EDİTH PİAF —– ALINTIDIR

EDİTH PİAF

 

Doğum adı  Édith Giovanna Gassion

Doğum, 19 Aralık 1915

Belleville, Paris, Fransa. Ölüm, 10 Ekim 1963 (47 yaşında) Grasse, Fransa.

Tarzlar Fransız pop müziği, kabare, slow müzik

Etkin yılları 1935 – 1963

 

Hayatı

 

Édith Piaf yaşadığı zamanın Fransa’sında en sevilen sanatçılardan biriydi.

Annesi Annetta Giovanna Maillard, yarı İtalyan, yarı Tiflis asıllı bir göçmen ailesinden geliyordu.

Babası Louis-Alphonse Gassion (1881–1944) ise sokaklarda gösteri yapan bir cambazdı.

Annesi sokakta şarkı söyleyerek yaşamaya çalışmaktaydı, daha sonra babası tarafından bir geneleve kısa süreliğine bakılması için gönderildi.

 

Küçük yaşta, gözleri mikrop kapmış ve kör olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Bu hastalığını yaşarken, bir genelevde oranın patronu ve kadınlarıyla birlikte yaşıyordu.

Aradan aylar geçtikten sonra, tedavi sonucu gözleri düzelmiştir.

Babası, küçük Édith’i genelevden almıştır ve mesleği olan sokak akrobatlığı insanlara yetmeyince, kızını sokakta insanlara karşı akrobatlık veya numara yapması için zorlamıştır.

https://youtu.be/vwe3CzWZ4Bg

Bunun üzerine Édith, en iyi bildiği şarkıyı yâni Fransa millî marşı La Marseillaise’i söylemiştir.

14 yaşındayken babasının yanında sokaklarda şarkı söylemeye başladı.

Kısa bir süre sonra da babasından ayrı şekilde kenar mahallelerde şarkı söylemeye başladı.

17 yaşındayken ilk ve tek çocuğunu doğurdu.

Marcelle adını verdikleri bu talihsiz kız çocuğu 2 yaşında menenjitten öldü.

Gençliğinde, babasının başka bir kadından olan kardeşi Simone ya da Édith’in seslendiği gibi Momone ile birlikte Paris sokaklarında şarkılar söyler ve hayatını kazanmaya çalışır.

Kendisini keşfeden Louis Leplée öldürüldükten sonra, derin ve şüpheli sorgulamalara tâbî tutulur.

O dönem Piaf için oldukça zorlu geçer, tüm popülaritesi yok olmuş, halkın nefretini kazanmış bir şekilde kabarelerde şarkı söylemiştir.

Yeni meşhur olduğu dönemde tanıştığı Raymond Asso’yu araması sonucunda Küçük Piaf’ olarak bilinirken, profesyonel müzik hayatına dönmüş, eğitim almış ve eski ününe Edith Piaf olarak kavuşmuştur.

 Alkolü aşırı derece kullanmaktaydı.

Fransız ortasiklet boks şampiyonu, evli ve üç çocuk babası Marcel Cerdan ile tanıştı ve ikisi de birbirlerine deli gibi âşık oldular.

Hayatında en çok sevdiği erkek orta siklet dünya şampiyonu boksör Marcel Cerdan’dı.

Cerdan başkasıyla evliydi, Fransa’da zaten tanınan bir insandı.

 Marcel Cerdan, Fransa’dadır ve Édith Piaf’la buluşmak üzere Ekim 1949’da Paris’ten New York’a uçarken uçağı düştü.

Bu kazadan kurtulan olmadığı bilinmektedir.

Piaf’ın hayatı hayatının erkeği olarak tanımladığı Marcel Cerdan öldükten sonra tamamen değişir, ağrı kesici, alkol ve morfine bağımlı hale gelir.

Sonrasında yağmurlu bir günde geçirdiği trafik kazası sebebiyle hayatı boyunca omuriliği iyileşememiş, yarı kambur bir şekilde yürümek zorunda kalmıştır.

 

Fransız Riviera’sındaki Plascassier’de, 10 Ekim 1963’te karaciğer kanserinden ölür.

Eşi Theo Sarapo’nun aynı gece cenazesini gizlice Paris’e getirdiği, böylece hayranlarının “Édith Piaf’ın kendi evinde öldüğünü” düşüneceğini umduğu söylenir.

11 Ekim günü Édith Piaf’ın öldüğü açıklandıktan kısa bir süre sonra (aynı gün içinde) çok sevgili dostu Jean Cocteau da hayata veda etti.

Cocteau’nun Piaf’ın acısına dayanamadığı için kalp krizi geçirdiği söylenir.

 Katolik kilisesi Paris Başpiskoposu –sürdüğü hayat nedeniyle- Édith Piaf’ın cenaze törenini yapmayı reddetti.

Tabutu Père-Lachaise mezarlığına götürülürken on binlerce hayranı korteje katıldı.

Mezarlıktaki törende hazır bulunanların sayısı ise 100.000’i geçti.

Ünlü şarkıcı Charles Aznavour, Édith Piaf’ın cenaze törenini anlatırken “İkinci Dünya Savaşı sona ereli beri bütün Paris’in trafiğini tamamen kilitleyen başka bir olay yoktur.” dedi.

 

Ölümden korkmamaktadır yalnızlıktan korktuğu kadar ve son röportajında şöyle der:

«

– Bir kadına öğüt verecek olsaydınız, bu ne olurdu?

– Sev.

– Bir genç kıza?

– Sev.

– Peki, bir çocuğa?

– Sev.

 Kariyeri

 Yine Momone ile sokakta şarkı söylerken, Fransa’nın ünlü müzikhollerinden birinin sahibi olan Louis Leplee ile tanışır.

Louis Leplee, sesini dinler ve hayran kalır.

Piaf’ın lâkabını “Küçük Serçe” yapacaktır, ancak bu lâkap kullanıldığı için “Kaldırım Serçesi” adına karar verilir.

 Artık Édith Piaf’ın kariyeri başlamıştır.

Kısa süre içinde tüm Fransa tarafından bir “gurur” olarak kabûl edilir..

 

Şarkıları

1935

 

Mon apéro

La java de Cézigue

1936

 

L’étranger

Les mômes de la cloche

J’suis mordue

Fais-moi valser

La fille et le chien

La Julie jolie

Va danser

Chand d’habits

Reste

Les hiboux

Quand même

La petite boutique

Y’ avait du soleil

Il n’est pas distingué

Les deux ménétriers

Mon amant de la coloniale

1937

 

Mon légionnaire

Le contrebandier

Un jeune homme chantait

Tout fout le camp

Ne m’écris pas

C’est toi le plus fort

Le Fanion de la Légion

Partance

Dans un bouge du vieux port

Paris-Méditerranée

Browning

Entre Saint-Ouen et Clignancourt

J’entends la sirène

Mon cœur est au coin d’une rue

Le chacal

Corrèqu’et réguyer

Ding, ding, dong

1938

 

Madeleine qui avait du cœur

Les marins ça fait des voyages

С’est lui que mon cœur a choisi

Le grand voyage du pauvre nègre

La java en mineur

Le mauvais matelot

1939

 

Y’ en a un de trop

Elle fréquentait la rue Pigalle

Le petit monsieur triste

Les deux copains

Je n’en connais pas la fin

1940

 

Embrasse-moi

On danse sur ma chanson

Sur une colline

C’est la moindre des choses

Jimmy, c’est lui

Escale

L’accordéoniste

Y’ en a un de trop

1941

 

Où sont-ils mes petits copains?

C’était un jour de fête

C’est un monsieur très distingué

J’ai dansé avec l’amour

L’homme des bars

1942

 

Simple comme bonjour

Le vagabond

Un coin tout bleu

C’était une histoire d’amour

Sans y penser

1943

 

Tu es partout

J’ai qu’à l’regarder

Le chasseur de l’hôtel

Le disque usé

Le brun et le blond

Monsieur Saint-Pierre

Coup de grisou

1944

 

Un monsieur me suit dans la rue

Les deux rengaines

Y a pas d’printemps

Les histoires de coeur

C’est toujours la même histoire

1945

 

Celui qui ne savait pas pleurer

Escale

Regarde-moi toujours comme ça

Les gars qui marchaient

Il riait

De l’autre côté de la rue

J’ai qu’à le regarder

1946

 

La vie en rose

Les trois cloches

Dans ma rue

J’m’en fous pas mal

C’est merveilleux

Adieu mon cœur

Le chant du pirate

Céline

Le petit homme

Le roi a fait battre tambour

Dans les prisons de Nantes

Miss Otis regrets

 

1947

 

C’est pour ça

Mariage

Monsieur Lenoble

Qu’as-tu fait John?

Un refrain courait dans la rue

Sophie

Le geste

Si tu partais

Une chanson à trois temps

Un homme comme les autres

Les cloches sonnent

Johnny Fedora et Alice blue bonnet

Le rideau tombe avant la fin

Elle avait son sourire

Monsieur Ernest a réussi

1948

 

Les amants de Paris

Il a chanté

Les vieux bateaux

Il pleut

Cousu de fil blanc

Amour du mois de mai

Monsieur X

1949

 

Bal dans ma rue

Pour moi tout’ seule

Pleure pas

Le prisonnier de la tour

L’orgue des amoureux

Dany

Paris

1950

 

Hymne à l’amour

Le chevalier de Paris

Il fait bon t’aimer

La p’tite Marie

Tous les amoureux chantent

Il y avait

C’est d’la faute à tes yeux

C’est un gars

Hymn to love

The three bells

Le ciel est fermé

La fête continue

Simply a waltz

Autumn leaves

Cause I love you

Chante-moi

Don’t cry

I shouldn’t care

My lost melody

La vie en rose

1951

 

Padam… Padam…

Avant l’heure

L’homme que j`aimerai

Du matin jusqu’au soir

Demain il fera jour

C’est toi

Rien de rien

Si, si, si, si

Demain

À l’enseigne de la fille sans cœur

Télégramme

Une enfant

Plus bleu que tes yeux

Le Noël de la rue

La valse de l’amour

La rue aux chansons

Jézébel

Chante-moi

Chanson de Catherine

Chanson bleue

1952

 

Au bal de la chance

Elle a dit

Notre-Dame de Paris

Mon ami m’a donné

Je t’ai dans la peau

Monsieur et madame

Ça gueule ça, madame

1953

 

Bravo pour le clown

Sœur Anne

N’y va pas Manuel

Les amants de Venise

L’effet qu’tu m’fais

Johnny, tu n’es pas un ange

Jean et Martine

Et moi

Pour qu’elle soit jolie ma chanson

Les croix

1954

 

La Goualante du pauvre Jean

Enfin le printemps

Retour

Mea culpa

Heureuse

Ça ira

Avec ce soleil

L’homme au piano

Sérénade du pavé

Sous le ciel de Paris

1955

 

Un grand amour qui s’achève

Miséricorde

C’est à Hambourg

Enfin le Printemps

Légende

 

1956

 

L’accordéoniste

Heaven have mercy

One little man

Avant nous

Et pourtant

Marie la Française

Les amants d’un jour

L’homme à la moto

Soudain une vallée

Une dame

Toi qui sais

1957

 

La foule

Les prisons du roy

Opinion publique

Salle d’attente

Les grognards

Comme moi

1958

 

C’est un homme terrible

Je me souviens d’une chanson

Je sais comment

Tatave

Les orgues de barbarie

Eden blues

Le gitan et la fille

Fais comme si

Le ballet des cœurs

Les amants de demain

Les neiges de Finlande

Tant qu’il y aura des jours

Un étranger

Mon manège à moi

1959

 

Milord

T’es beau, tu sais

1960

 

Non, je ne regrette rien

La vie, l’amour

Rue de Siam

Jean l’Espagnol

La belle histoire d’amour

La ville inconnue

Non, la vie n’est pas triste

Kiosque à journaux

Le métro de Paris

Cri du cœur

Les blouses blanches

Les flons flons du bal

Les mots d’amour

T’es l’homme qu’il me faut

Mon Dieu

Boulevard du crime

C’est l’amour

Des histories

Ouragan

Je suis à toi

Les amants merveilleux

Les bleuets d’azur

Quand tu dors

Mon vieux Lucien

Je m’imagine

Jérusalem

Le vieux piano

1961

 

C’est peut-être ça

Le dénicheur

J’n’attends plus rien

J’en ai passé des nuits

Exodus

Faut pas qu’il se figure

Les amants

Non, je ne regrette rien

Le billard électrique

Marie-trottoir

Qu’il était triste cet Anglais

Toujours aimer

Mon Dieu (en anglais)

Le bruit des villes

1962

 

Dans leur baiser

À quoi ça sert l’amour?

Le droit d’aimer

À quoi ça sert l’amour?

Fallait-il

Une valse

Inconnu excepté de Dieu

Le droit d’aimer

Quatorze Juillet

Les amants de Teruel

Roulez tambours

Musique à tout va

Le rendez-vous

Toi, tu l’entends pas!

Carmen’s story

On cherche un Auguste

Ça fait drôle

Emporte-moi

Polichinelle

Le petit brouillard

Le diable de la Bastille

Elle chantait

1963

 

C’était pas moi

Le chant d’amour

Tiens, v’la un marin

J’en ai tant vu

Traque

Les gens

Margot Cœur Gros

Monsieur Incognito

L’homme de Berlin (son şarkısı)

 

Hayatını anlatan filmler

La Môme (Kaldırım Serçesi) (2007)

Marion Cottilard (En İyi Kadın Oyuncu – Oscar) – Yön. : Olivier Dahan

 Kaynakça

 http://213.243.28.21/haber.php?haberno=228777&tarih=03/08/2007

 http://beyazperde.mynet.com/sinekritik/1389

 http://en.wikipedia.org/wiki/Édith_Piaf

 http://fr.wikipedia.org/wiki/Édith_Piaf

 

 

https://youtu.be/iEMggo5o0FM

Efsane Edith Piaf’ın gerçek hikâyesi

 Efsane şarkıcının “hayatının yalan” olduğunu kanıtlayacak detaylar

 Alihan MESTCİ

 Fransız gazeteci Robert Belleret, Edith Piaf efsanesini sarsacak bir araştırmaya imza attı.

Belleret’nin Avrupa’da gelecek ay yayınlanacak yeni kitabı

“Piaf: Un Mythe Français”

(Piaf: Bir Fransız Miti), Piaf’ın yazar dostu Jacques Bourgeat’ya yazdığı ve ilk defa ortaya çıkan 110 mektubu üzerinden yola çıkıyor.

Ve ölümünün 50’nci yılında efsane şarkıcının “hayatının yalan” olduğunu kanıtlayacak detaylarla dolu

 

Ekim 1948, Edith’ten Jacquot’ya…

“Jacquot, sana yazan, artık cesareti olmayan küçük kız.

Korkunç bir şekilde hayal kırıklığına uğradım. Marcel’in beni her şeyden çok sevdiğine inanıyordum.

Şu anda anlıyorum ki, sadece metresiyim, ona ifade ettiklerim bundan ibaret. […]

Bu kadın mutlu olmayı hak ediyor mu?

(Cedran’ın karısı Marinette’ten bahsederken) Hayır, çünkü mükemmel bir kocaya sahip ve onu mutlu etmeyi başaramıyor.

Çocuklarını bile yetiştirmekten aciz, çocuklardan biri hasta olduğunda bile onu hastaneye götüren kişi Marcel. […]

Karısıyla ilişkilerinin en kötü olduğu dönemde, aralarının düzelmesi için bütün çabayı sarf eden bendim.

Her şey iyi gitmeye başladığı anda ise tek isteği eve dönmekti.

Gözlerinin önünde neredeyse geberiyordum, hiçbir şey yapmadı.

Her şey onunla birlikte uçtu gitti.

https://youtu.be/slHjkszSAKs

Bundan tek bir şey çıkarıyorum; o da, Marcel’in ailesine ihtiyaç duyduğu ve onlarla mutlu olduğu.

Benim bunu yok etmeye hakkım yok ve böylece hayatından yavaşça silineceğim.”

19 Aralık 1915’te, bir savaşın ortasında dünyaya gelen Fransız şansonlarının kraliçesi Edith Giovanna Gassion, sokaklarda geçen uzun yılların sonunda, başka bir savaşın göbeğinde herkesin bildiği Edith Piaf adıyla tanınmaya başlamıştı bile.

İlk olarak, sonradan akıl hocası olan Louis Leprée adında, Gerny’s adlı kabarenin patronu tarafından keşfedildi.

Leprée’nin öldürülmesinin ardından kariyerinde düşüşe geçen Edith Piaf, aynı kabarede sahne aldığı bir akşam, yazar Jacques Bourgeat ile tanıştırıldı.

Bu dönemde çalışmalarını Paris Kütüphanesi’nde sürdüren Jacques Bourgeat, yıllar boyunca Edith’ten mektuplar alıp akıl hocalığı yapmanın yanı sıra Piaf’ın hayatındaki gelişmelere, sıkıntılarına ve aşk maceralarına tanık olan sırdaşı oldu.

Hayatının sonlarına doğru Jacques Bourgeat bu yazışmaların bir kısmının, zamanının çoğunu geçirdiği Paris Kütüphanesi’ne verilmesini vasiyet etti.

Ekim 1948 tarihli bu mektup ise Edith’in hitap ettiği şekliyle “Jacquot”ya gönderdiği mektuplardan yalnızca biri.

Son yıllarda Oscar’lı film “La Vie en Rose”a da konu olan Piaf’ın hayat hikâyesi, bu mektupları derleyerek bir kitap haline getiren Robert Belleret’nin araştırmasıyla yeniden şekilleniyor.

Ama ne şekillenmek; meğer Fransız gazeteciye göre “Kaldırım Serçesi” değilmiş!

Zira sanıldığının aksine merdivenlerde değil hastanede doğmuş mesela…

https://youtu.be/Fgn8gZHJZzA

‘PIAF’IN RİYAKARLIĞININ SINIRI YOK’

Le Monde Gazetisi’nde çalışan Robert Belleret, “Piaf : Un Mythe Français” (Piaf :Bir Fransız Miti) adlı yeni kitabında, Piaf’ın sadece unutulmaz aşk şarkılarına esin kaynağı olmuş özel hayatını kötülemekle kalmayıp, aynı zamanda kendisini “ikiyüzlü”, “doyumsuz bir aşık”, “dişi Don Giovanni” olarak nitelendiriyor. “Piaf’ın riyakârlığının sınırları yok.

Hayatıyla alakalı sürekli olarak yalan söyledi” diyen Belleret, bu yalanların sanatçının doğum hikâyesiyle başladığını ifade ederek devam ediyor: “Piaf, öne sürdüğü gibi Paris’in doğusundaki bir evin basamaklarında, sokakta değil; bir hastanede dünyaya geldi.”

 ‘HİÇ KÖR OLMADI’

“Küçük Serçe” ve “Kaldırım Serçesi” lakabıyla ünlenen Piaf’ın, 3 yaşından 7 yaşına kadar körlük geçirip mucizevi bir şekilde, Katolik Kilisesi’nin azizelerinden Thérèse de Lisieux’e dua ederek yeniden görmeye başladığı söylenmekteydi.

Hatta bu sebepten dolayı, azizeyi temsilen taşıdığı madalyonu ölümüne kadar boynundan çıkarmadı. Belleret ise Edith Piaf’ın aslında hiçbir zaman kör olmadığını, sadece bir kaç haftalık bir göz enfeksiyonu geçirmiş olduğunu söylüyor.

 

SORGUDAN HAYALİ HİKAYESİYLE KURTULDU

Belleret’nin ifşa ettiği en önemli noktalardan biri de Edith Piaf’ın İkinci Dünya Savaşı dönemindeki yaşantısıyla ilgili.

Kitap, Nazi Almanyası’nda verdiği konserler esnasında Piaf’ın sahte Fransız evrakları sağlayarak 200’e yakın Fransız sanatçı ve esirin kaçırılmasına ön ayak olduğunu da çürütüyor.

“Amacım Edith Piaf’ı yargılamak değil ama anlattıkları sadece bir hayal ürünü” diyor Belleret. “Bu hikâye savaş sonrasında sorgudan kurtulmasını sağladı.

Sürekli bahsi geçen rakamları değiştirdi. İlk olarak 118 tutukluya yardım ettiğini, sonradan 147, en son ise 200’den fazla olduğunu iddia etti.

Ama kimse Piaf’a açık bir şekilde teşekkür edip, bir madalya hak ettiğini söylemedi.

Ayrıca o dönemde 200 tane sahte kimlik hazırlamanın ne kadar güç olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?”

Piaf ise savaş sonrasında yapılan bir mahkemede tutuklulara yardım ettiğini belirten bu hikâyeyi anlattıktan sonra gösterdiği çaba için tebrik edilmişti.

 

GESTAPO’NUN UĞRADIĞI GENELEVDE YAŞIYORDU

Avrupa’daki bu zor dönemde Edith Piaf’ın yaşantısına dair Robert Belleret’nin verdiği diğer detaylar, durumun çok daha farklı bir yönde gelişmiş olduğunu gözler önüne seriyor.

Buna göre Paris kuşatma altındayken ünlü şarkıcı, Gestapo’nun üst kademesinden isimlerin savaş yorgunluklarını atmak için uğradıkları şık bir genelevin üst katında “lüks” bir yaşam sürüyormuş: “Gestapo’nun da parçası olan Alman askerleri bu geneleve gidiyordu.

En kötüsü, sevgilisi Yvon’un kız kardeşi Annie Jean-Claude’un, Henri Laffont’un (Fransız Gestaposu’nun başı) metresi olması.

Piaf bu sefil ve kasvetli ortamın tam iki yıl boyunca bir parçası oldu.

Kuşatma süresince, Paris halkı yiyecek bulamıyorken, performanslarına devam edip şampanya ve havyarların tüketildiği bu genelevde partiler veriyordu…”

 

‘HENÜZ ONA İHANET ETMEDİM’

“L’hymne à l’amour”, “La vie en rose” ve “Mon dieu” gibi klasikleşen aşk şarkılarını seslendirmiş olan Edith Piaf’ın, ruh eşini arayan umarsız bir aşık olduğu düşünülürken, yazar Jacques Bourgeat’a yazdığı mektuplarda daha çok doyumsuzluğundan dolayı aşıklarını üzen ve bu durumun devamlılığından yıpranan bir kadın olduğu ortaya çıkıyor.

1946 yılında kaleme aldığı bir mektupta Piaf, hayatına giren yeni sevgilisi, şarkıcı Jean Louis Jaubert hakkında içini dökerken “Bu sefer kalbimde ve ruhumda saf bir şeyin akmakta olduğunu hissedebiliyorum, henüz ona ihanet etmedim, düşüncesi bile aklımdan geçmedi” diyor.

Ertesi yıl, 1949’da bir uçak kazasında hayatını kaybedecek olan boksör Marcel Cedran’a tutulup metresi olan Piaf, Jean Louis Jaubert’i terk ediyor.

“Jean-Louis beni çok hayal kırıklığına uğrattı” diyerek başladığı mektubundaysa “Bıktım bundan.

Ondan daha fazlasına layığım.

Onunla birlikte olduğumdan beri ona ihanet etmedim ve artık bitti.

Neler olacağıyla ilgili dürüstçe onu uyardım.

Onun için çok yazık” diyerek ilişkilerinin bitişini sırdaşına bu kelimelerle aktarıyor.

https://youtu.be/Kya3c4WJZAk

‘AYNI ANDA 2-3 SEVGİLİSİ BİLE OLDU’

Gazeteci Robert Belleret, Piaf’ın ilişkilerini şöyle özetliyor: “Yeni bir ilişkiye başlarken, her seferinde hayal ettiği sevgiliye kavuştuğunu yazıp onları bir ay ya da bir yıl sonrasında terk ediyor.

Aynı anda 2 ya da 3 sevgilisinin olduğu dönemler var.

Birini terk edeceği zaman karşısındakini ayrılmakla yükümlü olduğuna inandırıyor.

” Robert Belleret, 1963 yılında 47 yaşındayken ölen Edith Piaf’ın, sanat dünyasından yaklaşık 30 isim dahil, 50 kadar sevgilisi olduğunu öne sürüyor.

Robert Belleret mektuplar üzerinden yürüttüğü bu çalışma sayesinde, Edith Piaf’ın kendi efsanesi içinde kaybolmuş kişiliğiyle ilgili gerçekleri meydana çıkarıp, bizi, ölümünün 50’nci yılında bir “Fransız miti”ni yeniden tanımlayacak sıfatlarla başbaşa bırakıyor.

Ama neyse ki Piaf’ın yeteneğine dokunmadan yapıyor bunu…

Piaf mı?

O meşhur şarkısında sonsuza kadar hiçbir şeyden pişman olmadığını söylemeye devam edecek: Non, je ne regrette rien…

 

‘L’hymne à l’amour’ nasıl ortaya çıktı?

Edith Piaf, boksör sevgilisi Marcel Cerdan 1949’un sonbaharında bir uçak kazasında hayatını kaybetmeden önce, etrafındakilere çok dinleneceğine inandığı bir şarkı yazdığından bahsetmekteydi.

O şarkı, sonraları müzik literatürüne Edith Piaf’ın bir imzası olarak yerleşecek “L’hymne à l’amour”du.

Ne var ki Edith Piaf, ısrarla adını herkesten sakındığı şarkısını önce şarkıcı arkadaşı Yvette Giraud’ya verdi.

Giraud, Piaf’ın “L’hymne à l’amour”unu kaydetmek için 16 Haziran 1949’da stüdyoya girdi.

Nitekim Piaf, sonbaharda Cerdan’ın trajik ölümünün ardından Yvette’ten albümünün çıkış tarihini ertelemesini istedi.

Mayıs 1950’de şarkıyı dünyaya duyuransa Yvette Giraud yerine Edith Piaf olacaktı.

Bu sayede, “L’hymne à l’amour” herkes tarafından, Edith Piaf’ın “hayatının tek büyük aşkı” Marcel Cerdan’a adadığı şarkı olarak bilindi.

 

‘Annesi gibi görünüyorum’

1962 yılının ilkbaharında Edith Piaf, şarkıcı olma hayalleri kuran genç bir kuaförle karşılaştı.

Bu gence hayallerine ulaşma yolunda destek olan Piaf, ona bir de Yunanca “seni seviyorum”a benzeyen yeni bir isim verdi: Theo Sarapo.

Bundan sonra herkes ona “Theo” diye seslenecekti.

Aralarında 20 yaş vardı. Piaf 46, Theo 26 yaşındaydı.

Hayatının sonlarında artık saklayacak hiçbir şeyi kalmadığını düşünen efsane şarkıcı, basının önünde yeni ilişkisini sergilemekten hiç çekinmedi.

 Bu ilişki sırasında verdiği bir röportajda, Piaf, Theo Sarapo’yu işaret ederek o güzel arsızlığını da saklamayacaktı: “İtiraf edin, bu kadar çok âşığım olduğu için şanslı bir kadınım.

Hangi kadın benim yerimde olmak istemez ki?

Hepsi genç, yakışıklı, çekici ve üstelik benimle beraber olduktan sonra herkes onları yetenekli buluyor.

 Bakın, şuradakine…” Basının “Yakışıklı prens” diye adlandırdığı bu Yunan gencini medyatik bir arzu nesnesi haline getiren Piaf, Theo Sarapo’yla hiç yatmadı.

Buna rağmen, 9 Ekim 1962’de, Paris’teki bir Ortodoks kilisesinde evlendiler.

Piaf, çok geçmeden bu birlikteliğinden de pişmanlık duymaya başladı.

En yakın dostuna, “Annesi gibi görünüyorum” diyordu.

Bu evliliği sadece basındaki imajını korumak için devam ettirdi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s