HÜSEYİNZADE ALİ TURAN ——————- ALINTIDIR

HÜSEYİNZADE ALİ TURAN

 

Bakü. 2 Aralık 1910

Hüseyinzade Ali Turan (d. 1864, Salyan, Azerbaycan – ö. 1941, İstanbul, Türkiye). Türkçülük akımının öncülerinden Azeri tıp profesörü ve siyaset adamı.

 

İlköğrenimini Tiflis Müslüman Mektebi’nde tamamladıktan sonra, Petersburg Üniversitesi’nde doğa bilimleri, matematik, doğu ve İslam tarihi okudu.

 İstanbul’da Askeri Tıbbiye’yi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) tabip yüzbaşı olarak bitirdi. (1895)

Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde deri hastalıkları ve frengi uzmanlığı yaptı.

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Teselya bölgesinde hekim olarak görev aldı.

 

  1. Abdülhamit döneminde İttihat ve Terakki’nin kurucuları arasında yer aldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’yle ilişkisi nedeniyle karşılaştığı siyasi baskı dolayısıyla Türkiye’den ayrıldı (1903).

Bakü’de, Rusya’da yayımlanan ilk günlük Türkçe gazete olan Hayat’ın kurucularından biri oldu.

İki yıl bu gazetenin başyazarlığını ve müdürlüğünü yaptı.

Gazete kapandıktan sonra “Füzuyat” adlı haftalık bir dergide yine müdürlük ve başyazarlık yaptı.[1]

Ayrıca Rusça Kaspi gazetesine başyazılar yazdı.

Saadet Mektebi’nde ders nazırlığı yaptı.

 

  1. Meşrutiyet’ten sonra Türkiye’ye dönerek (1909) Tıbbiye’deki görevini sürdürdü.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkez yönetiminde görev aldı. Türkçülük ve Turancılık hareketlerinin öncülerinden, Türk Yurdu (1911) ve Türk Ocağı’nın (1912) kurucularından oldu.

  1. Dünya Savaşı (1914-18) sırasında Yusuf Akçura ile birlikte Turan Heyeti adlı kurulda yer aldı ve Orta Avrupa’da propaganda gezilerine katıldı.

Bu geziler kapsamında Azerbaycan’a giderek burada bağımsız bir devlet kurulması çalışmalarına katıldı.

 

1926’da İstanbul Darülfünunu’nda tıp profesörü oldu.

1931’de emekliye ayrıldıktan sonra da Üniversite Reformu’na (1933) kadar ders verdi. 1

941 yılında vefat etti.

Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

 

Eserleri

 

Salyani ve Turani takma adıyla şiirleri, Goethe, Adam Smith, Heinrich Heine ve Çehov’dan çevirileri vardır.

Abd-i Gılaf ve Mahfaza (1906) ve Garbın İki Destanında Türk (1926) en büyük edebi yapıtlarındandır.

 

Siyaset-i Fürüset; 1908’den önce İrşad, Terakki ve Hakikat gazetelerinde yayımlanan geniş kapsamlı ve hiciv dolu bir eserdir.

Vlas Doroşeviç’in Kazak atlarına ait bir kitabından etkilenerek yazılan bu eser, bütün doğu tarihinin çözümlenmemiş problemlerini ele almıştır.

Hayat ve “Füzuyat” dergileri ile Türk gazetesinde makaleleri yayımlanmıştır.

 

Mesleğiyle ilgili olarak Ansiklopedik Tıp Lügatı (Prof. Kemal Cenap Berksoy’la), Veba Mikrobu (Dr. Mehmet Refi’yle ) vb. yapıtları basıldı.

 

Yardımcı kaynaklar

 

Ali Haydar Bayat, Hüseyinzade Ali Bey, 1998

 

Kaynakça

 

Hüseyinzade Ali Bey

 

 

 

Hüseyinzâde Ali Bey, bir Azerbaycan Türk’ü olmakla beraber Türkçü-Turancılığın ilk savunucularından ve mütefekkirlerindendir. 

Ancak, mizacından dolayı pek önlere çıkmamış, geri planda kalmayı yeğleyerek işin, Türkçülüğün, fikrî boyutuyla ilgilenmiş ve bu yolda uğraş vermiştir. 

Kitleleri peşinden sürüklemese de, ki böyle bir derdi olduğu bilinmiyor, fikir adamları üzerinde tesirleri büyüktür.

Yaşadığı çağda Türkçülük henüz yeni yeni yeşermeye başladığı için Hüseyinzâde Ali Bey’in fikirleri kopya ya da çalıntı değil tamamen özgündür ve birçok kişiye de ilham kaynağı olmuştur.

 

Hüseyinzâde Ali Bey 24 Şubat 1864’te Bakü’nün Salyan kasabasında doğmuştur.

İlk, orta ve lise öğrenimini Tiflis’te tamamlayarak Petersburg Üniversitesi’nde Fizik-Matematik eğitimi aldıktan sonra Türkiye’ye gelmiş, 1890’da Askeri Tıbbiye’ye girmiştir.

1903’te Kafkasya’ya dönmek zorunda kalan Hüseyinzâde Ali Bey, 1910’da tekrar Türkiye’ye gelmiştir.

Türkçülüğe ara vermeyen Hüseyinzâde Ali Bey cumhuriyetin ilanından sonra da Türkiye’de kalmış, 1926’da Mustafa Kemal Paşa’ya suikast teşebbüsünden sonra yargılanan İttihatçıların içinde yer almış ancak kısa sürede affedilmiştir.

1933’e kadar tıp fakültesinde profesörlük yapan Ali Bey 17 Mart 1940 yılında kalp hastalığından ötürü Üsküdar’daki evinde vefat etmiştir.

 

Hüseyinzâde Ali Bey, 1904 yılında, yani Azerbaycan’a döndükten bir yıl sonra, Kahire’de çıkan Türk gazetesine “Mektub-i Mahsus” adlı bir yazı yollamıştır.

Yazı, gazetenin 56.  sayısında “A. Turanî” imzasıyla yayınlanmıştır.

Hüseyinzâde Ali Bey, yazısında Tatar isimli bir halk ya da milletin bulunmadığı ifade ederek, “Kırımlılar, Kazanlılar, Orenburglular vesaire hep Türkoğlu Türk’türler.

Kendilerine ne kavimden oldukları Türkçe sual olunsa Türk’üz diye cevap verirler.

Bunlara akvam-ı saire tarafından bir yanlışlık olarak Tatar denmiştir.

Müslümanlar ve bilhassa Türkler, her nerede olursa olsun, ister Osmanlı’da, ister Türkistan’da, ister Baykal Gölü’nün etrafında ya Karakurum civarında olsun yekdiğerini tanıyacak, sevecek, Sünnilik, Şiilik ve daha bilmem nelik namlarıyla taassubu-i mezhebiyi azaltıp Kuran-ı Kerim’i anlamağa gayret edecek. . .

Suni olarak ayrıca Pan-Türkizm, Pan-İslamizm namlarıyla meslek icadına ne lüzum vardır?“[1]

İşte Ali Bey bu satırlarla Üç Tarz-ı Siyaset tartışmasının içine girmiştir.

Hüseyinzâde Ali Bey bu makalesi ile “. . .  münakaşaya karışan tarafların tez ve antitezlerini yüksek bir sentez içinde birleştirmek istemişti.

Fakat bu makalede ulaştığı sonuç, Müslüman Türkler’in birleşmesinin, hizmetin şartı olduğudur.”[2]

Hüseyinzâde Ali Bey bu makalesinin sonuna bir şiirini de eklemiştir ki bu onun yalnız Türklerin değil aynı zamanda bütün Turanlıların birlik olması gerektiğini düşündüğünü gösterir.

Şiir Türk’te yayınlanmamıştır ancak Hüseyinzâde Ali Bey, Akçura’ya göre ilk Pan-Turanist olmuştur. 

Akçura bunu, ”Turan ismindeki manzumesi Pan-Turanizm mefkûresinin ilk tecellisi idi.”[3] diyerek ifade etmiştir.

 

Hüseyinzâde Ali Bey’in meşhur dizeleri şunlardır:

 

Sizlersiniz ey kavm-i Macar bizlere ihvan

Ecdadımızın müştereken menşei Turan

Bir dindeyiz biz, hepimiz hakperestan

Mümkün mü ayırsın bizi İncil ile Kur’an

Cengizleri titretti şu afak-ı seraser

Timurları hükmetti şehinşahlara yekser

Fatihlerine geçti bütün kisver-i kayser

 

         “Mektub-i Mahsus”a Türk’ün yazı heyetinden cevap niteliğinde bir yazı gelmesi üzerine Hüseyinzâde Ali Bey, ünlü “Türkler Kimdir Ve Kimlerden İbarettir?” adlı yazı serisini 1905’te Hayat gazetesinde yayınlamaya başlamıştır.

 “İçimizde Özbekler’in, Kırgızlar’ın, Başkırtlar’ın Türk olduklarını bilmeyenler vardır.”[4] diyerek adeta isyan eden Hüseyinzâde Ali Bey’in bu yazı serisi “Pan-Türkizm tebliğinin başlangıcı mahiyetindedir. “[5]

 

Hüseyinzâde Ali Bey, Zeynelabidin Tagiyev, Ali Merdan Topçubaşı ve Ahmet Ağaoğlu 1905 yılında Bakü’de, Rusya’nın ilk Türkçe günlük gazetesini çıkarmaya başlamışlardır.

Adı Hayat olan gazetede Ali Bey başyazarlık yapmış ve burada bir çok yazısı yayınlanmıştır.

 “Türkler Kimdir Ve Kimlerden İbarettir?” , “Gazetemizin Dili Hakkında” bunlardan bazılarıdır.

“Bu yazılar Türkçülük tarihinde önemli bir yere sahiptir.”[6]

Birinci makale serisinde Türkler’in menşeî, hangi boylara ayrıldığı, ırk ve dil özelliklerinin ne olduğunu izâha çalışan Hüseyinzâde Ali Bey ikinci makalesinde şöyle diyordu:

“Hepimiz ayrı bir yerden gelmişiz, bu şivelerden birini tercih edemeyiz.

Onları birleştirmeliyiz.”[7]

Ali Bey, Turan ülküsü için ortak bir edebî dil oluşturulmasının gerekliliğine dikkat çekmiş ve dilimizin yabancı kelimelerle doldurulacağına dilimizle tarihsel yakınlıkları olan Arapça ve Farsça’ya başvurulmasını salık vermiştir: “Dilimizi yabancı kelimelerle doldurmak mı, yoksa dilimizdeki eksikleri tamamlamak için bu dille tarihî, dinî ve edebî ilişiği olan Arapça ve Farsçaya başvurmak mı doğru?” [8]

Ali Bey’in bu fikri 6-7 yıl sonra başka bir Türkçü düşünür tarafından benimsenecekti.

Ziya Gökalp Hüseyinzâde Ali Bey’in bu fikrini biraz değiştirerek ilmî terimlerin kutsal kitaptan alınması ilkesini ileri sürmüştür.[9]

“Ayrıca Gökalp’in ‘Türkçeleşmiş Türkçedir’ kabulü de Ali’nin ‘Gazetemizin Dili’ adlı makalesinden (Hayat 7, 1905) doğrudan ilham almıştır.” [10]

1906’da Füzuyat adlı bir derginin de başyazarlığını yapan Hüseyinzâde Ali Bey, dergide sünnî-şiî kavgasının bitmesine, Osmanlı-Türk medeniyetinin benimsenip sevilmesine çalışmış ve bu dergi Azerbaycan’da bir edebi akımın doğmasına yol açmıştı.

 

Ali Bey, 4 Aralık 1910’da Bakü’den ayrılarak 5 Ocak 1911’de İstanbul’a gelmiştir.

Tıbbiyeye bir dilekçe vererek eski görevini istemiş ve cildiye bölümüne tayin edilmiştir.

Bakü’den döner dönmez Türkçülük faaliyetlerine devam eden Hüseyinzâde Ali Bey, amacı Türk dünyasını tanımak ve tanıtmak olan Türk Derneği saflarına katılmıştır.

Kitaplar, broşürler basan, seminerler düzenleyen derneğin “. . .  ömrü uzun süreli olamadıysa da, attığı tohum çorak bir toprağa rastlamadı.” [11]

1911’de kurulan Türk Yurdu cemiyetinin kurucuları arasında Hüseyinzâde Ali Bey de yer almıştır.

Cemiyetin tüzüğünde, Türkler’in kültürel düzeylerinin yükselmesi için bir gazete çıkarılacağı belirtilmiştir.

Ardından aynı yıl Türk Yurdu dergisi çıkarılmış ve dergi dilde, fikirde, işte birliğin bayraktarlığını yapmıştır.

Derginin yayın ilkelerinde geçen “Kavmin ekseriyetine faydalı mevzular seçilecektir. ” cümlesiyle de sadece Osmanlı Türkleri değil bütün Türk dünyasının hedeflendiği hissettiriliyordu.[12]

Hüseyinzâde Ali Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1911 yılında yapılan kongresinde, Talat Bey’in teklifi ile yeniden Merkez-i Umumi azası olarak seçilmiş[13] ve Selanik’te aynı yıl konferanslar vererek Türklere gelecek için ümit aşılamıştır.

 

  1. Dünya Savaşı’nın son zamanlarında, 1917′ de, artık Çarlık Rusyası’nın dağılması beklenmekteydi.

Bu doğrultuda, Rusya Türkleri’nin muhtariyet kazanmaları, haklar elde etmeleri amacıyla Rusya Müslümanları tarafından, Türk-Tatar Milletleri Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti kurulmuştur.

Cemiyet, 10 Aralık 1915’te Hüseyinzâde Ali Bey, Yusuf Akçura, Çelebizâde Mehmet Esat, Mükimeddin Beğcan’dan oluşan Turan Heyeti’ni yukarıdaki konularda İtilaf Devletleri’ni ikna etmesi için Avrupa’ya yollamıştır.

Yusuf Akçura ve Hüseyinzâde Ali Bey tarafından yazılan ve Budapeşte’de Almanca olarak basılan “Rusya’daki Müslüman Türk-Tatar Halklarının Haklarını Koruma Komitesinin Muhtırası” isimli broşürde Rusya Türkleri’nin sıkıntılarından, onlara yapılan baskıdan bahsedilerek son olarak şöyle deniyordu:

“Elimizi semaya kaldırarak yalvarıyoruz, bizi Rus zincirinden kurtarınız.“[14]

Ardından Ali Bey Berlin’de, Türk Kavimler Kongresi’nde bir tebliğ sunmuştur.

Tebliğ Rusya Türkleri’nin millî, iktisadî, kültürel konum ve sıkıntılarından bahsediyordu. 1916’da “Rusya’nın Mazlum Milletleri Cemiyeti” adına bir deklarasyon Hüseyinzâde Ali Bey, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Kadı Abdürreşit İbrahim’in imzalarıyla ABD başkanı Wilson’a gönderilmiştir. 

Deklarasyon “İmdadımıza koşunuz ve bizi yok olmaktan kurtarınız.“[15] cümlesiyle son buluyordu.

 

Hüseyinzâde Ali Bey 1917’de Stockholm’de yapılan Milletler Arası Sosyalist Konferansı’na Akil Muhtar ve Nesim Masliyuh ile birlikte Türk işçisi adına katılmıştır.

Konferansta Ali Bey ile Rossanof arasında Ali Bey’in Milliyet ve Çoğunluk adlı bildirisi üzerine tartışma çıkmıştır.

“Osmanlı Devleti’ndeki milliyetler meselesi ayni tarzda dünya milletlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarına bağlıdır.

 Osmanlı Devleti’ndeki milletlerin bağımsızlığını kazanması için aynı zamanda Asya ve Afrika’daki bütün kavimlerin bağımsızlıklarını kazanmaları, kolonilerin ortadan kalkması lazım gelir.“[16] diyerek tebliğine başlayan Hüseyinzâde Ali Bey, açıkça olmasa da, Osmanlı’daki milletlere bağımsızlık istenmesinin emperyalist bir oyun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Hüseyinzâde Ali Bey, 1918’de kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da çalışmıştır.

 

Ömrünü Türkçülük ve Turancılığa vakfetmiş olan Hüseyinzâde Ali Bey, Türkçülüğün yeşerme evresinde çok büyük işlere imza atmış ve Turancılığın ilk mütefekkiri olmuştur. Diğer bir deyişle o, Türkiye’ye Turancılığı getiren kişidir. [17]

Turan Manzumesi ve Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak düsturu ile bir yol açmış ve Yusuf Akçura’nın tabiriyle, onun şâirane Türkçülüğü Ziya Gökalp’i yaratmıştır.

Nitekim Ziya Gökalp’e asıl hüviyetini kazandıran Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak formülünün ilham kaynağı da Hüseyinzâde Ali Bey’dir. 

Gökalp’in  makalelerinden oluşan bir kitabının adı da  Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak ‘tır. [18]

Hüseyinzâde Ali Bey,  Ebu Turab Ahund’a cavap olarak yazdığı “Bize Hangi ilimler Lazımdır?” adlı makalesinde Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak gerektiğini, bu şekilde milletin yaşayıp ilerleyebileceğini yazmıştır. [19]

Bu hizmetiyle denebilir ki, Hüseyinzâde Ali Bey Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini de etkilemiştir.

Zira O, Ziya Gökalp’i, Ziya Gökalp da Atatürk’ü derinden etkilemiştir.

Atatürk’ün Gökalp için fikrî babamdır demesi herkesin malûmudur. 

Ziya Gökalp’in Yalavaç [20] Abdullah Cevdet Bey’in ise “. . .  Allah elçisi gibi idi. “[21] dediği Hüseyinzâde Ali Bey, Türkler arasında din, Müslümanlar arasında da mezhep ayrışmasının kalkması için çalışmış ve böylece Turan’a ulaşılabileceğine inanmıştır.

Boyculuk yapmadan bütün Türkler’in birliğinden yana tavır alan Ali Bey Türkiye’de ve Azerbaycan’da birçok kişiye ilham kaynağı ve yol gösterici olmuştur.

 Şu da vardır ki, Ali Bey literatürümüze duruma çok uygun bir kelime sokmuştur:

Yangeldizm.

 Sorunların kaynağı belki de bu hastalıktı.

 “Filhakika biz asırlardan beri yan gelmiştik.  Avrupa’nın terakkiye doğru gidişine lakayt bir kalender nazarla bakıyorduk. 

Bizi bu yan gelmek hastalığından kurtarmak için ruhlara ateşle bir vecd verecek mukaddes bir mefkûre lâzımdı”.[22]

Turancılığın ilk isimlerinden biri olan Ali Bey’in, soyadı kanununun çıkmasından sonra da kendisine soyadı olarak seçtiği isim de “siyasî mesleği” ile ilişkilidir:

Turan.

 

Ozan KARABULAK

 

Kaynakça

 

Akçura, Yusuf, Türkçülük, Toker Yayınları, İstanbul, 1990

 

Bayat, Ali Haydar, Hüseyinzâde Ali Bey, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1998

Çakır, Göktürk Ömer, “Gökalp’a Türkçülüğü Aşılayan Adam Hüseyinzâde Ali Turan”, Orkun, Sayı 54

 

Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları, Varlık Yayınları, İstanbul, 1969

 

Gültepe, Necati,  Turan  Turancılık Tarihinin Kaynakları, Turan Kültür Vakfı, İstanbul, 1999

 

Ercilasun, Bilge, “20.  Yüzyılın Eşiğinde Dört Türk Aydını:Gaspralı İsmail, Hüseyinzâde Ali, Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet”, Türkler, Cilt 14

 

Gökalp, Ziya, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İnkılâpKitabevi, Tarih yok.

 

İnan, Abdülkadir, Makaleler ve İncelemeler Cilt 2, TTK Yayınları, Ankara, 1998

 

Önen, Nizam, İki Turan:Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005

 

Ülken, Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, İstanbul, 2005

 

[1] Ali Haydar Bayat, Hüseyinzâde Ali Bey, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1998, s. 302

 

[2] Yusuf Akçura, Türkçülük, Toker Yayınları, İstanbul, 1990,  s. 149

 

[3] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Varlık Yayınları, İstanbul, 1969, s. 11

 

[4] Ali Haydar Bayat, age, 32

 

[5] Ali Haydar Bayat, age, 32

 

[6] Bilge Ercilasun, “20.  Yüzyılın Eşiğinde Dört Türk Aydını:Gaspralı İsmail, Hüseyinzâde Ali, Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet”, Türkler, Cilt 14, s. 863

 

[7] Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, İstanbul, 2005, s. 271

 

[8] Hilmi Ziya Ülken, age,  272

 

[9] Ziya Gökalp,  bunu şöyle belirtir: “Mümkün olmadığı takdirde, ıstılâhlarımızın Fransızca, yahut Rusça olacağına Arapça ve Acemce olması daha hayırlıdır. ” Ziya Gökalp,Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İnkılâp Kitabevi, Tarih yok, s. 16

 

[10] Göktürk Ömer Çakır, “Gökalp’a Türkçülüğü Aşılayan adam: Hüseyinzâde Ali Turan”, Orkun, sayı 54

 

[11] Yusuf Akçura, age, s. 173

 

[12] Nizam Önen, İki Turan: Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İletişim Yayınları, İstanbul, 2005 s. 103

 

[13] Hilmi Ziya Ülken, age,  269

 

[14] Ali Haydar Bayat, age, s. 21

 

[15] Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler 2, TTK Yayınları, Ankara, 1998, s. 294

 

[16] Ali Haydar Bayat, age, s. 61

 

[17] Nizam Önen, age, s. 110

 

[18] Ziya Gökalp,Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, İnkılâp Kitabevi, Tarih yok.

 

[19] Ali Haydar Bayat, age, s. 32

 

[20] Hilmi Ziya Ülken, age,  269

 

[21] Yusuf Akçura, age, s. 151

 

[22] Necati Gültepe, Turan  Turancılık Tarihinin Kaynakları, Turan Kültür Vakfı, İstanbul, 1999, s. 30

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s