DADAİZM ———————— ALINTIDIR

DADAİZM

 

Jean   Arp,   Richard   Hülsenbeck,   Tristan  Tzara,  Marcel Janco  ve   Emmy  Hennings’in  aralarında  bulunduğu  bir  grup  genç  sanatçı  ve  savaş  karşıtı  1916  yılında  Zürih’te Hugo   Ball’in  açtığı     Kafe’de  toplandı.

 

 

Fransızca’da oyuncak  tahta  at  anlamına  gelen  Dada  akımın  ismi   olarak  seçildi.

Bildirisi de  burada  açıklandı. 

1923’de   tüm    Avrupa’ya  yayılan  o dönemin  tüm  gelenekçi  anlatım  biçimlerine karşı  çıkan  ve  temelde  yıkıcı  olan  bir   sanat,  düşünce ve  edebiyat  akımıdır.

 

Birinci Dünya savaşıyla birlikte yüzyılın çelişkilerinin patlak verdiği bir sırada, ideolojik ve estetik baskılara bir tepki, geleneksel sanatı bütünüyle yadsıyan bir başkaldırı olarak ortaya çıktı.

Kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurguluyorlardı.

Bu akımın sanatçıları alışılagelmiş resim tekniklerini bırakarak gündelik kullanılan kağıt, ağaç gibi eşyaları birbirleri ile birleştirerek ilginç eserler ortaya koymuşlardır.

 

 

Bu hareket içinde gelenekçi sanat da olabildiğine inkar edilip alaya alınmıştır.

Duchamp’ın bıyıklı ve isterik bakışlı Mona Lisa tablosu, bu düşüncenin haşin bir örneği olarak ün kazanmıştır.

Dadaizm’im öncülerinden  Macar şair Tristan Tzara 1917’de DADA dergisini çıkarmaya başladı.

Bu dergide Dadaizm’in öncüleri ses şiiri, anlamdışılık şiir ve şans şiiri adını verdikleri yeni şiir biçimlerini denemeye başladılar.

Sonra Fransa’nın önde gelen şairleri de dergide çalışmaya başladı.

Dadaist sanatçılar sanat konusunda fazlasıyla eleştireldi.

Yüksek ve güzel olduğu düşünülen sanatı üreten ve ona tapan toplumla    1.Dünya Savaşı’na sebep olan toplum ne de olsa aynı toplumdu.

Dadaistlere göre sanat dolaylı yoldan da olsa suçluydu. 

Daha da kötüsü eğer Alman erkekleri Fransızları ve Rusları süngüleriyle şişlemeye sırt çantalarında Goethe’nin kitabıyla gidiyorlarsa bunu sanat insanlığı aptal yerine koyduğu, insanların dünyayı olduğundan daha güzel bir yer olarak görmelerine neden olduğu için yapıyorlardı.

İşte Dadaistleri en çok kızdıran ve radikal ifade yollarına iten de buydu. 

Dada yerleşik sosyal estetiğe acımasızca bu yüzden saldırmıştır.

Güzelliğin, simetrinin ve anlamın bozguna uğratılması  ve geleneksel malzemelerin reddedilmesi Dada’nın başlıca özellikleriydi.

 

 

Dada’nın hemen hemen her şeyi inkar etmesi, yeni ve güçlü iletişim yöntemleri yaratmış; bunlar şiirde yeni biçimlerin kullanılması, görsel iletişimde ise kolaj ve fotomontaj gibi teknikler olmuştur.

Bu tekniklerde resimli dergilerden, eski mektuplardan , basın ilanı ve etiketlerden kesilen fotoğraflar yeni bir düzenlemeyle yapıştırılmış ve birbiriyle ilgisi olmayan  bu resim ve işaret parçalarından , yeni anlamlar yaratan  bağlantıların kurulduğu , genellikle kışkırtıcı nitelikte düzenlemeler oluşturulmuştur.

 

 

Hans Arp ”Sosyal estetikten zamanla daha fazla uzaklaştım” adlı yazısında Dada hareketini özetlemiştir.

Dada insanın akla uygun davranışlarını ortadan kaldırmayı ve de doğal ve mantıksız düzene yeniden kavuşmayı amaçlamıştır.

Dada insanın mantıklı anlamsızlıklarını, mantıksız saçmalıklarla değiştirmeyi istemektedir.

 İşte  bu yüzden biz Dada’nın büyük davulunu bütün gücümüzle çalıyoruz ve mantıksızlığın övgülerini tüm nefesimizle üflüyoruz.

Dada için felsefeler bırakılmış eski bir diş fırçasından daha az değerlidir.

Dada onları büyük dünya liderlerine bırakır.

Dada erdemin resmi sözlüğünün iğrenç entrikalarını kınamaktadır.

Dada saçma olan için vardır ki bu saçmalık anlamsızlık anlamına gelmez.

Dada doğa gibi saçma ve akla aykırıdır.

Dada doğadan yana ve sanatın karşısındadır.

Kurt Schwitters

 

1922’de üyeler arasındaki sürtüşmelerin artması, yıkıcı etkinliklerin bir sınıra dayanması ve çok sayıda  Dadaist’in Sürrealizm’e yönelmesi sonucu, varlığını sürdürecek bir zemin kalmadığı için son bulmuştur.

Kurt Schwitters

 

SANATÇILARI:

JEAN (HANS) ARP

MARCEL DUCHAMP

MARCEL JANCO

RİCHARD HULSEN BECK

MAN RAY

KURT SCHWİTTERS

MAX ERNST

 

 

 

 

 

Dadaizm

Adil Bilhan Altay

 

“Aynanın altındaki çeşme bir şişeye açılmaktadır. Aynaya baktığınızda ise kendinizi görürsünüz, akan siz misiniz zaman mı, çünkü sizde değişmektesiniz her saniye her zaman.

” İşte böyle yaşayan bir eseri üretebilecek akım Dadaizm.

Dada, 1916’da Zürih’te doğmuş olan bir sanat akımıdır.

  1. Dünya Savaşı’nın katliamlarına ve budalalığına duyulan nefretten doğan bu hareket, şok etkisi yaratan taktiklerle ve alay ederek, teknolojik ilerlemeye körü körüne bağlanmanın yüzeyselliğini, Avrupa toplumunun yozlaşmasını, savaş, toplum, gelenek, din ve sanat gibi tüm yerleşik değerleri protesto etmekteydi.

Dada hareketi yaratıcı sanatı canlandırma amacıyla yeni deneysel ifade formları bulmak için çaba göstermiştir.

Savaşın bitmesinden sonra 1918’de Dada hareketi Almanya’ya sıçradı ve burada aşırı sağın yükselen militer ve milliyetçi politikalarına bir çeşit karşı duruş halini aldı. Dada hareketinin bir diğer önemli özelliği, sürrealizmin önünü açması ve hatta temellerini atmasıdır.

Dada hareketinin içinde yer alan pek çok sanatçı daha sonraları sürrealist hareket içinde etkili olmuştur.

Dadaizmin öncülerinden genç Macar şairi Tristan Tzara (1896-1963) 1917’de DADA dergisini çıkarmaya başladı. Bu dergide Dadaizm’in öncüleri Ball, Hans Arp, Richard Hulsenbek ve Tzara, ses şiiri, anlamdışılık şiir ve şans şiiri adını verdikleri yeni şiir biçimlerini denemeye başladılar.

Kısa zaman sonra Fransa’nın önde gelen şairleri de bu dergide çalışmaya başladılar:

Aragon, Eluard, Breton ve diğerleri.

’İnsanın anlamsızlık (Unsinn) üzerine kurduğu mantıksal zincir yerine, mantıksal bağı bulunmayan anlamdışılık (Ohne-Sinn) konmalıdır.’ Dada, sanata karşı doğanın yanındadır. Dada’ya göre doğada anlam yoktu, öyleyse sanatta da anlam olmamalıydı.

Ancak Dadaistler her ne kadar sanata karşı olduklarını, geleneği reddettiklerini ve sadece yozlaşmış bir toplumla alay edip aşağıladıklarını ifade etmiş olsalar da ortaya koydukları çalışmalarla, Fütürizmin görsel alfabesini zenginleştirmişlerdir.

Kural ve dogmalardan kurtulmak sanatçıyı kendi gerçeğine daha çok yaklaştırmıştır.

Şans eseri olarak bilinçsizce yapılanın etkinliği anlaşılınca, Dadaistler kendiliğinden (spontane) olanı planlı davranışlarla birleştirmenin yollarını aramışlar; bu sentez sayesinde tipografi geleneksel kısıtlamalardan kurtulmuştur.

Dada aynı zamanda, harf biçimlerini Kübizm kavramına uyan fonetik semboller olarak değil, görsel biçimler olarak kullanmıştır.

Dada hareketine ilişkin en önemli tartışmalardan biri Dada’nın gerçekten de sanat karşıtı (anti-art) olup olmadığıdır.

 Bu tartışmanın sebebi, Dadaist sanatçıların genel olarak Sanat konusunda fazlasıyla eleştirel olmalarıdır.

‘Yüksek ve güzel’ olduğu düşünülen Sanat’ı üreten ve ona tapan toplumla, I. Dünya Savaşı’na sebep olan toplum ne de olsa aynı toplumdur.

1916’da sanat aşığı olmak, Dadaistler için, katışıksız ikiyüzlülük demekti.

 Dadaistlere göre “Sanat” dolaylı yoldan da olsa suçluydu.

Daha da kötüsü, eğer Alman erkekleri, Fransızları ve Rusları süngüleriyle şişlemeye, sırt çantalarında Goethe’nin kitabıyla gidiyorlarsa, bunu, Sanat insanlığı aptal yerine koyduğu, insanların dünyayı olduğundan daha güzel bir yer olarak görmelerine sebep olduğu için yapıyorlardı.

İşte, Dadaistleri en çok kızdıran ve radikal ifade yollarına iten de buydu.

 Dada, yerleşik sosyal estetiğe acımasızca bu yüzden saldırmıştır.

Güzelliğin, simetrinin ve anlamın bozguna uğratılması ve geleneksel malzemelerin reddedilmesi Dada’nın başlıca özellikleriydi.

 Bütün bunlar Dada için, insanlığı toplu cinayete sürükleme kapasitesi olan bir sosyal ritmin bozulmasıydı.

Dada’nın hemen hemen her şeyi inkar etmesi, yeni ve güçlü iletişim yöntemleri yaratmış; bunlar şiirde yeni biçimlerin kullanılması, görsel iletişimde ise kolaj ve fotomontaj gibi teknikler olmuştur.

Bu tekniklerde, resimli dergilerden, eski mektuplardan, basın ilanı ve etiketlerden kesilen fotoğraflar yeni bir düzenlemeyle yapıştırılmış ve birbiriyle ilgisi olmayan bu resim ve işaret parçalarından, yeni anlamlar yaratan bağlantıların kurulduğu, genellikle kışkırtıcı nitelikte düzenlemeler oluşturulmuştur.

 Alaycı ve aşağılayıcı tavrıyla toplumsal değerleri kökünden sarsan Dadaizm 1912-1922 yılları arasında resim, edebiyat, tiyatro ve müziği içine alan sanat dallarına olduğu kadar grafik tasarımın da görsel diline devrimci nitelikler getirmiştir.

1922’de üyeler arasındaki sürtüşmelerin artması, yıkıcı etkinliklerin bir sınıra dayanması ve çok sayıda Dadaist’in Sürrealizm’e yönelmesi sonucu, varlığını sürdürecek bir zemin kalmadığı için son bulmuştur.

Ancak Dada, yeniliğe ve başkaldırıya esin kaynağı olan, bir özgürleştirme hareketi olarak geçerliliği kalmamış alışkanlıklara karşı savaşması, uzlaşmaz tutumu ve tutkusu ile bugün bile entelektüel ve sanatsal buluşlara örnek olmaktadır.

Dadaizmin öncülerinden biri olan Hans Arp ‘Sosyal Estetik’ten zamanla daha fazla uzaklaştım’ isimli yazısında Dada hareketini çok iyi bir şekilde özetliyor:

“Dada, insanın akla uygun aldanışlarını ortadan kaldırmayı ve de doğal ve mantıksız düzene yeniden kavuşmayı amaçlamıştır.

Dada, insanın mantıklı anlamsızlıklarını, mantıksız saçmalıklarla değiştirmeyi istemektedir.

İşte bu yüzden biz, Dada’nın büyük davulunu bütün nefesimizle üflüyoruz.

Dada için felsefeler bırakılmış eski bir diş fırçasından daha az değerlidir.

Dada onları büyük dünya liderlerine bırakır.

 Dada, erdemin resmi sözlüğünün iğrenç entrikalarını kınamaktadır.

Dada, saçma olan için vardır ki, bu saçmalık anlamsızlık anlamına gelmez.

Dada doğa gibi saçma ve akla aykırıdır.

 Dada doğadan yana ve Sanat’ın karşısındadır”. Dada hareketi kesinlikle doğduğu zamanın özel koşuları göz önüne alınarak incelenmelidir.

Sözü geçen zamanlar, büyük bir karışıklığın olduğu zamanlardır.

1920’li yıllarda çeşitli sanat akımları içerisinde kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı.

Birinci dünya savaşı ile birlikte başlayan bunalım, umutsuzluk ve çaresizlik ortamı, özellikle Avrupa’da, toplumun hemen her kesiminde kültürel ve geleneksel değerleri altüst etti.

Bu yılgınlık ortamı, modern sanat akımlarının getirdiği yeniliklerle birlikte, sanatta yeni bir karşı duruşun ortaya çıkmasını sağladı.

Tüm gelişimiyle örtüşmemekle birlikte, on dokuzuncu yüzyılın ‘modernizm’ düşüncesinin bir parçası veya uzantısı olarak kabul etmemiz gereken Dadaizm, Fütürizm, gerçeküstücülük gibi sanat akımları, bu dönemde altın çağını yaşadı.

Tzara’nın 1921’de sahnelediği ‘Gazdan Yürek’ adlı yapıtı, her şeyi alaya alan, kontrolsüz mantık akışı ile yazılmış, tamamen görselliğe dayanan bir oyundu:

Kartondan giysilerle yapılmış boyun, göz, ağız, kulak ve kas, sırayla sahneye gelip, üç perde boyunca hiçbir anlamı olmayan şarkılar söylüyorlardı.

 Örneğin göz, tekdüze bir sesle ‘heykeller, mücevherler, kızartmalar’ sözlerini üst üste yineliyor, ardından ‘sigara, sivilce, burun’ nakaratına giriyordu.

Tam anlamıyla bilinçaltı akımı tekniğiyle yazılmış ve sahnelenmiş bu oyunların drama tekniğiyle (üç birlik kuralı) veya  mantıksal bir oyun kurgusu ile uzaktan yakından ilgisi yoktu.

Her şey, görüntüde dile geliyordu.

 Böylece ‘Modernizm’ in en önemli nimetleri arasında görülen akılcılık, aydınlanma, düşünsellik gibi kavramlar, öncü akımlar tarafından sorgulanıyor ve reddediliyordu.

Gelenekleşmiş sanat yasalarından ve pozitivist önermelerden bağımsız olarak, mantık dışı ve saçma olanı öne çıkaran, natüralist ve  gerçekçi sanat kuramlarının öz, biçim ve dil anlayışlarını hiçe sayan ‘Dada’ akımı, bu yönleriyle bir yandan Fütürizm akımı ile yakınlık gösterirken, öte yandan ‘Gerçeküstücülük’ e zemin hazırlamış oluyordu.

Sürrealizmin ortaya çıkması için sosyal bir background koşulu yoktur.

Oysa Dadaizm, sosyal koşullar olmadan var olamaz. Sürrealizm, sanatın her dalına (müzik ve az da olsa mimari dışında) yayılmıştır.

Oysa Dadaizm, sadece ‘topluma’ yayılmıştır.

Çünkü bazen de eylem şeklindedir.

Sergiden sonra, sergilenmiş bütün eserlerin topluca imha edilmesi gibi.

Amaç; mantıksal düzene alternatif yaratmak ve mantık dışı bir düzen oluşturmak yoluyla yeni bir gerçekliğe ulaşmak.

Dadaizm öldü, yaşasın Dadaizm!

 

KAYNAKÇA

BATUR, Enis: Modernizmin Serüveni, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2002.

GOMBRİCH, E.H.: Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1980.

İPŞİROĞLU, Nazan-Mahzar: Sanatta Devrim, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993.

ÖZTOPÇU, H. Avni: Doksanbeş – Doksanaltı Notları, H62, İstanbul, 2002.

TUNALI, İsmail: Felsefe Ders Kitabı, Altın Kitaplar, İstanbul, 2000.

Dadacılık (Dadaizm)

 

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve Amerika’da etkili olan, nihilist bir sanat ve edebiyat akımı. Zürich, New York, Berlin, Köln, Paris, Hannover’a (1916 – 1920) sanatseverler tarafından hızla taşındı.

Andre Breton ve Tristan Tzara’nın öncülüğünde gelişen Dadaizm, geleneksel değerlere ve savaşa karşı bir başkaldırıydı.

“Dada” sözcüğü Fransızca’da “oyuncak tahta at” anlamına geliyordu.

Dadacılar, savaşın yarattığı umutsuzluğu, burjuva değerlerine duydukları tepkiyi yansıtıyorlardı.

Dönemin estetik değerlerine de inanmıyorlardı.

Bu değerlere karşı açtıkları savaşta en önemli silahları aykırı yapıtları ve çıkardıkları yayınlardı.

Dadaizm zamanla siyasi bir nitelik kazandı.

Dadaizm’in Özellikleri

  • Akla ve alışılmışa karşı bir ayaklanmaydı.
  • Kaza ve rastlantıya dayalı teknikler Gerçeküstücüler ve Soyut Dışavurumcular tarafından kullanıldı.
  • Sanatçının zihinsel etkinliği yaratılan nesneden önemliydi. (Duchamp)
  • Dönemin geçerli estetik değerlerini yıkmaya giriştiler.
  • Berlin’de siyasal bir nitelik kazandı.

 

Dadaizmin Temsilcileri

Marcel Duchamp, “3. Standart Stopaj” Jean Arp, “Rastlantı Yasalarına Göre Düzenlenmiş Kareler” John Heartfield, “Kaiser Adolph” Raoul Housmann, Hannach Höch, George Grosz, Johannes Baader, Otto Schmalhausen, Wieland Herzfelde, Helmut Herzfelde (sonradan Alman milliyetçiliğini protesto etmek amacıyla adını John Heartfield’e çevirmiştir), Max Ernst, Johannes Baargeld, Kurt Schwitters (Yapıtlarıyla, sanat karşıtı Dadacılar’ın elde edemediği incelikli ve estetik bir etki yarattı), Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco, Emmy Hennings.

Dadaizm’in Etkileri

Dadaizm, 20. yüzyıl sanatında önemli etkiler yarattı.

Nihilist yaklaşımları, topluma getirdikleri eleştiriler ve alışılagelmiş sanat geleneklerine karşı geliştirdikleri saldırgan tavır doğrudan hiçbir akımı etkilememiş olsa da, garip, usdışı ve hayali nesnelere olan ilgileri gerçeküstücülük (sürrealizm) akımında kendine yer buldu.

Dadaistler her ne kadar sanata karşı olduklarını, geleneği reddettiklerini ve sadece yozlaşmış bir toplumla alay edip aşağıladıklarını ifade etmiş olsalar da ortaya koydukları çalışmalarla fütürizmin görsel alfabesini zenginleştirmişlerdir.

Kural ve kalıplardan kurtulmak sanatçıyı kendi gerçeğine daha çok yaklaştırmıştır.

Şans eseri olarak bilinçsizce yapılanın etkinliği anlaşılınca, Dadaistler kendiliğinden olanı planlı davranışlarla birleştirmenin yollarını aramışlar; bu sentez sayesinde tipografi geleneksel kısıtlamalardan kurtulmuştur.

Dada aynı zamanda, harf biçimlerini Kübizm kavramına uyan-fonetik semboller olarak değil-görsel biçimler olarak kullanmıştır.

Dada’nın hemen hemen her şeyi hiçe sayması ve inkar etmesi, yeni ve güçlü iletişim yöntemleri yaratmış; bunlar şiirde yeni biçimlerin kullanılması, görsel iletişimde ise kolaj ve fotomontaj gibi teknikler olmuştur.

Bu tekniklerde, resimli dergilerden, eski mektuplardan, basın ilanı ve etiketlerden kesilen fotoğraflar yeni bir düzenlemeyle yapıştırılmış ve birbiriyle ilgisi olmayan bu resim ve işaret parçalarından, yeni anlamlar yaratan bağlantıların kurulduğu, genellikle kışkırtıcı nitelikte düzenlemeler oluşturulmuştur.

Alaycı ve aşağılayıcı tavrıyla toplumsal değerleri derinden sarsan Dadaizm, 1912-1922 yılları arasında resim, edebiyat, tiyatro ve müziği içine alan sanat dallarına olduğu kadar grafik tasarımın da görsel diline devrimci nitelikler getirmiştir.

Edebiyatta Dadaizm

Kişiyi aklın tutsaklığından ve aklın kurduğu düzenden; sanatı dil, vezin, kafiye, biçim, anlam kaygılarından kurtarmak; kelimeleri bilinen anlamları ve alışılmış estetik kurallar dışında bir düzenle birleştirmek; kalıplaşmış bütün sistemleri, kuralları, gelenekleri inkâr etmek, yıkmak; kuralsızlığı kural olarak benimsemek temeli üzerine kurulmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ve savaşı izleyen yıllarda baş gösteren karışıklık ve karamsarlık, kişi ve toplum ahlâkının yozlaşması, inançların sarsılması, değer yargılarının alt üst olması; derin bir umutsuzluğa kapılan, her şeyi kuşkuyla karşılayan genç kuşağı toplumda ve sanatta alışılmış her şeyi inkâra ve yıkmaya yöneltmiştir.

Tristan Tzara adlı genç bir şairin Larousse sözlüğünden gelişigüzel açtığı bir sayfada rastladığı “dada” kelimesinin benimsenmesiyle ortaya atılan (Şubat 1916) Dadaizm, şiddetli tepkiyle karşılanmıştır.

Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber Fransızca’da “oyuncak tahta at” anlamına gelen “Dada” bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.

Savaş içinde İsviçre’de doğup 1919-1920 yıllarında Fransa’da en ateşli dönemini yaşayan, zihinleri ön yargılardan kurtarma bakımından olumlu bir yanı da bulunan bu anarşist akım, 1922’de durulmuş, daha sonra yerini sürrealizme bırakmıştır.

Dadaizm, iki türlü nitelik gösterir:

  1. a) Kübizmin bir devamı olması:

Dadaizm önceleri kübizmin, bir dejavusu gibi görünmüştür.

Tıpkı kübizm gibi/ önceleri maddeye karşı koymuş, konunun dış görünüşünü tasvir etmekle yetinmemiş, zihnin geometrisini göstermeye çalışmıştır.

Böylece sanatı, eşyanın yüzeyinden kurtarmak istemiştir.

Dadaizm, sonradan bu görüş ve düşünüşten birdenbire caydı.

Her şeye, ama her şeye isyan etmeye başladı.

  1. b) Dadaizm’de kuşkuculuk ( = şüphecilik):

Kuşkuculuk, olumlu ya da olumsuz hiçbir kesin yargıya varamayan, kuşku içinde kalmayı uygun bulan bir düşünce yoludur.

Dadaizm, çevrede dönüp dolaşan hiç bir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanmadı.

Romantizmin de ötesine geçerek, aklın hiç bir değeri olmadığını savundu.

Birinci Dünya Savaşı’nın arkası sıra doğan yaşamın anlamsızlığını ve özellikle edebiyat sanatçılarının parıltılı çabalarını gülmece ( = mizah) yolu ile hiçe saydı.

Bütün edebi akımlara güldü.

Edebî sanat anlayışındaki farklı tutumları ve gayretleri anlamsız buldu.

Zamanın bir parçası içinde meydana gelmiş psikolojik dengesizliği ve her şeye karşı koymayı bir çaba haline getiren ve Amerika’da bile etkileri görülen Dadaizm uzun ömürdü olmamış, doğuşundan altı sene sonra etkisini kaybetmiştir.

Bu böyle olmakla birlikte Dadaizm, İsviçre, Fransa ve öteki ülkelerde düzenlediği toplantılarla kopardığı yaygara sayesinde, alaylı da olsa bütün sanat dünyasının ilgisini çekebilmişti.

Fakat oturduğu temeller dayanıksız olduğundan çabuk çökmüştür.

Dadaizm, tiyatro alanına da uygulanmış, fakat gerçeği inkâr ettiğinden büyük bir başarı sağlayamamıştır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s