarlarında, rüzgarlı ve dalgalı bir havada Marmara Adası dolaylarında seyrederken aniden Marmara Adası’nın Pulatya Burnu’nun kuzeyindeki bir diğer burna bindirdi.
Açılan yaradan gemi su almaya başladı.
Bunun üzerine Kurtuluş’un üzerindeki 39 kişi (mürettebat ve Kızılay görevlileri) gemiyi terk ettiler; kazazedeler bin bir zorlukla Kurtuluş’un bindirdiği kayalıklara tırmandılar.
Şilebin, karanlıkta önce Hayırsız Ada’ya çarptığı sanıldı, ancak hava aydınlanınca Marmara Adası’nda oldukları anlaşıldı.
Kurtuluş henüz batmamıştı, ağır ağır su almaya devam ediyordu, saat 09 00 civarında büyük bir gürültü ile sulara gömüldü.

Kazazedeler, zorlu bir yürüyüş sonrasında, yeni adı “Yeni Saraylar” olan Pulatya Köyü’ne ulaştılar.
21 Ocak’ta bölgeye ulaşan Trak vapuru ve Hora tahlisiye gemisi, suyun üzerinde sadece Kurtuluş’un direklerini ve su yüzeyine saçılmış yiyecek varil ve kutularını gördü.
22 Ocak 1941 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, “Kurtuluş”un batışını birinci sayfada şöyle verdi:
“Evvelki gün Marmara denizinde Marmara adasının Pulatya burnunda karaya oturduğunu haber verdiğimiz Kurtuluş vapuru maalesef kurtarılamamış ve batmıştır.

 Vapurdaki Kızılay heyeti ve vapur mürettebatı, dün gece Trak vapuru ile şehrimize gelmiştir.”

22 Ocak 1942 tarihli Tan Gazetesi’nde de  şöyle bir haber çıktı:
“21 Ocak 1942 günü sabaha karşı 5 sularında, Yunanistan’a erzak götürmek için hareket eden Kurtuluş Vapuru, fırtınadan battı.

Mürettebat tamamen kurtarıldı.

Gelişen durum üzerine, Kızılay malzemesini Tunç Şilebi’nin götürülmesi kararlaştırıldı.”

Geminin batışı, Yunanistan’da da büyük bir üzüntüyle karşılandı, Yunan halkı bu olayın ardından gözyaşlarına boğuldu…
İstanbul doğumlu Georgiadis, 4 yaşındayken 1924’te mübadele nedeniyle Atina’ya göç etmiş…

Pire Limanı’nda demir tüccarlığı yaptığı sırada Kurtuluş Gemisi’nin her seferini sabırsızlıkla bekleyen Georgiadis’in anlattıkları, o korkunç günlerde çekilen acıların kanıtı:


“Açlık ve sefalet hüküm sürüyordu.
O kadar çok insan ölüyordu ki gömmekte zorlanıyorduk.
Kurtuluş’un yardımları halkıma nefes aldırdı.
Vapur geldiğinde herkes sevinç içinde limana koşardı.
Tam benim dükkânımın önüne yanaşan gemiden kasa kasa yumurta, fasulye, mercimek, nohut indirilirdi.
Belediye, erzakı halka dağıtırdı.
Geminin kaptanıyla hiç konuşmadım ama mürettebatına talimat verip erzakın indirilmesiyle bizzat ilgilendiğine hep tanık oldum.
Geminin battığını öğrendiğimizde hepimiz çok üzülmüştük. Kurtuluş’u hep minnetle andık.”

Kurtuluş vapurunun  Marmara Adası’nda karaya oturması ve altıncı seferini tamamlayamaması, Türk kamuoyunda olduğu gibi Yunan kamuoyunda da üzüntüyle karşılandı.
Kurtuluş’ un batmasının ardından Yunan Başbakanı Tsolakoglou, verdiği beyanatta “dost komşu devlet” ifadesini kullanarak Yunan halkının minnettarlığını ifade etti ve Kurtuluş vapuru yerine başka bir vapurun tahsis edileceğine olan inancını vurguladı.


Kurtuluş’un batışından sonra, Türk hükümetinin Yunanistan’a yardımları devam etti.
Sayın Doç. Dr. Ulvi Keser, “İkinci Dünya savaşı Sürecinde Yunanistan, Türkiye’deki Mülteciler, Askeri İhlaller ve Esirler Sorunu” başlıklı incelemesinde bu yardım konusunda şunları açıklamaktadır:
“Türkiye daha savaşın başından itibaren başta Kurtuluş gemisiyle altı sefer olmak üzere Dumlupınar, Attila, Tavil Tunç, Konya, Erzurum, Adana, Tuna, Solvet, Yeni Kurtuluş, Aslan, Akanın, Zengin, Yılmaz, İstanbul, Güneysu, Şadan, Enginer ve Hasankale, Üçyıldız, ayrıca Yunan adalarına yönelik olarak Sarıçam, Cemal, Azmi, Mesut, Cengiz, Bozkurt, Amasya, Sevim, Lütfihüda, Şaner, Mercimek, Hasankale, Zafer-i Milli Savlet, Yeni Kurtuluş, Engin, Enginer nakliye gemileri ve şilepleriyle bu ülkeye yardıma koşar.
Bu gemilere ilâveten TCG Şimşek, Hızır Reis ve Sus isimli askeri gemiler de yardım ve tahliye faaliyetlerinin içindedir.
Ayrıca Yunan adaları ve Yunanistan’dan kaçarak özellikle Ege ve Akdeniz kıyısındaki kasabalar ve köylere sığınan Yunanlılar, ayrıca adalarda kalanlar ve Yunanistan’da yaşayanlara hasta nakil araçlarından askeri malzemeye, aş ocaklarından tıbbi yardım malzemelerine kadar çok farklı alanlarda yardımlar yapılır.”
Yunan Tarihçi Georgios Margaritis, Kurtuluş gemisinin o dönemde Yunanistan’da umudun ve sevginin sembolü haline geldiğini belirterek, diyor ki:
“Kurtuluş, Yunanistan’ın en zor dönemlerinde yaptığı seferlerle Yunan halkı için umudun sembolü oldu.

O battıktan sonra da Türkiye’den gemiler geldi, ancak bütün o gemilerin adı Kurtuluş olarak kaldı.

Şöyle deniyordu, ‘Evet bugün açsınız ancak yarın Kurtuluş gelecek.”


Dönemin hükümeti Yunanistan’a 50 bin tona kadar gıda maddesi sevkine izin verse de, Türk yardımları Yunanistan’ın temel problemi olan buğday yokluğunu çözemedi.
O sıralarda zaten Türkiye’de de buğday sıkıntısı çekiyordu.
29 Mart 1942 tarihli Vatan gazetesinin ‘Ölüm Diyarından Yeni Haberler’ başlıklı uzun yazısında, Atina’daki durum şöyle anlatılmaktaydı:
“Atina’da, ölüm, geldiğinde dehşetle karşılanan bir misafir değildir.
Her günkü ziyaretçidir.

Herkes ölümle yüz göz olmuştur.
Sokaklara düşen ölülere kimse başını çevirmez, bunlara adeta sokağa atılan bir çöp yığını gözü ile bakılır.
Azrail’in kamyonları her gün sokak sokak dolaşıp tıpkı çöp tenekesini alır gibi ölüleri toplar.
Bu ölülerin arkasından ağlanmaz, çünkü [onlar] felaketten yakalarını sıyırmış adamlardır….

Ölüler kamyon dolusu olarak mezarlığa taşınır.
Orada her birine ayrı ayrı mezar kazmaya, adını, şanını anmaya kimsenin vakti ve hali yoktur.

Büyük bir çukur kazılır, kamyon kamyon toplanan ölüler oraya dökülür.
Bir papaz, topu için birden bir şeyler mırıldanır, dünya ile olan ilişikleri, hesapları böyle toptan kesilir.
Kalanlar arasında görülen haller korkunçtur.

Besbelli ki medeniyet, bolluğun mümkün kıldığı bir ciladan başka bir şey değildir.
Barbarlık devirlerine mahsus yoksulluk baş gösterince, her insan için kendi öz canının yaşaması ana gaye oluyor, balonu havada tutmak için medeni kıymetler safra gibi dışarı fırlatılıyor.”
Şubat 1942′den itibaren Kanada ve İsveç’in de Yunanistan’a gıda yardımı yollayan ülkeler kervanına katılmasıyla ve özellikle buğday yardımlarıyla, Yunanistan’daki açlık sorunu çözümlendi.
Vapurlarla Yunanistan’a gıda nakledilmesi Yunan halkı ve yetkililerinde memnuniyetle karşılanmıştı.
Yunan Kralı, 1943 yılının başında verdiği bir demeçte özellikle Türkiye, İsveç ve İsviçre’ye yardımları için teşekkür etti.
Yunan Kralı minnettarlığını şu ifadelerle belirti:
“Yunanistan’a yapmış oldukları yardımdan dolayı İsviçre, Türkiye ve İsveç’e karşı kendi şahsım ve Yunan milleti namına bir kere daha şükran hislerimi izhar etmeyi bir borç bilirim.

Yunanistan’ da büyük bir kısmını çocukların teşkil ettiği binlerce insan hayatlarını bugün bu memleketlerin alicenaplıklarına borçludurlar”.

 

 

Ahmet Akyol

 


KAYNAKLAR:
BAKAR Bülent, “Zor Zamanlarda İyi Komşuluk Örneği: İkinci Dünya Savaşı’ nda Türkiye’ den Yunanistan’ a Yapılan Yardımlar” ATATÜRK Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 71, Cilt: XXIV, Temmuz 2008
DEĞERLİ Esra Sarıkoyuncu, “Atatürk Dönemi Türk- Yunan Siyasi İlişkileri”, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 15, Ağustos 2006.
KESER Ulvi, “Yardım Et Komşu; İkinci Dünya Savaşı’ nda Türkiye’nin Yunanistan’ a Yardım Faaliyetleri”, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yayınları, Ankara, Kasım 2005.
KESER Ulvi, “2 nci Dünya Savaşı  Sürecinde Yunanistan, Türkiye’ de Mülteciler, Askeri İhlaller ve Esir Sorunu” Uluslar arası Sosyal Araştırmalar  Dergisi Yıl: 2010 Sayı :3
KESER Ulvi, “Yunanistan’ın Büyük Açlık Dönemive Türkiye” ,IQ Yayınları, İstanbul, 2008.
MACAR Elçin, “İşte Geliyor Kurtuluş: Türkiye’nin 2 nci Dünya Savaşı’ nda Yunanistan’ a Yardımları (1941- 1942)”, İzmir Ticaret Odası Kültür ve Tarih Yayınları No: 9, İzmir, 2009.
SARISIR Serdar,“2 nci Dünya Savaşı Yıllarında Anadolu Sahillerine Sığınan Yunanlı Sivil Mülteciler”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 505.
TAĞMAT Çağla Derya, “Yunanistan’ da Büyük Açlık ve Ege’ de Yardım Köprüsü: Kurtuluş ve Dumlupınar Vapurları (1941-1942)” Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 4, Güz 2010.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s