TÜRKLERDE YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA ———————– ALINTIDIR

TÜRKLERDE YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

 

Türk tarihi bir bütün olarak ele alınmış ve konu; fakirleri ağırlama, konuk ağırlama, toylar aracılığıyla yardımlaşma ve dayanışma, doğumlarda yardımlaşma ve dayanışma, düğünlerde yardımlaşma ve dayanışma, yaslarda yardımlaşma ve dayanışma, askerlikte yardımlaşma ve dayanışma başlıkları altında işlenmiştir.

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma dendiği zaman, bir cemiyeti oluşturan fertlerin ve grupların cemiyetin bütünlüğünü korumak ve bekasını sağlamak amacıyla birbirlerine karşı yaptıkları her türlü maddi ve manevi yardımlar ile dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı cemiyeti oluşturan birimlerin (fertlerin ve grupların) tek amaç etrafında birleşerek mücadele etmelerini anlıyoruz.

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma kimi toplumlarda en üst seviyede iken kimilerinde ise yok denecek kadar azdır.

Bu toplumların zaman içinde oluşturdukları kendi öz kültürleri ile ilgilidir.

İnsanoğlu hayatını idame ettirebilmek için, içinde yaşadığı coğrafyanın kendisine sunduğu imkanları kullanmıştır.

Bu ise onun hayat tarzını, yani kültürünü şekillendirmiştir.

Ancak coğrafya kültürün şekillenmesinde tek unsur değildir.

Kültürlerin oluşmasında ve gelişmesinde başlıca amil ferttir.

Yine burada fertlerin oluşturduğu cemiyeti de unutmamak gerekir.

Zira belirli bir karaktere sahip olan cemiyet dışarıdan ithal edilen her kültür unsurunu kabul etmemekte, ancak kendi hayat tarzına ve düşünce dünyasına uygun olanını almaktadır.

Buradan hareketle kültürün oluşmasında ve gelişmesinde rol alan unsurları; coğrafi şartlar, insan ve cemiyet olarak tespit edebiliriz.

Türk tarihinin ilk devirleri daha çok Avrasya bozkırlarında cereyan etmiştir.

Bozkırlar iklim olarak çöllerden farklıdır.

Yıllık aldıkları yağış miktarı ortalama 550 mm.’nin altına düşmez.

Kışları bol kar yağar ve çok soğuktur.

Yazları ise çok sıcak ve kuraktır.

Bozkırlar bahar aylarında bol yağmur alırlar, tabiat canlanır, otlar yeşererek hızla büyürler.

Arkasından sıcakların bastırmasıyla hızla kurumaya başlarlar.

Sonbahar yağmurları ile kuru arazi kısa süreli de olsa tekrar yeşerir.

Bozkırların bu değişken iklim şartlarına uyum sağlayanlar “Çoban” kültürünü geliştirmiştir.

Kısır ve hasis bozkırlardaki hayat mücadelesinin temelinde hayvanlara yeni otlaklar bulmak, onların yaşamasını, dolayısı ile kendi hayatlarını devam ettirmek vardır.

Maişet derdinin yüklediği vazifeler (büyük hayvan sürülerine yeni otlaklar bulma, bu sürülerin sevk ve idaresi, obalar arası münasebetler v.s.); yardımlaşma, birbirlerinin durumunu göz önünde bulundurma ve dayanışma fikirlerine vücut vermiştir.

Türklerin sosyal hayatlarında görülen yardımlaşma ve dayanışmanın temelinde Türklerin ilk devirlerinde yaşadıkları bu bozkır şartlarının önemli ölçüde etkisi vardır.

Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi kültürü şekillendiren sadece coğrafya değildir.

Bir de cemiyet ve cemiyeti oluşturan fertler vardır ki, bunların hayat tarzları ve düşünceleri de kültürlerin oluşmasında etkilidir.

Cermenlerin, Moğolların vs. kavimlerin oluşturdukları atlı-göçebe kültürünün Türk bozkır kültüründen farklılık arz etmesinin sebebi de budur.

El-Câhiz Türklerin faziletlerini sayarkenyardımlaşmayı sevdikleri ve ona muhtaç oldukları için çöllerde bazı kabileler diğerlerine iltihak edip beraberce konup göçerler.

Arkadaşlarından ayrılan az, onun elindeki nimete imrenen, kalmasını temenni eden, bu nimetin mahvını kesilmesini ortadan kalkmasını isteyenden daha çoktur” diyerek Türk bozkır kültürünün temel prensibini gayet açık ve sade bir şekilde açıklamıştır.

Türk insanı karakter olarak yardımlaşmayı ve dayanışmayı sevmekte, zaten coğrafi şartlar da bunu zorunlu kılmaktadır.

Bu yardımlaşma ve dayanışma Türk milletinin tarihi kaderine yön vermiş ve onların dünyayı yöneten cihanşümul devletler kurmasında etkili olmuştur.

Toplum içindeki yardımlaşma ve dayanışma zenginlerin fakirlere maddi ve manevi yardımlarda bulunmaları, tehlike karşısında birleşme ve barış zamanında da uyum içinde yaşamayla ölçülebilir.

1. Fakirleri Ağırlama

Türk toplumunda fakirlere yapılan yardımların örneklerini Türk tahinin bize kadar ulaşan kaynaklarında çokça görmekteyiz.

Bu yardımlar kimi zaman hayratlar aracılığı ile, kimi zaman çeşitli vesilelerle düzenlenen yağmalı toylar aracılığı ile, kimi zaman da toplum içindeki başka kurumlar aracılığı ile yapılmaktaydı.

Türk toplumundaki hayratlar vasıtası ile yapılan yardımların ilk örneklerinin, Proto-Türk Tsü-ki Hunlarında M.Ö.IV. yüzyıldan itibaren bulunduğuna dair kayıtlara rastlanmaktadır.

Yine Uygurlarda da bu tip hayratların olduğunu biliyoruz.

Bu Uygur hayratlarında ayrıca tahsil imkanı, hastahane ve yolcular ile yoksullar için de barınaklar mevcuttu X. yy. sonlarında Türk yurdunu ziyaret eden Çin Elçisi Wang Yen-T’, buralarda fakir insan bulunmadığını belirterek, ilk zamanlardaki bu yardımlaşma ve dayanışmanın neticelerini bize ulaştırmıştır.

2. Konuk Ağırlama

Türk ülkelerinde yolcuların konaklayıp ihtiyaçlarını tamamen ücretsiz veya çok az bir miktar ücret ödeyerek giderdikleri kervansaray benzeri yapıların ilk örneklerini İslam öncesi Türk tarihinde görmekteyiz.

Bunların giderleri vakıflar aracılığı ile karşılanmakta idi.

Bu yapıların olmadığı yerlerde ise halk bu vazifeyi gönüllü olarak yükleniyor, üstelik bunu yapılması mecburi bir görev addediyordu.

Yine Türk tarihinin ilk devrelerinden itibaren toplumu içinde misafirlerin ağırlandığı “Konuk Evleri”ni görüyoruz.

Buralar, misafirlerin rahat bir şekilde ihtiyaçlarını gidermeleri gayesiyle maddi durumları iyi olan kişilerin yaptıkları yapılardı.

Konuk Evi” tabiri zaman içende değişerek “Oda” adıyla günümüze kadar ulaşmıştır.

Fakat, sanayileşme ve şehirleşmenin beraberinde getirdiği olumsuzluklarla birlikte bu güzel müessese yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuştur.

Cemiyet hayatında daha değişik vazifeleri olmakla birlikte “Ahiler” konuk ağırlama ve onun ihtiyaçlarını karşılama işiyle de meşgul olmuşlardır.

İbn-i Battuta Seyahatnamesi’nin Anadolu’yla ilgili kısmında Ahi teşkilatının misafirperverliğinden geniş olarak bahsetmiştir.

İbn Fadlan Türk misafirperverliğini “Müslüman bu şekilde Türk arkadaşının yanına gelince, arkadaşı onun için kubbe şeklinde bir çadır kurar, imkanı elverdiği nispette ona koyun takdim eder…..

Misafir olan Müslüman yoluna devam etmek isteyince, hayvanlarından yola devam edemeyecekler bulunur veya bir şeye ihtiyacı olursa, yola tahammül edemeyecek hayvanları Türk arkadaşının yanına bırakır, onun develerinden,hayvanlarından ve malından ihtiyacı olanı alıp yoluna devam eder.

Gittiği yerden döndüğü zaman ona mallarını develerini ve hayvanlarını iade eder” kaydıyla çok güzel bir şekilde tespit etmiştir.

3. Toylar Aracılığıyla Yardımlaşma ve Dayanışma

Geçmişten günümüze uzayan tarihi süreçte Türk toplumunda zengin kişilerin çeşitli vesileler ile güçlerinin yettiği ölçüde ziyafetler tertiplediklerini ve bu davetlere fakirler ağırlıkta olmak üzere her kesimden insanı çağırdıklarını biliyoruz.

Bu davetlerin amacı fakirlerin karnını sadece bir öğün doyurmak değildi.

Bu vesileyle onların giyim ihtiyaçları karşılanır, borçları verilir; bundan başka daha eşya, para vs. şeyler de diş kirası olarak fakirlere dağıtılırdı.

Bu toylar genellikle; başarı, kutlama, ilk av, akın dönüşü, tutsaklıktan kurtulma, düğün, doğum, ölüm, ad verme, dilek, yemin, bayram, ağırlama ve karşılama vs. sebeplerle düzenlenirdi.

Yine hükümdarların türlü sebeplerle halkı bir araya getirip, yemekler yedirip, eğlendirmeyi ihmal etmedikleri toylar vardı ki, bunların asıl amacı öncekilerden biraz daha farklı olarak milli birlik ve beraberliği sağlamaktı.

4. Doğumlarda Yardımlaşma ve Dayanışma

Aile ve toplumda önemli hadiselerden birisi de doğumdur.

Her toplumda doğumla ilgili bir çok adet, gelenek ve görenekler vardır.

Türk toplumundaki doğumla ilgili adet ve göreneklerden şu anda bizi ilgilendiren kısım,doğum olayındaki yardımlaşma ve dayanışmadır.

Türk toplumundaki bu yardımlaşma ve dayanışma daha kadın hamile kalmadan evvel başlayıp doğum sonrasına kadar devam eden bir süreçtir.

Doğum öncesi yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili olarak Dede Korkut hikayelerinde şöyle bir kayıt geçmektedir:

Dirse Han çocuk sahibi olabilmek için büyük bir ziyafet verir,açları doyurur, çıplakları giydirir, borçluyu borcundan kurtarır; onlar da el kaldırıp dua ederler, nihayet duaların kabul edilmesiyle Dirse Han çocuk sahibi olur.

Burada dikkati çeken iki husus var.

Birincisi daha önce değindiğimiz ziyafet vererek fakirlere yardım etme;

ikincisi de bu yardımlardan istifade eden kişilerin ziyafet sahibinin isteğine kavuşması yani çocuk sahibi olması, için topluca dua etmeleridir.

Dede Korkut Hikayeleri içinde anlatılan bu hikayenin benzerlerini günümüz Türk toplumunda da görmek mümkündür.

Doğum merhalesine gelindiğinde doğum yapacak kadına yardım için herkesin seferber olduğunu görüyoruz.

W. Radloff Seyahatnamesi’nde Altay Türkleri’nde şahit olduğu bir doğumu anlatırken , kadının doğuracağı zaman bütün kadın akrabaların eve toplandığını, erkeklerin ise dışarıda kalarak civardaki kötü ruhları kovma işiyle meşgul olduklarını kaydetmektedir.

Günümüzde gelişen imkanlar sayesinde doğum artık hastahanelerde, sağlık ocaklarında uzman kişilerin gözetiminde yapılmaktadır.

Fakat bu Türk toplumundaki yardımlaşma ve dayanışmaya engel teşkil etmemiştir.

Hamile kadının doğum için hasta haneye gidişinde, doğum sonrasında eve getirilmesinde hep konu-komşunun seferber olduğu görülmektedir.

Doğumdan sonra akrabaların, komşuların göz aydına gelmeleri ve bu gelen kişilerin lohusaya çeşitli tatlılar; çocuğa da maddi durumlarına göre, para, altın gibi hediyeler getirdiği görülmektedir ki, bunun amacı doğan çocuğa yapılacak harcamaların aileye getireceği külfetin azaltılmasıdır.

Doğum öncesi ve sonrasındaki bu türlü bir yardımlaşma ve dayanışmayı Türk milleti hariç diğer toplumlarda görmek pekte mümkün değildir.

5. Düğünlerde Yardımlaşma ve Dayanışma

Yardımlaşma ve dayanışmayı bir vazife addeden Türk milleti için düğünler bunun îfâsında güzel bir vesile teşkil etmektedir.

Düğünlerimiz pek çok meselelerin birlikte çözülüp sorumlulukların payşalaşıldığı, nice acı tatlı sevgi ve coşkunun birlikte yaşandığı, dolayısıyla toplum içindeki hareketli, yapıcı bir kaynaşmanın sistemli bir şekilde organize edildiği ortak yaşanan bir olaylar yumağıdır.

Kız istemeden, yeni kurulan evin eşyalarının alınmasına kadar hep bir yardımlaşma ve dayanışma sergilenir.

Kız istemeye gidilirken oğlanın ebeveynlerinin haricinde ailenin tanıdığı toplumun ileri gelenleri de hazır bulunurlar.

Bundan maksat naz eden kız tarafını iknada oğlanın ailesine yardımcı olmaktır.

Düğünlerimizde yardımlaşma ve dayanışmanın bir örneği olan “sağdıçlık” ve “yengelik” müessesesi vardır ki bunun tarihi, Göktürklere kadar uzanmaktadır.

Sağdıcın vazifesi damada yol gösterme ve arkadaşlıktır.

Yengenin görevi ise geline kılavuzluk ve arkadaşlıktır.

Sağdıç ve yenge seçilirken evlenmiş, oturmasını kalkmasını bilen kişiler olmalarına dikkat edilir.

Düğünlerde okuntu (davetiye) verilen kişiler yani davetliler oğlan ve kız evlerine hediyeler getirerek, damada ve geline takılar takarak yeni kurulmakta olan aile ocağına maddi yardımlarda bulunurlar.

Bu şekilde hem düğün masraflarının bir miktarı karşılanmış, hem de yeni kurulan evin eşyalarının bir kısmı temin edilmiş olur.

Düğün geleneklerimizden birisi de verilen ziyafetler ile davetlilerin ve fakir fukaranın karnının doyurulup hayır dualarının alınmasıdır.

Düğün yapıp evlenemeyecek kadar fakir olan gençlerin yardımına ise maddi durumları iyi olanların koştuklarını görüyoruz.

Hatta bu amaçla vakıfların bile kurulduğunu bilmekteyiz.

6. Yaslarda Yardımlaşma ve Dayanışma

İnsanların yardıma en çok muhtaç oldukları zaman, bir yakınlarını kaybettikleri andır.

Böyle durumlarda insanlar ancak çevrelerinden aldıkları destekle ayakta durabilirler.

Türk milletinde hayatın her safhasında olduğu gibi ölüm hallerinde de sıkı bir yardımlaşma ve dayanışmanın olduğunu görüyoruz.

Cenazenin kaldırılmasından geride kalanların akıbetine kadar her şey düşünülür.

Öyle ki, ölünün toprağa gömülmesi bile bir yardımlaşma vesilesi sayılmıştır.

Uygur Türklerindeki ve Orta Anadolu Türklerindeki defin merasimlerine bir göz attığımızda; Türk milletinin yaslardaki yardımlaşma ve dayanışmasını daha açık olarak görebiliriz.

Uygur Türkleri’nde ölümden üç gün sonra, ölünün aile fertleri ve yakınları birlikte yemek hazırlarlar, mescidin imamı, müezzini, cemaati ve ölü yıkayıcılarını davet ederler.

Yemekler yendikten sonra Kur’an okunur, ölünün giysileri ölüyü yıkayan kişilere verilir ve merasim sona erer.

Buna “üç nezir” denir.

Üç nezir günü yurt imamının teklifiyle yasçıların bellerindeki beyaz kuşak alınır.

Buna kara çözmek denir.

Orta Anadolu’da ise biraz farklı olarak ilk gün cenaze evinde yemek yenmez.

Ölünün yakınlarını konu-komşu evine götürerek yemek yedirir.

Müteakib günlerde ise yine konu-komşu pişirdiği yemekleri cenaze evine getirirler.

Bu yemeklerden hem cenaze sahiplerine hem de dışarıdan gelen misafirlere ikram edilir.

Yine dışarıdan gelen misafirler de elleri boş gelmezler.

Durumlarına göre çay, şeker, lokum, yoğurt, et, sebze, vs. yiyecek çeşitlerini getirirler.

Bunlar hep gelen misafirlere ikram edilir.

Ölünün elbiseleri ise fakir birine verilir.

Uygur Türkleri’nde cenazenin yedinci günü yasçılar özel hazırlıklar ile yemekler pişirerek erkekli kadınlı misafirleri ağırlarlar.

Nezire davet edilenler çeşitli yemeklerden sofra hazırlayarak gelirler.

Orta Anadolu’da ise yedinci gün ayrı bir yemek verilmez .

Cenazenin defninden sonraki ilk Perşembe günü çokça un helvası yapılır.

Cuma günü mevlit okutulduktan sonra cami cemaatine ve yasa gelenlere ikram edilir.

Bu helvanın hazırlanmasında kullanılan unu , yağı ve şekeri cenaze yakınları ve komşular getirirler.

Uygurlarda cenazenin kırkıncı günü “Kırk Nezir” verilir.

Kırk nezir de “Yedi Nezir” gibi büyük sofralar kurularak yapılır.

Kırk nezir günü vefat eden kişinin çocukları, akrabaları karşılıklı hediyeler takdim ederler.

Bu da yasın tamamlandığı manasına gelir.

Erkek yasçılar tıraş edilir, kadın yasçılar birbirlerinin saçlarını tararlar.

Vefatın birinci senesinde “yıl nezir” verilir.

Buna da herkes davet edilir.

Yine bazı bölgelerde “yirmi nezir” verilir,dağlık kesimlerde ise ölü defnedilmeden önce “büyük nezir” verilir .

Bu gibi nezirlere davetle gelinmez; ölümden haberdar olan herkes kendiliğinden gelir.

Yasçıların hepsi bu yemekten yiyerek ağıtlar yakarlar.

Anadolu’da ise ölünün kırkıncı günü cenaze sahipleri “kırk yemeği” verirler.

Bu yemeğe zengin fakir gözetmeksizin herkes davetlidir.

Yemekten sonra mevlit okunup, cenaze için dualar edilir.

Yine bu güne kadar okunan hatimlerin duaları yapılır, sevabı ölünün ruhuna hediye edilir.

Böylece ölü öteki dünyada da yalnız bırakılmamış olur.

Yukarıda ayrıntılı olarak bahsettiğimiz yaslarda dağıtılan yemeğin İslamiyet öncesi Türk gelenek ve göreneklerinde de mevcut olduğunu Çin kayıtlarından öğreniyoruz.

Burada anlatılan Göktürk cenaze merasimlerinde, tören için çadıra konan cenazenin yanına gelen çocukları, torunları, kadın-erkek akrabalarının hepsinin, koyun sığır ve at kurban ettikleri yazılıdır.

Bu kurbanların etleri gelen misafirlerce tüketilirdi.

Kafaları ve postları ise mezarın etrafına bırakılırdı. bundan amaç cenazenin öteki dünyada ihtiyaçlarının karşılanmasıydı.

Yine Manas destanında Manas’ın ölümü üzerine yapılan yas töreninde kurbanların kesildiğinden ve halka dokuz kat altınlı kumaşlar dağıtıldığından bahsedilmektedir.

Bu ise Türk toplumunun yas törenlerindeki yardımlaşma ve dayanışmanın destanlardan yansıyan yönüdür.

Başka milletlerin akıl erdiremeyecekleri bu hadise Türk toplumundaki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın farklı bir boyutudur.

7. Askerlikte Yardımlaşma ve Dayanışma

Türk tarihi içinde yardımlaşma ve dayanışmayı gördüğümüz diğer bir alan ise ortak düşman karşısında yapılan mücadeledir.

M.Ö. 174’te Hun ülkesine gelen Çin elçisinin Hun vezirine sorduğu sorunun cevabı bize Türklerin düşman karşısındaki ortak tavrını sergilemektedir;

“…Bir tehlike anında veya bir savaş gerektiğinde ise herkes atlanır, okları ile yaylarını kullanırlar.

Tehlike geçip barış gelince de artık herkes rahatlamış ve mutluluğa ermiş olurlar.

Onlar kendilerine düşen vazifeleri kolaylıkla ve doğrudan doğruya kendileri yerine getirirler.

Bir güçlükle karşılaştıkları yoktur”,

“Beyleri ile devlet büyükleri de sürekli ve dengeli bir anlaşma halindedir.

Çin’deki gibi değişme yoktur.

Devletin kuruluşu ve işleyişi de adeta tek bir vücut gibidir”.

Savaşa gidemeyecek durumda olanların ise ordunun ihtiyacının karşılanması için ellerinden gelen her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmediğini görüyoruz.

Çin esaretine karşı ayaklanan İlteriş Kağan’ın başlattığı bağımsızlık hareketinde de yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örnekleri sergilenmiştir.

Benzeri bir yardımlaşma ve dayanışma Mustafa Kemal Atatürk’ün işgal güçlerine karşı başlattığı Kurtuluş Savaşı’nda da gösterilmiştir.

Divanı Lügat-it-Türk’te de askeri konularda yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili bir çok kelimenin olması, düşman karşısında yardımlaşma ve dayanışmaya ne kadar fazla önem verildiğini bize göstermektedir.

Türk toplumunda hayatın her safhasında sergilenen sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın temelleri Türk tarihinin ilk devirlerine kadar uzamaktadır.

Bu sosyal yardımlaşma ve dayanışma; yaşanan coğrafyanın sunduğu hayat şartlarından ve Türk toplumunun milli karakterinden kaynaklanmaktadır.

Anavatandan dünyanın dört bucağına dağılmış olan Türk milleti, bu sayede ayakta durmayı başarmış ve dünyaya hükmeden büyük devletler kurmuştur.

Kaynaklar :

İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, 1987, s. 1. aynı yer.

İbrahim Kafesoğlu, Türkler ve Medeniyet, İstanbul 1957, s. 22-23

Ebû Osmân Amr b. Bahr el-Câhiz, Hilafet Ordularının Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri, (Haz. Ramazan Şeşen), Ankara 1967, s.60. Buradaki fakir kelimesinden kastımız kelimenin asıl manasına uygun olarak ihtiyaç sahibi olan kişi veya kişilerdir. Nitekim yolcular, hastalar, açlar, çıplaklar, vs. fakir tanımı içindedirler.

Emel Esin, “‘Muyanlık’ Uygur ‘Buyan’ yapısından (VIHARA) Hakanlı Muyanlığına (Ribat) ve Selçuklu Han Medresesine Gelişme”, Malazgirt Armağanından Ayrıbasım, Ankara 1972, s. 79 Bkz. Reşit Rahmeti Arat, Makaleler, C. I, Ankara 1987, s. 506-572

Emel Esin, Türk Kültür Tarihi, İç Asya’daki Erken Safhalar, Ankara 1985, s. 12

Özkan İzgi, Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, Ankara 1989, s.63 Bkz. Mustafa Cezar, “Türk Tarihinde Kervansaray”, VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1981, C.II, 931-940.

Wilhelm Radloff, Sibirya’dan Seçmeler, Ankara 1986, s. 173; İbn Fadlân, Seyahatname (çev. R. Şeşen), İstanbul 1995, s.37; Abdülkadir İnan, “Kazak-Kırgızlarında ‘Yeğenlik Hakkı’ ve ‘Konuk Aşı’ Meseleleri”, Türk Hukuk Dergisi, 1941-42, C. I, 27; Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1968, s. 290

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.315

Bkz. İbn Batuta, İbn Batuta Seyahatnamesi’nden Seçmeler (Haz. İsmet Parmaksızoğlu),İstanbul 1986; Altan Çetin, “13-15. Yüzyıllarda Yakındoğunun Sosyo-Ekonomik Hayatında Tüccarlar”, Yeni Türkiye, Ankara, 2002, C. IV, 448-449.

İbn Fadlân, a.g.e., s. 37; Salim Koca, “X. Yüzyılda Türkistan’da Bir İslam Seyyahı Gözüyle Türkler” Milli Kültür, Haziran 1981, C. III, sayı:1, s.48.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Çev. R. R. Arat), Ankara 1991, s. 337; Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. K. Y. Kopraman, A. İ. Aka), İstanbul 1976, s. 203

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I. Cilt, Ankara 1993, s. 520-521

Ebulgazi Bahadır Han, Şecereyi Terakime (Türklerin Soy Kütüğü), (Haz. Muharrem Ergin), Tercüman 1001 Temel Eser Seri, s. 59; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 520-521

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s. 269

Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s. 59

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I.cilt, Ankara 1995, s. 518; Abdülkerim Rahman, “Uygurlar’ın Defin Merasimleri” III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi (1986), Ankara 1987, C.II, 313; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s. 30

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul, 1969, s. 12

İbn Batuta, a.g.e., s. 17 Toy çeşitleri için bkz.: Bahaeddin Ögel, Türk Kültürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.772-773 ve s. 283; Yusuf Has Hacib, a.g.e., s. 331

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 206; Ziya Gökalp, a.g.e., s. 203

Maharrem Ergin, a.g.e., aynı yer.

Wilhelm Radloff, a.g.e., s. 173

Atilla Erden, “Anadolu Türkmen Boylarında Düğün”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi(1986), Ankara 1987, C.IV, 164.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s.271-272

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it-Türk (çev. Besim Atalay), Ankara, C.II, 110.

Abdülkerim Rahman, a.g.e., s. 313 aynı yer. aynı yer.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767 a.e., s. 518

İbn Fadlan, a.g.e., s. 36; Marco Polo, Marco Polo’nun Gezileri Kitabı, (çev. Ömer Güngören), İstanbul 1985, s. 63; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 93; Kemal Göde, Türk İslam Medeniyeti, Kayseri 1992, s. 173

Marco Polo, a.g.e., aynı yer; Kemal Göde, a.g.e. s., aynı yer

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 241 a.e., s. 239-240

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s.19 20.

Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Türk Toplum Hayatı”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Ankara 1975, C.IV, 60; Salim Koca, “Selçuklular’da Kültür ve Medeniyet” Türk Yurdu, Eylül 1991, C.II, sayı:49, s.52; Kaşgarlı Mahmut, a.g.e., C.I, 236; C.II, 350;C. III, 70-73-75.

İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, 1987, s. 1. aynı yer.

İbrahim Kafesoğlu, Türkler ve Medeniyet, İstanbul 1957, s. 22-23

Ebû Osmân Amr b. Bahr el-Câhiz, Hilafet Ordularının Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri, (Haz. Ramazan Şeşen), Ankara 1967, s.60. Buradaki fakir kelimsinden kastımız kelimenin asıl manasına uygun olarak ihtiyaç sahibi olan kişi veya kişilerdir. Nitekim yolcular, hastalar, açlar, çıplaklar, vs. fakir tanımı içindedirler.

Emel Esin, “‘Muyanlık’ Uygur ‘Buyan’ yapısından (VIHARA) Hakanlı Muyanlığına (Ribat) ve Selçuklu Han Medresesine Gelişme”, Malazgirt Armağanından Ayrıbasım, Ankara 1972, s. 79 Bkz. Reşit Rahmeti Arat, Makaleler, C. I, Ankara 1987, s. 506-572

Emel Esin, Türk Kültür Tarihi, İç Asya’daki Erken Safhalar, Ankara 1985, s. 12

Özkan İzgi, Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, Ankara 1989, s.63Bkz. Mustafa Cezar, “Türk Tarihinde Kervansaray”, VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1981, C.II, 931-940.

Wilhelm Radloff, Sibirya’dan Seçmeler, Ankara 1986, s. 173; İbn Fadlân, Seyahatname (çev. R. Şeşen), İstanbul 1995, s.37; Abdülkadir İnan, “Kazak-Kırgızlarında ‘Yeğenlik Hakkı’ ve ‘Konuk Aşı’ Meseleleri”, Türk Hukuk Dergisi, 1941-42, C. I, 27; Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1968, s. 290

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.315

Bkz. İbn Batuta, İbn Batuta Seyahatnamesi’nden Seçmeler (Haz. İsmet Parmaksızoğlu),İstanbul 1986; Altan Çetin, “13-15. Yüzyıllarda Yakındoğunun Sosyo-Ekonomik Hayatında Tüccarlar”, Yeni Türkiye, Ankara, 2002, C. IV, 448-449.

İbn Fadlân, a.g.e., s. 37; Salim Koca, “X. Yüzyılda Türkistan’da Bir İslam Seyyahı Gözüyle Türkler” Milli Kültür, Haziran 1981, C. III, sayı:1, s.48.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Çev. R. R. Arat), Ankara 1991, s. 337; Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. K. Y. Kopraman, A. İ. Aka), İstanbul 1976, s. 203

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I. Cilt, Ankara 1993, s. 520-521

Ebulgazi Bahadır Han, Şecereyi Terakime (Türklerin Soy Kütüğü), (Haz. Muharrem Ergin), Tercüman 1001 Temel Eser Seri, s. 59; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 520-521

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s. 269

Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s. 59

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I.cilt, Ankara 1995, s. 518; Abdulkerim Rahman, “Uygurlar’ın Defin Merasimleri” III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi (1986), Ankara 1987, C.II, 313; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s. 30

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul, 1969, s. 12

İbn Batuta, a.g.e., s. 17 Toy çeşitleri için bkz.: Bahaeddin Ögel, Türk Kültürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.772-773 ve s. 283; Yusuf Has Hacib, a.g.e., s. 331

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 206; Ziya Gökalp, a.g.e., s. 203

Maharrem Ergin, a.g.e., aynı yer.

Wilhelm Radloff, a.g.e., s. 173

Atilla Erden, “Anadolu Türkmen Boylarında Düğün”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi(1986), Ankara 1987, C.IV, 164.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s.271-272

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it-Türk (çev. Besim Atalay), Ankara, C.II, 110.

Abdülkerim Rahman, a.g.e., s. 313 aynı yer. aynı yer.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767 a.e., s. 518

İbn Fadlan, a.g.e., s. 36; Marco Polo, Marco Polo’nun Gezileri Kitabı, (çev. Ömer Güngören), İstanbul 1985, s. 63; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 93; Kemal Göde, Türk İslam Medeniyeti, Kayseri 1992, s. 173

Marco Polo, a.g.e., aynı yer; Kemal Göde, a.g.e. s., aynı yer

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 241 a.e., s. 239-240

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s.19 20.

Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Türk Toplum Hayatı”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Ankara 1975, C.IV, 60; Salim Koca, “Selçuklular’da Kültür ve Medeniyet” Türk Yurdu, Eylül 1991, C.II, sayı:49, s.52; Kaşgarlı Mahmut, a.g.e., C.I, 236; C.II, 350;C. III, 70-73-75.

İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, 1987, s. 1. aynı yer.

İbrahim Kafesoğlu, Türkler ve Medeniyet, İstanbul 1957, s. 22-23Ebû Osmân Amr b. Bahr el-Câhiz, Hilafet Ordularının Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri, (Haz. Ramazan Şeşen), Ankara 1967, s.60. Buradaki fakir kelimsinden kastımız kelimenin asıl manasına uygun olarak ihtiyaç sahibi olan kişi veya kişilerdir. Nitekim yolcular, hastalar, açlar, çıplaklar, vs. fakir tanımı içindedirler.

Emel Esin, “‘Muyanlık’ Uygur ‘Buyan’ yapısından (VIHARA) Hakanlı Muyanlığına (Ribat) ve Selçuklu Han Medresesine Gelişme”, Malazgirt Armağanından Ayrıbasım, Ankara 1972, s. 79 Bkz. Reşit Rahmeti Arat, Makaleler, C. I, Ankara 1987, s. 506-572

Emel Esin, Türk Kültür Tarihi, İç Asya’daki Erken Safhalar, Ankara 1985, s. 12

Özkan İzgi, Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, Ankara 1989, s.63Bkz. Mustafa Cezar, “Türk Tarihinde Kervansaray”, VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1981, C.II, 931-940.

Wilhelm Radloff, Sibirya’dan Seçmeler, Ankara 1986, s. 173; İbn Fadlân, Seyahatname (çev. R. Şeşen), İstanbul 1995, s.37; Abdülkadir İnan, “Kazak-Kırgızlarında ‘Yeğenlik Hakkı’ ve ‘Konuk Aşı’ Meseleleri”, Türk Hukuk Dergisi, 1941-42, C. I, 27; Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1968, s. 290

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.315 Bkz. İbn Batuta, İbn Batuta Seyahatnamesi’nden Seçmeler (Haz. İsmet Parmaksızoğlu),İstanbul 1986; Altan Çetin, “13-15. Yüzyıllarda Yakındoğunun Sosyo-Ekonomik Hayatında Tüccarlar”, Yeni Türkiye, Ankara, 2002, C. IV, 448-449.

İbn Fadlân, a.g.e., s. 37; Salim Koca, “X. Yüzyılda Türkistan’da Bir İslam Seyyahı Gözüyle Türkler” Milli Kültür, Haziran 1981, C. III, sayı:1, s.48.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Çev. R. R. Arat), Ankara 1991, s. 337; Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. K. Y. Kopraman, A. İ. Aka), İstanbul 1976, s. 203

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I. Cilt, Ankara 1993, s. 520-521

Ebulgazi Bahadır Han, Şecereyi Terakime (Türklerin Soy Kütüğü), (Haz. Muharrem Ergin), Tercüman 1001 Temel Eser Seri, s. 59; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 520-521

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s. 269

Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s. 59

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I.cilt, Ankara 1995, s. 518; Abdulkerim Rahman, “Uygurlar’ın Defin Merasimleri” III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi (1986), Ankara 1987, C.II, 313; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s. 30

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul, 1969, s. 12 İbn Batuta, a.g.e., s. 17 Toy çeşitleri için bkz.: Bahaeddin Ögel, Türk Kültürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.772-773 ve s. 283; Yusuf Has Hacib, a.g.e., s. 331

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 206; Ziya Gökalp, a.g.e., s. 203

Maharrem Ergin, a.g.e., aynı yer.

Wilhelm Radloff, a.g.e., s. 173

Atilla Erden, “Anadolu Türkmen Boylarında Düğün”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi(1986), Ankara 1987, C.IV, 164.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s.271-272

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it-Türk (çev. Besim Atalay), Ankara, C.II, 110.

Abdülkerim Rahman, a.g.e., s. 313aynı yer. aynı yer.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767 a.e., s. 518

İbn Fadlan, a.g.e., s. 36; Marco Polo, Marco Polo’nun Gezileri Kitabı, (çev. Ömer Güngören), İstanbul 1985, s. 63; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 93; Kemal Göde, Türk İslam Medeniyeti, Kayseri 1992, s. 173

Marco Polo, a.g.e., aynı yer; Kemal Göde, a.g.e. s., aynı yer

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 241 a.e., s. 239-240

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s.19 20.

Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Türk Toplum Hayatı”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Ankara 1975, C.IV, 60; Salim Koca, “Selçuklular’da Kültür ve Medeniyet” Türk Yurdu, Eylül 1991, C.II, sayı:49, s.52; Kaşgarlı Mahmut, a.g.e., C.I, 236; C.II, 350;C. III, 70-73-75.

İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, 1987, s. 1. aynı yer.

İbrahim Kafesoğlu, Türkler ve Medeniyet, İstanbul 1957, s. 22-23

Ebû Osmân Amr b. Bahr el-Câhiz, Hilafet Ordularının Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri, (Haz. Ramazan Şeşen), Ankara 1967, s.60. Buradaki fakir kelimsinden kastımız kelimenin asıl manasına uygun olarak ihtiyaç sahibi olan kişi veya kişilerdir. Nitekim yolcular, hastalar, açlar, çıplaklar, vs. fakir tanımı içindedirler.

Emel Esin, “‘Muyanlık’ Uygur ‘Buyan’ yapısından (VIHARA) Hakanlı Muyanlığına (Ribat) ve Selçuklu Han Medresesine Gelişme”, Malazgirt Armağanından Ayrıbasım, Ankara 1972, s. 79 Bkz. Reşit Rahmeti Arat, Makaleler, C. I, Ankara 1987, s. 506-572

Emel Esin, Türk Kültür Tarihi, İç Asya’daki Erken Safhalar, Ankara 1985, s. 12

Özkan İzgi, Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, Ankara 1989, s.63 Bkz. Mustafa Cezar, “Türk Tarihinde Kervansaray”, VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1981, C.II, 931-940.

Wilhelm Radloff, Sibirya’dan Seçmeler, Ankara 1986, s. 173; İbn Fadlân, Seyahatname (çev. R. Şeşen), İstanbul 1995, s.37; Abdülkadir İnan, “Kazak-Kırgızlarında ‘Yeğenlik Hakkı’ ve ‘Konuk Aşı’ Meseleleri”, Türk Hukuk Dergisi, 1941-42, C. I, 27; Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1968, s. 290

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.315 Bkz. İbn Batuta, İbn Batuta Seyahatnamesi’nden Seçmeler (Haz. İsmet Parmaksızoğlu),İstanbul 1986; Altan Çetin, “13-15. Yüzyıllarda Yakındoğunun Sosyo-Ekonomik Hayatında Tüccarlar”, Yeni Türkiye, Ankara, 2002, C. IV, 448-449.

İbn Fadlân, a.g.e., s. 37; Salim Koca, “X. Yüzyılda Türkistan’da Bir İslam Seyyahı Gözüyle Türkler” Milli Kültür, Haziran 1981, C. III, sayı:1, s.48.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Çev. R. R. Arat), Ankara 1991, s. 337; Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. K. Y. Kopraman, A. İ. Aka), İstanbul 1976, s. 203

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I. Cilt, Ankara 1993, s. 520-521

Ebulgazi Bahadır Han, Şecereyi Terakime (Türklerin Soy Kütüğü), (Haz. Muharrem Ergin), Tercüman 1001 Temel Eser Seri, s. 59; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 520-521

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s. 269

Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s. 59

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, I.cilt, Ankara 1995, s. 518; Abdulkerim Rahman, “Uygurlar’ın Defin Merasimleri” III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi (1986), Ankara 1987, C.II, 313; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s. 30

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul, 1969, s. 12

İbn Batuta, a.g.e., s. 17 Toy çeşitleri için bkz.: Bahaeddin Ögel, Türk Kültürnün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.772-773 ve s. 283; Yusuf Has Hacib, a.g.e., s. 331

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 206; Ziya Gökalp, a.g.e., s. 203

Maharrem Ergin, a.g.e., aynı yer.

Wilhelm Radloff, a.g.e., s. 173

Atilla Erden, “Anadolu Türkmen Boylarında Düğün”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi(1986), Ankara 1987, C.IV, 164.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s.271-272

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it-Türk (çev. Besim Atalay), Ankara, C.II, 110.

Abdülkerim Rahman, a.g.e., s. 313aynı yer. aynı yer.

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 767a.e., s. 518

İbn Fadlan, a.g.e., s. 36; Marco Polo, Marco Polo’nun Gezileri Kitabı, (çev. Ömer Güngören), İstanbul 1985, s. 63; Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 93; Kemal Göde, Türk İslam Medeniyeti, Kayseri 1992, s. 173

Marco Polo, a.g.e., aynı yer; Kemal Göde, a.g.e. s., aynı yer

Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 241 a.e., s. 239-240

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s.19 20.

Mehmet Altay Köymen, “Alp Arslan Zamanı Türk Toplum Hayatı”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Ankara 1975, C.IV, 60; Salim Koca, “Selçuklular’da Kültür ve Medeniyet” Türk Yurdu, Eylül 1991, C.II, sayı:49, s.52; Kaşgarlı Mahmut, a.g.e., C.I, 236; C.II, 350;C. III, 70-73-75.

Nihat Yazılıtaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s