UYUŞTURUCU —————– ALINTIDIR

UYUŞTURUCU

Şarkıcı Deniz Seki’nin cezaevine girmesiyle uyuşturucu yine gündeme geldi;

iyi de oldu.

Tarihin tozlu sayfalarında benzer çok olay var. İşte bunlardan biri;

Sağlık Bakanı’nın eşi!

Peki…

İffet Hanım nasıl uyuşturucu bağımlısı oldu?

Hekim olan Bakan mı eşini morfine alıştırdı?

“Ele avuca sığmaz” o bakan kim?

İbret alınacak bir hazin olay….

İffet Hanım…
Osmanlı Devleti’nin en yüksek askeri rütbesi olan seraskerlik rütbesine ulaşmış, II. Abdülhamit’in en güvendiği isim olan Mehmet Rıza (1844-1920) Paşa’nın torunuydu.

İffet, dedesinin Vaniköy’deki“ Serasker Rıza Paşa Yalısı”nda doğdu.
Babası Şükrü Paşa da askerdi.

Babası kızına genç yaşta ölen kız kardeşinin adını vermişti.
Şükrü Paşa’nın diğer kızı Hayat Hanım, CHP Milletvekili Reşit Saffet Atabinen’le evliydi.

İffet Hanım’ın amcası Türkiye’nin ilk fabrikatörlerinden;

Süreyya Sineması ve Süreyya Plajı sahibi CHP Milletvekili Süreyya İlmenidi…

(Aile hakkında “Türklerin Büyük Sırrı: Efendi” kitabımda bilgiler verdim. Geçiyorum.)

İffet Hanım evlendiğinde 18 yaşındaydı.
34 yaşındaki Dr. Rıza Nur’a ilk görüşte aşık oldu.
Nikah için düğün ya da tören yapılmadı; çünkü evlilik Fransa/Nice’de gerçekleşti.
Nice’de olmasının nedeni, kimi İttihatçı karşıtları II. Abdülhamit tahttan indirilince yurt dışına gitti.

Serasker Mehmet Rıza Paşa ve oğlu Şükrü Paşa da gidenler arasındaydı.

Korkuyorlardı; İttihatçılar eski yolsuzluk dosyalarını açmış; Serasker Rıza Paşa Yalısı’na el koyup, yalıyı “Rehberi İttihat Mektebi” yapmıştı.
Dr. Rıza Nur da İttihatçıların düşmanıydı ve yurt dışına sürgüne gitti.
Evlilik Şükrü Paşa’nın isteğiyle oldu; damadına düğün hediyesi olarak elmas kol düğmeleri verdi.
İffet Hanım, dedesinin Nice’de Mont-Boron’da bulunan yalısında Dr. Rıza ile dünya evine girdi.
Sonra hayatları Cenevre, Paris, Kahire, İstanbul ve Ankara’da geçti.

 

“Hadiye’ye özendi”

 Yıl: 1921…

Yer: Ankara
Dr. Rıza Nur, Sağlık Bakanı…

O dönem yaşadıklarını Dr. Rıza Nur anılarında ayrıntılarıyla kaleme aldı.

Ruh sağlığı pek yerinde olmayan Rıza Nur’un eşinin uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili yazdıklarını özetleyeyim…

İffet Hanım, katıldığı bir arkadaş toplantısında, yemeği fazla kaçırması sonucu rahatsızlandı.

Yaklaşık bir hafta sonra tekrar gittiği toplantıda aşırı yemesi yüzünden bir kez daha rahatsızlandı ve karın bölgesinde dayanılmaz sancılar meydana geldi.
Acılarının dinmesi için Dr. Rıza Nur morfin uyguladı.
Fakat…
Ağrı geçtikten sonra İffet Hanım yeniden morfin şırıngası istedi.

Türlü huysuzluklar yaptı; kavgalar çıkardı.

Ankara’ya rezil olmak istemeyen Dr. Rıza Nur, bir morfin uygulaması daha yaptı.
Ancak yetmedi; İffet Hanım ertesi gün bir şırınga daha istedi!

Ve Dr. Rıza Nur bir daha morfin şırıngası yapmak zorunda kaldı!
Fakat anladı ki, eşi İffet morfinman olma yolundaydı; korkmaya başladı.
Dr. Rıza Nur, anılarında detaylı bilgiler veriyor; örneğin, eşi İffet’in akrabalarından Cemal Paşa’nın baldızı (Fuat Köprülü’nün eşi-sy) Hadiye de morfinmandı ve galiba eşi İffet ona özenmişti!..

 Mevhibe İnönü

Rıza Nur’un yazdığına göre, aile içinde morfin yüzünden sürekli kavga çıkmaya başladı.

Dr. Rıza Nur, tartışmaların ardından bir türlü yatıştırılamayan İffet Hanım’a her seferinde bir morfin daha uyguladı.

İffet Hanım, morfinle sakinleşiyor ve evdeki fırtına diniyordu.

Ancak…

Evdeki mutlulukları kısa sürüyordu.

Çünkü, aradan birkaç gün geçince İffet Hanım ağlamaya, yalvarmaya başlıyor; ağrısı olduğunu söylüyor; ve morfin istiyordu!
Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur her seferinde şırınga yapmak zorunda kalıyordu.
Bu yaşananlar rutin olarak devam etti.
İffet Hanım, “ağrım var” dedikçe Dr. Rıza Nur “evde kavga olmasın” diye morfin yaptı.

Sonuçta…
İffet Hanım artık bir morfinmandı…
Sağlığı bozulan İffet Hanım’a bu zor günlerinde yardımcı olan arkadaşlarından biri de Mevhibe (İnönü) Hanım idi.

Lozan’dan sonra İsmet İnönü ile Dr. Rıza Nur’un ilişkisi bozuldu ama İffet Hanım’ın İnönülerle dostluğu hep sürdü.

 

Yurtdışında tedavi

Tedavi için Nur ailesi İstanbul’a geldi. Tokatlıyan Otel’de kaldılar.

Böbrek taşı olmasından şüphelendikleri İffet Hanım’ın röntgen filmini çektirdiler.

Böbrek taşına rastlanmadı. Ağrıları sürüyordu.

Rıza Nur, eşini İtalyan Hastanesi’ne yatırdı.

Hastanede ağrıları daha da şiddetlenince morfinin derecesi artırıldı.
İffet Hanım, artık yemek yiyemiyordu; bir yudum su içse kusuyordu.

Bu hastanede de uygulanan tedavinin işe yaramadığını gören Dr. Rıza Nur, eşini Viyana’ya götürdü.
Çare bulmak umuduyla gittikleri Viyana’da, İffet Hanım hastaneden kaçtı ve iki kutu morfinle geri döndü.

Hekimlerin sert tavrı karşısında zorla bıraktırıldı morfin.
Babası Şükrü Paşa ile Dr. Rıza Nur dargındılar.

İffet Hanım babasının yanına kaçtı.
Kızının giderek kötüleştiğini gören Şükrü Paşa kızını damadının yanına gönderdi.
Viyana’daki tedavi kaldığı yerden devam etti ve burada uygulanan tedavi iyi geldi.
Ağrısız, morfinsiz olarak İstanbul’a geldi Nur Ailesi.
Fakat çok geçmedi.
İffet Hanım yine morfine başladı.

 

İntihar ve son

Ankara’da yaptıkları kavga bu kez İstanbul Kadıköy’deki evde tekrar başladı.
Dr. Rıza Nur, evdeki morfinleri sakladı.

Verdiği morfinin dozunu düşürdü.

Hiçbiri yeterli olmadı.

İffet Hanım, kilitli dolapları açıyor; bavulları kesiyor; çekmeceleri kırıyor yine de buluyordu morfini.

Bulamadığında taklit reçete yazıp, eczanelerden temin ediyordu.
Bu arada…

Artık yıkanmayı da kesmişti.

Yüzünü bile yıkamıyordu.

Pisti üzeri başı, bakımsızdı.

Morfini yapıp bütün gün yataktan çıkmıyordu.
Dr. Rıza Nur son kez şansını denedi; sahte morfin ampulleri yaptırdı;

15 gün boyunca İffet Hanım morfin yapıldığını düşünse de, enjekte edilen suydu.

15 gün sonunda Dr. Rıza Nur itiraf ettiğinde ise kıyamet koptu.

İffet Hanım yeniden morfine başladı.
Ardından…

Birkaç ay sonra sinirleri bozuldu; hafıza kaybı da yaşamaya başladı.

Evdeki hizmetçilere saldırıyor, dövüp ağlatıyor, ağlarken de şarkı söylettiriyordu!
Dr. Rıza Nur, eşinin Avrupa’da bir akıl hastanesine yatırılmasının en uygun olacağını düşündü ve Fransa’ya gittiler.
İffet Hanım, Lyon’da hastaneye yatırıldı.
Bir gece…
İffet Hanım, intihar etti.

Müdahale ile kurtarıldı.
Pencereleri tepeden demirli, “hususi deli odasında” tütünsüz ve morfinsiz bırakılarak tedavi edilmeye çalışıldı.

Başarılmadı.
Bu kez Paris’te hastaneye yatırıldı.
İffet Hanım’ın para verdiği bir doktor, reçete ile bolca morfin yazmaya başladı.

Artık kendisine morfin verecek bir doktor bulmuştu.
Kavgaları bitmeyince İffet Hanım, eşyalarını toplayıp, evdeki üç bakıcıyı alıp evi terk etti.

Boşandılar…
Evlilikleri 19 yıl sürmüştü…
İffet Hanım 1933’te Paris’te; Dr. Rıza Nur 1942’te İstanbul’da öldü…

  

 

AFYON

– Afyon, Anadolu’da MÖ 3000 yılından beri yetiştiriliyor.

– Sümerlerde “Gil” ve “Hull” simgeleri afyon anlamındaydı.
– Afyonun adı; Yunanca “Mekone”, Hitit dilinde; “Haşşika”, Çince ise “A. fu-yung” idi.
Büyük İskender afyon bağımlısıydı.
– İslam dünyasında; Taberi afyonun yararlarından, Cabir ise zararlarından bahsetmektedir.

İbn-i Sina kitaplarında afyona geniş yer vermiştir.
– MS 9. yüzyılda Müslüman Arap tüccarları afyonun tüm dünyada yaygınlaşmasını sağladı.
– Afyonun ağrı kesici olduğu 10. yüzyılda keşfedildi.
– Philippus von Hohenheim (1490-1541) afyona “ölümsüzlük taşı” adını verdi.
– Haşhaş ekimi, afyon üretimi ve madde kullananlar ile bunları sağlayanlara ilişkin ilk yasal düzenleme Fatih Sultan Mehmet döneminde çıkarıldı.
Çaldıran Savaşı öncesi Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e içinde afyon bulunan bir altın kutu gönderdi.

Bu afyon kutusuyla birlikte sunulan mektubunda Şah İsmail; Yavuz Selim’e, “hakaret dolu mektubunuzu her halde afyon ile sarhoşken yazdırdınız” demek istemektedir!
Tarihçi Hammer, Yavuz Sultan Selim’in ölmeden önce çıbanların verdiği ağrıları hafifletmek için afyon kullandığını ve doktorların tavsiyelerine ehemmiyet vermeyerek kullanmaya devam ettiğini yazar.
– Osmanlı padişahları arasında II. Murat, III. Murat ve IV. Murat’ın alkolle birlikte afyon kullandığı yazılmaktadır.

II. Selim’in kullandığı da bilinir.
– Doğa Filozofu Robert Boyle (1627-1691), 1650’de İstanbul’dan getirdiği ham afyonu alkollü potasyum hidroksit ile muamele ederek kristal yapılı karışım elde etti.

Fakat bunun yapısını aydınlatamadı.
Morfin; 17. yüzyıldan beri bilimin hayaliydi; bilim insanları afyonun içinde var olduğuna inanılan o gizemli özü ayrıştırarak güçlü bir ilaç yaratmaktı.

– Bu hayale yaklaşan isim; Alman eczacı çırağı Friedrich William Adam Sertürner oldu.

1804’te gerçekleştirdiği deneyle herkesin peşinde olduğu “afyonun sırrını” bulduğunu düşündü ve bunu “uyku verici ilke” olarak adlandırdı.

Buluşuna da mitolojideki uyku tanrısı Morpheus’tan esinlenerek morphium (morfin) adını verdi.

– Eczanelerde reçetesiz satılan afyon-morfin sadece ilaç değil, keyif almanın da bir parçasıydı.

“Bir penilik uçuş” işçi sınıfının en yaygın eğlencesi oldu.

Savaşların yol açtığı kalıcı yaralara bağlı ağrılar ve acılar da afyon kullanımını körükledi.
– İlk günlerde morfin kullanımı zararsız olarak görüldü ve bu düşünceyle doktorlar artık bol bol “enjeksiyon” yaptı.
Hem afyon hem de morfin 19. yüzyılın şehirlerinde pek de küçümsenmeyecek bir bağımlı topluluğu yarattı.
– Morfinin yerini tutacak, etkili, ancak alışkanlık yapmayacak “ilaç” 1874’te Londra St. Mary Hastanesi’nde çalışan C.R. Alder Wright tarafından bulundu.

Morfini asit anhidritle kaynatıp buluşuna“tetraetil morfin” adını verdi.

Bulduğu, eroindi!
– Takvimler 1897 yılını gösterirken boya üreticisi olan Bayer, ilaç üretmeye girişti ve bu amaçla kurduğu modern laboratuvarın başına 27 yaşındaki Heinrich Dresser’i getirdi.

Onun hayali morfinden daha güçlü ancak alışkanlık yapmayan bir ilaçtı.

“Heroin”!
– Heroin marka olarak 1898’de Bayer tarafından pek çok ülkede aynı anda tescil edildi.

Ve mesele sadece buluş değildi; bunu verimli biçimde seri olarak üretebilmekti.

Üzerinde aslan ve dünya resimleri bulunan küçük kırmızı paketler aynı yıl piyasaya sürüldü.

İnsan eliyle yaratılan bu büyük bela dünyanın dört bir yanına yayılmaya başladı.
Eroine karşı ilk itirazlar 1899’da başladı.

Münih’te Dr. Harnack, heroin’in çok tehlikeli bir zehir olabileceğine dikkat çekti.
– 1913’te “mucize ilaç” heroin’in üretimine son verildi.

Ancak eroin üretimi dünyanın dört bir yanında başka isimler altında devam etti.
– İstanbul’da yasal olarak özel sektöre ait üç “eroin fabrikası” vardı; sonra yasayla kapatıldı ve bunlar Bulgaristan’a taşındı!
1923 yılında 32 kadın İstanbul Valisi’ne verdikleri dilekçede Rus kadınları şikayet etti.

Şikayet konusu, Ruslar sayesinde sadece zenginler değil, daha alttakiler de kokaini öğrenmişti.

Beyoğlu’nun bıçkın şoförleri Rus kızlarıyla birlikte kokain çekip Boğaz yolunda otomobille hız yapıyor, bu eğlenceye “Rus enfiyesi” adı veriliyordu.
– Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, pek dile getirilmeyen uyuşturucu…

SONER YALÇIN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s