TÜRK ORDUSU ——————————- ALINTIDIR

TÜRK ORDUSU

 

Türk geleneğinde ‘Ordu’nun içerdiği anlamı, iyi analiz edebilmek için, ilk önce gelenek içindeki aile yapısını incelemek gerekir.  

 

Gelenek içinde erk yapısı ‘ataerkil’ dir.

Ancak bu yapının böyle devam etmesi, ailedeki kadının savaşın içine dâhil olmaması demek değildir.

Türk geleneğinde kadın ata biner, ok atar, savaşır.

Tam da bu noktada, toplumun çekirdeğini oluşturan aile yapısı, savaşçı gelenekli olduğu için, Türk Toplumu da, savaşçı geleneklidir.

TÜRK ORDUSUNUN ÖZELLİKLERİ:

Askerliğin özel bir meslek sayılmadığı Türklerde ailesini ve malını korumak isteyen herkes asker olarak yetişmek zorundadır.

Bu yüzden Hazar Hakanlığı’ndaki yabancı askerler istisnai olmak üzere Türklerde ücretli askerî bir sınıf yoktur.

Halk içinde kadın erkek ayrımı yapılmaksızın hemen her Türk, iyi bir asker ve her an savaşa hazır durumdadır.

Bu yüzden Türk milleti için “ordu-millet” deyimi kullanılmıştır.

Sürekli bir ordunun bulunduğu Türk devletlerinde ordunun temeli süvarilere(atlı asker) dayanmıştır.

İlk düzenli ordu Büyük Hun Hükümdarı Mete tarafından kurulmuştur.

Türk ordusu günümüze kadar gelen ve başka devletlerin ordularına da örnek olan “onlu sistem”e göre; teşkilatlandırılmıştır.

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE VE GÜNÜMÜZDE ORDU

 Birlik Adı   Komutanı      Asker Sayısı

Tümen      Tümenbaşı      10.000

Tabur        Binbaşı           1.000

Bölük         Yüzbaşı          100

Takım       Onbaşı            10

Ordu merkez, sağ ve sol olmak üzere üç sistemli bir yapıya sahipti.

Ayrıca bu asıl ordu dışında sınır boylarında doğrudan doğruya kağana bağlı askerî birlikler de vardı.

Başlarında “şad” denilen komutanları bulunan bu askerler, asıl ordu ile irtibat hâlindeydi” ve “merkezin haberi olmadan hiçbir hareket yapamazdı.

Köktürk kağanlarının bahadırlardan seçilmiş özel bir muhafız birliği bulunmaktaydı.

Bu muhafız birliğinin askerleri ise “böri “(kurt) adıyla anılmaktaydı.

İlk Türk devletleri ordularında önemli askerî faaliyetler için kullanılan bazı özel birlikler de bulunmaktaydı.

Örneğin savaş zamanında düşman ordusunun durumunu öğrenmek için “yelme” denilen keşif kolu gönderilmekteydi.

Mani dinini kabul eden Uygurlar, yerleşik hayata geçip et tüketimini bırak­tıkları için zamanla askerî özelliklerini kaybettiler.

Savunma silahları;

Kalkan, zırh ve tolga.

Saldırı silahları;

Çift kavisli yaylar ve Mete’nin icat ettiği ıslık çalan oklar mızrak, kargı, süngü, kılıç.

Türklerin en önemli savaş usulleri sahte ricat (geri çekilme) ve pusuydu.

 

TÜRKLERİN ASKERİ ALANDA ETKİLERİ

 

Roma ordusunda onlu sistem uygulandı.

IV. yüzyıl sonlarında bu orduda yay kullanılan en önemli silah oldu.

Batı’da ceket ve pantolon giyilmeye başlandı.

Avrupa’da üzengi kullanımı Avarlarla yaygınlaştı.

  1. yüzyıl başlarında “Turan” taktiğinin uygulanmaya başlandığı Bizans ordusunda Türk giyim tarzı ve saç biçimi de tercih edildi.
  2. yüzyıl ortalarında Ruslar, Hazar, Peçenek ve Kuman; Balkan Slavları ise Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim hem teçhizat (silah, tuğ) yönlerinden Türkleri örnek alan askerî güçler oluşturdu.

Cengiz Han ordusunda onlu sistem uygulandı.

Süvari tekniğini Türkler’den öğrenen Çinliler, Türk süvari kıyafeti olan ceket, pantolon ve çizmeyi kullandı.

Çinliler ve Avrupalı kavimler et konservesi yapmayı da Türklerden öğrendi.

KARAHANLI ORDUSU:

HASSA ORDUSU: 

Karahanlı hassa ordusu ücretli olup, doğrudan hükümdara bağlı askerlerdi.

Hanedan Üyeleri ve Diğer Devlet Adamlarının Kuvvetleri:

Karahanlılar da bölge ve vilayetleri yöneten hanedan üyelerinin de kendi emirleri altında askerî kuvvetleri vardı.

Bu hanedan üyeleri ve devletin ileri gelenleri kendi birlikleriyle, savaş zamanında ana orduya katılarak Karahanlı ordusunu meydana getiriyorlardı.

Devlete Tabi Türk Topluluklarına Ait Askerler: 

Karahanlı devletinde yaşayan Çiğiller, Karluklar ve Yağma Türkleri gibi bazı Türk boylarına mensup kuvvetler de zaman zaman orduya katılırlardı.

Karahanlılar da askerî harekâtın durumuna göre ordunun komutasını bizzat hükümdar, şehzadeler ya da subaşılar (kumandanlar) yapardı.

Karahanlı ordusunda hastane örgütü ile düzenli bir posta teşkilatı da vardı.

GAZNELİLERDE ORDU

Gazneli ordusu dönemin en modern ve profesyonel ordularından birisi idi.

Ordu daima savaşa hazır durumda bulundurulurdu.

Ordunun başkomutan bizzat sultandı.

Gazneli ordusunun önemli bir özelliği de Hindistan’dan haraç olarak alınan fillerdi.

Kaynakların belirttiğine göre fil sayısı en çok 1700 civarında olmuştur.

Gazne ordusunda fillerin eğitilmesi ve barınması için fil hane kurulmuştu.

Gazne ordusundaki askerlerin çoğu süvari idi.

Gazne ordusunun sayısı da yaklaşık yüz bin kişi civarında idi.

Bu sayı savaş zamanında gönüllüler ve eyalet kuvvetlerinin katılmasıyla artardı.

Gazne ordusunu oluşturan unsurlar şunlardır:

GULAMLAR: 

Gulâm Farsça kul demektir.

Orduda “Gulâm Sistemi” ise kulluk sistemi demektir.

Gulâm sistemi en gelişmiş şekli ile Gazneliler ve Selçuklularda görülmektedir.

Bu sistem bir bakma o devrin askerî okulları idi.

Çocuk yaşta toplanan asker adayları, gulâm yetiştirme merkezlerine (gulâmhane) getirilirler, burada at üzerinde silah kullanmayı, saray terbiyesiyle sultana hizmet etme usullerini öğrenirlerdi.

Sultana yakın devlet yöneticileri ve yüksek seviyeli komutanlar gulâm sisteminden yetişiyordu.

Gulâm sistemindeki eğitim süresi uzun olup, 18 – 20 yılı bulabiliyordu.

Sultanlar kendilerine en yakın askerler olan hassa birliklerini (Gulâman-ı Has) gulâmlardan seçerlerdi.

Hassa askerleri savaşa her an hazır olan eğitilmiş askerlerdi.

Hassa ordusu askerleri yılda dört defa bistegani adı verilen maaş alırlardı.

Gulâmlar saray teşkilatında da önemli görevler alabiliyorlardı.

Sultan Alp Arslan’ın kendisine bağlı 4000 gulâmı olduğu bilinmektedir.

Gulâm sistemine giren askerlere memlûk (köle)’ da denilirdi.

Fakat buradaki memlûk, hiçbir kanuni hakkı olmayan esir insan demek değildi.

Bunlar tamamen özel statüde eğitilmiş askerlerdi.

İçlerinden yönetici ve komutan da çıkabiliyordu.

MUNTAZAM BİRLİKLER: 

Sürekli askerlerin oluşturduğu yaya ve süvarilerden karma düzenli birliklerdir.

EYALET ASKERLERİ: 

Eyalet askerleri iktalarda yetişmiş atlı askerlerle, şehzade ve meliklerin kuvvetlerinden oluşmaktadır.

ÜCRETLİ ASKERLER: 

Ücretli askerler Oğuz, Karluk ve Yağma Türklerinden seçilirdi.

GÖNÜLLÜLER: 

Gönüllüler (gazi) herhangi bir savaş esnasında, savaş bölgesine yakın yerlerden orduya katılan kuvvetlerdi.

Sultan Mahmud’un 1018’deki Hindistan seferine yirmi bin gönüllünün (gazi) katıldığı bilinmektedir.

SELÇUKLU ORDUSU

Büyük Selçuklular her alanda olduğu gibi askerî alanda da en ileri seviyeye ulaşmışlardı.

Büyük Selçukluların ordu teşkilatı kendisinden sonra kurulan Türk devletlerince de örnek alınmıştır.

Dandanakan Savaşı’na (1040) kadar tamamen göçebe Oğuzlardan oluşan Büyük Selçuklu ordusu, bu savaştan sonra yerleşik İslam topluluklarıyla karşılaşan Tuğrul Bey, ordusunda yeni şartlara uygun bazı düzenlemeler yapma gereği duymuştur.

Öncelikle Gaznelilerde bulunan hassa ordusuna benzeyen özel birlikler kurdurmuştur.

Türklerin yanında yerli mahallî unsurlar da askerî teşkilat içine almıştır.

Çünkü fetihler için her zaman kalabalık bir orduya gerek duyuluyordu.

Büyük Selçukluların askerî sistemde yaptıkları en büyük yeniliklerden birisi de askerî iktalardır.

Büyük Selçuklu ordusu altı bölümden oluşuyordu:

GULAM ORDUSU: 

Kulluk sistemi demek olan gulam sisteminde, değişik milletlerin çocukları küçük yaşlarda alınarak gulamhanelerde özel olarak yetiştirilirlerdi.

Sultanlar, kendilerine en yakın askerî birlikleri gulam sisteminden yetişmiş askerlerden seçerlerdi.

Doğrudan sultana bağlı olan Gulam ordusu yılda dört defa bîstegani adı verilen maaş alırdı.

Bu ordunun her türlü masrafları devlet tarafından karşılanırdı.

HASSA ORDUSU: 

Çeşitli Türk boylarından seçilerek oluşturulan birliklerdir.

Sultana bağlı olan bu orduya maaş yerine iktalardan elde edilen vergi gelirleri verilirdi.

Bu ordu her an savaşa hazır atlı birliklerden oluşurdu.

SİPAHİLER (ATLI ASKERLER): 

Selçuklu ordusunun en büyük kısmını sipahiler oluşturuyordu.

Hz. Ömer zamanından beri uygulanan ikta sistemini Selçuklular almışlar ve kendilerine göre geliştirerek, ona askerî bir şekil kazandırmışlardır.

Nizamülmülk tarafından yapılan bu askerî düzen, daha sonra bütün Türk-İslam devletlerince de kullanılmıştır.

İkta sisteminde, ülke toprakları, vergi gelirlerine göre bölümlere ayrılırdı.

Bölümlerin her birine ikta denirdi.

Kendilerine ikta verilen emirler iktalar içinde otururlar, vergisini toplarlar ve bu vergilere karşılıkta belirlenen sayıda asker beslerlerdi.

Savaş zamanı bir araya gelen bu kuvvetler, Selçuklu ordusu içinde kalabalık bir grup oluştururdu.

Böylece devlet ikta sistemi ile hiçbir harcama yapmadan çok sayıda askere sahip olduğu gibi, vergi toplama işini de halletmiş oluyordu.

Türkiye Selçuklularında da devam eden bu sistem, Osmanlılarda Tımar adını almıştır.

Şehzade, Melik ve Askerî Valilerin Kuvvetleri: şehzade, melik ve eyalet valileri kendilerine bağlı atlı askerî birlikler oluşturmuşlardır.

Bu birlikler daha çok çeşitli Türk boylarından kurulurdu.

Savaş zamanında ise kuvvetleriyle birlikte ana orduya dâhil olurlardı.

TABİ  (BAĞLI) DEVLET VE BEYLİKLERİN ASKERLERİ: 

Büyük Selçuklulara bağlı devletlerden asker alındığı gibi, komşu devletlerden de paralı askerler toplanırdı.

SULTAN;

Abbasi halifesi, Gürcü ve Ermeni krallıkları, Karahanlılar ve Gaznelilerden ihtiyaç duyduğunda asker talep eder, onlarda bunun üzerine asker gönderirlerdi.

TÜRKMENLER: 

Selçuklu Devleti kurulduğu zamanlarda ordunun ana unsurunu göçebe yaşayan Oğuzlar (Türkmenler) oluşturuyordu.

Oğuzlar, beyleri vasıtasıyla hükümdara bağlı olmakla beraber kendi boy teşkilatları içerisinde yaşarlardı.

Doğudan devamlı büyük kitleler halinde göç ederek gelen Türkmenler uç bölgelerine yerleştirilirler, bu şekilde yerleşik hale geçen Türkmenler, hem üretime katkıda bulunurlar hem de yerleştikleri yerlerin güvenliğini sağlarlardı.

Sultanın daveti üzerine de orduya katılırlardı.

Irak, Suriye, Azerbaycan ve Anadolu’nun fethedilmesinde ve bu bölgelerin Türkleşmesinde, Türkmenlerin büyük faydaları olmuştur.

Ancak Selçuklu ordusunda zamanla gulam sisteminden yetişen komutanların öne geçmesiyle, Türkmenler ikinci plâna düşmüşlerdir.

Buna üzülen Türkmenler de zaman zaman ayaklanmışlar ya da isyan eden bir melik veya şehzadenin yanında yer alarak tepkilerini göstermişlerdir.

GÖNÜLLÜLER:

 Özellikle halkı Müslüman olmayan ülkelere yapılan seferlerde, halktan çok sayıda gönüllü de cihat düşüncesiyle orduda görev alırdı.

Örneğin Malazgirt Meydan Savaşında, orduya Malazgirt ve Ahlat halkından gönüllü (gazi) olarak katılanlar olmuştur.

Selçuklu ordusunda kullanılan başlıca silahları, hafif ve ağır silahlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz:

HAFİF SİLAHLAR: 

Ok, yay, kılıç – kalkan, mızrak, hançer, bıçak, sapan, kargı, gürz, balta ve zırh hafif silahlardı.

Bu silahların ağırlığı bir insanın taşıyabileceği kadardı.

AĞIR SİLAHLAR: 

Mancınık, arrade (mancınığın küçüğü), kule, ok ve neft atan çark tipi makineler, koçbaşı denilen kale kapısı kırmaya yarayan ağaçlar ve arabalardı.

Bu silahlar daha çok kuşatmalarda kullanılırdı.

Ordunun Sefer Emri ve Savaş Taktikleri

Türk-İslam devletlerinde ordunun sefer emrini başkomutan olarak hükümdar verirdi.

Fakat hükümdarlar bu emri vermeden önce meşveret ve kengeş meclisine danışırdı.

Bu meclise önde gelen idareciler, ordu komutanları, divan üyeleri ve âlimler katılırdı.

Mecliste konu tartışılır, sonunda da savaş veya barış kararı hükümdar tarafından alınırdı.

Hükümdar savaş kararı verirse başkentin dışına saltanat çadırı kurulur, ordunun toplanması için emir verilirdi.

Çadırın kurulduğu yön seferin yönünü gösterirdi.

Ordu savaşlarda genel olarak merkez, sağ kol, sol kol, öncü ve artçı olmak üzere savaş düzeni alırdı.

Sultan merkezde bulunur ve hassa ordusu onu korurdu.

Sağ ve sol kollarda ise meliklerin ve şehzadelerin komutasındaki eyalet askerleri yer alırdı.

Türkler, savaşlarda çoğunlukla sahte ricat veya Turan taktiği denilen askerî çevirme harekâtını kullanırlardı.

Bu taktik daha çok nihaî zaferi kazanmak için karar verildiğinde uygulanıyordu.

Özellikle Dandanakan ve Malazgirt savaşlarında bu taktik başarılı bir şekilde uygulanmıştır.

İkinci uyguladıkları savaş taktiği de, karşıdaki düşmanın meydan savaşı ile yenilemeyecek kadar güçlü olduğu durumlarda uygulanan yıpratma taktiği veya vur-kaç taktiği idi.

Selçukluların, Gaznelilere karşı Dandanakan öncesi uzun yıllar uyguladıkları taktik vur kaç taktiği idi.

Böylece Gazne ordusu, hem psikolojik olarak yıpratılmış, hem de sayıca kayıplara uğradıklarından dolayı yenilmeleri de kolay olmuştur.

İlk Türk-İslam devletlerindeki orduyu iki ana sınıfa ayırmak mümkündür.

Bunlar savaşçı (muharip) gruplar ve yardımcı destek gruplarıdır.

MUHARİP GURUPLAR: 

Ordunun savaşçı grupları kullandıkları silah ve alete göre isimlendiriliyorlardı.

BUNLARDAN BAZILARI;

Okçular, mızrakçılar, gürzcüler, mancınıkçılar, neftçiler (bir çeşit yanıcı yağ kullanıcılar), kılıççılar, sapancılar, kementçiler, nakkaplar (engel deliciler) lağımcılar (tünel kazıcılar), meşaleciler ve bayraktarlar sayılabilir.

YARDIMCI DESTEK GURUPLARI: 

Bunlar da harem, hazine, silah ve hayvanların geride kalan muhafızları, mutfak görevlileri, sakalar (su taşıyıcıları), ordu inşaatçıları ile sağlıkçılardır.

İlk Türk-İslam devletlerinde teçhizatın en önemli vasıtası at idi.

Türk atı, Orta Asya’daki kendine has özelliklerini Ön Asya’ya da taşımıştır.

Türk atının kulakları küçük, sağrısı kuvvetli idi.

Ayrıca Gazne ordusunda filler de kullanılmıştır.

Bu fillerin barınması için ordu da filhane kurulmuştu.

Döneminin çok büyük ve en muntazam ordusu olan Büyük Selçuklu ordusu, kendisinden sonra kurulan Türk devletlerine de örnek olmuştur.

10’lu ve 40’lı sistemin görüldüğü Selçuklu ordusunun sayısı en gelişmiş dönemde 400.000 civarında idi.

TÜRKLERDE DENİZCİLİK

Türkler, Orta Asya’da kurdukları ilk devletlerden başlayarak, Anadolu’ya gelinceye kadar, denizcilikte önemli bir faaliyet göstermemişlerdir.

Türkler, tarihlerinin büyük bir kısmında Asya kıtasının iç bölgelerinde yaşamalarından dolayı, askerî teşkilâtlarını kara ordusu esasına göre kurmuşlardır.

Türkler; Hazar Denizi, Aral Gölü ve Basra Körfezi kıyılarına hâkim olmuşlarsa da, bu sularda dikkate değer bir denizcilik faaliyetine girmemişlerdir.

Türklerin, Malazgirt Zaferi’nden sonra üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu’yu fethetmeleri, denizcilikle yakından ilgilenmeleri sonucunu doğurmuştur.

Çünkü Anadolu’ya hâkim olmanın ve bu topraklarda tutunabilmenin şartlarından birisinin de, karada olduğu gibi denizlerde de güçlü olunmasının gerektiğini anlamışlardı.

Ayrıca bu dönemlerde Anadolu kıyıları, denizcilikte ileri gitmiş olan Venedik, Ceneviz ve Papalık donanmalarının sürekli tehdidi altında idi.

Bu nedenlerden dolayı Türkler, hem Anadolu’nun güvenliğini sağlamak, hem de ekonomilerinin gelişmesine katkı sağlayacak olan ticaret yollarının kontrolünü ele geçirebilmek amacı ile denizciliğe önem vermeye başlamışlardır.

 

ÇAKA (ÇAKAN) BEY VE TÜRK DENİZCİLİĞİNİN KURULUŞU

 

İlk Türk denizcisi ve Türk denizciliğinin kurucusu sayılan Çaka (Çakan) Bey, Oğuz Türklerinin Çavuldur boyundandır.

Batı Anadolu’da Bizanslılarla yapılan savaşlara katılan Çaka Bey, bu mücadelelerin birinde Bizanslılara esir düşerek İstanbul’a götürülmüştür.

Uzun yıllar kaldığı İstanbul’da, Bizans’ın zayıf ve güçlü taraflarını ve iç siyasetini öğrenme fırsatı bulmuştur.

1078 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın yardımı ile Bizans tahtını ele geçirmeyi başaran Botaniates (Botaniyates) zamanında da Yunancayı öğrenen Çaka Bey, imparatordan bir de asalet unvanı almıştır.

Çaka Bey’in İstanbul’da iken iyice öğrendiklerinden bir diğeri de denizcilik idi.

Çaka Bey, 1081 yılında imparator olan I. Aleksios Komnenos (Aleksi Komnen) zamanında İstanbul’dan kaçarak İzmir dolaylarına gelmiştir.

Burada mensup olduğu boyun yardımıyla İzmir’i ele geçirerek bir beylik kurmuştur (1081).

Kısa zamanda otuz parçadan oluşan bir donanma kuran Çaka Bey; Midilli, Sakız, Rodos, İstanköy ve Sisam gibi Ege adaları ile Ege kıyılarından Urla ve Foça gibi yerleri fethetmiştir.

Çaka Bey’in kısa zamanda güçlenmesi, Bizans imparatoru Aleksi Komnen’in harekete geçmesine neden olmuştur. Denizdeki yeni rakibinden kurtulma yolları arayan imparator, Çaka Bey’in üzerine bir donanma göndermiş fakat bu donanma Çaka Bey tarafından bozguna uğratılmıştır.

Bunun üzerine Çaka Bey, kuzeye doğru çıkarak Çanakkale kıyılarında bazı yerleri fethetmiştir.

Çaka Bey’in en büyük amacı İstanbul’u Bizans’ın elinden almaktı.

Ancak, İstanbul’un güçlü surlarla çevrili olması ve ayrıca Bizans’ın sürekli dışarıdan yardım alması bunu zorlaştırıyordu.

Bu amaçla Çaka Bey, hem kara sınırlarını güvence altına alabilmek, hem de Bizans’ı doğudan sıkıştıracak bir müttefik kazanabilmek için kızını, Anadolu Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan ile evlendirdi.

Ayrıca Avrupa’da, Bizans’a karşı mücadele eden Peçenek Türkleri ile iyi ilişkiler kurmaya çalışarak onlarla anlaştı.

Çaka Bey’in planına göre kendisi denizden, I. Kılıç Arslan Anadolu’dan, Peçenekler de Balkanlardan olmak üzere Bizans’ı üçlü bir Türk kıskacına almaktı.

Bu planı anlayan Bizans imparatoru Aleksi Komnen, oluşturulan ittifakı bozmak için Balkanlara gelmiş olan Kuman Türkleri ile anlaşma yolları aramaya başladı. Türkleri birbirine düşürme politikası uygulayarak bu durumdan kurtulmak isteyen imparator,

Kumanları (Kıpçaklar) Meriç kıyısındaki Umur Bey’de ordugâh kurmuş olan Peçeneklerin üzerine saldırttı.

Hazırlıksız yakalanan ve çok kayıp veren Peçenekler bu beklenmedik ani baskın karşısında dağıldılar.

(Levunion Savaşı – 1091).

Müttefiki olan Peçeneklerin yenilgisine rağmen cesaretini kaybetmeyerek hazırlıklarını sürdüren Çaka Bey, Bizans’a karşı mücadelesine devam etmiştir.

Çaka Bey’den ciddi şekilde çekinen Bizans imparatoru, İzmir üzerine ordu sevk etmiştir.

Karadan ve denizden saldırıya geçen Bizanslılar, 1092 yılında Midilli adasına çıkarma yapmışlardır.

Çaka Bey, Bizanslılarla büyük bir mücadeleye girilmişse de, çıkan bir fırtına sonucu İzmir’e çekilmek zorunda kalmıştır.

Sonuçta Midilli Adası’nın Bizanslıların eline geçmesini engelleyememiştir.

Bizans daha sonra I. Kılıç Arslan ile Çaka Bey’i birbirine düşürme politikası izlemiştir.

Bu amaçla I. Kılıç Arslan’a elçiler göndererek Çaka Bey’in asıl hedefinin Bizans değil, İznik olduğuna onu inandırmaya çalışmıştır.

Ayrıca Çaka Bey’in Çanakkale’ye kadar ilerlemesi ve Anadolu Selçuklu topraklarına yaklaşması, I. Kılıç Arslan’ın kuşkularının artmasına neden olmuştur.

Bizans oyunlarını iyi bilen Çaka Bey, damadı olan I. Kılıç Arslan’ı Bizans entrikasına karşı uyarmak ve onunla anlaşmak amacı ile yanına ziyarete gittiğinde zehirlenerek öldürülmüştür (1093).

Hem Peçeneklerin hem de Çaka Bey’in etkisiz hale getirilmesi Bizans’ı büyük bir tehlikeden kurtarmıştır.

Bizans’ın uyguladığı Türkü Türk’e kırdırma politikası bir kez daha başarıyla uygulanmıştır.

Çaka Bey’in ölümünden sonra, Ege denizi kıyılarında ve adalardaki üstünlük devam ettirilememiştir.

I. Haçlı Seferi (1096?1099) sırasında Bizans, Çaka Bey’in topraklarını ele geçirerek bu beyliğe son vermiştir.

İki Türk gücünün birbirine düşmesi ve Çaka Bey’in ortadan kaldırılması, Türk denizciliği için büyük bir darbe olmuştur.

Günümüzde Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak, Çaka Bey’in ilk donanmayı oluşturduğu 1081 yılı kabul edilmektedir.

 

ANADOLU (TÜRKİYE) SELÇUKLULARI DÖNEMİNDE TÜRK DENİZCİLİĞİ

 

Anadolu Selçuklu Devleti’nde denizcilik alanındaki ilk faaliyetler Süleyman Şah’ın vekili (naibi) Ebul Kasım tarafından başlatılmıştır.

Süleyman şah, Antakya seferine çıkarken, İznik’te kendi yerine vekil olarak Ebul Kasım’ı bırakmıştı (1084).

Ebul Kasım, Süleyman Şah’ın ölümünden sonraki altı yıllık dönemde Bizans’la mücadeleyi devam ettirmiştir.

Bizans’ı baskı altına almak için donanmanın gerekli olduğunu anlayan Ebul Kasım, Marmara kıyısındaki Kils Limanı’nda bir tersane kurdurmuştur.

Böylece Ebul Kasım, karadan abluka altına aldığı Bizans’ı denizden de baskı altına tutabilecekti.

Ancak kurulmaya çalışılan bu ilk Selçuklu donanmasının ömrü fazla uzun olmamış, I. Haçlı Seferi sırasında yakılarak yok edilmiştir.

Haçlı baskıları ile Anadolu’nun kıyı bölgelerinden iç bölgelerine doğru çekilmek zorunda kalan Anadolu Selçukluları, XIII. yüzyılın başından itibaren yeniden sahillere dönmeye başlamışlardır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nde, kıyılarda önemli şehirler fetheden ve denizcilikle ilgilenen sultanların başında I. Gıyasettin Keyhüsrev (1192?1196), I. İzzeddin Keykavus (1211- 1220) ve I. Alâeddin Keykubat (1220- 1237) gelmektedir.   

Gıyasettin Keyhüsrev, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına önemli seferler düzenlemiştir.

Trabzon Rumlarını yenerek bu günkü Samsun ve çevresini ele geçiren I. Gıyasettin Keyhüsrev, Karadeniz ticaretinin gelişmesi için büyük çaba harcamıştır.

Daha sonra Akdeniz’e yönelen I. Gıyasettin Keyhüsrev, Anadolu’nun Mısır ve Avrupa ile ilişkisini sağlayan önemli bir liman kenti olan Antalya’yı fethetmiştir (1207).  

I. Gıyasettin Keyhüsrev‘in Antalya’da kurduğu tersanede yaptırdığı küçük çaptaki donanması, I. Alâeddin Keykubat döneminde Alâiye (Alanya)’nin fethinde de kullanılmıştır.

 I. İzzeddin Keykavus, Karadeniz kıyısındaki önemli bir ticaret merkezi olan Sinop’u fethederek, bölgedeki Trabzon İmparatorluğu’nun hâkimiyetine son vermiştir (1214).

I. Alâeddin Keykubat, Akdeniz’deki hâkimiyet alanını genişletmek amacıyla büyük bir ticaret merkezi olan Antalya yakınlarındaki Kalonoros’u 1223 yılanda ele geçirmiştir.

Şehri yeniden imar eden I. Alâeddin Keykubat’ın isminden dolayı buraya Alâiye (Alanya) adı verilmiştir.

Ticaret bakımından önemli bir üs olan Alâiye’ye tersane yaptıran Alâeddin Keykubat, Anadolu’nun Akdeniz sahilindeki Türk hâkimiyetini güçlendirmeye çalışmıştır.

Ayrıca I. Alâeddin Keykubat döneminde ilk defa deniz ötesi sefere çıkan Selçuklu donanması, Karadeniz kıyılarında fetihler yapmıştır.

Kastamonu uç beyi Hüsamettin Çoban komutasında yapılan bu deniz ötesi seferde Kırım’da bulunan Suğdak şehri fethedilmiştir (1227).

Sinop-Kırım deniz ticaret yolunun emniyet altına alınması için yapılan bu Suğdak Seferi sonrasında, Anadolu Selçuklu Devleti’nin ticareti gelişmiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin denizciliğe verdiği önem sayesinde Karadeniz ve Akdeniz kıyılarındaki birçok liman şehri ele geçirilerek devletin ekonomik yönden güçlenmesi sağlanmıştır.

Ayrıca Selçuklular, Anadolu’nun bu kıyı şehirlerinde kurdukları tersanelerle donanma güçlerini artırmışlar ve ticaret yollarının güvenliklerini sağlamışlardır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin, 1243 Köse dağ Savaşı sonrasında Moğolların hâkimiyeti altına girmesi, her alanda olduğu gibi denizcilikte de gelişmelerini engellemiştir.

Bundan sonraki dönemde denizcilikle, Anadolu’da kurulmuş olan Anadolu beylikleri ilgilenmeye başlamıştır.

BEYLİKLER DÖNEMİNDE TÜRK DENİZCİLİĞİ

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra, Anadolu’da kurulan Türk beyliklerinden denize kıyısı olanlar birer donanma kurarak, kara ordusunun yanında deniz gücü de oluşturmaya çalışmışlardır.

Ege kıyılarında Aydınoğluları, Saruhanoğluları, Menteşeoğulları ve Karesioğulları ile Karadeniz’de de Candaroğulları ve Pervaneoğulları denizcilikle uğraşıp donanma gücü kurmuş olan Anadolu beylikleridir.

Aydınoğulları: 

Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu olan Mehmet Bey, İzmir’i aldıktan sonra burada bir tersane yaptırarak denizcilik faaliyetlerine girişmişti.

Mehmet Bey, İzmir ve Selçuk’ta kurdurduğu tersanelerde yaptırdığı donanması ile Sakız Adası’na seferler düzenlemiştir.

Aydınoğulları Beyliği, Mehmet Bey’in oğlu Gazi Umur Bey zamanında denizcilikte önemli bir güce ulaşmışlardır.

Gazi Umur Bey Sakız, Bozcaada, Semadirek ve Eğriboz adaları ile Mora ve Rumeli kıyılarına başarılı akınlar da bulunmuştur.

Gittikçe kuvvetlenen Umur Bey, Bizans ile siyasi ve askerî ilişkiler kurmuştur.

Bulgarlara karşı Bizans’ın yanında yer alan Umur Bey, Bizans’taki taht kavgalarından yararlanmasını bilmiştir.

Ayrıca Umur Bey, Bizans’la birlikte Kili ve Eflâk bölgelerine de seferler düzenlemiştir.

Gazi Umur Bey’in Ege’de gittikçe güçlenmesi üzerine, Papanın teşviki ile Venedik, Ceneviz, Rodos ve Kıbrıs donanmalarından oluşan Haçlı donanması, İzmir’e baskın yaparak, burada bulunan Aydınoğullarının tersane ve donanmalarını yakmışlar, İzmir’in bir bölümünü de işgal etmişlerdi (1344).

Gazi Umur Bey kaybettiği yerleri geri almak için verdiği mücadelede şehit olmuştur (1348).

Umur Bey, denizcilik alanındaki başarıları ile Türk denizcilik tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olmuştur.

Gazi Umur Bey’in ölümüyle Aydınoğulları Beyliği’nde denizcilik faaliyetleri gerilemiştir.

Saruhanoğulları: 

Ege’de güçlü bir donanma kurmuş olan Saruhan Bey, Foça ve Sakız Adası’ndaki Cenevizliler ile Midilli Adası’nı vergiye bağlamıştır.

1334 yılında Aydınoğlu Gazi Umur Bey ile birlikte Yunanistan ve Mora kıyılarına düzenlenen seferde, Saruhanoğulları donanmasına, Saruhan Bey’in oğlu Süleyman Bey komuta etmiştir.

Saruhanoğulları Beyliği’nin üç yönden Türk beylikleri ile çevrili oluşu, onları deniz yönünde genişlemeye yöneltiş, bu nedenle de Saruhanoğulları güçlü bir donanma kurma zorunluluğu duymuşlardır.

Menteşeoğulları: 

Menteşeoğulları da denizcilikle ilgilenmiş olan Türk beyliklerinden birisidir.

Ege’de güçlü bir donanmaya sahip olan Menteşeoğulları, özellikle Mesut Bey döneminde, Rodos şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı ile başarılı mücadeleler yapmış ve Rodos Adası’nın önemli bir kısmını da ele geçirilmiştir (1300).

Ancak ada daha sonra Rodos şövalyeleri tarafından geri alınmıştır.

Mesut Bey’in oğlu Orhan Bey de, Ege’de ve Akdeniz’de önemli deniz seferlerinde bulunmuştur.

Karesioğulları: 

Karesioğullarından Yahşi ve Demirhan Beyler, donanmaları ile Rumeli kıyılarında faaliyet göstermişlerdir.

Bu beyliğin Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılması ile donanmaları Osmanlılara geçmiş ve bu donanma da gelecekte Osmanlı donanmasının çekirdeğini oluşturmada önemli rol oynamıştır.

Candaroğulları:

Karadeniz kıyısındaki Sinop şehrinde bir tersaneye sahip olan Candaroğulları, Karadeniz’de faaliyet göstermişlerdir.

Bu beylik Osmanlılara geçtikten sonra Sinop, Osmanlıların Karadeniz’deki önemli bir deniz üssü durumuna gelmiştir.

Pervaneoğulları:

Deniz kuvvetleri olan beyliklerden bir diğeri de, Karadeniz kıyısındaki Pervaneoğulları Beyliği’dir.

Pervaneoğulları, Trabzon imparatorluğu ve Cenevizlilere karşı başarılı mücadeleler yapmıştır.

Pervaneoğulları, denizcilikte, özellikle son hükümdarları olan Gazi Çelebi döneminde çok güçlü duruma gelmişlerdir.

Cenevizlilerle yapmış olduğu savaşlardan zaferle çıkan Gazi Çelebi, Kefe yakınlarında bir Ceneviz donanmasını yenilgiye uğratmış, ayrıca Cenevizlilerin Sinop’a düzenledikleri saldırıları da önlemiştir.

Gazi Çelebi, Cenevizlilerin elinde bulunan Kırım üzerine de bir sefer düzenlemiştir (1313).

 

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA ORDU

 

Osmanlı beyliğinin ilk kuruluş yıllarında ordu gönüllülerden meydana geliyordu.

Toprakların genişlemesi üzerine daimi ordu oluşturma ihtiyacı doğdu.

Orhan Bey Vezir Alaattin paşanın tavsiyesi ile Yaya ve Müsellem denilen ilk daimi orduyu oluşturdu.

Orhan Bey zamanında, Karesi oğulları beyliğinin Osmanlılara katılması ile bu beyliğin donanması Osmanlı hizmetine girdi.

Böylece Osmanlı deniz gücünün temelleri atıldı.

I. Murat zamanında savaş esiri Gayri Müslim çocuklarından Yeniçeriler adı ile yeni bir ordu kuruldu.

Osmanlı devletinin askeri teşkilatı oluşturulurken, Türkiye Selçukluları örnek alındı.

Osmanlı ordusu klasik düzenini 15. yy da aldı.

İhtiyaçlara göre ordu düzeninde sürekli değişiklikler yaşandı.

Osmanlı ordusunu iki bölüme ayırarak incelemek mümkündür.

Bunlar, Kara ordusu ve Donanma olmak üzeredir.

KARA ORDUSU:

Osmanlı kara ordusu klasik dönemde üç ana bölümden oluşurdu. 

Bunlar;

A-Eyalet ordusu.

B-Kapıkulu ordusu.

C-Yardımcı Kuvvetler.

A-Eyalet Ordusu:

Eyalet ordusunun genel özellikleri şunlardır:

*Tamamı Türklerden oluşurdu.

*Tamamı atlı idi.

*Eyalet ordusu hazineden maaş almaz, Toprak geliri ile geçinirlerdi.

*Eyalet ordusu köylerde ve sınır boylarında yaşardı.

Eyalet Ordusunun Bölümleri:

1-Tımarlı Sipahiler.

2-Akıncılar

3-Azaplar

4-Martaloslar

5-Bozancılar. 

6-Meşaleciler.              

7-Menzilciler.        

8-Derbentçiler.

1-Tımarlı Sipahiler: Eyalet ordusu ve Osmanlı ordusunun klasik dönemde en kalabalık bölümünü oluşturur.

Tımarlı sipahilerin tamamı atlıdır.

Tamamı Türk’tür.

Tımarlı sipahiler hazineden maaş almazlar, kendilerine verilen Tımar topraklarının geliri ile geçinirler.

Sipahiler barış döneminde köylerin güvenliğini sağlarlar.

Yılda bir defa, mülkiyeti devlete ait olan toprakların, tımar denilen bölümünün kendilerine tahsis edilen vergi gelirini toplarlardı.

Osmanlı devleti toprak sistemi ile askeri sistemini birleştirmişti.

Mülkiyeti devlete ait olan toprakların vergi geliri hizmet karşılığı askerlere ve devlet adamlarına verilirdi.

Bu topraklara vergi gelirinden dolayı “Dirlik” toprakları denirdi.

Dirlik toprakları vergi gelirine göre üç bölüme ayrılırdı.

Bunlar; Has, Zeamet ve Tımar’dı.

Has ve Zeamet sahipleri gelirlerinin beş bin akçesi ile kendileri geçinir, geriye kalan her beş bin akçe için bir atlı asker beslerlerdi.

Tımar sahipleri ise, üç bin akçe ile kendileri geçinir, geriye kalan her üç bin akçe için bir atlı asker beslerlerdi.

Tımarlı sipahilere Tımarları ömür boyu verilirdi.

Kendileri ölürse bu hak çocuklarına geçerdi.

Tımarlı sipahilerin Taşradaki komutanları rütbe sırasına göre beylerbeyi, sancakbeyi, subaşı ve alaybeyleriydi.

Sefer çağrısı yapıldığı zaman beylerbeyinin emrine girerlerdi.

Anadolu’daki sipahiler Anadolu ordusunu, Rumeli’deki sipahiler Rumeli ordusunu oluştururdu.

Sipahiler hızlı hareket eden hafif silahlar kullanan askerlerdi.

2-Akıncılar: 

Akıncılar, sınır boylarında yaşayan göçebe Türkmen çocuklarından oluşan birliklerdi.

Akıncılara, Serhat kulu veya Evladı Fatihan adları da verilirdi.

Akıncılar sınır boylarını korurlardı.

Düşman ülkesine akınlar yaparak düşmanı zayıflatırlar ve istihbarat toplarlardı.

Seferlerde ordunun önünden giderek yol açarlar, köprü yaparlar ve ordunun güvenliğini sağlarlardı.

Savaşta da en ön safta yer alırlardı.

Akıncılar günümüz dünya ordularındaki komandolara benzerlerdi.

Akıncıların iyi yetiştirilenleri birkaç dil bilirlerdi.

Rumeli de Malkoç oğulları, Evrenoz oğulları ve Turhan oğulları gibi nüfuzlu akıncı aileleri vardı.

Akıncıların en vurucu bölümlerini “Deliler ve Beşliler” oluştururdu.

Deliler düşmana korkusuzca saldırdıkları için bu adı almışlardı.

Beşliler ise sınır boyunda yaşayan beş aileden bir askerin katılması ile oluştukları için bu adı almışlardı.

3-Azaplar: 

Azap kelime olarak Bekâr, Erkek manasına gelir.

Osmanlı devleti düzenlediği kanunlarla her köyü ve mahalleyi belirli sayıda Azap askeri çıkartmakla görevlendirmişti.

Köy halkı kanunlarda belirtilen sayıda azap askerini; güçlü, kuvvetli, gözü pek ve sağlıklı gençler arasından seçerdi.

Bu askerlerin her türlü ihtiyacı, köy halkı tarafından karşılanırdı.

Azaplar yaya savaşan piyadelerdi.

Ordunun ön safında yer alırlardı. Kara Azap’ı olduğu gibi deniz Azap’ı da vardı.

Ayrıca Martaloslar kalelerin güvenliğini sağlamakla görevli Hıristiyan kökenli askerlerdi.

Meşaleciler seferlerde aydınlatma hizmetlerini yürütürlerdi.

Genellikle Suriyeli Araplardan meydana gelmişlerdi.

Bozancılar savaşlarda düşmanın maneviyatını bozacak naralar atarlar.

Düşmanı gece uyutmamak için gürültü çıkartırlar ve orduyu galeyana getirecek marşlar söylerlerdi.

Menzilciler ticaret yollarının güvenliğini sağlarlardı.

Derbentçiler önemli geçitleri korurlardı.

Ayrıca bunların dışında Yayalar, Müsellemler, Yörükler ve Tatarlar gibi askeri birliklerde eyalet ordusu içinde yer alırdı.

B-Kapıkulu Ordusu: 

Osmanlı devletinde Orta çağ Türk-İslam devletlerinde görülen “Gulam” sistemi örnek alınarak Kapıkulu ordusu oluşturulmuştur.

Kapıkulu ordusunun temellerini atan padişah I. Murat’tır.

İslam hukukuna göre her beş savaş esirinden birini hükümdar kendi hizmetine ayırma hakkına sahipti.

I. Murat zamanında “Pençik Oğlanları” denilen savaş esirlerinden yeniçeriler adıyla bir ordu oluşturuldu.

Bu ordu zamanla genişledi.

Savaş esirleri yetersiz hale gelince “Devşirme Kanunu” çıkartıldı.

Buna göre her yıl Turnacı başı adlı görevliler Rumeli’deki Hıristiyan ailelerden küçük yaşlardaki erkek çocukları toplarlardı.

Devşirme işlemi sırasında çok sayıda erkek çocuğu olan ailelerin çocuklarından birisi alınırdı.

Bu çocukların soylu ailelerden olmasına özen gösterilirdi.

Toplanan çocuklar önce Anadolu’daki köklü Türk ailelerinin yanına gönderilirdi.

Bu çocuklar Türk ailelerin yanında yaklaşık sekiz yıl kalırlardı.

Bu süre içerisinde ailenin diğer çocukları gibi ekonomik faaliyetlere katılırlardı.

Türk dilini, kültürünü ve İslam dinini öğrenirlerdi.

Bu uygulamanın amacı bu çocukları Türkleştirip, Müslümanlaştırmaktı.

Daha sonra bu çocuklar Gelibolu’daki acemi oğlanlar ocağına alınırdı.

Burada genel askeri ve kültürel eğitimden geçirilirlerdi.

Acemi oğlanlar ocağında eğitimini tamamlayanlar kapıkulu ordusunun değişik bölümlerine dağıtılırlardı.

Acemi oğlanlar ocağını bitirenlerin yakışıklı ve yetenekli olanları önce saray okullarına daha sonra ise ENDERUN adlı üniversiteye gönderilirlerdi.

ENDERUN’u bitirenler devletin yüksek makamlarına ulaşırlardı.

Bu olay Rumeli’deki Hıristiyan ailelerin çocuklarını devlete gönüllü vermelerine sebep olmuştur.

Sokullu Mehmet paşa ve İbrahim paşa gibi Sadrazamlar devşirme kökenliler içerisinden çıkmıştır.

Kapıkulu ordusunun genel özellikleri şunlardır:

*Bu ordu Devşirme kökenlidir.

*Kapıkulu ordusu devlet hazinesinden üç ayda bir “Ulufe” adı verilen maaş alırdı.

*Hükümdarın şahsına bağlı askerlerdi.

Genellikle İstanbul, Edirne ve Bursa gibi kentlerde yaşarlardı.

*Ömür boyu askerlik yaparlardı.

Evlenmeleri ve ticaretle uğraşmaları yasaktı.

Askeri kışlalarda yaşarlardı.

Kapıkulu ordusu iki ana bölümden oluşurdu. 

Bunlar:

1-Kapıkulu Süvarileri.

2-Kapıkulu Piyadeleri.

1-Kapıkulu Süvarileri: 

Kapıkulu ordusunun atlı bölümüdür.

Bunlara altı bölükten oluştukları için “Altı Bölük Halkı” adı verilir.

Bu altı bölük;

Silahtar, Sipahi, Sağ garipler, Sol garipler, Sağ ulufeciler ve Sol ulufeciler olmak üzeredir.

Kapıkulu süvarileri rütbece yeniçerilerden öndedir.

Maaşları piyadelerden daha yüksektir.

Bu birlikler hazineyi, Padişahı, devletin sancak ve bayraklarını korumaktan sorumludur.

Seferlerde padişahın otağını taşırlar ve kurarlardı.

Savaşta padişahı korumakla görevliydiler.

2-Kapıkulu Piyadeleri: 

Kapıkulu piyadeleri yaya askerlerdir.

Yeniçeriler ve Teknik sınıflar olarak iki ana bölümden oluşurlar.

Yeniçeriler Kapıkulu ordusunun en kalabalık bölümüdür.

“Orta” denilen bölüklere ayrılmışlardır.

Her ortanın çorbacı başı denilen komutanları vardır.

Yeniçerilerin en yüksek rütbeli komutanları “Yeniçeri ağası” dır.

Teknik sınıflar ise şunlardır:

Cebeciler: 

Yeniçerilerin silahlarını imal eden ve savaşta tahrip olan silahları tamir eden birliklerdir.

Topçular: Görevleri top denilen silahları yapmak ve bu silahları kullanmaktır.

Top Arabacıları: Ağır topların imali üzerine oluşturulmuşlardır.

Görevleri insan gücü ile taşınamayan topları hayvanlar aracılığı ile taşımaktı.

Lağımcılar: 

Görevleri Kale fetihlerinde,

Cephaneliklerin tahribinde gerekli olan tünelleri kazmak ve patlayıcı yerleştirerek havaya uçurmaktı.

Humbaracılar: 

El bombalarını, el mayınlarını, havan toplarını ve patlayıcıları yaparlar ve kullanırlardı.

C-Yardımcı Kuvvetler:

Osmanlı nüfuzuna giren bağlı devlet ve hükümetler Seferlere belirli sayıda asker göndermekle yükümlüydüler.

Kuruluş ve Yükselme döneminde Anadolu beylikleri askerleri ile Osmanlı seferlerine katılmışlardır.

Yükselme döneminde İç işlerinde bağımsız dış işlerinde Osmanlıya bağlı Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel beylikleri Seferlere ordularıyla katılırlardı.

Kırım kuvvetleri Osmanlı ordusu içerisinde özel bir yere sahipti.

DONANMA:

Osmanlı devleti Karesi oğulları beyliğini topraklarına katınca donanmaya sahip oldu.

Osmanlı donanmasının ilk üssü Marmara denizinde Edincik’ti.

Donanma Rumeli’ye asker ve göçmen taşınmasında önemli rol oynadı.

İlk Osmanlı tersanesini Gelibolu da Yıldırım Bayezit inşa ettirdi.

İlk deniz savaşı Venediklilerle yaşandı (1416).

Osmanlı donanmasını büyük bir güç haline getiren Fatih oldu.

Fatih İstanbul’u fethetmek için 400 parçalık bir donanma oluşturdu.

Gemilerin Kasım Paşa sırtlarından Haliç’e indirilmesi, İstanbul’un fethinde önemli rol oynadı.

Fatih zamanında Osmanlı donanması Ege adaları ve Kırım’ın fethini gerçekleştirdi.

Dünyanın en büyük deniz gücü olan Venedik yenilgiye uğratıldı.

İtalya da Otranto fethedildi.

Osmanlı denizciliğinin yükselmesinde Anadolu beyliklerinin Osmanlılara katılması önemli rol oynadı.

Kanuni zamanında Osmanlı donanması dünyanın bütün devletlerinin donanmalarından daha güçlü hale geldi.

Osmanlı donanma komutanına “Kaptan-ı Derya” denirdi.

Deniz askerlerine ”Levent” adı verilirdi.

Osmanlı donanmasında bulunan gemilere;

Baştarda, Kalyon, Kadırga, Mavna, Atmaca, Serçe gibi adlar verilirdi.

Osmanlı gemileri hem kürekli hem de yelkenli özellikteydi.

Bir donanmada 47 gemi bulunurdu.

Osmanlı devletinin iki türlü donanması vardı.

Bunlar Deniz donanması ve Nehir donanması idi.

Osmanlı devletinin Nehir donanmasına İnce donanma denirdi.

Nil, Fırat ve Tuna ırmaklarında büyük nehir donanması bulunurdu.

Orta Avrupa’ya yapılan seferlerde ordunun ihtiyacı olan malzemeler Tuna nehri donanması ile taşınırdı.

İran seferlerinde Fırat donanması taşıma yapardı.

Doğu Afrika seferlerinde Nil donanması önemli hizmetler yapardı.

Osmanlı devletinin Deniz donanmalarının önemli üsleri;

Süveyş, Basra, Kuzey Afrika, Gelibolu, Haliç, Kırım, Hazar, bölgelerindeki Liman ve tersanelerdi.

Osmanlı devletinin en büyük tersanesi Haliç de bulunuyordu.

16.yy da Haliç tersanesinde 40 bin kişi çalışıyordu.

Donanmada görev yapan askerler hazineden maaş almazlardı.

Geçimlerini ganimet ve kendilerine tahsis edilen toprak geliri ile sağlarlardı.

Donanma personeli yaz aylarında sefere çıkar sonbahar da evlerine dönerlerdi.

Kışın donanmada Nöbetçi personel görev yapardı.

Klasik dönemde yetişen ünlü Osmanlı denizcileri;

Kemal Reis, Salman reis, Burak reis, Barbaros Hayrettin paşa, Turgut Reis, Piri Reis, Piyale paşa, Seydi Ali Reis v.s dir.

16.yy ın sonlarından itibaren Osmanlı merkez donanması zayıflamaya başlamıştır.

Ancak “Garb Ocakları” (Cezayir, Tunus ve Trablusgarb) donanması gücünü korumuştur.

Cezayir beylerbeyine bağlı bu donanma Atlas okyanusundan Amerika’ya kadar seferler yapmıştır.

1795 tarihinde ABD bu donanmanın baskısı sonucu, Cezayir’e yıllık vergi vermeyi öngören anlaşmayı imzalamıştır.

Osmanlı Ordusunda Değişmeler:

17. yüzyılda Değişmeler:

Osmanlı kara ordusunda 16.yy ın ikinci yarısından itibaren değişmeler görüldü.

Padişah III. Murat oğlu Mehmet’in düğününde hokkabazlık, Taklitçilik yapan kişiler Kapıkulu ordusuna alındı.

Devşirme kanununa uyulmadı.

Kapıkulu ordusuna Türkler alınmaya başlandı.

Kapıkulu ordusunun disiplini bozuldu, sayısı arttı.

Kanuni döneminde Kapıkulu ordusu 15 bin dolaylarındaydı.

17.yy da sayıları 100 bini aştı.

Merkez ordusu denilen Kapıkulu ordusunun sayısının artırılması Eyalet ordusunun Avrupa’daki savaşlarda başarılı olmamasından kaynaklandı.

Tımarlı sipahiler ve akıncılar atlı süvari birlikleriydi.

Silah olarak ok, Yay ve mızrak gibi geleneksel silahları kullanıyorlardı.

Genellikle ilkbaharda savaşa giderler sonbaharda köylerine dönerlerdi.

16.yy da Avrupa’da daimi ordular kuruldu.

Bu ordular tamamen ateşli silahlarla donatıldı.

Avrupa ordularında sürekli eğitim yapan, ateşli silahlar kullanan piyade ordusu karşısında Osmanlı eyalet ordusu başarılı olamadı.

Bu gelişme, Osmanlı devletini Kapıkulu ve ateşli silah kullanan birliklerin sayısını artırmak zorunda bıraktı.

Tımarlı sipahiler dağılmaya başladı.

Sipahilerin tımarları ellerinden alındı. İşsiz kalan tımarlı sipahiler Celali isyanlarına katıldı.

Akıncı birlikleri 1595 tarihinden sonra dağıldı.

Kapıkulu ordusunun sayısının artması mali sorunlara sebep oldu.

Hazinenin yükü arttı.

Kapıkulu ordusuna yeterli maaş verilemedi.

Kapıkulu ordusu padişah ve diğer devlet yöneticilerine karşı isyanlar çıkardı.

1622 tarihinde isyan eden yeniçeriler padişah II. Osman’ı öldürdüler.

Yeniçerilerin disiplini gittikçe bozuldu.

Torpille Yeniçeri ocağına kaydolanlar görev yerine gitmediler.

Bazıları da yerlerine vekil gönderip ulufe denilen maaşı paylaşmaya başladılar.

Yükselme döneminde evlenmesi yasak olan yeniçeriler evlenmeye başladılar.

Ticaretle uğraştılar.

İstanbul da esnafı haraca bağladılar.

Bu hareketler padişah IV. Murat ve Sadrazam Köprülü Mehmet paşa gibi liderleri sert önlemler almaya zorladı.

Ordunun disiplininin bozulmasında devlet adamlarının iktidar hırsı ile askeri isyana teşvik etmeleri de etkili oldu.

Yükselme döneminde “Ocak devlet içindir” felsefesi geçerli iken duraklama ve gerileme dönemlerinde “Devlet Ocak içindir” felsefesi geçerli oldu.

“17.yy da Tımarlı sipahilerin dağılması taşrada güvenlik sorununu ortaya çıkardı.

Beylerbeyleri Sekban, Saruca ve Levend adı verilen birlikler oluşturdular.

Bu birlikler için halktan yeni vergiler alındı.

Bu olay halkın toprağını terk etmesinde etkili oldu.

Eyalet valileri topladıkları askerlerin maaşlarını ödeyemeyince işlerine son verdiler.

Bazen de savaş döneminde orduya alınan askerler savaştan sonra dağıtıldı.

Bu uygulama iç isyanlara sebep oldu.

18. ve 19. Yüzyıllarda Değişmeler:

1703 tarihinden itibaren devşirme uygulaması terk edildi.

Bu tarihten sonra yeniçeri ocağına girenler tamamen Türk’tü.

Osmanlı devleti, 18.y da Avrupa’yı örnek alan askeri ıslahatlar yaptı.

İlk olarak I. Mahmut Fransa’dan Kont Dö Boneval’i (Humbaracı Ahmet Paşa) getirerek, humbaracı ocağında ıslahat yaptırdı.

1734 tarihinde “Hendesehane” adlı subay okulu açıldı.

III. Mustafa Baron Dö Tot adlı uzmana Sürat topçuları ocağını açtırdı.

I. Abdülhamit, İstihkam okulunu açtı.

Avrupa’dan gelen uzmanların Müslüman olma zorunluluğu kaldırıldı.

III. Selim “Nizam-ı Cedit” adı ile Avrupa tarzında modern bir ordu kurdu.

Avrupa tarzında eğitim veren Kara Mühendislik okulunu (Mühendishane-i Berri Hümayun) açtı.

Ancak 1807 tarihinde yeniçerilerin çıkardığı Kabakçı Mustafa isyanından sonra Nizam-ı Cedit ordusu dağıtıldı.

1. Mahmut Avrupa tarzında “Sekban-ı Cedit” ordusunu oluşturdu.

Yeniçeriler bir yıl sonra isyan ederek bu orduyu da kaldırttılar (1809).

II. Mahmut bir süre sonra Avrupa tarzında “Eşkinci Ocağı” adlı yeni bir ordu kurdu.

Yunan isyanını bastıramayan yeniçeriler 1826 tarihinde yeniden isyan ettiler.

Bu defa II. Mahmut hazırlıklıydı. İlmiye sınıfının, halkın ve topçu birliklerinin desteğini almıştı.

Padişah devletin ve milletin baş belası olan yeniçerilere karşı halkı savaşa çağırdı.

Peygamberin sancağını Sultan Ahmet meydanına diktirdi.

Bu meydanda yaklaşık 100 bin kişi toplandı.

Topçu birlikleri yeniçeri kışlalarını bombaladı.

Ardından halk ve askerler yeniçeri kışlalarına hücum etti.

Yeniçeriler, halk ihtilali ile yok edildi.

Bu olay tarihe “Vakayı Hayriye” (Hayırlı Olay) olarak geçti.

NOT: Yeniçeriler I. Murat tarafından kurulmuş, II. Mahmut tarafından kaldırılmıştır.

Yeniçeriler yenilik hareketlerine karşı çıkarak ıslahatların başarılı olmasını engellemişlerdir.

Devletin çöküş dönemine girmesinde etkili olmuşlardır.

Yeniçeriler kendilerinin işlerine son verileceği endişesi ile Avrupa tarzında kurulan birliklere karşı çıkmışlardır.

Yeniçerilerin kaldırılması ile yapılacak yeniliklerin önü açılmıştır.

  II. Mahmut Yeniçeri ordusu kaldırıldıktan sonra “Asakir-i Mansure-i Muhammedi’ye” adlı Avrupa tarzında yeni bir ordu kurdu.

Bu orduya bir süre sonra “Nizamiye” ordusu adı verildi.

II. Mahmut günümüz harp okulunun temeli olan “Mektebi Harbiye’yi” açtı.

Böylece modern imparatorluk ordusu ortaya çıktı.

Tanzimat döneminde askerlik vatan görevi haline geldi.

Kara ordusunun yönetimi için ’Serasker’ unvanlı komutan atandı.

Askerliğin süresi kısaltıldı.

19.yy da askerlik vatandaşlar için zorunlu bir görev haline geldi.

Osmanlı deniz gücünde ilk yenileşme Rus donanmasının Osmanlı donanmasını 1770 yılında Çeşme de yakmasından sonra başladı.

Donanmaya subay yetiştirmek üzere “Mühendishane-i Bahri Hümayun” (Deniz Mühendislik okulu) açıldı.

Donanma personeli askeri kışlalarda sürekli eğitim yapan daimi birliklere dönüştürüldü.

Osmanlı devleti, Avrupa da ortaya çıkan buharlı motorla çalışan gemileri II. Mahmut zamanında donanmasına kattı.

Sultan Abdülaziz zırhlı gemilerden oluşan yeni bir donanma oluşturdu.

Bu modern donanma 19.yy da dünyanın üçüncü büyük donanması idi.

Bu dönemde Osmanlı tersaneleri de gemi üretecek şekilde yenilendi.

Ancak 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında uğranılan yenilgi ve iç harplerden sonra başlayan çöküş modern donanmanın limanlara terk edilmesine sebep oldu.

Donanma geliştirilemedi.

Osmanlı devleti 1912 tarihinde hava kuvvetlerini oluşturdu.

Osmanlılar, ilk defa I. Dünya savaşında uçak kullandılar.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Ordu – Türk Silahlı Kuvvetleri

TSK’NİN KUVVET YAPISI

Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile barış döneminde İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak görev yapan ve sefer durumunda Kara ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesine dahil olan Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığından meydana gelmektedir.

Türk Kara Kuvvetleri:

Kara Kuvvetleri Komutanlığının genel olarak kuvvet yapısı şu şekildedir;

-4 Ordu

-10 Kolordu

-2 Mekanize Piyade Tümeni

-2 Mekanize Piyade Tümen Karargahı

-1 Piyade Tümeni ve 1 Eğitim Tümeni

-14 Mekanize Piyade Tugayı

-14 Zırhlı Tugay

-12 Piyade / İç Güvenlik Tugayı

-5 Komando Tugayı

-5 Eğitim Tugayı’ndan oluşmaktadır.

Bu Birlikler, Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dört Ordu ve Lojistik Komutanlık ile Eğitim ve Doktrin Komutanlığı (EDOK) olarak teşkilatlandırılmıştır.

Türk Deniz Kuvvetleri: 

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın genel olarak Kuvvet Yapısı şu şekildedir;

-13 Denizaltı

-21 Firkateyn

-22 Mayın Avlama/Tarama ve Dökücü Gemisi

-21 Güdümlü Mermili Hücumbot

-52 Çıkarma Gemisi/Aracı

-23 Deniz Karakol Uçağı/Helikopteri

-1 Amfibi Deniz Piyade Tugayı.

Bu Birlik ve Gemiler, Donanma Komutanlığı, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı ve Güney Deniz Saha Komutanlığı ile Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı olarak teşkilatlandırılmıştır.

1961 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Karargâh ve 4 ana ast komutanlık olarak teşkilatlandırılmıştır.

Türk Hava Kuvvetleri: 

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın genel olarak Kuvvet Yapısı şu şekildedir; ¨ –

19 Muharip Filo

-2 Keşif Filosu

-5 Eğitim Filosu

-6 Ulaştırma Filosu

-1 Tanker Filosu

-8 SAM Filosu.

Komutanlıklar şu filolardan oluşur:[5]

  • 19 Savaş filosu
  • 1 Keşif filosu
  • 6 Eğitim filosu
  • 6 Ulaştırma filosu
  • 1 Tanker filosu
  • 8 Uçaksavar füze (SAM) filosu

Filolar

  • 101. Filo Asena (KC-135R) İncirlik , Adana
  • 111. Filo Panter (F-4) Eskişehir , Türkiye
  • 112. Filo Şeytan (F-4) Eskişehir , Türkiye
  • 113. Filo Işık (RF-4) Eskişehir , Türkiye
  • 121. Filo Arı (T-38 Talon) Çiğli , İzmir
  • 122. Filo Akrep (KT-1T) Çiğli , İzmir
  • 123. Filo Palaz (SF-260D) Kaklıç , İzmir
  • 124. Filo Standardize (–) Çiğli , İzmir
  • 125. Filo (CN-235 , UH-1) Çiğli , İzmir
  • 131. Filo Barış Kartalı (Boeing 737 AEW&C) Konya , Türkiye
  • 132. Filo Hançer (F-16C/D , F-4) Konya , Türkiye
  • 134. Filo Türk Yıldızları (NF-5 A/B) Konya , Türkiye
  • 141. Filo Kurt (F-16 C/D) Akıncı , Ankara
  • 142. Filo Ceylan (F-16 C/D) Akıncı , Ankara
  • 143. Filo Öncel (F-16 C/D) Akıncı , Ankara
  • 151. Filo Tunç (F-16 C/D) Merzifon , Amasya
  • 152. Filo Akıncı (F-16 C/D) Merzifon , Amasya
  • 161. Filo Yarasa/Kartal (F-16 C/D) Bandırma , Balıkesir
  • 162. Filo Zıpkın (F-16 C/D) Bandırma , Balıkesir
  • 171. Filo Korsan(F-4E) Erhaç , Malatya
  • 173. Filo Şafak (F-4) Erhaç , Malatya
  • 181. Filo Pars (F-16 C/D) Diyarbakır , Türkiye
  • 182. Filo Atmaca (F-16 C/D) Diyarbakır , Türkiye
  • 191. Filo Kobra (F-16 C/D) Balıkesir , Türkiye
  • 192. Filo Kaplan (F-16 C/D) Balıkesir , Türkiye

Bu Filo ve Birlikler, iki Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı, iki Hava Ulaştırma Üs Komutanlığı, Tanker Filo Komutanlığı ile Hava Eğitim Komutanlığı ve Lojistik Komutanlık şeklinde teşkilatlandırılmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin mevcut kuvvet yapısına göre halihazırda sahip olduğu imkan ve kabiliyetler şu şekilde özetlenebilir;

Türk Silahlı Kuvvetleri, 40-50 bin kişilik bir Kolorduyu, çok kısa bir ikaz süresi içerisinde, müşterek bir harekat için görevlendirebilmekte, 5-6 Taburluk bir gücü, gece ve gündüz havadan hücum indirmesiyle uzak mesafelerdeki hedeflere kısa sürede intikal ettirebilmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri aynı anda 4 ayrı yerde Tabur seviyesindeki birlikler ile Barışı Destekleme Harekatı’na iştirak edebilecek imkan ve kabiliyete sahiptir.

Deniz Kuvvetleri’ne ait bir denizaltı refakatsiz olarak 15.000 mil mesafeyi kat ederek Ana Üssüne dönebilmekte, Donanmamız dünya denizleri ve limanlarında bayrağımızı dalgalandırarak uluslararası operasyonlar ile tatbikat ve ikili faaliyetlerde bulunabilmektedir.

Hava Kuvvetleri ABD’den sonra en fazla F-16 savaş uçağına sahip olup uçaklarımız havada yakıt ikmal kabiliyeti ile Orta Avrupa’da atışlı bir tatbikata iştirak edip yurda dönebilmekte, Atlantik’i aşarak ABD’ne kadar gidebilmektedir.

Ayrıca Kosova Krizi sırasında icra edilen hava harekatı Türk Hava Kuvvetleri’nin NATO’da ABD’den sonra gece harekat icra edebilen tek Hava Kuvveti olduğunu ortaya koymuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri 1999 yılında meydana gelen Marmara Bölgesi ve Düzce depremlerinde olduğu gibi süratli bir şekilde doğal afet yardım harekatı icra edebilmekte ve bu imkan ve kabiliyetini her geçen gün daha da geliştirmektedir.

JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

Türk Silahlı Kuvvetleri 2000’li yıllarda bu imkan ve kabiliyetlerine ilave olarak yürüttüğü modernizasyon faaliyetleriyle kazanacağı yeni imkan ve kabiliyetlerle çok boyutlu ve karmaşık tehdit ve risklerin bulunduğu coğrafyamızda belirsizlik ve istikrarsızlık ortamının ihtiyaçlarına daha iyi cevap verecek hale gelecektir.

  • Karargah ve bağlı birlikleri
  • Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı

  • Jandarma İç Güvenlik Birlikleri
    • Mülki Teşkilata Tabi Olmayan Jandarma İç Güvenlik Birlikleri
      • Jandarma Bölge Komutanlıkları
      • Jandarma Komando Birlikleri
      • Jandarma Havacılık Birlikleri
      • JİHİDEM
      • JÖAK
    • Mülki Teşkilata tabi olan Jandarma birlikleri
      • İl Jandarma Komutanlıkları (alay seviyesinde)
      • İl Merkez ve İlçe Jandarma Komutanlıkları
      • Jandarma Karakol Komutanlıkları
      • Diğer Birlikler
        • Jandarma Koruma Birlikleri
        • Jandarma Asayiş Komando Birlikleri
        • Jandarma Trafik Tim Komutanlıkları
        • Jandarma Çevre Koruma Timleri
        • Jandarma Çocuk Merkezleri
        • Atlı Jandarma Birlikleri
        • Jandarma Arama ve Kurtarma Timleri
        • Jandarma Asayiş Bot Komutanlıkları
        • Jandarma Motosikletli Asayiş Timleri
        • Ceza İnfaz Kurumu Koruma Birlikleri
        • Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı
  • Sınır Birlikleri
  • Jandarma Eğitim Komutanlığı
  • Jandarma Okullar Komutanlığı
  • İdari ve Lojistik Destek Birlikleri
  • SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

  • Sahil Güvenlik Komutanlığı (Ankara)
  • Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı (İstanbul)
    • Sahil Güvenlik İstanbul Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik İmralı Özel Görev Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Güney Marmara Grup Komutanlığı (Bursa)
    • Sahil Güvenlik Çanakkale Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Onarım Destek Komutanlığı(İstanbul)
      • Sahil Güvenlik Sarıyer Merkez Karakol Komutanlığı(İstanbul)
      • Sahil Güvenlik Sahil Gözetleme İstasyonu (MOBESE=SGRS)(İstanbul)
  • Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanlığı (Samsun)
    • Sahil Güvenlik Trabzon Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Amasra Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik İkmal Destek Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Onarım Destek Komutanlığı
  • Sahil Güvenlik Ege Denizi Bölge Komutanlığı (İzmir)
    • Sahil Güvenlik Marmaris Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Ege Denizi Bölge Onarım Destek Komutanlığı
  • Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı (Mersin)
    • Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik İskenderun Grup Komutanlığı
  • Sahil Güvenlik Hava Komutanlığı (İzmir)
    • Sahil Güvenlik Samsun Hava Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Antalya Hava Grup Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Hava Stand Eğitim filo Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Hava Harekat Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Hava İkmal Ve Bakım Komutanlığı
  • Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanlığı (Antalya)
    • Sahil Güvenlik Okullar Komutanlığı
    • Sahil Güvenlik Eğitim Merkez Komutanlığı
  • Sahil Güvenlik İkmal Merkezi Komutanlığı (İstanbul)
    • Sahil Güvenlik Bölge Komutanlıklarına tabi olan birlikler
      • Sahil Güvenlik Merkez karakol komutanlıkları
      • Sahil Güvenlik Karakol Komutanlıkları ve bağlısı bot Komutanlıkları

== Ana teçhizatlar == [26]

Sahil Güvenlik Asayiş
Yüzer platform devriye araçları
4 SG Arama Kurtarma Gemisi
16 80 Sınıfı Botlar
8 70 Tonluk Botlar
13 Kaan 33 Sınıfı Botlar
9 Kaan 29 Sınıfı Botlar
5 Kaan 19 Sınıfı Botlar
18 Kaan 15 Sınıfı Botlar
4 Sar 35 Sınıfı Botlar
10 Sar 33 Sınıfı Botlar
14 Türk Tipi Botlar
13 Sac Piket Tipi Botlar
n/a Kontrol Botlar
n/a DAGOT
n/a DEGAK
n/a SAGET
Uçar platformlar
14 AB 412 Helikopterleri
3 CASA CN 235 Uçakları

 Bu yazının özeti şudur;

Ailenin her bir ferdi, aileyi korumak için yer zaman fark etmeksizin askerdir.

 Bu gelenektir…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s