MAGCAN CUMABAY ——————————- ALINTIDIR

MAGCAN CUMABAY

Magjan Jumabay

Doğum,    25 Haziran 1893, Akmolla bölgesi.

Ölüm,  19 Mart 1938.

    Türk (Kazak) Şair, Yazar, Pedagog, Türkolog.

Dönem 1912-1929

Cumabay, Mağcan Bekenoğlu.

(Kazak Türkçesi: Магжан Бекенулы Жумабаев, Mаgjаn Bekenulı Jumаbаev)

(25 Haziran 1893 – 19 Mart 1938) –

Kazak Türkleri edebiyatının 20.asrın başındaki yıldızlarından biri ve önemli bir şairi.

Doğum yeri Akmola.

 (şimdiki Kuzey Kazakistan oblusu Bulayev avdanı).

 

1905 – 1910 yılına kadar Mağcan, Petropavl (Kazakca: Қызылжар, Qızıljar) medresesinde, Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenmiş.

1910 ve 1911 yıllarında Ufa medresesinde, Galimjan İbragimov isminde bir Öğretmen’den Volga Tatar kökleşik yazar eğitimi almıştır.

 

 

 

UZAKTAKİ KARDEŞİME

 

 

” Bu şiir, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşına atfen,

Büyük şair Mağcan Cumabay tarafından

Kazakistan’da 1918-1919 kışında yazılmıştır.”

 

Uzakta ağır azap çeken kardeşim

Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim

Etrafını sarmış düşman ortasında

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim

 

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim

Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim

Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman

Diri diri derini soymuş kardeşim

 

Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay

Anamız bizim? Bizlerse birer tay

Bağrında yürümedik mi serazat

Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?

 

Alaca altın aşık atışmadık mı?

Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?

Anamız olan Altayın ak sütünden

Beraber emip, beraber tadışmadık mı?

 

Akmadı mı bizim için dupduru bulak

Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek

Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi

Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak

 

Altay’ın altın günü nazlanarak

Gelende sen pars gibi bir er olarak

Akdeniz, Karadeniz ötelerine

Kardeşim, gittin beni bırakarak

 

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam

Uçsam diye davransam bir türlü uçamam

Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı

Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan

 

Kurşunlar genç yüreğime saplandı

Günahsız temiz kanım su gibi aktı

Kansız kalıp kuruyup bayıldım

Karanlık hapse sıkıca kapattı

 

Görmüyorum gece gezdiğimiz ovayı

Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı

Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp

Bizi büyüten altın anam Altay’ı

 

Ey Pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?

Dağılıp yılmayan yağan oklardan

Türk’ün pars gibi yüreği varken

Korka kul mu olduk düşmandan sinen

 

Kudrete hamle eden Türk’ün canı

Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?

Ateşi söndü mü yürekteki, kurudu mu

Kaynayan damarındaki atalar kanı

 

Kardeşim sen o yanda, ben bu yanda

Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza

Layık mı kul olup durmak? Gel gidelim

Altay’a, ata mirası altın tahta

 

MAĞCAN CUMABAY

 

1893 yılında kuzey Kazakistan’ın Petropavlovsk bölgesinde dünyaya gelen Kazak edebiyatçısı, gazeteci, pedagog ve Türkolog olan Mağcan Cumabay’ın Türkiye Türklerinin gönlünde özel bir yeri ve önemi vardır.

11 Şubat 1938 tarihinde inandığı değerlerden taviz vermediği için kurşuna dizilerek öldürülen Mağcan Cumabay, Uzaktaki Kardeşime adlı şiiriyle Anadolu’da kurtuluş savaşı veren Türkiye Türklerine mücadele azmi vermiştir.

Onun bu asil davranışı Türk Dünyasını ne kadar yürekten takip ettiğinin de bir işaretidir.

 

 

 

MAĞCAN’A CEVAP

 

 

“Bu şiir, Büyük şair Mağcan Cumabay’a Türkiye’den    80 yıl gecikmiş bir cevap ve vefa borcunun ifasıdır”  

2002 Şubat 

 

Uzaktan azabımı bilen kardeşim

Sevgisiyle gözyaşımı silen kardeşim

Özü amansız düşman ortasında

Gönlünü derdime bölen kardeşim

 

Ağır kaygılarla doldum kardeşim.

Kuruyup Lale gibi soldum kardeşim.

Taş yürekli düşmanı sen hep bilirdin.

Ben şimdi haberdar oldum kardeşim

 

Ortak anamız idi, Altın Altay

O bir Tulpar idi, bizler birer tay

Bağrında şimşek gibi çakardık

Karşımızda sönük kalırdı, gün ve ay

 

Alaca altın aşık atıştık elbet

Tepişip bir döşekte yatıştık elbet

Altay gibi bir ananın ak sütünden

Beraber emip, beraber tadıştık elbet.

 

Bizim için dupduru bulaklar aktı.

El attığımız yerde şimşekler çaktı.

Emrimizdeydi uçan kuş ve kopan yeller

Bindiğimiz atlar tıpkı buraktı.

 

Bir gün ortak hayatın süresi doldu.

Tanrı emriyle sefer mukadder oldu.

Bedenim Akdeniz–Karadeniz arkasında

Yüreğim Altın Altay’da kaldı.

 

Bilirim öksüz kalıp kanat açamadığın

Uçmaya davransan da uçamadığın

Yön bulduran, yol gösteren can olmayınca

Düşman kurşunlarından kaçamadığın

 

Sana değen kurşun, bana saplandı

Günahsız kanımız birlikte aktı

Toprağa düşen kan, onu yurt kılar

Bizi ayrılıp, bölünmek yaktı.

 

Ben de hasretim, gezdiğimiz ovaya

Gündüz güneşe, gece gümüş nurlu aya

Bizi ipek kundaklara sarmalayıp

Bağrında büyüten anamız Altay’a

 

Ulu bütünden ayrılıp uzağa düştük.

Tarihin kazanında yıllarca piştik.

Dağılıp yılmadık yağan oklardan

Yiğitlik suyunu biz özünden içtik.

 

Kudrete hamle eden Türk canı

Ne hasta düştü, ne de tükendi hali

Sönmedi yüreklerdeki ateş

Kurumadı damardaki atalar kanı

 

Kardeşim, sen o yanda, ben bu yanda

Kudret doğmaz ayrı ayrı yatanda

Gücü-kuvveti toplamak gerek

Atalardan miras ortak vatanda.

 

FEYZULLAH BUDAK

 

 

 

 

Kazakistan’da doğup Türkistan’ı kucaklayan, ateşli yüreğinin tutuşturduğu kalemiyle büyük Turan ülküsüne hizmet eden bahtsız yiğit.

MAĞCAN’IN ANNESİ GÜLSIM HANIM VE KARISI ZELİHA

 Bu ülkünün neferleri Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkiye, Azerbaycan, Kırım, İran, Doğu Türkistan, Kerkük, Tataristan hasılı Türklerin anayurdunun her bucağında aynı kaderi paylaşmıştır:

Zulüm, sürgün, iftira, işkence, yalnızlık ve ölüm…

 

Mağcan Türkistan’ın değişik şehirlerinde farklı aydın hareketlerinin içerisinde yer alır.

 Türklerin hürriyet mücadelesine destek verir şiirleriyle.

Hapse girer, Gorki’nin çabalarıyla kurtulur.

Sürgün cezası yer.

Yanına hiç bir dostunun yaklaşmasına izin verilmez ve yapayalnız bırakılır.

Geçimini sağlayamayacak hale getirilir.

 Bu durumda bile sadece “Ey yüreğim benim ne suçum var/Bu milleti sen sev dedin, ben de sevdim” serzenişinde bulunur.

Sonunun ölüm olacağını biliyordu.

Stalin kasabı karar verdikten sonra Türk aydınlarının susturulması için gerekçe mi yoktu?

Mağcan da “Japon casusu” olduğunu kabul etti işkencede ve 1938 Mart’ında şehadete yürüdü…

Adının anılması bile yasaklandı.

1993 yılında Nursultan Nazarbayev devlet töreniyle doğumunun 100. yılında Mağcan’ın çalınan itibarını ait olduğu yere, Turan ülküsüne inananların gönlüne iade etti…

Çanakkale Şavaşları sırasında yazdığı Uzaktaki Kardeşime (Alısdaki Bavırıma) şiiri Mağcan’ın gönlünün genişliğinin ve Türk ülküsüne inancının mührü gibidir.

 

Mağcan Cumabay 1893’te Kazakistan’da doğmuş bir Türk milliyetçisidir.

Dünyaya geldiği çağda, ülkesi Rus işgali altında idi.

Onun çocukluk yıllarında Rusya’da I. Bolşevik İhtilâli gerçekleşmiş; gençlik zamanında da 1917 Komünist Devrimi olmuştu.

Cumabay, işte bu ortamda kendisini yetiştiren, birkaç yabancı dili mükemmel bilen, bir şair, bir fikir adamı, her şeyden öte bir Türk Milliyetçisiydi.

Türklerin Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar vs. isimleri altında kabile Milliyetçiliğiyle değil, birlik içinde, büyük Turan ülküsüyle selâmete çıkacağına inananlardandı.

 

Rusya’da, I. Bolşevik İhtilâli’nden sonra Kazak Türklerinin bağımsızlığını sağlamak amacıyla bir “Alaş Hareketi” başlatılmıştı (bütün Kazak Türkleri kendilerinin Alaş adlı bir atadan türediklerini sanırlar).

Mağcan da, Alaş üyelerinden birisiydi.

Ancak Rus Çarlığı’nda meşrutî yönetimin feshi ve arkasından çıkan I. Dünya Savaşı bu hürriyet faaliyetlerine set çektiyse de, Türk-Kazak milliyetçileri özellikle 1916 Türkistan Ayaklanması’nda aktif rol oynadılar.

İstiklâl ortamının sağladığı ferahlıktan da yararlanan Alaş Orda Partisi, 1917 Ağustos’unda Kazakistan hükûmetini kurdu.

Ama komünistler iktidara geldikten sonra tam bağımsızlık yanlısı bütün Türkçüler birer birer ortadan kaldırıldı.

Bununla beraber, onların da aralarında anlaşmazlıklar doğdu.

Turar Rıskulov ve Sultan Galiyev gibiler Sovyet-Rusya’ya hâlâ güvenirlerken, bir kısım Türkçüler de hürriyetin hiçbir ülkenin yardımı olmadan kazanılacağına inanıyorlardı.

Öğrenim hayatı sırasında Kazan’a giden ve buradaki Türk milliyetçileriyle de tanışma imkânı yakalayan Cumabay, Alaş Hareketi içinde de yer aldı.

Türkistanlı ve İdil-Urallı aydınların yazı yazdığı pek çok gazete ile dergide şiirler kaleme alan Mağcan Cumabay, 1925’e kadar Sovyet-Rus hükûmetiyle mücadelesini sürdürdü.

 

O elbette ki, uzaktaki kardeşleri Türkiye Türklerinin İstiklâl Savaşı’nı da yakından takip ediyordu.

Sovyet-Rus İmparatorluğu’ndan kalkıp, Türk Kurtuluş Savaşı’na katılamamıştı fakat en iyi yaptığı işle, yani şiirle bu kutlu davaya destek vermek amacıyla “Alıstaki Bavrıma” (Uzaktaki Kardeşime) adlı, o müthiş ve anlamlı mısraları yazdı.

 

Zaten çoktan beridir KGB tarafından izlenen Mağcan’ın bu teşebbüsü komünist yönetimi daha da kızdırdı.

Bundan başka yine bütün Türk dünyasınca bilinen “Türkistan” şiiri de onun sarsılmaz ve tartışılmaz Türkçülüğünün bir dışavurumuydu.

Bu yüzden zindanlara atıldı, sürgünlere gönderildi.

Ama bu yiğit Türk milliyetçisi omuzlarındaki ağır baskıya rağmen, hiçbir vakit haklı davasından geri durmadı.

1938 yılında 45 yaşlarındayken komünist diktatör Stalin’in emriyle kurşuna dizildi.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s