NEDİR BU EKONOMİ? ——————- ALINTIDIR

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN EKONOMİ MESELESİ

 UMUR ÇALIKOĞLU 

Ekonomi, gerçi ben iktisat demeyi tercih ediyorum, en çok ilgilendiğimiz meselelerden.

Hepimizin hayatının değişmez kriteridir, herkes dertlidir.

Kime sorsanız ekonomi hakkında fikri vardır, olmalıdır.

Ekonomi her şeydir çünkü ekmeğidir, mutluluğudur, geleceğidir, sağlığıdır.

 

Nedir bu ekonomi?

Çok kalıplaşmış bir tanımı burada kullanmak isterim: “ İktisat sınırsız insan ihtiyaçlarının, sınırlı kaynaklarla teminini inceleyen bir bilimdir.”

Aslında iktisadın pek çok yavru bilime kaynak olduğunu düşünürsek, bu tanıma ilk duyduğumdan beri itiraz ediyorum.

Çünkü bu kısır tanımdan yola çıkarsak doğurgan bir bilim olan iktisadı çok iyi anlayamayabiliriz.

Neden kısır olduğu konusuna gelirsek; insanın ihtiyaçları değil, ihtirasları sınırsızdır!

Benim yeni başlayanlar için kendi tanımım şöyle: “ İktisat, sınırsız insan ihtiraslarının, mevcut kıt kaynaklarla nasıl tatmin edilebileceğini mesele edinmiş bir davranış bilimidir.

” Buradan hareket edince iktisadın birkaç – artık konu olmaktan çıkmış – fonksiyonuna değinelim; üretim faktörlerinin (emek, sermaye, müteşebbis, doğal kaynaklar) verimli ve etkin kullanımı, verimli kullanılan bu kaynakların adil dağılımı, efektif talebin (ekonomideki toplam talep) kaynaklarla doğru orantılı yönetimi.

Bugün ekonomi deyince maalesef bir bireyselcilik hakim.

100 yıl önce de öyleydi.

Adam Smith ekonominin sadece tam istihdamda dengeye geldiğini, burada iş bulamayanın işsiz olmadığı sadece teklif edilen fiyatı uygun bulmadığını, dolayısıyla arz=talep gibi bugün için inanılası olmayan ama her nasılsa Türkiye’de hala siyasi otoritenin (görünen o ki)  inandığı bazı teorileri vardı.

Yıllar sonra bu teorileri yıkarak ekonominin bilakis sadece eksik istihdam da dengeye geleceği, dolayısıyla işsizliğin ve çeşitli problemlerin, aslında iktisadın temel var oluş nedenleri olduğunun izahını yapan Keynes bize; “Ayağınızı yorganınıza göre uzatın, ama bilin ki bu yorgan hiçbir zaman size tam değil” demeyi öğretti.

Buradan yola çıkarsak ekonomi asla mükemmel değildir ve olmayacaktır.

Ancak mümkün olduğunca sürdürülebilir olabilir.

Bugünde çoğu hesaplamalar sürdürülebilirlik üstüne yapılmaktadır.

Sürdürülebilir büyüme v.b.

Neden sürdürülebilir?

Çünkü İktisatta bir şeyi tamir ederken diğer taraf muhtemelen bozulur veya hasar görür.

Bunun olağan gidişatı çok etkilememesi için sürdürülebilir sonuçları yorumlamaya çalışırız.

Örneğin, sürdürülebilir büyüme dediğinizde büyümenin altyapısına göre büyümeyi takip edecek cari açığın (büyüme için en basit haliyle ticaret gerekir, Türkiye satabilmek için almaya mecbur olduğundan, ithalat-ihracat= negatif değerdedir, bu sebepten büyüme, cari açığın artmasıyla mümkün) etkileri düşünülerek ya da meşhur söylemimiz olan ve idari bilimlerde de kullandığımız ceteris peribus (diğer tüm faktörlerin sabit olduğu kabul edilerek) ilkesini gözeterek bazı anlamlı hesaplamalar yapıp yorumlamaya çalışırız.

Yani cari açık hiç yokmuş gibi davrandığımızı ve bunun üzerine kek yapar gibi diğer malzemeleri yavaş yavaş ilave ederek her seferinde anlamlı sonuçlar bulmaya çalıştığımızı düşünün.

Ekonominin gayeleri

Ekonomi öncelikle değer yaratmayı ve bunun tüm getiri ve götürülerini adil dağıtmayı amaçlar.

Bilindiği gibi, para değildir esas amaç!

Ekonomide ki en küçük birim nedir?

İşletme, işletme nedir?

Bazı girdileri kullanarak, katma değerli çıktı yaratan, bir ekonomide ki en ufak birim.

Şimdi eğer ekonomide amaç para yaratmak olsaydı işletmelerle girdiler, çıktılar falan uğraşacağımıza Merkez Bankalarımızdan senyoraj (milli para basma) hakkını kullanarak para basmasını ve her yerimizin parayla dolup taşmasını isterdik.

Bunu yapamıyoruz çünkü bu enflasyon olarak geri dönecektir!

Neden?

Çünkü para değer olarak yaratılmadı!

Ekonomide öncelikli amaç değer yaratan faaliyetlerde bulunmak ve bunun haklı getiri ve götürülerini adil yönetmektir.

Ekonomide Sık Duyduğumuz Bazı Kelimeler

Pazar/piyasa:Almaya hazır alım gücü olan alıcı ile satmaya hazır ve niyeti olan satıcının karşılaştığı heryer.
Milli gelir: Bir ülke sınırları içerisinde belirli dönemde üretilen mal ve hizmetlerin net parasal değeridir.
Dolaylı vergi:Mükelleflerden mamül ve hizmetlerin bedeli üzerinden alınan vergiler (Ö.T.V v.b.)
Doğrudan vergi:Mükelleflerin bizzat ödemekle yükümlü oldukları vergiler (emlak vergisi, gelir vergisi v.b)
Büyüme:Bir ekonomide zaman içerisinde mal ve hizmet üretiminde meydana gelen artıştır.
Faiz: Kısaca paranın değeridir.
Enflasyon: Bir ekonomide fiyatlar genel seviyesinin düzenli olarak artmasıdır.
Deflasyon: Bir ekonomide fiyatlar genel seviyesinin düzenli olarak azalmasıdır.
Cari açık: Kısaca bir ekonominin ürettiğinden fazla harcaması yada borçlanarak üretmesidir.
Sıcak para: Türkiye’de en çok kullandığımız haliyle; yabancı yatırımcının ülkemizde yatırım yoluyla emanet ettiği paradır.

Yeni başlayanlar için iktisat öncelikle bir vazgeçme bilimidir!

Öncelikle şunu bilmeliyiz; ekonomi aynı zamanda bir vazgeçme bilimidir.

Bu iktisat kitaplarında fırsat maliyeti olarak geçer.

(bkz.ERTEK,Tümay,2009, temel ekonomi).

Her seçim bir alternatife tercihtir.

Örneğin 700 tank üretmek veya onun yerine 1000 zırhlı ve ağır silahlı taşıt üretmek gibi.

Dolayısıyla siz mesela enflasyon olmasını istemiyorsanız; dengeli büyümelisiniz, likitideyi (nakit dolanan para) azaltmalısınız.

Bu durumda faizler çok yüksek olmamalıdır ki para yatırıma dönüşsün.

Ya da  dövizin çok yükselmesini istemiyorsunuz, o zaman faizlerin biraz yükselmesini normal karşılayacaksınız.

(1950 yıllarına kadar doların çok yükselmesiyle ilgili bir önlem alınmadığı bir doların 9 Lira civarında olmasına rağmen Türk parasının tüm dünyada ‘convertable’ yani değiş tokuşu yapılan para olduğunun altını çizmek isterim.

O yıllarda diyelim ki trene atlayıp Fransa’ya gittiğinizde Lirayı gayet rahat döviz büfelerinde çevirebiliyordunuz.

Bugün ise Lira tek başına sadece bazı geri kalmış Arap ülkelerinde direkt olarak çevrilebilmekte, hatta Türk Bankalarının Avrupa şubelerinde bile neredeyse işlem yapamayacaksınız.

Bunu da bir vazgeçiş olarak ilgilenmek isteyen okuyucuların araştırmalarına bırakmak isterim).

Örneğin yabancı yatırımcıların ülkemize getirdiği (son yıllarda özellikle özelleştirmelerle) dövizler en basit tanımıyla sıcak para’nın en ufak bir politik sorunla yabancı yatırımcı tarafından geri çekilmesi ve yeni yatırımcılar için cazibesini yitirmesi dolayısıyla ekonominizin son derece kırılgan hale gelmesi bir fırsat maliyetidir.

İşsizliğin bu kadar yüksek olduğu günümüzde tesis açmak dışında planlar yaparsanız bu da bir vazgeçiştir.

Genç nüfusun üretim gücünden yoksun bırakılması ülkenin rekabet gücünü düşürür.

Bu bir seçimdir.

 (bkz. Çin ekonomisi)

Eğer ülkenin kendi nüfusunun ürettiği ve öncelikle kendi nüfusunun ihtiyaçlarını mamullerin üretimi için gerekirse devlet yardımıyla üretimin karşısına ithal ikamesini koyarsanız bu bir seçimdir ve her küresel kriz sizi aynı şiddette etkiler, ülkenin rekabet gücü düşer.

Ülkenin yatırıma cazip hale gelmesi adına milli kaynaklar ve şirketlerden vazgeçerseniz;

Devletin ekonomide olmaması ve dolayısıyla müdehale şansının azalmış olması, gerektiğinde işçiden yana, öğrenciden yana, ücretliden yana,emekliden yana,  milli menfaatlerden yana tavır almasının önünü kesmiş olursunuz.

Devlet ekonomide halkından yanadır ancak sattığı şirketin yabancı yada yerli sermayenin halkından yana tavır alması mecburi değildir ama Devlet, tanımı gereği halkının menfaatini gözetir.

Bu sebepten ilgilenenlerin biliyor olacağı Keynes iktisat okulunda, (ekonomist Keynes’in görüşünü benimseyenler) Devlet gözetmen, gereğinde müdehaleci ve mümkün olduğunca da üretimden tamamen uzak kalmayan bir yerlerdedir.

Ekonomide Marjinal Talep Meselesi

Ülke ekonomilerinde refahın en önemli göstergelerinden biride marjinal tüketim eğilimleridir.

Örneğin İsviçre gibi gelişmiş kabul edilen ülkelerde  yaklaşık %50 civarındadır.

Bu” halk gelirinin %50 sini harcıyor, kalan %50 sini ise tasarruf ediyor “demektir.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu %80 civarındadır.Ben bunun dahi gerçekliğine inanmıyorum.

Genelde şu şekilde oluyor emekçi halkımızın kendi iktisadında; ” halk gelirinin %100’ünü harcıyor, yetmiyor bileziklerini bozduruyor, yetmiyor birde kredi çekiyor”.

Bir ekonomi refahı temsil etmiyorsa onun iyi bir ekonomi, üretimi temsil etmiyorsa güçlü bir ekonomi olduğundan söz edilemez.

Milli hasıla’nın dağılımda bu kadar adaletsizlik varken; bu ülkenin vergi rekortmenleri ile 1 kilo mazot almak için 6 litre süt satan çiftçisi sifonu çekince giden suya aynı vergiyi ödüyorsa o ülkenin ekonomide dünya yıldızı olduğundan  bahsedemeyiz!

Ekonomimizde açlık sınırı 1.700 TL iken, asgari ücretiniz 800 TL ise ve nüfusun % 30’undan fazlası asgari ücretle geçiniyorsa, halkın %50’sinden fazlası beğenmeli mallarda kalitesiz standartları tercih etmek zorunda kalıyorsa, evine aylık giren kırmızı et, balık, tavuk oranı giderek düşüyorsa bu ekonominin sıhhatli olduğu söyleyemeyiz.

Ancak iktisadın vazgeçme özelliğinin -çeşitli sebeplerle- kullanıldığını söyleyebiliriz.

Yukarıdaki bazı rakamlar bizim ekonomimizin içinden ancak bu sorunlar genel itibariyle sadece bize özgü değil ekonomi bilimin evrensel sorunlarıdır.

Ancak bizim iktisadi yapımızında bazı en temel sorunları gelişmiş ülkelere görece hala aşamamış olması üzüntü vericidir.

Ekonomi ile ilgilenmeye yeni  başlayanlar varsa, ekonomide parlayan yıldız olmanın kolay birşey olmadığını araştırdıkça göreceksiniz.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s