”TANRI MI, ALLAH MI?” ———————— ALINTIDIR

”TANRI MI, ALLAH MI?” TARTIŞMASI

Şahin Görür

Bazı ortamlarda Tanrı mı yoksa Allah mı, demeliyiz konulu bir tartışma çıkmaktadır.

Kimilerine göre Tanrı demek kafirlik, kimilerine göre de Allah demek yobazlık…

Bunda Necip Fazıl’ın “Allah Tanrı’nın belasını versin” sözü ve Nihal Atsız’ın “MHP’de Allah Tanrı’yı kovdu” açıklamasının etkisi vardır.

Atsız’ın düşüncesi siyasi bir yorum iken, Necip Fazıl genel bir tepki ortaya koymuştur.

Allah sözcüğünden çok Türkçe kökenli Tanrı sözcüğü bu kavgadan zarar görmüştür.

Birçok dinci grup ve konuyu bilmeyen samimi dindar kesim Tanrı demeyi günah ve hatta kâfirlik sayar.

Türk milliyetçileri arasında da benzer görüşü savunanlar vardır.

Oysa bir milliyetçinin binlerce yıllık Türkçe bir sözcüğe karşı olması ilginçtir.

Yıllarca “Tanrı” diyen dinsiz, solcu ya da günahkâr olarak görülmüştür.

Peki, gerçekten öyle midir?

Önce Tanrı sözcüğü ile Allah sözcüğünün kökenlerine inelim.

Allah sözcüğü, Arapça bir sözcüktür ve “ilah” sözcüğünün başına Arapçadaki niteleme sözcüğü olan “elif” ve “lam” harflerinden oluşan “el”in gelmesinden oluşur.

Arapçadaki bu niteleme sözcüğü sessiz harfle başlayan sözcüklerin önüne geldiğinde “el” diye ayrı yazılıp okunurken, “ilah” gibi sesli harflerle başlayan sözcükleri başına geldiğinde ise sözcükle birleşir.

Bu nedenle “el-ilah” biçiminde değil, “Allah” biçiminde okunur.

Bu niteleme sözcüğünün İngilizcedeki “the” ya da Almancadaki “der” ve “das” veya Fransızcadaki “le” ve “la” niteleme sözcüklerinden bir farkı yoktur.

Benzer bir kural Fransızcada da vardır.

Sesli harfle başlayan sözcüklerin önüne gelen “le” veya “la” niteleme sözcükleri, Fransızcada da sözcükle birleşir.

Bu tür sözcüklerin görevi, önüne geldiği sözcüğü belirginleştirmektir.

Yani ilah derseniz cins isim yaparsınız ve herhangi bir ilahı kastedersiniz.

El-ilah, yani Allah derseniz, özel ad yapar ve belirli bir ilahı kastedersiniz.

Yani Allah özel addır.

Bu biçimiyle Allah sözcüğü, belirli bir ilahı ifade etmek için İslam’dan önce de kullanılmaktaydı.

Hatta Peygamberimizin babası gibi birçok kişi de Abdullah (abd: kul ve Allah sözcüklerinin birleşimi) adını taşımaktadır.

Benzer şekilde Ubeydullah, Seyfullah gibi adlar da yaygındı.

Gelelim Allah sözcüğü içinde bulunan ilah sözcüğünün kökenine…

İlah sözcüğü, Arapça ile aynı dil ailesinde bulunan İbraniceden gelmektedir.

Ancak İbraniceye de aynı dil ailesinde bulunan Mısır dilinden geçmiş bir sözcüktür.

Mısır’daki Ay tanrısı olan Iah’tan (Yah) gelmektedir.

Çünkü o dönemde Ay çok önemli bir yol göstericiydi.

Yolcular yolunu Ay’a göre bulurdu.

Arap ve İbranilerin takvimleri aya göre yapılmıştır.

Ay’ın bir evresi olan hilal sözcüğünün de ilah sözcüğüne benzemesi ilginçtir.

Bu etkilerle İbraniceye geçmiş bir sözcüktür.

Özünde pagan (çok tanrılı) dinlerden esinlenilmiştir.

Zaten Sami kökenliler de Hz. İbrahim’den (a.s) önce Ay’a tapmışlardır.

Hz. İbrahim (a.s) Samileri tek tanrılı hak dine uymaya çağırırken Allah sözcüğünü belirli ve tek bir ilah için kullanmıştır.

Tanrı sözcüğü Türkçedeki en eski sözcüklerden biridir.

Bu sözcüğün eski biçimi Teñri’dir (Tengri yazımı hatalıdır.

Çünkü ng ile gösterilen gerçekte genizsi n, yani “ñ” sesidir).

Ayrıca Teñgir ve Teñir gibi biçimleri de vardır.

Bu sözcüğün kökeni ile ilgili en ağır basan bilimsel görüş, “dengeyi sağlayan” anlamına gelmekte olduğudur.

Teñri < teñir- (denk[1] getirmek, denge[2] vermek) < teñ- (denk olmak) < te- (ayakta durmak).

Buna göre aldığı +i eki ile Tanrı sözcüğünün anlamı “denk getirici, dengeleyen” demektir.

Bu büyük olasılıkla, evren düzeninin dengeli oluşuyla ilgilidir; Eski Türkler, Tanrı’yı doğa olayları arasındaki dengeyi sağlayan bir varlık olarak görmüştür.

Yani bu sözcük, ileri sürüldüğü gibi doğaya tapınmaya dayalı çok tanrılı dinlerdeki bir özel ad ya da kâfirliğe sürükleyen bir ad değildir.

Aksine Tanrı’yı öven, onu iyi anlatan, tek tanrılı inançtan kaynaklanan bir addır.

Ancak Türkçede Arapça ve batı dillerindeki gibi bir niteleme sözcüğü yoktur.

Bu nedenle bir sözcüğün özel ya da cins isim olduğu yalnızca ilk harfinin büyük yazılıp yazılmaması ile anlaşılabilir.

Yani Arapçadaki ilah anlamında kullanıldığında “tanrı”, Allah anlamında kullanıldığında ise “Tanrı” biçiminde yazılır.

Büyük harfle yazıldığında özel addır.

Tanrı sözcüğünün kullanılmasını doğru bulmayanların ileri sürdüğü görüşlerden biri, Kuran’da geçmemesidir.

Kuran Arapça olarak indirildiği için zaten içinde Türkçe bir sözcüğün geçmesi mümkün değildir.

Bu kişiler, Esmaül Hüsna olarak bilinen 99 addan (aslında her biri birer sıfattır) başkasının kullanılmasını doğru görmezler.

Kuran’da listelenmeyen bu adlar, Kuran içinde dağınık bulunurlar.

Daha sonradan derlenmiştirler.

Araf Suresi’nde belirtilen “güzel adlar” (esmaül hüsna) tamlaması genel bir ifadedir.

Bununla sonradan derlenen bu 99 adın kastedilmesi, 99 ile sınırlanması akla uygun değildir.

Çünkü birçok din bilgini ve tasavvuf ehli Esmaül Hüsna olarak verilen listede geçmeyen adları sıkça kullanmışlardır.

Bunların içinde Arapça kökenli olan Mevla olduğu gibi, Farsça kökenli olan Huda, Hu gibi sözcükler de vardır.

Ayrıca Türkçe kökenli Çalap, Yaratan gibi sözcükler de bu kişiler tarafından kullanılmıştır.

Örneğin Yunus Emre’nin Allah’ı anlatmak için en çok kullandığı sözcüklerden biri Çalap’tır.

Mehmet Akif sıkça Huda sözcüğünü kullanır.

Dervişler Farsça “O” anlamına gelen “Hu” biçiminde seslenirler yüce Yaratıcı’ya.

Bu adların hiç biri Esmaül Hüsna içinde geçmez ancak bu büyük bilginler tarafından kullanılmaktan da çekinilmez.

Söz konusu Tanrı sözcüğü olduğunda nedense tavır değişir.

Ayrıca Esmaül Hüsna’nın da birçoğunun Türkçe karşılığı Kaşgarlı Mahmut’un Divanı Lügat-it Türk eserinde geçmektedir.

Söz konusu eserde; Kadir için Ogan, Baki için Bengü, Kadim için Bayat, Rahman için Beğirsek, Rahim için Yarlıgayan, Semi için İşitgen, Halik için Törütgen ve Aliyy için Ülgen gibi karşılıklar vardır.

Bazı din bilginleri ve tasavvuf şairlerinden Tanrı sözcüğünü kullanıldığı eserlerinden örnekler verelim:

“İnsanın asıl gıdası Tanrı’nın ışığıdır.”

(Mevlana)
“Güzel söyle de halk, yüzyıllar boyunca okusun.

Tanrı’nın dokuduğu kumaş ne yıpranır, ne eskir.”

(Mevlana)
“Aşksızlara verme öğüt, öğüdünden alır değil

 Aşksız adem hayvan olur, hayvan öğüt bilir değil

 Eksik olman ehillerden, kaça görün cahillerden

 Tanrı bizar bahillerden, bahil didar görür değil”

(Yunus Emre)
“Âşık mı derem ben ana Tengri’nün uçmağun seve

Uçmak hut bir tuzak durur eblehler canun tutmağa”

(Yunus Emre)
“Tengri Teâlâ sözin Resulullâh sünnetin

 İnanmağan ümmetin ümmet demes Muhammed”

(Ahmet Yesevi)
“Ümmet üçün Resûl dâim kayğu yedi

 Tilep ümmet günâhını Hakdın aldı

 Keçe kündüz kâim turdı Tengri’m bildi

 Tilde ümmetmen der dilde yalğan erür”

(Ahmet Yesevi)
“Geçende komşuyu görmüş, demiş selâm söyle

 Demek almayacak Tanrı selâmını bile”

(Mehmet Akif Ersoy)

Örnekler çoğaltılabilir.

Bunlar yalnızca birkaçıdır.

Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Hoca Ahmet Yesevi, Ali Şir Nevai, Hacı Bektaş Veli, Tabduk Emre, Yunus Emre, Sarı Saltuk, Mehmet Akif, Mevlana gibi birçok edip ve bilgin Tanrı sözcüğünü çekinmeden kullanmışlardır.

Onlar kullanıyorken bizim kullanmaktan çekinmemiz anlamlı gelmemektedir.

Aksi halde, onlardan daha iyi birer Müslüman olduğumuzu ve daha çok şey bildiğimizi iddia etmiş, onların bilmediğini ya da yanlış bildiğini ileri sürmüş gibi olmaz mıyız?

Bazıları da Allah sözcüğünü kullananlar için yobaz demektedir.

Bu da doğru değildir.

Adı geçen bilgin ve şairler Allah sözcüğünü de birçok kez kullanmışlardır.

Böyle düşünürsek bu değerli kişileri de yobaz ilan etmiş olmaz mıyız?

Türkçe içinde çok sayıda yabancı sözcük bulunmaktadır.

Bunların bir kısmı Arapça, bir kısmı Farsça, bir kısmı da batı dillerinden gelmektedir.

Bu sözcüklerden herhangi birini kullanmakla Allah sözcüğünü kullanmak arasında bir fark yoktur.

Ancak Türkçe karşılığı olan sözcüklerin yabancı karşılıklarını kullanmakta ısrar etmek ne kadar doğrudur ve milliyetçilikle ne kadar bağdaşır, o da ayrı konudur.

Milli bilince sahip bir kişi, elinden geldiğince, olabildiğince Türkçe kökenli sözcük kullanmaya çalışmalıdır.

Sonuç olarak, kavramları ifade etmek için kullanılan sözcüklerin ne olduğundan çok, kastedilenin ne olduğu önemlidir.

Sonuçta Allah derken de, Tanrı derken de akla aynı yüce varlık gelmektedir.

Sözcük tercihini Türkçe yapanı dinsizlikle suçlamak ne kadar yanlışsa, sözcük tercihini kutsal saydığı biçimiyle yapanı da yobazlıkla suçlamak o kadar yanlıştır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki, bir kişi kendisi Müslüman olmadığını açıkça dile getirmeden onun inancını sorgulamak tehlikelidir.

Peygamber Efendimizin (s.a.v) Ebu Zerr ve İbni Ömer’den aktarılan şu sözünü anımsatmakta yarar vardır:

“Bir adam din kardeşine, ‘ey kâfir’ derse, bu söz ikisinden birine döner.

Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur.

Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner.”

http://www.sonkale.org/tanri-mi-allah-mi-tartismasi-ky391.h…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s