MEHMET SİYAHKALEM ———————- ALINTIDIR

MEHMET SİYAHKALEM

“Ben Mehmet Siyah Kalem İnsanlar ve Cinlerin Ustası”

Rönesans akımının batıda hızla yayılmasıyla yeniden şekil alan ve yükselişe geçen resim sanatının yanı sıra İslam medeniyeti de bugün çok fazla bilinmiyor ve ilgi görmüyor olsa da minyatür resim sanatı konusunda hayli yol almış.

Orta doğu, doğu İslam ülkelerinde ve Osmanlı medeniyetinde’de bugün yeni yeni tanımaya başladığımız, hatta bazıları hakkında hiç bilgi bulunmayan minyatür sanatçıları bir çok önemli esere imza atmış ve bizlere miras olarak bırakmış, yanı sıra bu eserlerin büyük bir kısmı sanat tarihçileri ve doğu İslam medeniyeti hakkında bilgiler edinmek için çok değerli kaynaklardır.

Bu eserlerin bir kısmı İstanbul’da ki çeşitli müzelerde ve diğer doğu ülkelerinde müzelerde muhafaza edilmektedir.

Fakat yakın tarihte, çağdaş/modern resim sanatının daha güçlü dinamikleri olduğu ve muhtemelen anlaşılırlığı açısından daha kolay ilgi çektiği için bugün çoğumuz modern sanat hakkında bilgi edinmeye, onları tanımaya ve değerlendirmeye koyuluyoruz, iş bu durum haliyle kendi tarihimize, öz kültürümüze ait olan sanata karşı duyarsızlık yaratıyor.

Bugün çok az insan minyatür resim sanatıyla ilgilense de, çağdaş sanat karşısında Doğu/İslam sanat tarihi niteliksiz addedildi, dolayısıyla kendi tarihimize karşı bilgisizliğimizden dolayı küçük düşürülmüş olduk.

Erken Rönesans dönemi, resim sanatında temaların çoğunlukla dinsel ve ruhsal olaylara yoğunlaştığı gibi Minyatür sanatında da işlenen tema, İslam medeniyeti, tasavvuf, dervişler, uhrevi varlıklar (cinler, garip yaratıklar, görülmeyen varlıklar, şeytan, melek) ve inançlar üzerinde ağırlığını koymuştur.

Minyatür sanatının derinliği açısından anlaşılması biraz daha zor, araştırılması gereken ve bilgi sahibi oldukça daha da meraklandıran bir sanat türüdür.

Bu açıklamanın ardından, bizzat çok ilgimi çeken ve hiç bir zaman yeteri kadar bilgi sahibi olamayacağım Osmanlı döneminde yaşamış, hakkında neredeyse hemen hiç bilgi olmayan bir minyatür sanatçısını tanıtmak istiyorum.

Kâr-ı Üstat  Muhammed Siyah Kalem

“Ben Mehmet Siyah Kalem İnsanlar ve Cinlerin Ustası”

Masalsı, gerçeküstü figürleri gibi kendisi de esrarengiz bir adamdır Mehmet Siyahkalem.

Esrarengizliği, kimliğinin, nerede ve ne zaman yaşadığının meçhul olmasındandır.

Hakkında muhtelif rivayetler, yerli-yabancı araştırmacılar tarafından dile getirilmiştir.

Ancak genel olarak, 15. yüzyılda Orta Asya, Türkmenistan, Maveraünnehir civarında yaşamış bir Türk olduğu kabul edilmektedir.

 Kimi resimlerin üstüne “Kâr-ı Üstat Muhammet Siyah Kalem” (Üstat Mehmet Siyah Kalem’in işi) yazılmış. Doğu’da sanatçının kendisini “üstat” diye tanımlaması olağan değildir.

Ayrıca bu adın, sanatçının kendi eliyle, resimlerin belli bir köşesine attığı bir imzadan çok, gelişi güzel şuraya buraya, hatta kimi zaman resimlerine ters düşecek biçimde çiziştirilmiş olması, bu yazının, resimlerin kaydı yapılırken sonradan eklenmiş olduğu düşündürüyor.

Topkapı Sarayı’nda “Fatih Albümü”nde yer alan çizimlerin, Yavuz Sultan Selim’in İran seferi sırasında ele geçirildiği ve saraya getirildiği düşünülüyor.

siyahkalemcinler

Çizimlerin üzerindeki imzaların da sonradan eklendiği ve farklı şekillerde olduğu tesbit edilmiş.

Mesela, “Kâr-ı Üstat Siyah Kalem” adı “kalem ustası Mehmet” anlamına geliyor.

Siyah Kalem, İranlılar tarafından kalın kenarlı, siyah-beyaz çizgi minyatürler için kullanılan bir isim.

Ancak araştırmacılar, minyatürlerin İran üslubundan ziyade Orta Asya üslubuna benzediğini söylemekte.

Orta Asya derken de Çin üslubundan ziyade Uygur üslubuna yakınlığı dile getirilmekte.

Topkapı Sarayı’ndan çıkarılarak Batılı ülkelere götürülmüş bir koleksiyondan da bahsediliyor.

Zaten Siyahkalem’in pek çok Batılı araştırmacının ilgi odağı olması, Batılı bazı ressamları etkilemesi de büyük ihtimalle bundan.

Mehmet Siyahkalem üzerine çalışma yapan araştırmacılardan bazıları şunlar:

Mazhar İpşiroğlu (Bozkır Rüzgarı), Ernst Diez, Oktay Aslanapa, Ernst Kühnel, Basil Gray, Ernst Grube ve Max Loehr.

Bazı tarihçilerse diğer adı Bahşi Uygur olan Herat’lı Muhammet Nakkaş olduğunu ileri sürmüştür.

Timurlu kaynaklarında ise Bahşi Uygur’un Uygurlu Ali Şir Nevai’nin kütüphanecisi olduğu belirtilmiştir.

Bedi el Zaman Mirza’nın hizmetine girdikten sonra Irak’a ve Hicaz’a gittiği ve 1507’de Herat’ta öldüğü de rivayet edilmiştir.

Dost Muhammed, Kadı Ahmet, Gelibolulu Mustafa Ali gibi Osmanlı tarihçileri bu sanatçıdan bahsetmezler.

20. yüzyılda yapılan araştırmalarda efsanevi üstat ile ilgili ortaya somut bir şeyler konamamıştır. 

Batılı ressamlar demişken, İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu “Elif-Resim Redd Kökündendir” isimli kitabında Picasso’nun Siyahkalem’i beğendiğini yazar.

Diğer taraftan, mesela Goya’nın, resim tekniği açısından Siyahkalem’i hatırlattığını da belirtelim.

Mevcut resimlerin bir hikâyenin veya hikâyelerin çizimleri olduğu tezi doğru görünüyor.

Çünkü resimlerde bir hareketlilik ve devamlılık göze çarpmakta.

Bu hikâye resimleri tezine bir not olarak kendi görüşümüzü eklemek gerekirse, sanki “gölge oyunu” karakterlerini (Hacivat-Karagöz gibi) andıran bir yönü de var mezkûr resimlerin.

Sanki dikkat çekici ve abartılı tonlarda çizilmiş bu karakterler, bir gölge oyunu için tasarlanmış intibâı veriyor bize.

Mışık

 

Siyahkalem’in bu kadar meçhul kişiliğine rağmen çizimlerinin bu kadar meşhur olmasının sebebi ise, belli kalıplar içinde çizilen minyatür sanatının, kendine has farklı üslubu ve yorumuyla, kalıplarını zorlayan ve resme kaçan çizimler yapmış olmasıdır.

İpekyolu üzerinde seyahat eden tüccarların, çeşitli ırklardan göçebelerin çizildiği bu resimler, bir taraftan müşahhas biçimleriyle gündelik hayat içindeki insanları, diğer taraftan ise görünmez dünyanın varlıklarını bir arada göstermektedir.

Meselâ, resimlerinde “şaman” olarak yorumlanan büyücüler bu karanlık yaratıklarla (cinlerle) mücadele ederken, diğer yanda bir göçebe ateş yakmaya çalışmaktadır.

İpekyolu, sadece ticaret yolu değildir şübhesiz; bu yolda aynı zamanda kültürler, inançlar, efsaneler ve sanatlar da taşınmış ve yansımıştır Siyahkalem’in çizimlerine.

Nitekim Şamanlar, Budist Rahibler, Hristiyan Keşişler ve Müslüman göçebeler, çizimlerinde boy gösterir Siyahkalem’in.

İlk defa 1910 yılında Münih’te Max van Berchem’in grişimiyle sergilendi.

II. Dünya savaşından sonra tekrar gündeme gelen Siyah Kalem, dönemin Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz’ün bir albümde yer alan 2 adet Fatih Sultan Mehmet minyatürüne atfen Fatih Albümü olarak adlandırması uzun yıllar süren bir yanlışlığa da yol açar.

Fakat Zeki Velidi Togan’ın araştırmaları sonucu bu eserlerin Yavuz Sultan Selim zamanında Topkapı Sarayı’na getirildiği ihtimali daha ağır basmaya başlar.

Cinler

1954 yılında Mazhar Şevket İpşiroğlu ile Sabahattin Eyuboğlu Fatih Albümüne Bir Bakış adlı eserlerini yayınlayarak İpşiroğlu’nun Siyah Kalem macerasını resmen başlatmış olurlar.

Başta İpşiroğlu Siyah Kalem’in eserlerini Fatih dönemi dünya görüşüne bağdaştırsa da daha sonraları bu tezinden uzaklaşarak sanatçıyı 14-15. yy Türkistan ve Maveraünnehir kültür sahası içinde yorumlar.

Siyah Kalem ile ilgilenen araştırmacılar elbetteki sadece Türkler değildi, bunlardan Richard Ettinghausen daha başlangıçta bu minyatürlerin 15. yy ikinci yarısında Türkistan’da yapıldıklarını savunmuştur.

Ettinghausen daha sonra özellikle Emel Esin’in kapsamlı Orta Asya kültür birikimiyle ortaya koyduğu çalışmalarda belirleyici bir rol oynamıştır.

Türk sanat tarihçilerinden Beyhan Karamağralı, Filiz Çağman ve Zeren Tanındı, son dönemde Siyah Kalem üzerine yoğunlaşn çalışmalarıyla 1980 yılında Londra Üniversitesi’nde gerçekleşen Between China and Iran: Paintings from Four Istanbul Albums adlı uluslararası kolokyumun sonuçlarını daha da ileriye götürmüşlerdir.

 Mehmet Siyah Kalem üzerine çalışma yapan diğer araştırmacılardan bazıları ise;

Ernst Diez, Oktay Aslanapa, Ernst Kühnel, Basil Gray, Ernst Grube ve Max Loehr’dir.

Nakletmeye çalıştığımız gibi, Siyahkalem’in dünyası masalsı bir dünyadır ve orada her şey mümkündür.

Çizimlerinde, aslında şifahî (sözlü) kültürün çizgilerle ifade edilmiş hikâyelerini-mesellerini okuyabilir, şifahî kültürümüzün esrarlı dünyasına adım atabiliriz.

Resim sanatı ve kültür tarihimiz bir yana, bizim hep aklımızda olan, bu çizimlerin çizgi-animasyon filmleri için de eşsiz bir kaynak olduğudur.

Çünkü çizimlerindeki karakterler aslında Doğu masallarının cinleri, devleri, büyücüleri gibidir ve bizlere o masalları çizgi-animasyon filmlerine nasıl aktarabileceğimizin ipuçlarını verir.

Meselâ Ezel Akay çok isabetli bir şekilde “Hacivat-Karagöz Neden Öldürüldü?” filminde Siyahkalem’in çizdiği “cin” figürlerini kullanmıştır ve bizce filmin en güzel sahnesidir bu.

199442_188522364522849_3597592_n

Eserleri üzerinde incemeler 

Topkapı Sarayı hazine kitaplığında kayıtlı olan ve 2152, 2153, 2154, 2160 numaralı ciltlerden oluşan Fatih Albümü’ndeki bir grup çalışmaya sonradan Mehmet Siyah Kalem imzası atılmıştır.

İmzalar, 2153 numaralı albümdeki aharsız kağıt üzerine yapılan renkli ve karakalem çizimlerin farklı yerlerinde farklı adlarladır.

22191

Kar-ı Üstat Siyah Kalem’ adı ‘kalem ustası Mehmet’ anlamındadır. 

Siyah Kalem İranlı yazarlar tarafından kalın kenarlı, siyah beyaz çizgi resimler için kullanılan bir isimdir.

Mehmet Siyah Kalem imzalı 64 resmin büyük bir kısmı el yazma için hazırlanmamıştır:

Rulolardan kesilerek yapıştırılmış parçalardır.

Rulo halindeki bu tür resimler Orta Asya göçebe topluluklarında anlatılan epik, dramatik ve dinsel metinlerin gözde canlandırılmasında yardımcı oluyorlardı.

Hikaye, hikaye anlatıcısı ve tamamlayıcı olarak gösterilen resimler bir bütünlük içindedir.

Albümdeki rulo parçalarının öykü metinleri günümüze gelmemiştir.

Anlatılan hikayeler de zaman içinde unutulmuştur.

İstanbul ve Anadolu dışından farklı zaman ve üsluplara ait çok sayıda minyatür ve kaligrafi örnekleri bulunan Fatih Albümü*, II. Abdülhamit döneminde yeniden ciltlenmiştir.

Ancak sayfaların sırası ve yapıştırma düzeni değişmiştir.

Birbirini takip etmesi gereken sahneler uzak sayfalarda kalmıştır.

Mazhar İpşiroğlu’na göre resimler değerine ve yapıldığı yere göre düzenlenmemiştir.

Çin estampları (oymabaskı), Avrupa tarzında gravürler (çukurbaskı), eskizler (önçalışma) ve kopyaları olan 299 resim ve yazı parçaları 199 yaprağın iki tarafına özensizce yerleştirilmiştir.

35x51cm ölçüsünde kırmızı bir cilde sahip olan Fatih Albümü’ndeki minyatürlerin bir kısmı da yıpranmıştır.

Bazı sayfalardan sökülenler yabancı müzelere ve özel koleksiyonlara girmiştir.

Albüm resimlerinin 16. yüzyıl başlarında Yavuz Sultan Selim’in İran seferlerinden elde ettiği savaş ganimetlerinden olduğu kabul edilmektedir.