“TÜRKÇELEŞTİRME, KUŞAKLAR ARASI KOPUKLUĞA NEDEN OLUYOR”………… ——— ALINTIDIR

“TÜRKÇELEŞTİRME, KUŞAKLAR ARASI KOPUKLUĞA NEDEN OLUYOR”

SAVINA YANITIMIZ

 

Sıklıkla duyduğumuz, “Türkçeleştirme, kuşaklar arası kopukluğa neden oluyor, dedelerimizin yazdıklarını anlamıyoruz” savı vardır.

Yanıtlayalım…

 

Bu sava yanıt vermeden önce, Türkçeleştirmenin neden gerekli olduğunu anımsayalım.

Türkçeleştirme Atatürk döneminden bugüne değin gelen bir süreçtir.

Çünkü Türkçe yok olmak üzere idi.

1920’li yıllarda, sözlükteki sözcüklerin yalnızca %30’u Türkçe idi.

Geri kalanı ise yad dillerden alınma sözcüklerden oluşmakta idi.

Yalnızca oranı çok düşük olan okumuş yazmış kişilerin kullandığı yazı dili bu durumda iken, halk %60’lara, %70’lere varan bir Türkçeyi o günlerde de konuşuyordu. Bugün kullandığımız Türkçeden çok başka değildi.

 

Bugün kullanılan dile bilimsel terimler ve az oranda da günlük konuşmada özleşme gerçekleşmiştir.

Eğer dedeleriniz okuma yazma bilen yönetici kişilerden değilse, zaten dedelerinizin dilinden çok başka bir dil konuşmamaktasınız.

Kuşaklar arasındaki anlaşmazlık dilden değil, sıradan bir kuşak ayrılığından ileri gelmektedir.

Birçok yeni terim ve çağın gelişmeleri ile böyle bir ayrılık oluşmaktadır.

Dilden kaynaklanan ayrılık ise çok azdır. Ancak Osmanlı’nın yazı dilini öğrenmiş ve kullanmış dedeler ile önemli bir ayrılık olduğu doğrudur.

 

Günümüzdeki Türkçe, Osmanlı dönemine kullanılan saray dilinden çok farklıdır.

O dönemdeki belgeler veya yapıtların okunması bugünkü dille zordur.

Ancak çok daha eski atalarımızın, örneğin Göktürklerin yazdıklarını bugünkü dilimizle kolaylıkla anlayabilmekteyiz. Bu da bize göstermektedir ki; dili bozan Osmanlı dönemi, özüne döndüren ise Cumhuriyet döneminde başlayan özleşme çalışmalarıdır.

Belki birkaç yüzyıl önceki atalarımızla dil bağımız azalmıştır, ancak 1500 yıl önceki atalarımızla bağımız güçlenmiştir.

 

Ayrıca bugün Baki (16. yy), Nabi (17. yy), Nedim (18. yy) gibi divan şairlerinin şiirlerini anlamaz iken, Köroğlu (16. yy), Karacaoğlan (17. yy), Kazak Abdal (17. yy), Dadaloğlu (18. yy) gibi halk ozanlarının şiirlerini açıkça anlayabilmekteyiz.

Bu durum bile, Türkçeleşmenin halkın diline yakınlaşma olduğu gerçeğini göstermektedir.

Köroğlu, Karacaoğlan, Kazak Abdal ve Dadaloğlu da Osmanlı saray çevresindeki şairler kadar, hatta onlardan daha çok atamız değil midir?

O zaman atalarımızın yapıtlarını anlayamadığımız savı geçersizdir.

Bizim anlayamadığımız, kendini halktan üstün gören, halktan kopuk bir topluluk dilidir.

Dolayısıyla, Türkçeleşme bizim atalarımızdan kopmamızı değil, tersine atalarımızla yeniden bağ kurmamızı sağlamıştır.

 

Hasan Şahin KIZILCIK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s