NURCULAR —– ALINTIDIR

NURCULAR

iste-nurcular-D

SONER YALÇIN

Türkiye geçen haftayı Cemaat’e yönelik polis operasyonunu konuşarak geçirdi.

İddiaya göre, Nurcu Fethullah Gülen grubu bir başka Nurcu grup Tahşiyeciler’e kumpas kurmuştu.

Kimdi bu Nurcular?

Kaç parçaya bölünmüşlerdi?

Bölünme nedenleri neydi?

Hediye edilen bir düdüklü tencerenin patlaması nelere yol açmıştı?

İşte… 

20 MADDEDE NURCULARIN BÖLÜNME TARİHİ…

Said Nursi’nin “On iki Varisi” vardı…
Varisler arasında ayrılıklar daha o hayatta iken başladı…
1 –  “TİLLOLU”  Said Özdemir, 1952’de Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Mehmet Birinci gibi Nur talebeleriyle, Said Nursi’nin “Sözler”ini latin harfleriyle basımını gerçekleştirdi.

Fakat…
Said Nursi’nin talebelerinden Hüsrev Altınbaşak, risalelerin latin harflerle yayınlanmasına şiddetle karşı çıktı.
Hüsrev Altınbaşak, Tahiri Mutlu, Hulusi Bey, İslamköylü Hafız Ali, Mübarek Mustafa, Santral Sabri gibi talebeler risaleleri Osmanlıca el yazısıyla çoğaltan ekipti.

“Yazıcılar” ekolünü oluşturdular.
Ayrıca…

Said Nursi ölünce, Hüsrev Altınbaşak, “Üstad-ı Sanilik” (Said Nursi’den sonraki Üstad) iddiasını taşımaya başladı.

Yakınları zamanla “Ruy-i Zeminin Halifesi” (Yeryüzünün Halifesi) demeye başladı.

2 – NURCULARIN bir bölümü Altınbaşak’ın tavrından rahatsız oldu.

“İstişare Heyeti” kurulmasını ve“Ağabeyler Konseyi”nin cemaati yönlendirmesini uygun buldu.

Bu nasıl kurulacaktı; “ilk kuşak” ağabeylerin çoğu dağılmıştı.

Cemaatin tüm yükü; Zübeyir Gündüzalp ve onun yanında bulunan Mustafa Sungur, Mehmet Fırıncı, Bekir Berk gibi genç kuşağa kalmıştı.

Bunlar ise “Ağabeylerden” sonraki ikinci kuşaktı.

Yine de…
Said Nursi’nin son dönem en yakınında bulunan Zübeyir Gündüzalp, cemaatin önde gelenlerini topladı.

Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi Nur cemaatinin ağabeyleri, içlerinde “en cevval ve en fedakar” gördükleri Zübeyir Gündüzalp’i bu hareketin başına getirdi.

Kendileri de istişare heyeti oluşturdu.

Bu ekip, latin harfleriyle basıma karşı değildi.

Onlara“Okuyucular” dendi.

3 – NURCULAR sadece iki parça değildi.

Selanik doğumlu emekli Yüzbaşı Mehmet Kayalar Diyarbakır’a yerleşti.

Okumakla-yazmakla değil, silahla Nurculuğun yaygınlaşacağı inancındaydı.

(Mehmet Kayalar gibi düşünen bir başka isim de Elazığ’dan Müslüm Gündüz idi.)

4 – “TİLLOLU” Said Özdemir Ankara’ya yerleşip Nurculuğun “tenvir” (ışıklandırma) kolunu oluşturdu:

“İhlas Nur Grubu.”

Nurcuların bu Okuyucu grubu 1963’te ilk defa basın-yayın faaliyetlerine başladı.

Ankara’da İhlas adıyla dört sayfa haftalık dergi çıkardı.

Gazete sıkıyönetim tarafından kapatılınca Zülfikar ve Uhuvvet adlı gazeteleri yayınladılar.

5 – ANKARA‘DA ayrıca Mehmet Kurdoğlu‘nun oluşturduğu Nurcuların en içe kapanık kolu “Kurdoğlu Grubu” vardı.

Dershanelere önem veren ilk gruplardan biri buydu.

6 – NURCULAR paramparça oluyordu.

“Ağabeyler Konseyi” buna son vermek istedi.

“Yazıcıların”ın lideri Hüsrev Altınbaşak ile görüşmek şarttı; ama reddediliyorlardı.

Bunun nedeni bir düdüklü tencere idi…

Avukat Bekir Berk, kırk senedir evinden hiç dışarıya çıkmayıp Cevşen’i (Dua Kitabı) üzerinde çalışan Hüsrev Altınbaşak’ın gönlünü kazanmak için evine hediye olarak düdüklü tencere gönderdi.
Aksilik…

Düdüklü tencere ile yemek yapılırken tencere patladı.

Ortalık karıştı; Hüsrev Altınbaşak, Bekir Berk’in kendisine suikast düzenlediğine inandı.

Bu olaydan sonra, evine gönderilen -yıllarca beraber olduğu ve yazı dersi verdiği öğrencisi- Bayram Yüksel’i ve hep sevdiği Mehmet Kırkıncı’yı bile kovdu.

Düdüklü tencere bu iki Nurcu grubun bir daha yan yana gelmesine engel oldu…

(Hüsrev Altınbaşak 1977’de ölünce yerine Mehmet Sait Ertürk geçti.)

7 – “AĞABEYLER Konseyi” Hüsrev Altınbaşak’ı ikna edemeyince tabanına yöneldi.

“Yazıcılar”; Denizli, Kütahya, Eskişehir, İzmir gibi yerlerde ağırlıklarını hissettiriyordu.

Zübeyir Gündüzalp, Mehmet Fırıncı ve Bekir Berk Ege bölgesine gitti.

Tartışmalar, kavgalar yaşandı, kimi yerlerde ağır hakaretlere maruz kaldılar.

Düdüklü tencereli suikast herkesin dilindeydi!

Zübeyir Gündüzalp ekibi İstanbul’a döndü.

Süleymaniye Kirazlı Mescit Sokağı’nda bulunan 46 numaralı evi, Nurcuların merkezi olarak belirledi.

Öyle bir zaman geldi ki, cemaat bu evle anılır oldu: 

Kirazlı Mescit Cemaati…

Bu arada bir yayın çıkarmak için kolları sıvadı.

(Bunun sebeplerinden biri de, Necip Fazıl Kısakürek‘in“ Son Devrin Din Mazlumları” eserinde, Said Nursi’yi aşağılaması idi.

Zübeyir Gündüzalp’in Necip Fazıl’a haddini bildirmesini Mehmet Fırıncı ve Mehmet Emin Birinci güçlükle önledi.) “İttihad”gazetesi böyle doğdu.
Ardından…

Her yerde “Nur Dershaneleri” açıldı; pek çok “Nurcu şakirtleri” yetiştirildi.

8 – BU kez siyaset Nurcuları böldü…
Nurcuların Ankara’daki “Parlamenterler Dershanesi”nde yapılan toplantıda; Tevfik Paksu, Hüsameddin Akmumcu gibi bazı AP milletvekilleri, İslami partinin kurulmasına karar verdi.

Yeni partinin liderliği için düşündükleri isim, Nakşibendi Necmettin Erbakan idi.
Zübeyir Gündüzalp toplantıyı duyunca kızdı; AP varken yeni bir partinin kurulmasına onay vermedi.

Çünkü S. Demirel, Said Nursi’nin oy verdiği A. Menderes’in devamıydı.
Çünkü, Demirel, Said Nursi’nin küçükken başını okşayıp “ileride büyük adam olacak” dediği seçilmiş politikacıydı!
“Ağabeyler Konseyi”ni ve bu işe kalkışan Tevfik Paksu gibi isimleri toplantıya çağırdı.

Mehmet Fırıncı ve Mustafa Sungur yeni partiye karşı çıktı.
Tevfik Paksu ve Hüsamettin Akmumcu ise parti kurmakta kararlı olduklarını belirttiler.

Yollar ayrıldı. Parti kurmak isteyenlere “Meşveret Grubu” dendi.

9 – MHP ise Nurcu bölünmeyi keskinleştirdi.

Parti yönetimi, Hüsrev Altınbaşak’la görüştü ve “Yazıcıların” desteğini aldı.

Isparta, Kastamonu, Ankara, Adana, Yozgat ve Elazığ’daki Nurcular MHP’ye destek verdi.
Zübeyir Gündüzalp, MHP’yi gözden düşürmek için, “Tarihi vesikaların ışığı altında İslami hareket ve Türkeş” adlı bir kitap yayınlattı.

Bu, Nurcuların ilk siyasi kitabıydı.

10 – SİYASET Nurcuları bölerken “Erzurum’lu vaiz” olarak tanınan Fethullah Gülen, İzmir ve Ege bölgesinde vaazlarıyla ağırlığını hissettirmeye başladı.

Nurculuğun Erzurum’da en etkili ismi Mehmet Kırkıncı sayesinde 1957’de cemaatle tanışmıştı.

“Okuyuculuk”, “Yazıcılık” dışında “hitabet” yoluyla kitlelerin etkilenmesini kendine yol seçmişti.

Zamanla…
Artık Nurcu Ağabeylerin tavsiyelerine kulak asmamaya başladı.

Said Nursi’nin kitaplarını değil, sadece kendi hitabetini öne çıkarıyordu.

Abdullah Yeğin, Hulusi Efendi, Şerafettin Kartal, Bayram Yüksel ve diğer önemli Nurcu Ağabeylerin “kasetle hizmet olmaz” sözünü dinlemedi.

Ve “Ağabeyler Konseyi” ile arası açıldı.

Ağabeyler İzmir’e gittiklerinde yanına uğramaz oldu.

11 – “AĞABEYLER Konseyi” Nur tabanının AP dışına kaymaması için günlük gazete çıkarmaya karar verdi.

Yeni Asya adı verilen gazete, 21 Şubat 1970’te yayınına başladı.

Gazetenin başına Mehmet Kutlular getirildi.

Yeni Asya ismi zamanla cemaatle bütünleşti.

Artık bu gruba, “Yeni Asyacılar” denildi.
O günlerde…

2 Nisan 1971’de Zübeyir Gündüzalp öldü.

Zübeyir Gündüzalp’ten boşluğu kim dolduracaktı?
Mehmet Kutlular adı ön plana çıktı…

12 – YENİ Asya gazetesinin AP’yi desteklemesine köşe yazarı, emekli Astsubay Ömer Okçu (Hekimoğlu İsmail) karşı çıktı; hareketten koptu.

TÜRDAV yayınlarını kurdu.

Sur dergisini yayınlamaya başladı.

Ama Hekimoğlu İsmail bir cemaat lideri olamadı.

13 – YENİ Asyacıların “Köprü” adlı dergisi vardı.

Cemaat içinden, Sakarya’dan bir grup “Zafer” adında bir dergi çıkardı.

Bu dergi, Köprü’den daha çok satmaya başladı.

Mehmet Kutlular, Zafer dergisinin kapatılmasını istedi.

Zafer dergisini çıkaranlar kabul etmedi.

Bir yığın tartışmalardan sonra Sakarya grubu, ayrı bir grup haline dönüşerek, Yeni Asya grubundan koptu.

14 – 1970’LERDE de çalkantılar durmadı.

Said Nursi’nin eserlerinden Kürtlerle ilgili bölümlerin sansürlenmesinden rahatsız olan kimi Kürtler yollarını ayırdı.

“Med-Zehracılar”, Nurculuğun Kürt kanadıydı ve başlarında M.Sıddık Dursun (Sıddık Şeyhanzade) vardı.

15 – KÜRT-NURCU Med-Zehra grubundan ayrılıp Zehra Vakfı’nı kuran ve Yeni Zemin dergisini çıkaran grubun lideri İzzettin Yıldırım, 1999’da Hizbullah tarafından kaçırılıp 2000’de öldürüldü.

16 – YENİ Asyacılar, Fethullah Gülen’i kazanmak için onun vaazlarını “Hitabet Çiçekleri” adıyla kitaplaştırdı.

Mehmet Kırkıncı, Mustafa Sungur, Mustafa Bayram gibi ileri gelenler Fethullah Gülen’i İzmir’de ziyaret etti.

İstenilen yakınlık kurulamadı.

Artık kemikleşmiş bir çevre oluşturan ve MSP ile yakınlaşan Fethullah Gülen, Yeni Asyacılar ile yollarını kesin olarak ayırdı.

Şubat 1978’de Sızıntı dergisini çıkardılar.

Artık “Fethullahçılar” deniyordu bu gruba.

17 – 12 Eylül 1980 askeri darbesi Nurcuları böldü.

Yeni Asya içindeki Mehmet Kırkıncı, Osman Demirci, Rahmi Erdem, Ahmet Şahin, Necmettin Şahiner gibi isimler darbeyi destekledi.
Bu durum Mehmet Kutlular, Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci gibi Yeni Asyacıları kızdırdı.

Darbenin kapattığı Yeni Asya gazetesi yerine çıkarmaya başladıkları Yeni Nesil gazetesinde, Mehmet Kırkıncı,“Cengiz Han’ın Hocası” ilan edildi.

(Cengiz Han yanında bulundurduğu bazı Müslümanlar sayesinde İslam ülkelerini ele geçirmişti.)
Şartlar ne olursa olsun S.Demirel’in yanında olunmalıydı.
Sonuçta bölünme kaçınılmaz oldu.
Mehmet Kırkıncı, Mustafa Sungur, Rahmi Erdem, Osman Demirci, Ahmet Şahin, Mehmet Dikmen, Necmettin Şahiner gibi isimler koptu.
Yeni Asyacılar, askeri darbeciyi destekleyenlere “Konseyciler” adını taktı.
Mehmet Kırkıncı ekibi ise kendilerine “Şura Grubu” adını verdi.

18 – 1990’ın başında Yeni Asyacılar yine bölündü.

Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci gibi Ağabeyler ile Bekir Berk, Yavuz Bahadıroğlu gibi cemaatin saygı duyduğu isimler; Mehmet Kutlular’ın sinirli kişilik yapısından, cemaati yönetememesinden, neredeyse bir partinin (DYP) derneğine dönüştürmesinden ve hiç gereği yokken “Yakın Tarih Ansiklopedisi” adı altında Atatürk’e ve İnönü’ye çok sert eleştiriler yapılmasından şikayetçiydi.


Bekir Berk avukattı; ve Kutlular’dan kurtulmak için hukuki yol buldu; Mehmet Fırıncı ve M. Emin Birinci’nin üzerinde olan gazete, bina ve yayınevini koz olarak kullandı.

Bir sabah gazete binasına gelen Mehmet Kutlular ekibi, polislerle karşı karşıya geldi.

Binaya sokulmadı.
Yeni Nesil; Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci, Yavuz Bahadıroğlu, Safa Mürsel, Haluk İmamoğlu, Bekir Berk, Mehmet Paksu, İhsan Atasoy gibi isimlerin eline geçti.

Onlar artık “Nesilciler” grubuydu!

19 – KOVULAN Mehmet Kutlular’a Nur cemaatinin çoğu destek verdi.

Kutlular kısa bir süre Yeni Asya gazetesini yeniden yayınladı.

Yeni Asyacı Nurcu cemaatinin lideri Mehmet Kutlular’ın 17 yaşındaki kızı Vildan’ın uyuşturucudan ölmesi kopuşa neden oldu.

20 – AYRILIK hiç bitmedi…

Yeni Asya cemaatini bu kez İran Cumhurbaşkanı Rafsancani böldü!

Rafsancani, Türkiye’yi ziyaretinde Anıtkabir’e gitmeyi reddedince Yeni Asya tepki gösterdi.

Gazetenin bu tavrına karşı çıkan Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş, Burhan Bozgeyik, Hüseyin Demirel gibi isimler Yeni Asya’dan ayrıldı.
Hüseyin Demirel “İttihadcılar” grubunu oluşturdu.

Yeni Asya yazarlarından Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik ve Bünyamin Ateş, Said Nursi’nin ilk talebelerinden Hulusi Yahyagil’in öğrencisi “Molla Muhammed” diye bilinen ve Muşlu Mehmet Doğan’ın “Tahşiyeciler” grubuna katıldı.

Bu cemaat, Fethullah Gülen’in Dinler Arasında Diyalog projesinden rahatsızdı ve Mehmet Doğan bu konuda bir kitap yazmıştı.

İşte…

Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik son operasyonun konusu bu Nur grubu Tahşiyeciler idi…
Demek…
Nurcular arasında çekişme, kumpas kurmaya kadar gelmişti…

Muhammed Numan’ın  04.07.2015 tarihli Notu:

Burada ki yazılarda geçen bazı şeylerde hata var. Mesela

1- tillolu said özdemir TENVİR kolu Değil. iHLASNUR KOLUDUR. TENVİR KOLU SIDDIK DURSUNDUR.

2- PARTİ KURMAK İSTEYENLER MEŞVERET DEĞİL, MEŞVERETE KARŞI OLAN KİMSELERDİR. BURADA GEÇEN TABİRLE KONSEY EKİBİ.

NURCULAR HAKKINDA

ASİYE GÜLDOĞAN

 

Said Nursi’nin ölümünden sonra cemaat “Üstad’sız Nurculuk nasıl olabilir, bunca insanı kim bir araya getirebilir?” düşünceleriyle baş başa kalmıştı.

 “Üstadın şahsı önemli değil, önemli olan eserleri” duygusu hepsinde olmasına rağmen Üstadın yokluğu büyük bir acıydı.

Hz. Ömer’in Hz. Muhammed’in ölümüne inanamayıp isyan ettiği gibi, derin acı çekenler, “Ölüm kurtuluştur” diye dua edenler, teselli edenler karmaşık duygular içindeydi.

Fakat asıl sorun, bundan sonra başlıyordu: “Cemaati kim yönetecek? Üstad’tan sonra cemaatin durumu ne olacak?”

 

Nurcuların bir kesimi, cemaatin başına bir kişinin seçilmesini isterken, kimileri ise Said Nursi’nin en yakınlarından oluşan bir ‘İstişare Heyeti’nin kurulmasını ve bu “Ağabeyler Konseyi”nin hareketi yönlendirmesini uygun görüyordu.

Ama ağabeylerin çoğu dağılmıştı.

 

Cemaatin işleri Zübeyir Gündüzalp’e ve onun yanında bulunan Mustafa Sungur, Mehmet Fırıncı, Bekir Berk gibi genç kuşağa kalmıştı.

Ağabeylerden sonraki ikinci kuşaktı bu kuşak.

Son dönem Said Nursi’nin en yakınında olan ve bu yüzden saygı gören Zübeyir Gündüzalp, Said Nursi’nin yakınlarından oluşan ağabeyleri, cemaatin önde gelenlerini ve iddia sahiplerini bir araya topladı.

Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi Nur cemaatinin ağabeyleri, içlerinde “en cevval ve en fedakar” gördükleri Zübeyir Gündüzalp’i bu hareketin başına seçtiler.

Üstadın en yakınında hep o olmuştu, “her türlü hizmetini görmüştü, az dayağını yememiş, Keçeli diye azarlanmamıştı.”

Zübeyir bu hareketi yürütebilir, yönlendirebilir, geliştirebilirdi.

Kendileri de, Zübeyir Gündüzalp’in altında bir istişare heyeti oluşturdular.


Zübeyir Gündüzalp’in lider seçilmesi, cemaatin içindeki tartışmaları bitirmedi.

Devlet tarafından Nurculara yönelik tutuklamalar, soruşturmalar sürerken, o dönemde sayıları 750 bini bulan Nurcular içinde liderlik yarışmaları da hız kazandı. Cemaat “devletle ve post kavgasıyla” uğraşmak zorunda kaldı.

 

HÜSREV ALTINBAŞAK’IN, ZÜBEYİR EKİBİNE TEPKİSİ

 

Said Nursi’nin sağlığında başlayan “Yazıcılar-Okuyucular” bölünmesi bu kez açıkça ortaya çıktı.

Bu, cemaatte yaşanan ilk bölünme olarak tarihe geçti.

Said Nursi’nin ölümünden ve 27 Mayıs darbesinin gerçekleşmesinden sonra bu karışıklık daha da büyüdü.

 

“Yazıcılar”, Hüsrev Altınbaşak önderliğinde ayrı bir grup haline dönüştü.

Altınbaşak, “Üstad-ı sanilik” (Said Nursi’den sonraki Üstad) iddiasını taşıyordu.

Çünkü Said Nursi’nin ilk talebelerindendi ve Said Nursi’nin eserlerini Osmanlıca el yazısıyla yazarak çoğaltanların başındaydı. Zaten Nurculuk başlangıçta bu yolla yaygınlaşmıştı.

Hüsrev, Tahiri, Hulusi Bey, (Süleyman Demirel’in de akrabası olan) İslamköylü Hafız Ali, Mübarek Mustafa, Santral Sabri gibiler 1930 ve 1940’larda, risaleleri bizzat el yazısıyla kaleme alarak çoğaltmışlardı.

 Bu yazma ve yazarak çoğaltma işini yapanlar Nurcular arasında ‘Yazıcılar’ diye anıldılar.

 

Zübeyir Gündüzalp, Ceylan Çalışkan, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı, Mehmet Emin Birinci ve Bekir Berk gibi ikinci kuşaktan Nurcular ise cemaate sonradan katılmışlardı.

Bu ekip, Said Nursi’nin eserlerini Latin harfleriyle kitap halinde basıyordu.

Bu nedenle onların adı da ‘Okuyucular’dı.

 

Hüsrev Efendi, hem sonradan geldikleri için “onların kendisine tabi olmasını” istemekte, hem de “yazma” işini bırakıp Latin harfleriyle kitap bastıkları için kızmaktaydı.

 Çevresindekileri, “Üstad-ı Sani” dedikleri Hüsrev Efendi’ye, zamanla “Ruy-i Zeminin Halifesi” (Yeryüzünün Halifesi) demeye başladılar.

 Bu iki önemli ayrılığın dışında, bulundukları bölgelerde kendi başlarında grup oluşturmak isteyenler de vardı.

Asker kökenli Mehmet Kayalar, etrafında kendisi gibi “bu işin silahla-darbeyle yürütülebileceğine inanan” insanları toparlamaya çalışıyordu.

 Bir başka aday Ankara’dan Said Özdemir’di.

Nurcular için önemli bir ağabey olan Said Özdemir, cemaat içinde oldukça etkili bir isimdi.

Daha sonra Nurculuğun “Tenvir” kolunu oluşturacak olan Said Özdemir’in Ankara’da etkin olduğu biliniyordu.

 

O dönemde Erzurum’lu bir vaiz olan Fethullah Gülen de adını duyurmaya başlamıştı. Nurculuğun Erzurum’da en etkili ismi Mehmet Kırkıncı Hoca, Osman Demirci (AP’nin Nurcu milletvekili) ve Muzaffer Aslan sayesinde cemaatle tanışmıştı.

Edirne ve Kırklareli’nde görevli olduğu dönemde, camilerde yaptığı konuşmalar yoluyla etrafında insanlar toplamaya başlamış, Nurcuları ve diğer dini çevreleri etkilemişti. Hep ağlayan, hep Hz. Muhammed’i ve onun döneminde yaşayan sahabeleri anlatan, bazen kendinden geçerek yaptığı konuşma tarzı ile dikkatleri üzerine çekiyordu.

Okuyuculuk, yazıcılık gibi tarzlardan ayrı olarak “hitabet” yoluyla etkiliyordu.

Açıkca Nurcu olduğunu söylemiyor, Nurcu ağabeylerin arasına fazla girmiyor, konuşmalarında Said Nursi’nin adını pek kullanmıyordu.

Daha Edirne ve Kırklareli’nde iken cemaatin içinde yeni bir tarzın temsilcisi olmuş gibiydi. Geleceğe yönelik insanlar yetiştirmeye adamıştı kendini.

 

BEKİR BERK’TEN ALTINBAŞAK’A DÜDÜKLÜ TENCERE İLE SUİKAST

 

Said Nursi’den sonra Nurcu hareketinin asıl liderliği Zübeyir Gündüzalp’in başında bulunduğu “Ağabeyler Konseyi” idi.

Ama “Yazıcı Nurcular”ın lideri Hüsrev Altınbaşak onları tasvip etmiyor, Zübeyir Gündüzalp’i “nurculuğun rotasını saptırmakla suçluyordu.”

Ve onun bu katı tutumu endişe verici boyuttaydı.

Cemaatin yara almaması için Hüsrev Altınbaşak ile görüşmek gerekiyordu ama o görüşme taleplerini reddediyor, “hainlerle görüşemeyeceğini” söylüyordu.

Zübeyir’e ve kendine ‘suikast düzenlediğini’ düşündüğü Bekir Berk’e kesin karşıydı.

Bekir Berk’in Altınbaşak’a gönderdiği “düdüklü tencere evde patlayınca” Hüsrev Efendi, Bekir Berk’in kendisini yok etmek istediğine inanmıştı.

Hüsrev Efendi ile yıllarca beraber olan ve ondan yazı dersleri alan Bayram Yüksel görüşmek istedi ama Hüsrev Efendi onunla da görüşmedi.

Bayram Yüksel’i kapıdan geri çevirdi.

 

Israrlı görüşme talepleri artınca Hüsrev Efendi sadece Mehmet Kırkıncı Hoca ile görüşebileceğini söyledi ve Mehmet Kırkıncı Erzurum’dan Hüsrev Efendi’nin yanına geldi.

Kırk senedir hiç dışarıya çıkmayarak Kur’an-ı yazma işini bitirdiğini, şimdi de Cevşen’i (Dua Kitabı) yazdığını söyleyen Hüsrev Efendi, Kırkıncı Hoca’yı dinledi ve “Ben onların hepsini reddettim” diyerek, Kırkıncı Hoca’yı da yanından kovdu.

 

‘Yazıcılar’ın lideri Hüsrev Efendi, hareket içinde saygın bir kişiydi.

Onun etkisiyle ‘Yazıcılar’, Denizli, Kütahya, Eskişehir, İzmir gibi yerlerde ağırlıklarını hissettiriyordu.

Ege bölgesi Yazıcıların kalesi oluvermişti.

Bunun üzerine Zübeyir Gündüzalp, Mehmet Fırıncı ve Bekir Berk Ege bölgesine gittiler.

Çoğu yerde dershanelere alınmadılar, kimi yerde tartışmalar, kavgalar yaşandı, kimi yerlerde ağır hakaretlere maruz kaldılar.

 Zübeyir Gündüzalp, ancak daha planlı ve merkezi bir yönetimin ihtilafları çözebileceğini düşünüyordu.

İstanbul’a dönünce Süleymaniye’de Kirazlı Mescit Sokağı’nda bulunan 46 numaralı evi, Nurcuların merkezi olarak tahsis etti.

Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci, daha sonra aralarına katılacak olan Mehmet Kutlular, Kirazlı Mescit Sokağındaki evin müdavimi oldular.

Cemaatle ilgili kararlar, Said Nursi’nin eserlerinin basımı, açılan dershanelerin tespitleri hep bu evde düzenlendi.

Öyle bir zaman geldi ki, cemaat bu evle anılır oldu:

Kirazlı Mescit Cemaati…

 

Merkezi yönetim sağlanınca, derlenip toplanan cemaate seslenecek bir yayına ihtiyaç olduğu düşüncesi cemaatin önde gelenlerinde hakim olmaya başladı.

 Mehmet Şevket Eygi’ye ait Bugün ve Sabah gazeteleri ile Necip Fazıl Kısakürek’e ait Büyük Doğu gazetesi, Nurcuların savunulmasında yeterli değildi.

O gazeteler daha çok diğer İslami oluşumlara yer veriyorlardı.

Bir dönem Nurculardan sürekli bahsedildiği için, hep Nurcuların reklamı yapılıyor diye İslamcı basın Nurculara fazla yer vermemeye başlamıştı.

Gazetelere gidip görüştüler.

Baskı altında oldukları için Nurcular hakkında yayın yapamadıklarını belirtti Mehmet Şevket Eygi.

Ama “eğer zararları karşılanırsa”, Nurcuların lehine yayın yapabileceklerini de söyledi. Mehmet Şevket Eygi’ye, “gazetelerin tirajlarına katkıda bulunacakları” sözünü verdiler.

 

BEKLENMEYEN SAVAŞ: NURCU-MHP SAVAŞI

 

Said Nursi’nin ölümünden sonra derlenme toplanma, yeniden yapılanma süreci öyle kolay yaşanmadı.

Cemaatin yeni durumuna tepki veren bazı ağabeyler, Yazıcı, Fethullahçı gibi oluşumlar, diğer İslami grupların mesafe koymaları, medyanın olmayışı gibi sorunlar vardı.

Bu sorunlar ortada dururken, Erbakan adında biri rüzgar estirmeye başlamış, onunla birlikte parti kurma çalışmaları her İslami grubu olduğu gibi Nurcuları, özellikle de Yazıcıları etkilemişti.

Erbakan ile, Yazıcılar’ın lideri Hüsrev Altınbaşak, gazetelerinde kendilerine yer vermeyen Necip Fazıl ve M. Şevket Eygi ile bir mücadele kaçınılmaz iken, ilk savaş beklenmedik bir yerle başladı:

MHP ile.

27 Mayıs’ın etkin isimlerinden Alparslan Türkeş, sürgünden döndükten sonra Nihal Atsız ve Dündar Taşer gibi isimlerle birlikte gençleri Türkçülük ideali etrafında toparlamaya girişti.

Alparslan Türkeş, Osman Bölükbaşı’nın liderliğindeki Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’ni 27 Mayıs’ta birlikte olduğu ve daha sonra sürgüne gittiği arkadaşlarıyla birlikte ele geçirdi.

Artık Türkeş’in ve ülkücülerin bir partisi olmuştu.

 

Türkeş ve arkadaşları parti örgütlenmesine girince İslamcı akımlarla dirsek teması aradılar.

Önce partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi, fikir olarak da “Türk-İslam Sentezi” ortaya atıldı.

MHP’liler, İslamcıların desteğini sağlamak amacıyla onları partisine davet ediyor, oy vermeyecekleri de mason uşaklığıyla suçluyordu.

 Bu arada Hüsrev Altınbaşak’la görüşmüşler ve Yazıcıların desteğini almışlardı.

Bir anda Isparta, Kastamonu ve Elazığ’daki Nurcular MHP’ye tam destek sağladılar. Ankara, Adana, Yozgat gibi illerde de bir grup Nurcu MHP’ye sıcak davranıyordu.

 Bunun dışında Alparslan Türkeş, Nurcuların arasına adamlarını sızdırdı.

Türkeş’in Nurcular içindeki adamları Nur derslerinde “Başbuğun Risale-i Nur okuduğunu, ileride tam bir nurcu lider olacağını” yaydılar.

 

NURCULARIN İLK SİYASİ KİTABI

 

Zübeyir Gündüzalp, olanları duyunca, hasta halde olmasına rağmen Ağabeyler Konseyi’ni Kirazlı Mescit karargahında topladı.

Burada MHP’ye haddini bildirmek kararı alındı.

 

Bekir Berk, “Onların gerçek yüzlerini teşhir edelim” diye konuştu.

 “Önce Türkeş’in geçmişinden başlarız işe.

Demokrat Parti zamanında söylediklerini yazar, Menderes’e yaptıklarını anlatırız. Şamanistlerle, Kemalistlerle, Siyonistlerle olan ilişkilerini belgelerle gözler önüne sereriz.” dedi.

 Araştırmayı Bekir Berk yapacak, yazıyı Mustafa Polat yazacaktı.

Bekir Berk’in ismi milliyetçilerin, Mustafa Polat’ın ismi de Nurcuların üzerinde etkiliydi.

Çalışmaların sonunda “Tarihi vesikaların ışığı altında İslami Hareket ve Türkeş” adlı bir kitap ortaya çıktı.

Bu eser aynı zamanda Nurcuların ilk siyasi kitabıydı.

Bu kitapta, Türkeş’in aslında Mustafa Kemal ve İnönü’den farklı olmadığı, din konusunda onlar gibi düşündüğü, Arapça ezana, çarşafa karşı çıktığı kendi sözleriyle aktarıldı.

 

Bu beklenmedik erken savaş için kılıçlar çekilmişti.

Reklamlar

2 thoughts on “NURCULAR —– ALINTIDIR

  1. Burada ki yazılarda geçen bazı şeylerde hata var. Mesela
    1- tillolu said özdemir TENVİR kolu Değil. iHLASNUR KOLUDUR. TENVİR KOLU SIDDIK DURSUNDUR.
    2- PARTİ KURMAK İSTEYENLER MEŞVERET DEĞİL, MEŞVERETE KARŞI OLAN KİMSELERDİR. BURADA GEÇEN TABİRLE KONSEY EKİBİ.

    dAHA DA ÇOĞALTA BİLİRİZ.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s