KÜBİZM ——————————— ALINTIDIR

KÜBİZM

Kübizm; 20.yüzyılda ortaya çıkarak sanatta köklü değişimler meydana getirmiştir.

Kübizm, sanatta eskiye dayalı tüm fikirleri yerle bir ederek bambaşka bir sanat anlayışı ortaya çıkarmıştır.

Kübizm, Empresyonizm/ İzlenimcilik akımına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Resim ve heykel dallarında fazlasıyla kendisini hissettiren Kübizm, zamanla edebiyatta da varlığını göstermiştir.

Resimle, vücut bulan Kübizm, geometrik şekillerle kendisini tanıtmaktadır.

Kübist sanatçılara göre dış dünyanın nesneleri sadece göründükleri yanıyla değil görünmeyen tüm yanları ile ele alınmalıdır.

Kübizmin resimdeki en önemli ismi Pablo Ruiz Picassodur.

Kübist ressamlar arasında Georges Braque, Juan Gris, Fernand Leger, Albert Gleizes, , Roger de la Fresnaye, Andre Lhote gibi isimler yer almaktadır.

Kübistler, Empresyonizmden farklı olarak eşyaları geometrik yapısı ile ele alarak çok boyutlu gösterme amaçlarını gerçekleştirmişlerdir.

Eşyaları her yönden vermek isteyen kübistler bu amaçla nesneleri bozup parçalayarak onları her açıdan ele almaya çalıştılar.

Kübik resimlerdeki insanlar yalnız dış görünüşleri ile değil düşündükleriyle ve çevresiyle çizilmiştir.

Kübik tablolarda sanatçılar, nesneleri ve insanları bu şekilde tüm ayrıntıları ile ele almışlardır.

Kübizm, edebiyat ile tanışması ile 1913te gerçekleşmiştir.

Akımı edebiyat ile tanıştıran isim ise Guillaume Apollinairedir.

Apollinaire, şiir ile bir resim akımı olan Kübizmi birleştirerek edebiyata farklı bir soluk getirmiştir.

Kübizm, bu şekilde büyük bir yenilik ortaya çıkarmasına rağmen edebiyatta varlığını geniş bir çerçevede sürdürememiştir.

Türk Edebiyatında da Kübizmi temsil eden eserler meydana gelmemiştir.

Akım bu şekilde uzun soluklu olmayarak gelişimini tamamlamıştır.

Kübizmi Edebiyata Aktaran Guillaume Apollinaireden Bir Şiir:

 

ŞAPKA SATICISI

Bir elma ağacının üstünde uçtu güvercinler

Avcılar koştu, güvercinler uçtu

Hırsızlara gün doğdu, derman için bir tek elma yok

Yalnız bir sarhoşun şapkası kaldı

En alçak dala asılı3921_kubist_tablo_2

İyi sanat doğrusu şu şapka satıcılığı

İlla ki sarhoş şapkası satıcılığı

Hendeklerde mi dersin

Çayırlar üzerinde mi, ağaçlar üzerinde mi

Bul bulabildiğin kadar şapka

Yenileri ise daima Kermarec’te bulunur

Kermarec, Lannion’da şapka satıcısı

Rüzgârdır onun için çalışan

Bense küçük bir terzi

Ben de şapka satıcısı olacağım

Elma şarabı çalışacak benim için

Ve Kermarec kadar zengin olduğum zaman

Elma şarabı için elmalar veren bir elma bahçesi alacağım

Ve ehli güvercinler

Bordeaux’daysam şarap içeceğim

Ve güneşin altında yürüyeceğim

Max Jacob

(Çeviren: Sezai Karakoç)

 

Kaynakça:

Tanpınar, Ahmet Hamdi, 19. Asır Türk Edebiyat Tarihi, Çağlayan Kitap Evi, 1997

Çetişli, İsmail, Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, Akçağ Yayınları, 2011

Kübizm edebiyat akımı, dış dünyadan çok iç dünyaya yönelmiş ve varlığın her yönüyle ele alınması gerektiğini düşünerek ortaya çıkmıştır.

  1. yüzyılın başında empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmış ve daha çok, resimde kendini göstermiştir.

Yazın alanın da, özellikle şairler, ressam Picasso’nun da etkisiyle bir anlayış geliştirmişlerdir.

Buna göre şairler, dış dünyayı izleyip olup bitenleri iyi saptamak zorundadır.

Onlara göre dünyadaki küçük olayları ve anlamları yakalamak gerekir.

 “Söylenmemiş olanı“, “görülmemiş olanı” gün ışığına çıkarmak, aklın değil düş gücünün yapacağı iştir.

 

Kübizm, XX. yüz yılın başında ortaya çıkan ve daha çok resim alanında kendini gösteren, sonradan öteki sanat dallarına da etki yapan, konunun sadece görünen tarafını değil, görünmeyen taraflarını da göstermeye çalışan bir akımdır.

1910 yılında kendini göstermeye çalışan kübizm, dört yıl kadar bir ömür sürdükten sonra 1914′de değerini kaybetmiştir.

Aslında akım realitesine aykırı düşen ve her şeyi geometrik şekil içinde görmeye çalışan kübizm, 1913 yılından itibaren edebiyat alanına da geçmiştir.

 

Empresyonizme bir tepki olarak meydana gelen kübizm edebiyata Guillaume Apollinaire ‘in gayretiyle girmiştir.

Bundan sonra Andre Salmon, Pierre Reverdy, Jean Cocteau, Blaise Cendrars, Mak Jacob gibi şairler, kübizmi edebiyatta kökleştirmeye ve geliştirmeye çalışmışlardır.

Fakat bütün gayretlere rağmen kübizmin ömrü uzun olmamıştır.

Kübizm, hemen her memlekette zaman zaman denenmiştir.

Kendi memleketimizde bile Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, özellikle resim alanında kübizme bağlı çabalar görülmüşse de köklü bir akım olmak durumuna gelememiştir.

Kübizmin dayandığı prensipler sırasıyla şunlardır:

 

 

 

  1. Kübizmin, empresyonizme karşısı tepkisi: Empresyonizm, konunun belli bir ışık altındaki görünüşünü, yani doğrudan doğruya kendisini değil de yarattığı du­yumları saptamaya çalışan bir sanat metodudur.
  2. Kübizme göre empresyonizm, duyumların, yani sürekli olmayan, gelip geçici şeylerin tasviridir.

Kübizm ise, sürekli olan ve değişmeyen özün, tasvirine çaba göstermektedir.

Eşyanın dış görünüşüyle birlikte özünün de gösterilmesi gerektir.

Örneğin insanın yalnız dış görünüşünü ele almak, onu, sadece bir madde olarak düşünmek olur.

Halbuki o, birtakım fikirlerin ve duyumların da sahibidir.

Sanat onun bu tarafını da göstermek zorundadır.

O halde olaylarla duyguları birbirinden ayrı olarak düşünmek doğru değildir.

Objeyi, yani konuyu bir bütün (kül) halinde tutmak gerektir.

 

Örneğin «Ressam, balkonda bulunan, fakat içeriden görülen bir adam resmini yapmak istediği zaman, sahneyi pencereden görülen kısma inhisar ettirmeyecek; bilâkis balkondaki adamın sokağa ait bütün duyumlarını da aynı tablonun içerisine yerleştirecektir.»

Bu, şu demektir: Hayat, büyük bir olaydır.

İnsan bu olayın içinde birçok şeyi hep birden görmekte ve yaşamaktadır.

O da bu büyük olayın içinde olanlardan biridir.

Şu halde balkondaki adamı, seyrettiklerinden ayrı olarak düşünemeyiz.

Bu adam balkondan, geçen trenleri, otomobilleri, koşup duran insanları, caddeleri, damları, bacaları görmüş; fabrikaların düdüklerini işitmiştir.

Hatta balkondaki adam o anda vücudunu bile unutmuş, seyrettiklerinin içine düşmüş, ya da onların arkasından koşmaktadır.

Şimdi nasıl olur da sanatçı, bu adamı, sadece içeriden gördüğü kısmıyla eserine geçirebilir?

Halbuki o anda bu adamın kafasında bir fabrikanın dişlisi, bir otomobilin direksiyon simidi dönmekte; beyninde bir cad­de akmaktadır.

 

Peki, bütün bunları ne yapacağız?

Sanatçı olarak bunlara dokunmayacak mıyız?

Bunlarsız bir adam nedir?

Bütün bunları sorup düşünen kübizmin sanatçısı, insanı dış görünüşü ve duyumlarıyla birlikte bir bütün halinde geometrik şekillere bağlayarak sanata getiriyor.

Bir ressamın tablosunda insan, camdan yapılmış içindekileri gösteren bir varlık olarak düşünülüyor ve içinde ne varsa ortaya konuyor.

İşte bu düşüncelerle Kübizm, Empresyonizmin sadece duyumları tasvir etmesini eleştirmiş, konuyu içi ve dişiyle birlikte bir bütün ‘halinde işlemeye çalışmıştır.

 

  1. Kübizmin güttüğü metot:

Önce manzara veya olayın geçtiği yer, ana parçalarına ayrılır, sonra bu parçalar sanatçının kişisel görüşüne göre yeniden birleştirilir.

Böylece şeyin tümü, aslındaki gibi değil, sanatçının duyumlarına göre geometrik bir karakter içinde şekil alır.

Eğer şey, yani konu, tabiattaki şekliyle sanata girse, sanatçının rolü kalmaz.

Onun için, önce analiz yardımıyla konu olan şeyin parçaları tanınacak, ondan sonra da sentezle o şey, sanatçının isteğine göre yeniden meydana gelecektir.

Kübizmde XX. Yüzyıl başlarındaki toplumlarda görülen sosyal gerginlik ve dengesizliklerin etkilerini bulmak mümkündür.

Bu metot edebiyatta da kullanılmış, şairler de şiirlerinde, analiz-sentez metodu ile mısralar sıralamış, peyzajı ve hayatın sahnesini kendi kişisel görüşlerine göre anlatmaya çalışmışlardır.

 

Kübizm’in Belli Başlı Özellikleri

 

– 1908’de empresyonizme ve o güne kadar olan sanat anlayışlarına tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Önceleri bir resim akımıyken daha sonra edebiyatı, sonra da şiiri etkilemiştir.

– Kübist olan bir ressam nesneleri üç boyutlu ve geometrik olarak yansıtmaya çalışır.

Yani resimde, bir insanın sadece dış görünüşünü vermekle kalmayıp duygularını, isteklerini, hasretlerini de yansıtmaya çalışır.

– Dış dünyayı normal, geleneksel şekilde göstermek yerine söylenmemiş, gösterilmemiş gerçekler peşindedir.

– Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.

– Sanatçılar, anlatımı canlı kılmak için, yapıtlarında duygularla olayları karıştırarak yansıtmışlardır.

– Şiirin akla ve mantığa dayanmaması gerektiğini savunurlar.

Söylenmemiş olanı, görünmemiş olanı söylemek için akıl değil, hayal gücü kullanılmalıdır.

– Varlığı tüm boyutlarıyla (dış ve iç görünüşü, duygusal boyutu, geçmişi, geleceği…) vermek esastır.

– Noktalama işaretlerine karşı çıkmışlar, biçimde her yeniliğe açık olmuşlardır.

 

Kübizm Temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars

 

. Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.

. Sanatçılar, anlatımı canlı kılmak için, yapıtlarında duygularla olayları karıştırarak yansıtmışlardır.

 

Kübizm Temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars.

 

 

  Kübizm, 20. yüzyıl başındaki temsile dayalı sanat anlayışından saparak devrim yapan Fransız sanat akımıdır.

Pablo Picasso ve Georges Braque, nesne yüzeylerinin ardına bakarak konuyu aynı anda değişik açılardan sunabilecek geometrik şekilleri vurgulamışlardır.

 

Tarihi

  1. Yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır.

 Kübizm terimi I. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Paris’te gelişen bir resim akımını belirtir.

O dönemde Avrupa’da biçimlenmekte olan modern sanatın ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse’in çevresinde toplanmış olan fovların çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı.

Empresyonizm’e egemen olan görme duygusu yerine, Kübist’ler aklın başatlığına dayanan aklın gücünü ortaya koymak istiyorlardı.

Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne’ın izinden gidiyorlardı.

Nitekim bu ressamlar, Cezanne’dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı.

Manifestosu yazan Apollinaire, bir taklit sanat değil tasarım sanatı olduğunu söyler.

 

Küçük Küpler

Kübizm adı, Georges Braque’ın bir tablosunu gören bir sanat eleştirmeni olan Louis Vauxcelles’in bu tablo için «küçük küpler» sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque’ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir.

Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi.

Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı.

Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.

 

Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: Tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir.

Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler.

Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti:

Yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz

 

Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir.

Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.

 

1911’e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı.

İki ressam o sıralarda Avrupa’nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış.

 

Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçaları, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar.

Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu.

Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti.

Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar.

 Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.

 

Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler.

 

Sanat felsefesi olarak, ayrı ayrı yerlerde geçen şeylerin birlikte ve aynı zamanda cereyan ettiğini tasavvur ve tasvir etmek düşüncesi ile karışıklıktan hoşlanma zevkinin birleştirilerek ifade edilmesi esasına dayanır.

Nitekim kübistlerin eserlerinde karmakarışık imajlara ve dağınık kelimelere rastlanır.

 

Kübistler, herhangi bir şeyde gözün türlü yönlerden görebildiği özellikleri, bir arada geometrik şekillerle göstermeye çalışır.

Bu tarz resimlere kübik resim adı verilir.

Kübizm, eşyanın uzaklık ve yer içinde kapladığı hacim kanununu temel hareket noktası olarak alır.

Bu akıma mensup sanatçılar, resimde özün, değişmeyenin peşinde koştuklarını savunurlar.

Onlara göre, konunun sadece görünen yönünü değil, görünmeyen tarafını da göstermek gerekir.

 

Bu akıma mensup olan edebiyatçıların gayesi ise, duygularla olayları birbirine karıştırmak, ayrı ayrı yerlerde geçen olayların birlikte, aynı anda olduğunu kabul etmek ve bu anlayışta eser vermektir.

 Bu yüzden kübistlerin eserleri oldukça karmaşıktır.

 

Kübistler, resimde renk oyunlarının yankılarını, güneş ışınlarının tabiat içinde uyandırdığı parıltıları bir yana bırakarak, eşyanın geometrik yapısına önem vermişlerdir.

Bu bakımdan Kübizm, tabiatın yepyeni bir anlayışla değerlendirilmesidir denilebilir.

Onlar sanatlarının kaynağını duygudan çok, düşüncede aramışlar, esere düşünceyi katarak empresyonistlerin aksine, ilim yoluyla değil sanat yoluyla sanata varmak prensibini seçmişlerdir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s