MESUT SABRİ BAYKOZİ ———————– ALINTIDIR

  1. MESUT SABRİ BAYKOZİ

(1887-1952)

 

Dr. Mesut Sabri BAYKOZİ Doğu Türkistan’ın kuzey illerinden İli vilayeti, Gulca ilçesine bağlı Arvuz (Araboz) köyünde 1887’de dünyaya gelmiştir.

Mesut Bey 5 erkek, 2 kız olmak üzere 7 kardeşin en küçüğüdür.

Babası Sabir Haci, annesi Aysıhan’dır.

Büyük babaları, Polatkozi, Tömürkozi ve Baykozi’dir.

(Daha sonraki devrede Mesut Bey Baykozi’yi kendine soyadı olarak almıştır.)

Böylece adı Dr. Mesut Sabri BAYKOZİ olmuştur.

1859 yılında Mançur hanlığının Çin işbirliği ile Doğu Türkistan’ı istila etmesine karşı olan yerli Türk halkını güneyden kuzeye göçe zorlamışlardır.

Göç eden binlerce aileden birisi de “Polatkozi” ailesidir.

Böylece Polatkozi ailesi diğer göçmenlerle birlikte Kaşgar’ın Artuş ilçesinden göç ederek İl’i vilayetine bağlı Arvuz kasabasına yerleşmişlerdir.

Polatkozi ailesi vadiye yerleştikten sonra oranın gelişmesine büyük katkıları olmuştur.

Bundan dolayı önceleri Arvuz’a Polatkozi köyü de denilmiştir.

En büyük katkılarından biri vadiye 2 büyük kanal açarak sulamayı sağlamalarıdır.

Bunlar: Akösten (Akkanal) ve Saranösten (Deli kanaldır).

Toprağın tarıma elverişli olması ve halkın çalışma azmiyle, kanallar büyük yarar sağlamıştır.

Sonuçta ortaya cennet gibi bir yer meydana çıkmıştır.

Ne yazık ki Çin ve Mançur idaresi Türk halkının daha fazla ilerleyip insan gibi yaşamasına izin vermemiş, devamlı baltalamıştır.

Mesut Bey ve ailesi daha sonraları Gulca il merkezine yerleşmişlerdir.

Ağabeyleri, hayvancılık, çiftçilik ve ticaretle uğraşmışlardır.

Ticaret için Güney illerine gitmekle kalmayıp Özbekistan şehirlerinden Buhara, Taşkent ve Semenkant’ta ticari bağlantılar kurmuşlardır.

Daha sonraki zamanlarda Çin ile de ticaret yapmışlardır.

Böylece ailenin maddi durumu gelişmiş ve İli Vilayetinin sayılı ailelerinden biri olmuştur.

Ailenin en küçüğü olan Mesut Bey tahsil için 1904’de Türkiye’ye gönderilmiştir.

Mesut Bey Lise ve Tıp tahsilini İstanbul’da tamamladıktan sonra Gulca’ya dönmüştür.

Türkiye’de kaldığı on sene boyunca bilgisi, görgüsü artmış, dünya görüşü değişmiştir.

İttihatçıların tesiriyle millî his ve şuuru olgunlaşmış, vatan sevgisi gelişmiştir.

Dr. Mesut Bey Türkistan’a döndükten sonra önce muayenehane açarak halkına faydalı olmaya çalışmış, bu arada Sare hanımla evlenerek 5 erkek ve 2 kız çocuk sahibi olmuştur.

Sırasıyla: Ertuğrul, Uygur, Yıldırım, Tomris, Gültekin, Kıvılcım ve Yalçın’dır.

Bunun yan ısıra Çin’de bulunduğu dönemde ikinci evliliğinden Salçın ve Salkım adında iki çocuğu olmuştur.

Dr. Mesut Bey’in Türkistan’da ilkönce dikkatini çeken konu halkın cehaleti ve eğitimsizliğidir.

Zamanla konunun gerçekliği daha açıkça anlaşılmıştır.

Mesut Bey’in vatanına döndükten sonraki çalışmaları 3 bölümde incelenebilir.

Eğitim için yaptığı çalışmalar,

Türklük hakkındaki fikir ve düşünceleri,

Politik çalışmaları.

 

Eğitim için yaptığı çalışmalar:

 

Doğu Türkistan’a zorla sahip olan Çin idaresi, çıkarlarına zarar verir düşüncesiyle Türk halkını geri bırakmışlardır.

Cahil toplumların idaresinin daha kolay olacağını düşünerek halkın eğitilmesini devamlı olarak baltalamışlardır.

Dr. Mesut Bey halkının bu durumuna çok üzülmüş, ülkede bulunmadığı on yıl içinde cehaletin artmış olduğunu, gerilik ve sefalet içinde olduklarını görmüştür.

 Ülkeyi zorla ele geçirmiş olan zorbalar eğitimi geri bıraktığı gibi yenilikten yana ne varsa önlemiş, yenilikçi kişilere göz açtırmamıştır.

Dr. Mesut Bey,  bu utanç verici duruma son vermek veya biraz da olsa düzeltmek için çareler aramış kendisi gibi bu duruma üzülen vatandaşlarıyla elbirliği yaparak işe okul açmakla başlamıştır.

İlk önce Gulca’da bulunan Reşidi adlı ilkokul bakımsızlıktan dolayı ancak çalışmaktaydı.

Okul müdürü okuldan ayrılmış, öğretmenlerde işlerini yürütemiyor böylece öğretim işi geri kalmakta idi.

Mesut Bey geldikten sonra öğrencileri toplayarak okula yardım etmelerini istedi.

Diğer taraftan bu zamana kadar okula yardım etmemiş olan gençleri ve öğretmenleri, öğretmenlik yapmak isteyen gençleri toplayarak onlarla konuştu.

Onların okula yardım etmelerini sağladı.

Okul programını düzelterek, okul adlarını değiştirdi.

Okulun iç ve dış kısımlarını onartarak, işe başladı.

Sadece bununla kalmayıp Gulca’da bulunan Türk Uygur okullarının okul programlarını birleştirerek birbirleriyle yardımlaşmalarını sağladı.

Okulların bütçelerini yaparak, gelir giderini ayarladı.

Bunu sağlamak için Ramazan aylarında İli’deki yurttaşlardan para toplayarak bu işi başarmaya başladı.

 Böylece iki buçuk seneye yaklaştığında doğru veya yanlış olduğu bilinmiyor, ortaya çıkan bir uğursuz laf – Mesut okuldan ayrılırsa ben okula para yönünden yardım edeceğim diyen bir zenginin sözü Mesut Bey’e iletildi.

Mesut Bey okuldan ayrıldı ve okul eski durumuna döndü.

Dernek Okulları: Bu sıralarda Sibirya’da sürgünde olan Türk esirleri kaçarak Gulca’ya gelmişlerdi.

Tabii olarak onların hepsi Türkiye’ye gitmek istediler.

Mesut Bey onların bilgilerinden yararlanmak için bir ikisinin olsun Gulca’da kalarak öğretmenlik yapmalarını arzuladı.

Onlardan birisi Hüseyin Bey, yalnız zenginlerin çocuklarının değil bütün çocukların faydalanmasını düşünerek diğer beylere bu konuyu açtı.

Önceleri kimseyi ikna edemedi, daha sonra Halil ve Turgut Beyler kabul ettiler.

Bu fikrini diğer genç dostlarına ilettiğinde uygun karşıladılar.

Bu işi yürütebilmek için 14-15 bin şer (Türkistan Lirası) para topladı.

Önceden var olan okullar onarıldı ve beş okul birden açıldı.

Ayrılmış olan öğretmenler çağrılarak okullar öğretime açıldı.

İşi bu duruma getirerek okulun yönetimini Halil ve Turgut Beylere vererek Mesut Bey kendi doktorluk işi ile uğraştı.

Sadece okulun danışmanlık görevini yaptı.

Öğrencileri iyi okumuş, ilerlemiş olduklarını veli ve arkadaşlarına göstermek ve bu vesileyle okulların borçlarını karşılamak için bir az para toplamak maksadıyla yılbaşı bayramı yapmak istediler.

Epey hazırlıktan sonra Mesut Beyin bahçesinde 1-2 bin kişilik yer, yüz öğrencinin gösterileri için sahne ve yer hazırlandı.

Gelen davetliler öğrencilerin jimnastik gösterileri, okudukları marşlar, türküler ve şifahen oynadıkları kısa piyes ve skeçler çok alkışlandı.

Sevgi, beğeni ile karşılandı.

Bu sevinç gün boyu devam etti. 8-9 bin şer kadar para toplandı.

Okulun borcu için endişelenen Mesut Bey bir az olsun rahatladı.

Bu sevinçli günün ertesi, okulun direkleri olan Halil ve Abdurrahman Beyler; hükümet tarafından yakalanarak hapse atıldı.

3 ay koşuşturmadan sonra öğretmenlerin bundan sonra öğretmenlik yapmamak şartıyla serbest bıraktılar.

 Bir müddet sonra Halil Bey Türkiye’ye döndü.

Böylece dernek okulları da tarihe karıştı.

İli Okulu: Bu olaylardan sonra biraz zaman geçti.

Hükümet adamları değişti.

 Yeni vali yeni kaymakam geldi.

Onların bilime saygıları var mıdır hiç olmazsa milli okul işlerine karşı çıkmazlar, engel olamazlar diye düşünmüştü.

Zaten okul çok gerekli idi.

 Böylece görünüşte bir okul açıldı.

Okulu 4 bölümlü olarak, eski dernek okullarının öğretmen ve öğrencilerini toplayarak öğretime başladı.

Yüz kadar öğrenci ilk senelerini bitirip sınavları yapıldıktan sonra tatile başladılar.

Bu sırada hükümet Mesut Bey ve Abdurrahman Bey’i habersiz olarak yakalayarak kol ve ayaklarına kelepçeler takarak hapse attılar!

Bir müddet sonra asker gözetimi altında Urumci’ye (D. Türkistan başkenti) gönderildi.

Orada vali hapishanesinde 3 ay hapiste kaldılar.

Bu zaman içinde vali sorgularını yaptı ve sonunda kelepçeler çıkartıldı.

Ve Urumçi’den 60 km. uzaklıktaki Senduba adlı bir çöle sürgüne gönderildi.

Orada altı ay kalıp birçok zorluklar geçirdikten sonra serbest bırakıldılar ve evlerine dönebildiler.

İşte böylece iki okulunda tozu dumana katıldı.

Yedi Bölümlü Okul: Bir sene geçti.

Bahattin Bey Kaşgar’dan Gulcap’a döndü.

Onu öne sürerek okul açma işine başlandı.

 Çünkü okulsuz yaşamak imkansızdı.

Yedi yıllık okulun programı yapıldı.

Onay için Valiye bir dilekçe ile gönderildi.

Vali birçok zorluklarla imzaladı.

Buna sevinerek epey masraflarla okulun yeri hazırlandı.

Ne yazık ki bu sırada Bahattin Bey vefat etti.

İşler arkadaşı Yakub Bey’e kaldı.

Mesut Bey onun arkasını bırakmadan onu teşvik etmek suretiyle nihayet okulun açılış günü geldi.

Okulun açılış günü il valisi Mesut Bey’i öğretmenler arasında görerek öğretmen olup olmadığını sordu.

Olumlu cevap alınca sessiz kalmış.

Ertesi gün Yakup Bey’i çağırtarak, Mesut Bey hükümet önünde suçlu diyen bahanesiyle okul açılmasın demiştir.

 Yakup Beyin şevki kırılarak okul da açılamadı.

Okul ve okuma işleri yukarıda anlatıldığı gibi 3-4 defa denendikten sonra Mesut Bey bu işte şanssızlığını anlayarak kendini çekti.

Merkez Reşidi ve Don Mahalle Gani Ahun Okulu: Bundan sonra işin arkasında durarak bu iki okulun para ve eğitim işlerini yürütmek öğretmenlerin bilgi yönünden eksikliklerini doldurarak onları bu Milli ve Uluğ işe heveslendirmeye koyuldu.

Onun için haftada bir defa ders verdi.

Bu işleri daha fazla devam ettiremedi.

1934 Aralık ayında Gulca’dan ayrılıp altı şehire (Cenuba) geçerek orada bir seneye yakın kaldıktan sonra Hindistan’a geçti.

Orada 3 ay kaldıktan sonra gemi yolculuğu ile Çinin Şanhay şehrine ulaştı.

 Ayrıca, Dr. Mesut Bey Çin’de bulunduğu 13 yıl içinde okul açıp Türkçe ders vermek suretiyle, Oradaki Türkistanlı çocukların Türkçe eğitimi görmelerini sağlamıştır.

 

Kaynak:

1- Altay Mecmuası – Yazar: İsa Yusuf ALPTEKİN

2- Türkistan Tarihi – Yazar: Polat KADİR

 

Türklük hakkındaki fikir ve düşünceleri:

Dr. Mesut Bey Türklüğe gereken önemi vermiş, Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar v.b. toplumların başkalarının iddia ettiği gibi ayrı ayrı milletlerden olmayıp Türk milleti olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.

Türklük hakkındaki fikir ve düşünceleri yazdığı Türklük oranı (bilinci-şuarı) adlı kitabında geniş şekilde açıklamıştır.

Dr. Mesut Sabri’nin Türklük konusundaki fikir ve düşünceleri Çin ve Rus idaresi tarafından beğenilmemiş, Pantürkist, bölücü emperyalistlerin casusu ve çeşitli hakaret ve sıfatlarla suçlamışlardır.

 Dr. Mesut Bey bu asılsız suçlamalara aldırmadan vatanı için yararlı gördüğü her şeyi yapmıştır.

Kaynak: Türklük Oranı – Yazar: Dr. Mesut Sabri BAYKOZİ

 

Politik Çalışmaları:

1932 senesi: Doğu Türkistan’ın güney illerinden Kumul’dan başlayarak Çin idaresine karşı ayaklanmalar başladı, kısa zamanda her tarafa yayıldı ve başarılı oldu.

Kaşgar merkez olmak üzere 1933’de “Şarkı Türkistan İslam Cumhuriyeti” kuruldu.

Ne yazık ki fazla yaşamasına izin verilmedi.

Çin ve Rus işbirliği ile kısa zamanda parçalandı. Kuzeyden gelen Rus ordusu önüne çıkan her engeli yakıp yıktı pek çok masum insan öldürüldü.

Bu durumda Mesut Bey Gulca’da daha fazla kalmasının tehlikeli olacağını düşünerek arkadaşlarıyla birlikte Kaşgar’a geçtiler.

Orada Cumhuriyet kurucularıyla görüşerek işlerine yardımcı olmaya çalıştı.

 Kaşgar’da ancak bir sene kalabildi.

Bu arada Yenihisar’da bulunduğu sırada bazı yakın arkadaşları çarpışmalarda şehit düştü.

Ne yazık ki Cumhuriyet dağıldı, bunun üzerine orada daha fazla kalmanın faydasızlığını görüp çok sevdiği vatanından ayrılarak 1934’de birçok zorluklarla Himalayalar’ı geçip Hindistan’a gelir.

Bir yıl sonra Çin’e geçer.

Çin’e gitmesindeki amaç, yurtta kötüye gitmekte olan duruma çare aramak, yapılan zulmü iktidardaki sorumlu devlet adamlarına anlatmak ve durumu olanaklar nispetinde dünyaya duyurmaktı.

Zulme karşı en etkili yolun silahla mücadele demek olduğunu biliyordu.

Ne var ki bu denenmiş ve dış güçlerin işbirliği ile çok kan dökülmüş, sonuç hüsran olmuştur.

Yenilginin başlıca nedenleri: Halkın cehaleti, coğrafi konum, denizlere kapalı oluşu, yayılmacı bir devletle komşu olma, dünyanın en kalabalık nüfuslu devletine bağlı olmak, ileri devletlerden uzak olma gibi sebeplerdir.

Dr. Mesut Sabri Bey Çin’e geldikten sonra daha önce Çin’de bulunan Türkistanlı milliyetçilerden İsa Yusuf Alptekin Bey ve diğer yurttaşlarla temasa geçmiş, daha sonra merhum M. Emin Buğra Bey onlara katılmıştır.

Böylece bir araya gelen Türkistanlılar vatan ve millet için birlikte çalışmaya başlamışlardır.

 Bunun sonucunda Dr. Mesut Sabri Bey 12.12.1935 tarihinde Çin devletinin 5. Kurultayında Merkez Komite Üyesi, daha sonra Devlet Konsey Üyeliğine seçildi.

Sonuncusu bütün Çin’de 40 kişiden ibaret olup biri Moğol, biri Tibetliydi.

Daha önceleri Türkistanlılardan kimse seçilmemişti.

Bu seçilmenin yararı Türkistanlıların sorun ve isteklerini Çin hükümet sorumlularına anlatmak olmuştur.

Çalışmalardan biri 8. Kurultay için, orada bulunan Türkistanlıların fikir birliği ile hazırlanan konuşma idi.

Meclis’te yaptığı bu konuşma çok etkili olmuştur.

Çin’de o zamana kadar Türkistan konusunda kimsenin duymadığı fikirler ve istekler ortaya atılmıştır.

Türkistan halkının gördüğü zulüm ve haksızlıklar anlatılmış, bunların düzeltilmesinin hayati önem taşıdığı vurgulanmıştır.

Bu konuşma “Bir Nutuk” adıyla İsa Y. Alptekin tarafından kaleme alınıp taş baskı ile yayımlanmıştır.  

1947 yılında Süleyman Selçuk bunu tekrar yayınlamıştır.

Bu arada, D. Türkistan’ı 1933’ten itibaren 10 sene idare eden umumi vali Şin-Şi Say’ın Ruslarla arasının açılması sonucu Çin’e sığınmak mecburiyetinde kaldı.

Şin-Şi-Say iktidarda kaldığı 10 sene zarfında kurduğu baskı, zulüm ve işkence neticesinde halktan topladığı 12 ton altın ve diğer kıymetli malları merkezi hükümete teslim etmesine karşılık olarak hükümet kendisini Orman ve Ziraat Bakanlığı vererek ödüllendirdi.

10 sene Doğu Türkistan halkına kan kusturan zalimin cezalandırılması beklenirken bu şekilde taltif edilmesi Türkistanlıları son derece rencide etmiştir.

Bunun üzerine o yıl yapılan Çin Milli Kurultayı’nda Mesut Bey tercümanlığını büyük  oğlu Ertuğrul’a yaptırdığı bir konuşma ile Şin’i ağır bir dille eleştirerek 10 sene içinde 300 binden fazla insanın hapse atılmasına, mal ve mülkünün alınması, çoluk çocuk  ve çocuğunun   sokağa   atılması, hapse   atılanların   en ağır işkencelerle öldürülmüş olmalarını açık olarak anlatmıştır.

Bu günahsız insanlar Japon, İngiliz, Amerika ve diğer devletlere casusluk yapmakla suçlanmışlardır.

Diğer taraftan Ruslarla işbirliği yapılarak, Türkistan’ın zenginlikleri Sovyetlere aktarılmıştır.

Bunlardan bazıları, boru hattı döşenerek petrol akıtılması, 100 binlerce büyük baş hayvan sevkiyatı v.b. dır

“Böyle bir hainin cezalandırılmasını bekliyoruz, taltif edilmesini değil” diyerek bitirdiği konuşmasının üzerine delegeler Şin’e karşı oldukça büyük bir öfke duymuşlardır.

Fakat öfkeleri, daha çok Sovyetlere gösterilen iyilikler ve işbirliği ve bunun yanı sıra Çin Hükümeti tarafından gönderilen memurların öldürülmeleri içindir.

Yoksa Türkistan’da yaşayan halka yapılan zulüme karşı oluşan bir öfke değildir.

Delegelerin bu tepkilerine karşı Çan-Kay-Şek hiddetle kürsüye gelerek : “Hata ediyorsunuz, ne yaparsa yapsın Sovyetleri oyalayarak Sincan’ı (Doğu Türkistan) Çin toprağı olarak koruyabilmesi büyük bir hizmettir, diğer taraftan hiç bir umumi vali merkeze bu denli büyük hazine getirmemiştir” demiştir.

Çan-Kay-Sek’in bu sözü üzerine Dr. Mesut Bey büyük bir medeni cesaret göstererek salonu terk eder ardından diğer Türkistanlı delegeler de onu takip ederler.

Çin Hükümetinin Doğu Türkistan’a asker ve göçmen gönderme eylemine karşı çıkan Dr. Mesut Bey ve arkadaşları Çin hükümetine 28 maddeden oluşan bir muhtıra verirler.

Özerklik isteğinde bulunulur.

Çin Anayasası için Doğu Türkistan’da yaşayan halka öz adı olan Türk denilsin ve Muhtariyet verilsin gibi teklifler verilmiştir.

1944’de Şin’in merkeze sığınmasından sonra Türkistan’a U-Cun-Şin adında fanatik bir Çinli Umumi Vali olarak atanır.

Değişen bir şey olmamış, zulüm ve işkence yine devam etmiştir.

Bu sırada Kuzey illerinden İli, Çöçek ve Altay’da halkın desteğiyle ayaklanma çıkmış, kısa zamanda başarılı olmuştur.

İli merkez olmak üzere “Şarki Türkistan Cumhuriyeti” adında bir devlet kurulmuş olup Hükümet Başkanlığına Ali Han Töre atanmıştır.

Bu olaylara “U”nun yapabileceği fazla bir şey yoktur, İli inkılapçılarına başlangıçta Sovyetler yardım eder ama daha sonraları yardımı çeker.

Ali Han Töre’yi kaçırıp kalan yetkilileri de uçak kazası süsü vererek öldürürler.

Böylece Cumhuriyet dağılır.

1944’de Dr. Mesut Bey ve oğlu Ertuğrul Çin’deki diğer Türkistanlılarla beraber Urimçi’ye dönerler.

Merkez Hükümet Dr. Mesut Bey’i Teftiş Kurulu Başkanlığına, M. Emin Bey’i İmar İşleri Başkanlığına, Isa Beyi Hükümet Üyeliğine atar.

Bu atamalar Türk halkı üzerinde az da olsa bir umut kaynağı olur.

Dr. Mesut Beyin 13 sene sonra memleketine, ailesine kavuşması çok büyük bir olaydı.

Herkes büyük bir sevinç yaşadı.

Rusların kışkırtmasıyla bu sevince katılmayanlar da vardı.

Ayrıca Mesut Beyin fikirleri, menfaatlerine ters düştüğü için ne Rusya ne de Çin onu istemiyordu.

Aradan geçen 3 sene zarfında “U”nun başkanlığındaki hükümet Türkistan halkı için yararlı hiçbir iş yapmadığı gibi aksine asimilasyon hareketlerine hız vermek suretiyle büyük bir tedirginliğe sebep olmuştur.

Bilindiği gibi o zamanlar devlet tarafından halkın içinden atanan yüksek seviyede memurlar yoktu.

 İl valisi bile yerli halktan atanmıyordu.

Dr. Mesut Sabri ve arkadaşlarının

1-Yılmadan yaptıkları mücadele,

2-Üç vilayetin ayrılması,

3-“U”nun Türk halkını memnun edecek bir icraatının olmaması gibi nedenlerden dolayı:

İlk defa 28.5.1947’de bir Türk olarak, Dr. Mesut Sabri Baykozi Doğu Türkistan Umumi Valisi, İsa Yusuf Alptekin başkatip atandılar.

Türk halkı bu atamaları coşkuyla sevinçle karşıladılar.

Ne yazık ki Rus etkisinde olan İli inkılapçıları bu düzenlemeye iştirak etmiyorlardı.

Böylece Türkistan için ele geçen bu büyük fırsatı kaçırmış oluyorlardı.

 

Bu karışıklığa rağmen birçok olumlu işler yapılmıştır:

 

Halkın üzerindeki vergi yükü hafifletildi.

Bir senelik vergi kaldırıldı.

Zengin kültür kaynaklarımızı tanıtabilmek için folklor ekipleri kuruldu.

Eğitime büyük önem verildi.

240 bin adet ders kitabı bastırıldı.

 

Turfan, Piçan, Toksun gibi yerlerden başlayarak sulama ve baraj yapımına hız verildi.

Türkistan’ın verimli toprağı, boşa akan suları boldu ama halkın yararlanması için hiç bir faaliyet yapılmamıştı.

Bunu gören Mesut Beyin direktifi ile baraj yapımına başlanmış ise de hükümet katkısı yeterli olmadığı için çalışmalar çok yavaş ilerliyordu.

Bu nedenle Mesut Bey hükümet desteğine ek olarak 4100 gr. altın ve nakit para vererek katkıda bulundu.

Böylece Mart 1947’de başlamış olan barajlar aynı sene çalışır duruma getirilmişti.

Fakir ailelere kışın odun kömür yardımı sağlandı.

Urumçi’de faaliyet gösteren 90 fırın (tandır) sahibine un temin edilerek ucuz ekmek yaptırarak fakir halka dağıtıldı.

Türk halkının bilinçlendirilmesi, milli ruh ve Türklüğü aşılamak için çalışmalar yapıldı.

Bunun için bilgili, ahlaklı insanlar yetiştirmek istendi.

Böylece halkın kendilerini tanımalarını sağlayacaktı.

Gençler kendi tarihlerini, memleketlerinin durumunu, Türk olduklarını anlamaya başladılar.

Her hafta sonu yapılan gece toplantılarında gençleri edebi konulara özendirmek için yarışlar yapılır, ödüller verildi.

Türk Tarihi Türk dili edebiyatı hakkında konferanslar verildi.

“Yurdumuz Türkistan, Irkımız Türk, Dinimiz İslam” parolasını öğretmeye çalışıldı.

 Matbuata önem verildi ve geliştirilmesine çalışıldı.

Bu faaliyetler ancak bir sene gibi kısa bir zaman içinde gerçekleşti.

Bunun yanında arzu edilen birçok şey yapılamadı. Zira gereken para merkezden gönderilmiyordu.

Türkiye’ye eğitim için gönderilmek istenen 25 öğrenci için ne döviz ne de pasaport verilmişti.

Türkistan ve Türk kelimesi yasaktı.

Buna Mesut Bey ve İsa Bey şiddetle karşı çıktılar.

Diğer taraftan Türk halkının içten gelen bu sevincine gerek Ruslar ve gerekse Çinliler memnun kalmamışlardı.

Bunun sonucu olarak 17.7.1948’de Dr. Mesut Bey ve İsa Bey görevden alındı.

Onların yerine Tatar Türklerinden olan Rus taraftarı Burhan Şehidi Umumi Vali Yardımcılığına, Muhammed Emin Buğra Bey atandı.

Dr. Mesut Bey görevden alındıktan sonra evde okuyarak bahçeyle uğraşarak vakit geçiriyordu.

Babam 1949 da beni ve 2 kardeşimi Türkiye’ye tahsile gönderdi.

Bizim oradan ayrılmamızdan sonra ailemizin başına çok kötü olaylar gelmiştir.

Ailemizden 10 sene hiç haber alamadık.

10 sene sonra gelen haberlerse çok üzücü idi.

Babam Mesut Sabri, büyük ağabeyim Ertuğrul Urumçi’de hapse atılmış, küçük ağabeyim Yıldırım Gulca’da hapse atılmış 2 sene sonra kurşuna dizilerek idam edilmişti.

Babam hapisteyken hastalanmış ve eve çıkarılmıştır, orada devamlı asker gözetiminde tutulmuş, zaten çok hasta olduğundan hastalığı gün geçtikçe ağırlaşarak 1952 yılında Allah’ın rahmetine kavuşmuştur.

Büyük ağabeyim Ertuğrul 10 yıl hapisten sonra Kuçar Vilayetinin tarım bölgesine gönderilmiştir.

Orası mahkumların çalışma bölgesidir (yarıaçık cezaevi).

Burada çok ağır şartlarda çalışırken elim bir trafik kazasında yaralanmış ne yazık ki tedavi edilmesi için ne bir doktor ne de hastane olmadığından bir kaç saat ıstıraptan sonra hayata gözlerini yummuştur.

1978’de annem Sare BAYKOZİ, ablam Tomris BAYKOZİ, bütün olayların sorumluluğu ile ıstırap dolu bir yaşamdan sonra vefat etmişlerdir.

Ailemin başına gelen bu feci olaylar, ancak küçük bir kesit, küçük bir bölümdür.

Bütün Türkistan halkının çektikleri ve çekmekte oldukları ıstırap ve horlanmalar kitaplara sığmaz.

Dünyada insan hakları savunucusu ülkelerin, Dr. Mesut Sabri BAYKOZİ’nin verdiği mücadele ile Türkistan halkının bağımsızlığına kavuşması yolundaki haklı mücadeleyi desteklemeleri gerektiğine büyük inancım vardır.

Başka mazlum ülkeler gibi Türkistan halkı da er geç yabancı boyunduruğundan kurtulacak bağımsız, demokratik, özgür bir ülke olacak, dünya ulusları arasındaki onurlu yerini alacaktır.

Bundan hiç bir şüphemiz yoktur.

İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor; Bir milyardan fazla nüfuslu bir devletin bizim gibi küçük, 25 milyon nüfusluk halkın kanlarına çok mu ihtiyaçları var?

 1949 senesi sonlarında bütün Çin’de komünistler iktidara hakim olmaya başlamış ve hızla batıya yani Doğu Türkistan’a doğru ilerliyorlardı.

Tehlikenin artmakta olduğunu gören memleketin ileri gelenleri ve yakın dostları Dr. Mesut Bey’e gelerek ve ısrarla memleketten ayrılması ricasında bulunmuşlardır.

Buna karşılık Dr. Mesut Sabri Beyin cevabı şöyle olmuştur : “Hayatım boyunca memleketim ve halkım için yararlı gördüğüm her şeyi büyük bir arzu ve gururla yaptım.

Bundan dolayı bütün sorumluluğu üzerime alıyorum.

Benim yerime kimse hesap vermek zorunda kalmamalıdır.

Hukuki mesuliyet ve sorumluluk bana aittir.

Yurdumu terk etmek veya kaçmak çare değildir ve benim inançlarıma tamamıyla ters düşer” diyerek ricalarını geri çevirmiş ve sevdiği topraklarda kalmıştır.

 

Kaynak :

1- Türkistan Tarihi – Yazar: Polat KADİR

2- Esir Doğu Türkistan – Yazar: İsa Yusuf ALPTEKİN

Kızı Em. Tb. Gültekin PEHLİVAN (BAYKOZİ)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s