AFGANİSTAN ———————– ALINTIDIR

Afganistan:

Etnik Yapı Üzerine Bir Değerlendirme

Afganistan’da çok sayıda etnik grup bulunmaktadır.

Sosyal yapısı içinde halen kabile düzeninde yaşayan gruplar çoğunluktadır.

Gelenekçi yapıda olmaları bu grupları birbirinden ayırmaktadır ve aynı zamanda merkezi otoriteyi de sadece temsilci olarak görmelerine sebep olmaktadır.

Orta Asya’da yer alan Afganistan, ilk siyasi birliğini sağladığı 1747 yılında kabileler topluluğu şeklindeydi.

Kabilecilik anlayışının bulunduğu bu ülkede iktidara gelenler merkezi otoriteyi güçlendirmek için çabalamışlar ancak tam olarak başarılı olamamışlardır.

Bu başarısızlığın sebepleri arasında toplumda çok sıkı bir gelenekçi yapı olması, ülke tarihinde dış güçlerin müdahaleleri ve etkileri ve uyuşturucu ticareti yer almaktadır.

Toplumun çok çeşitli etnik gruplardan oluştuğu Afganistan’da sınırlar, dış güçlerin (İngilizler ve Ruslar) mücadelesi sonunda Afganistan’ı tampon bölge kabul etmeleri ile etnik ya da kültürel anlamı olmadan çizilmiştir.

Sınırların bu şekilde çizilmesi etnik sorunlara yol açtığı gibi uyuşturucu ticaretinin kaderini etkilemiştir.

Uyuşturucu ticaretinin halen devam etmesi kabilelerin siyasi güce ulaşacak derecede güçlenmesini sağladığı gibi merkezi yönetimin etkisini de zayıflatmaktadır.

1994 yılından beri ülkede var olan Taliban unsurları da ülkenin istikrarını ve güvenliğini tehdit etmektedir.

Tüm bu etkenler, Afganistan’daki birçok etnik yapıyı ve etnik sorunları da beraberinde getirmiştir.

AFGANİSTAN’IN TARİHSEL GELİŞİMİ 

Afganistan Devleti’nin temelleri, İran Şahı Nadir Afşar’ın 1747 yılında öldürülmesinden sonra bağımsız kalan Afgan aşiretleri tarafından Durranilerin Abdali aşiretinden Ahmed Han’ın şah seçilmesi ile atılmıştır.

Ahmed Şah, Kandahar, Gazne, Kabil, Herat ve Peşaver’de birbirinden bağımsız yaşayan aşiretleri tek çatı altına toplayarak Afgan birliğini sağlamıştır.

Bu birliği sağlamasının ardından Hindistan’a sefer düzenlemiş, bölgeyi kendi birliğine dahil etmiştir.

İran’daki iç karışıklığa müdahil olup, Nadir Şah’ın torunu Mirza Şahruh’un iktidara geçmesine destek olmuştur.

Afganistan’da ilk kez Ahmed Şah döneminde merkezi hükümet kurulmuş, ülkenin sınırları batıda Horasan’a, doğuda Kırgız bozkırlarına, kuzeyde Ceyhun nehrine, güneyde Dekken yaylasına kadar genişlemiştir.

(Yazıcı 2010, 221)

Mevcut kabile birliğini hanedan yönetimine dönüştüren Ahmed Şah, Popolzay kabilesinin Sadozay boyundandır.

1818 yılında yine Durrani hanedanından Barakzay kabilesinin Muhammadzay boyu yönetime geçmiştir.

Bu dönemde savaşlar kısa sürmekte ve bunlar kabile savaşları olarak özellik taşımaktaydı.

Savaşlar, Jirga (şefler meclisi) tarafından karara bağlanmaktadır.

Savaşacak olan birlikler silah altındaki savaşçılar (leşker) arasından seçilmekteydi.

Savaşçıların başında bulunan lider, kendi boyunu kayırmasın düşüncesi ile belirli manevra sahasına sahipti.

Savaşı yönetme yetkisi Büyük Kabile Jirga’sı (tüm savaşçılar meclisi) tarafından lidere verilmişti.

Yine bu dönemde toplumda kültürel bağlılık hissi olmasına rağmen milliyetçilik ruhu söz konusu değildir.

Daha çok küçük gruplara ve kabile kanununa (Peştunvali) bağlılık mevcuttur.

Kabile menfaatleri doğrultusunda düşmana katılmak hiçbir zaman hıyanet etmek olarak görülmez.

Kabile içerisinde Peştu geleneklerini yerine getirmek, bir Peştun olarak adlandırılmaktan daha önemlidir. 

(Roy 1990, 30-31)

Ahmed Şah’tan sonra ülkede iç karışıklıklar meydana gelmiştir.

Dost Muhammed Han döneminden itibaren Rusya ile İngiltere arasındaki bölgesel çıkarlar mücadelesi başlamıştır. 

(Akkurt 2005, 96)

Rusya, 1813 yılında kendi nüfuzuna aldığı İran’ı Afganistan’a yöneltmiştir. İran’ın Herat’ı kuşatması üzerine İngilizler, Afganistan ile anlaşma yaparak bu ülkeye önemli miktarda silah ve para yardımı yapmıştır.

Bu saldırısında başarılı olamayan İran, bir kez daha saldırmış ve İngilizler’in topçu subayları ve lojistik destekleri ile karşılaşınca bölgeden çekilmiştir.

Bu sırada Afganistan’da hanedan değişikliği ile Sadozaylardan Şücaü’l-mülk, tahtını Barakzaylardan Dost Muhammed Han’a kaptırmıştır.

Bunun üzerine Şücaü’l-mülk İngilizlere sığınmıştır.

İngilizler bu durumu fırsat bilerek Afganistan’ın iç işlerine karışmıştır.

Dost Muhammed’i Rus yanlısı olarak suçlayıp Afganistan’ı işgal etmişler ve Afgan tahtına Şücaü’l-mülk’ü tekrar geçirmişlerdir.

1842 yılına kadar İngilizler tarafından işgal altında kalan Afganistan’da yüz bine yakın insan ölmüş, önemli miktarda toprak kaybedilmiş ve Afgan halkı tarafından İngilizlere ve batılı değerlere karşı yüksek derecede nefret duygusu oluşmuştur.

Aynı zamanda bu işgal ülkedeki merkezi yönetimi zayıflatırken, aşiret reisleri ile din adamlarının nüfuzunun artmasına sebep olmuştur.

(Yazıcı 2010, 222-224)

Dost Muhammed Han, İngilizlerin çekilmesinin ardından 1843 yılında Afganistan’a geri dönerek yönetime geçmiş ve 1863 yılında ölümüne kadar yönetimde kalmıştır.

O, parçalanmış ülkeyi tekrar bir araya getirmiş, ülkenin dağılan ekonomisini toplamış ve hükümeti geleneksel çizgisine getirmiştir.

Dost Muhammed Han’ın çok sayıdaki oğulları ve torunları ülkede yerel vali olarak kendi bölgelerini hemen hemen özerk olarak yöneterek kendisine yardımcı olmuştur.

Dost Muhammed Han’ın ölümünden sonra Şir Ali Han yönetime geçmiş ancak bazı yerel yönetimler isyan edince 4 yıl süren iç karışıklık meydana gelmiştir.

Ardından Şir Ali Han, en büyük oğlu Yakup Han’ın yardımıyla yönetime geçmiştir.

Şir Ali Han, ulus devlet olma yolunda bazı düzenlemeler ve reformlar yapmıştır.

Ancak İngilizler İkinci İngiliz Afgan Savaşı olarak adlandırılan 1878 yılında Şir Ali Han’ın yaptığı düzenlemeleri ülkeyi işgal ederek yok etmiştir.

Şir Ali Han’ın en küçük oğlu Eyüp Han, İngiliz ordusunu Maiwand’da yenilgiye uğrattıktan sonra Abdurrahman Han yönetime geçmiştir. 

(Kakar 2006, 3-4)

Abdurrahman Han, selefi Şir Ali Han gibi çalışmaya başlamıştır ancak ulus inşasından çok devlet düzenine odaklanmıştır. Düzen ve güvenliğe önem verilmiş, geleneksel yapı içerisindeki kırsal kesimdeki hanların özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlanmıştır.

Ülkede merkezi otoriteyi güçlendirmiştir. Aşiretlerin muhalefeti ile Eyüp Han, Abdurrahman Han’a karşı rakip olarak çıkmıştır. Abdurrahman Han ise onu İngilizlerle işbirliği yaptığı konusunda suçlayarak İran’a kovmuştur.

1888 yılında ise Afgan Türkistanı Özerk Valisi Muhammed İshak Han isyan etmiş ancak Abdurrahman Han’ı tahttan indirme konusunda başarısız olmuştur.

Bunun üzerine Semerkant’a sığınmıştır.

Abdurrahman Han dış tehditlerle hanedan rakipleri gibi yerel yönetimleri Afganistan’ın güçlü bir merkezi yönetim ile güçlü bir orduya sahip olması gerektiğine ikna etmiştir.

Ancak bu düzenin korunması için mali kaynakların büyük bir kısmının tahsisi ve kabile topluluklarının geleneksel yapılarının azalması gerekli görülmüştür.

Ülkenin yetersiz kaynakları ve halkın bir güvenlik devleti içinde yaşama isteksizliğini değiştirmek Abdurrahman Han’ın kendisi için en önemli görevi olmuştur.

Bu süreçte kırkın üzerinde isyan çıkmıştır.

Tüm bu olayların dışında İngiliz ve Ruslar tarafından sınırların çizilmesi, Afganistan tarihi içerisinde Abdurrahman Han dönemini oluşum dönemi olarak karşımıza çıkarmaktadır.

(Kakar 2006, 5-6)

Durand Hattı olarak bilinen ve herhangi bir tarihi ve sosyolojik temeli olmayan sınır, İngilizlerin Sir Mortimer Durand başkanlığındaki bir heyeti 1893 yılında Abdurrahman Han’a göndererek anlaşması ile çizilmiştir.

Bu hattın olduğu bölgede aşiretlerin silahlandırılması bölge güvenliği açısından tehdit unsuru oluşturmuştur. İngilizler, Hindistan sınırı içerisindeki kabilelere silah ticareti yapma ve bulundurma izni vermiş, onları askerlik hizmetine almıştır.

Maaşlı olarak bölgede bulunan Peştunlara, Toçi gözcüleri ya da Hayber tüfekçileri adı verilmiştir.

Bölgedeki güvenlik sorunu bu uygulamalarla çözülemeyecek duruma gelmiştir.

İngilizler’in Hindistan’da haşhaş ziraatini yasaklamaları ancak haşhaştan elde edilen afyonun ithalatını yasaklamamaları, Afgan çiftçisini haşhaş üretimine yönlendirmiştir.

Üretilenlerin de sınırdaki aşiretler aracılığıyla Hindistan’a geçmesi hükümete vergi vermeden kazanca sebep olmuştur.

Bu da Abdurrahman Han’ın güçlendirmeye çalıştığı merkezi otoriteyi ve modernleşmeyi engellemiş, toprak sahipleri haşhaş üretiminden yüksek miktarlarda para kazanmışlardır. 

(Yazıcı 2010, 225-226)

1901 yılında Abdurrahman Han’ın ölümüyle yerine geçen Habibullah Han, İngilizlere bağlı politika izlemiştir.

Bu politikası yüzünden Afgan halkı tarafından sevilmemiştir ve 1919 yılında kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından öldürülmüştür.

Yerine oğlu Amanullah Han geçmiştir.

Amanullah Han, babasının politikasının aksine bağımsızlık mücadelesi vermiştir. İngilizleri bozguna uğratmış ve 19 Ağustos 1919 yılında İngilizler ile Rawalpindi Anlaşması imzalamıştır.

Bu anlaşma ile İngilizler Afganistan’ın bağımsızlığını resmen tanımıştır.

Bağımsızlığın ardından Amanullah Han, daha önce babası tarafından sürgüne gönderilen Mahmut Tarzi’yi geri çağırarak ülkede birçok reform yapmıştır.

Vizyonları ülkeyi genç Türkiye Cumhuriyeti haline getirmek olmuştur. 

(Hakbin 2009, 12)

1929 yılında İngilizlerin desteğiyle Amanullah Han’ın ardından Muhammed Nadir Şah yönetime geçmiş, uygulanan reformları iptal etmiş,

Ruslarla ilişkilerini zayıflatmıştır.

1933 yılında bir okul ziyareti sırasında öldürülmesiyle yerine 19 yaşındaki oğlu Muhammed Zahir Şah geçmiştir.

40 yıl iktidarda kalan Zahir Şah, tembelliği ve dış dünyaya olan ilgisizliği ile bilinen bir hükümdardır.

Hatta bu yüzden devleti onun adına amcaları ve akrabaları yönetmiştir.

Bazı kaynaklara göre kendisinin yurtdışında yüklü miktarda para bulunan hesabı olduğu belirtilmiştir.

Bu zenginliği ülkedeki altın, kömür, elmas gibi değerli kaynakları yurtdışına ihraç ederek edindiği bilinmektedir.

Muhammed Zahir Şah döneminde 1953 yılında başbakan olan Muhammed Davud, hırslı, reformcu olmasına rağmen Zahir Şah tarafından istekleri yerine getirilmemiştir.

ABD ile temasta bulunularak askeri yardım istenmiş ancak olumsuz yanıt alınınca Ruslardan yardım istenmiştir.

Ruslar ise karşılık vermiş, para yardımında bulunarak köprü ve otoyol projelerini üstlenmiştir.

Aynı zamanda Ruslarla Afgan subaylarının eğitilmesi konusunda da anlaşma yapılmıştır.

Afgan subayları Rusya’da komünizmin etkisinde kalmış, ülkeye düzeni değiştirme umudu ile dönmüşlerse de Zahir Şah o dönemde Afgan subayları yüksek mevkilere getirmemiştir. 

(Oğuz 2001, 70-74)

Afganistan’daki etnik gruplar içerisinde en büyük grubu oluşturan Peştunlar kadar Pakistan’da da Peştun bulunmaktadır.

1947 yılında İngilizlerin Hindistan’dan ayrılması ile Afgan Devleti, Pakistan’ın kuzeybatısında yaşayan Peştunların durumu ile ilgili halka bağımsızlık ya da Afganistan’a katılma konusunda seçim hakkı tanınacağını ummuştur.

Ancak İngilizler Peştunlara Pakistan ya da Hindistan ülkelerinden birini seçmelerini isteyince onlar Müslüman olmalarının da etkisiyle Pakistan’ı seçmişlerdir.

Ayrıca Afganistan daha önceleri bu toprakların kendisinde olduğu için hak iddia etmiş, ancak sonuç alamamışlardır.

Bu sınır sorunu nedeniyle Afganistan kendi sınırları içindeki Peştunları kışkırtmış bunun üzerine Pakistan sınırı kapatmıştır. Bu durum ise ithalat ve ihracat yolunu Ruslara kaydırdığı için Ruslarla yakınlaşmaya sebep olmuştur.

Bu yakınlaşmanın aksine ABD ise Afganistan ile yakınlaşma gibi bir politika uygulamamıştır.

(Akkurt 2005, 175)

Bununla ilgili bir kaynağa göre 1966-1973 yılları arasında ABD’nin Kabil büyükelçisi olan Robert Neumann’a göre ABD’nin iletişim ağları zayıf olan Afganistan’a, Ruslarla aralarındaki Soğuk Savaş’ı tırmandırma ihtimalinden dolayı yardım etmemiştir. 

(Oğuz 2001, 76)

Muhammed Zahir Şah, Muhammed Davud’u görevden aldıktan bir yıl sonra 1964 yılında demokrasiye geçişi ilan etmiştir.

Bu çerçevede yeni bir anayasa kabul edilmiş, 1965 yılında da milletvekili seçimi yapılmıştır.

O dönemdeki milletvekillerinin üçte biri okuma yazma bilmemektedir.

Basın ve düşünce özgürlüğü ve yeni parti kurma hakkı verilmiştir.

Afganistan Demokratik Halk Partisi adında ilk siyasi parti kurulmuştur.

Parti komünist olup tüzüğü Sovyetler Birliği Komünist Partisi örnek alınarak hazırlanmıştır.

Bu parti iki yıl içerisinde iki fraksiyona ayrılmıştır:

Halk ve Perçem. Nur Muhammed Taraki liderliğindeki Halk fraksiyonu sınıfa dayanan Lenin modeli bir görüşe sahip olup etnik olarak kırsal kesimdeki Peştunlardan oluşmaktadır.

Babrak Karmal liderliğindeki perçem fraksiyonu ise toplumun her kesiminin katılabileceği demokratik görüşe sahip olup etnik olarak genellikle yüksek düzeyde eğitimli ve Farsça konuşan şehirlilerden oluşmaktadır.

İki fraksiyon arasındaki rekabet kişisel düşmanlıklara dayanmıştır. İkisi de Rus yanlısıdır.

Ruslar da her ikisinde de eşit düzeyde davranmıştır. 

(Oğuz 2001, 77-82)

1963 yılında başbakanlıktan alınan Muhammed Davud, Zahir Şah’ın ülkeyi tek başına yönetmesini hazmedememiştir.

Özellikle 1965 yılındaki anayasayla kraliyet ailesinden birinin kabinede ya da yüksek mevkilerde görev alamayacağı şeklindeki maddenin konması üzerine Muhammed Davud, ülkedeki subaylarla anlaşarak 1973 yılında askeri ihtilal gerçekleştirmiş ve cumhuriyeti ilan etmiştir.

İhtilal için destek aldığı kişilere bir süre görev verdikten sonra uzaklaştıran Muhammed Davud, dış ilişkilerde de İran ve Pakistan ile ilişkilerini geliştirip Rus bağımlılığını azaltmaya çalışmıştır.

Muhammed Davud bir sözünde Afganistan’ın Küba gibi yanlı değil, gerçek anlamda tarafsız olmasını istediğini belirtmiştir.

Çin ile yaptığı anlaşma ve Somali ile Etiyopya aleyhinde yaptığı bildiri Rusları rahatsız etmiştir.

Komünistleri yönetimden uzaklaştıran Muhammed Davud, Müslüman köktendincilerin toplandıkları yerlere baskın yapıp onları da kendine düşman etmiştir.

Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Brejnev ile Muhammed Davud’un tartışması ihtilalden önce son olay olmuştur. Rusların baskısı ile birleşen Halk ve Perçem fraksiyonları iktidarı devirmiştir.

İktidara Nur Muhammed Taraki geçmiş ve cumhurbaşkanı olmuş, başbakan ise Hafızullah Emin olmuştur.

Bu ihtilale Afgan tarihinde “Nisan Devrimi” denmiştir.

(Oğuz 2001, 85-107)

Taraki dönemi komünist çizgide devam etmiş, bazı reformlar ve Marksist, Leninist çözümler geleneksel yapıyı rahatsız etmiştir.

1978 yılında Nuristan’da başlayan ayaklanmalar ülke geneline yayılmıştır.

Ülke bayrağı Sovyetler Birliği bayrağına benzer kızıl bir bayrak olarak değiştirilmiş, ülkenin adı Afganistan Demokratik Cumhuriyeti olmuştur.

Bu dönemde etkili bir yönetim sergileyen Hafızullah Emin’in keyfi hareketleri Rusları tedirgin etmiş ve Ruslar onu saf dışı bırakmak için devreye girmiştir.

Taraki’nin de desteklediği bu duruma karşı Emin, Taraki’yi tutuklatarak cumhurbaşkanı olmuştur.

Kendisini devireceğinden haberdar olan Emin, Ruslarla ilişkileri soğutmuştur.

ABD ile yakınlaşmaya çalışmış ancak bu çabasına yanıt alamamıştır.

Halkın ayaklanmalarının tekrar artması ile Ruslar 24 Aralık1979 tarihinde 5 Aralık 1978 yılında imzalanan Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Anlaşması’nın gereği olarak Afgan Devleti’nin çağırması üzerine girdiklerini açıklamışlardır ancak bu meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır.

İşgalden sonra Babrak Karmal yönetime geçmiştir.

Burada Rusların işgalinin sebepleri arasında Hafızullah Emin’in ABD’ye yakınlaşma çabası ile ülkenin ayaklanmalar ile mücahitlerin eline geçme ihtimali bulunmaktadır.

Ülkeyi komünist düzene sokma girişiminde olan Babrak Karmal’ı Afgan halkı vatan haini olarak görmüştür.

Devlet daireleri, önemli mevkiler Ruslara bırakılmış, eğitim ve ekonomi kurumları Ruslarınkine benzer hale getirilmiştir.

Bu dönemde Rus KGB örnek alınarak gizli haber alma örgütü KHAD (Khedemati İttila’ati Devleti) kurulmuştur. 

(Akkurt 2005, 112-116)

Sovyetlerin işgalinin sürdüğü 1979-1989 yılları arasında Sovyetler az sayıda halk ve Afgan hükümeti dışında destek görmemiştir.

Afgan mücahitler, ülkenin her yerinde askeri birliklere karşı koymuştur.

ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan Afgan mücahitlere silah ve para yardımı yapmıştır.

Yüz bin kişilik Afgan ordusunun yetmiş bini silahları ile mücahitlerin tarafına geçmiştir.

Ülke dışında binlerce Müslüman mücahitlere çeşitli ülkelerden gelerek katılmışlardır.

Sovyetlerin 1985 yılında iktidara geçen lideri Mikhail Gorbaçov, 1988 yılında Afganistan’a desteklerini sürdüreceklerini ancak askeri birliklerini geri çekeceklerini açıklamıştır.

Bunun üzerine Afganistan, Pakistan, SSCB ve ABD arasında Cenevre Antlaşması imzalanmıştır.

Antlaşmaya göre, Afganistan ile Pakistan’ın içişlerine müdahale edilmeyecek, mültecilere geri dönüş ile ilgili zorlama olmayacaktı.

Sovyetler geri çekilmeyi yapmış, ülkede destekledikleri Necibullah yönetimi devam etmiştir.

Ancak barış ortamı oluşmamış, kabile yapısına göre oluşan Afgan mücahitlerinden her grup kendi kabilelerinin menfaatlerini düşününce iç savaş devam etmiştir.

Necibullah’ın yerine 1992’de Geçici Konsey Sıbgatullah Müceddidi başkanlığında yönetime geçmiştir.

Sıbgatullah Müceddidi’nin yerine geçen Burhaneddin Rabbani döneminde mücahitler arasında ateşkes yapılmıştır.

Cemiyet-i İslami’den olan Rabbani, Hizbi İslami’den olan başbakan Abdussabur Ferid’i görevden almış yerine yine Hizbi İslami’den Hikmetyar geçse de bu olaylar Taliban[1]’ın ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Taliban, çatışmalardan bıkan halkın umudu olmuştur.

Çünkü her bölgede mahalli komutan olmuş ve her biri kendi kanunlarını uygular olmuştur.

Pakistan, Suudi Arabistan ve ABD’nin desteğini alan Taliban kısa sürede ülkenin %90’ının yönetimine almıştır.

 (Akkurt 2005, 116-125)

Taliban’ın karşıtı olarak bu dönemde kuzey ittifakı bulunmaktaydı.

Bu ittifak, devrilen Tacik Cumhurbaşkanı Rabbani, Ahmed Şah Mesud, Özbek lider Raşid Dostum ve Hazara lideri Kerim Halili’den oluşmuştur.

Peştunlardan oluşan Taliban güçleri kuzey ittifakına karşı saldırmış, çok kayıplar verse de büyük oranda o bölgeye de hakim olmuştur.

Ancak Taliban’ın bu saldırıları etnik bölünmeyi derinleştirmiştir. Bölgedeki Şii Hazaraları katletmişlerdir. 

(Raşid 2007, 29,57,71)

Dış dinamikler olarak ABD ve Pakistan’ın desteğini alan Taliban, uyguladığı politikada İslami fundamentalist olmuş, ABD’ye zamanla tavır almıştır.

Sovyet işgali ile altyapısı oluşan El Kaide terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in ABD tarafından Taliban’dan talep edilmesine karşılık Taliban’ın Ladin’i teslim etmemesi de ABD’nin rahatsız olmak için uyguladığı bir politikaydı.

ABD’nin her ne kadar kim ya da kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen 11 Eylül Saldırıları’ndan sonra El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i suçlayarak Afganistan’a yönelmesi bölge ile ilgili çıkarlarını gerçekleştirmek için meşrulaştırma hareketi içerisinde olduğu izlenimi vermektedir.

Tüm bu nedenlerle ABD, 7 Ekim 2001 tarihinden itibaren Afganistan’ı bombalamaya başlamıştır.

(Gündüz 2001, 35)

ABD’nin bölgeye saldırısının ardından 5 Aralık 2001 tarihinde Bonn Anlaşması imzalanmış ve geçici hükümet kurulmuştur.

Ayrıca BM Güvenlik Konseyi kararıyla Uluslararası Güvenlik yardım Kuvveti (UGYK) kurulmuştur.

Geçici hükümette Peştun olan Hamid Karzai yönetime geçmiş, Taciklere bakanlıklar verilmiş, başbakanlıkla birlikte temsil başkanlıkları ise Peştunlara verilmiştir.

Özbeklerden General Dostum’a ise bakan yardımcılığı verilmiştir.

Ardından 14 Ekim 2004 tarihinde seçim yapılmış Hamid Karzai seçimi kazanarak iktidarda kalmıştır.

 (Büyükbaş 2006, 91,115,153) 2009 Kasım ayında yenilenen seçimlerde de Hamid Karzai iktidarda kalmıştır. 

(Yılmaz 2009)

AFGANİSTAN’IN ETNİK YAPISI

Ülkede Peştunlar, Tacikler, Türkler (Özbekler, Türkmenler, Kazaklar, Kırgızlar), Hazaralar, Kafirler (Nuriler), Çaraymaklar, Beluciler, Hindular, Araplar ve diğer etnik gruplar bulunmaktadır.

Peştunlar

M.Ö. 5. yüzyılda bugünkü Afganistan’a geldikleri bilinen Peştunlar, Süleyman Dağları’nın bulunduğu bölgeye yerleşmişlerdir.

Bu bölgede yaşayan yerli halkla karışarak Patan-Pathan (Paştun-Pahtun) adını almışlardır.

Yerli halkın kullandığı Peştu dilini benimsemişlerdir.

 (Akkurt 2005, 61)

Afgan olarak adlandırılan Peştunların Gilzay boyunun soyunun nereden geldiği konusunda bazı iddialar vardır.

Bunlardan birine göre, Hz. Nuh’un soyundan gelmektedir.

Hz Nuh’un soyundan olan Zohak’ın oğulları, İran’da Faridan Hanedanı’ndan kaçarak Heirud ırmağı yakınındaki Gar ülkesine geldiklerinde Şah Hüseyin, bölgedeki aşiret reisinin kızıyla yasak aşk yaşamış ve bu aşktan bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir.

Bu çocuğa Peştu dilinde “gıl” (hırsız) ve “zay” (doğum) sözcüklerinden oluşan “Gılziye” adı verilmiştir.

Peştu dilinde “zoy” ise oğul anlamına geldiği gibi Gılzayların adının buradan geldiği sanılmaktadır.

Diğer iddiaya göre Gilzayların 10. yüzyılda güney Afganistan’da yaşayan Halaç Türklerinin soyundan geldiği sanılmaktadır.

Göçebe olarak yaşayan Halaç Türklerinin Gazne ve çevresinde yaşadığı ve o dönemde bazılarının buraya yerleştiği diğerlerinin ise Hindistan’a geçtiği iddia edilmektedir.

17. Yüzyılda günümüz Afganistan topraklarında Perslerin nüfuzunda bulunan Şah Abbas’ın Gilzayları Kandahar’dan Herat’a sürmesi Gilzayların bölgedeki etkisini arttırmıştır.

1747 yılında Gilzaylar bağımsızlığını kazanarak Afganistan’ın kurucusu Ahmed Şah’ı iktidara getirmiştir.

Ahmed Şah döneminden günümüze kadar ülke Peştunların egemenliği altında olmuştur.

Savaşı ve savaşmayı günlük monotonluğu ortadan kaldıran bir hobi olarak gören Peştunlar, yüzyıllar boyunca aşiretler arası mücadele ederek savaşmışlardır.

Kan davası ise aşiretlerin günümüzde de sürdürdükleri geleneklerden biridir. 

(Oğuz 2001, 40-41)

Afganistan’ın etnik yapısının en büyük kısmını oluşturan Peştunların büyük çoğunluğu ülkenin güneyinde ve küçük bir kısmı da kuzeyinde yaşamaktadır.

Nüfusunda yüksek orana sahip oldukları iller Kandahar, Gazne, Uruzgan, Paktia, Nangarhar ve Vardak’tır.

Buralarda yaşayanların çoğu bu bölgeye mevsimlik işçi olarak gelmiş ve tamamen yerleşmişlerdir.

Kuzey Afganistan’daki küçük kesim ise göçmen anlamına gelen Nakil veya Kandari olarak tanımlanmaktadır.

Peştunlar yaklaşık 60 kabileden oluşmaktadır.

Kabilenin adı soyu belirtirken, kabileye mensup kişilere miras hakları, kabile konseyinde konuşma hakları ve kabile toprakları kullanma hakkı vermektedir.

Peştunların %99’u Sünni Müslüman’dır.

%1’lik kesim ise Şii olup bunlar Veziristan bölgesinde yaşayan Turu boyu ile Orakzay aşiretinin Muhammadhil alt boyudur.

(Akkurt 2005, 61-62)

Tacikler

Afganistan’da Peştunların ardından ikinci büyük etnik grubu oluşturan Taciklerin bazı kaynaklara göre bu bölgede çok uzun süredir yaşadığı belirtilmektedir.

Tacik isminin Arapların tarihte evlilik yoluyla başka etnik unsurlara karışan soydaşlarına “Taz” veya “Tac” olarak adlandırmalarından geldiği sanılmaktadır.

Tacikler, 1747 yılında ilk Afgan birliğinin kurulmasından günümüze bir kez iktidarda kalabilmiştir.

Bir çetesi reisi olan Beçei Sakav’ın 1929 yılında dokuz aylık iktidarda kalmasıdır.

(Oğuz 2001, 41-42)

Tacikler, Kabil’in kuzeyinde bulunan Penşir Vadisi’nde, Parvan’ın kuzey ve kuzeydoğusunda, Hindukuş Dağları’nın kuzeyinde bulunan Takhar, Badahşan, Baglan, Samangan’da ve ülkenin batısında bulunan Herat çevresinde yaşamaktadırlar.

Hint-Avrupa dil ailesinin İran dillerine bağlı olan Dari dilini konuşmaktadırlar.

Genellikle zanaat sahibidirler veya çiftçilikle uğraşırlar. Aşiretlerin adı genellikle yaşadıkları coğrafi bölge ismi şeklindedir. (Büyükbaş 2006, 16)

Tacikler, bazı kaynaklara göre Dağ Tacikleri ve Farsivanlar olarak iki grupta açıklanmaktadır.

Dağ Tacikleri, dağlık bir bölge olan Badahşan’da ve Vahan Koridoru’nda yaşamaktadırlar.

Bunlar çok fakir bir hayat sürerler.

Dağ Taciklerinin büyük bölümü Şii’dir ancak Tacikler çoğunlukla Sünni’dir.

Farsivanlar genellikle kentlerde ve kırsal kesimlerde yaşamaktadırlar.

Ekonomi ve siyaset alanında aktif rol oynarlar. Yoğunlukla yaşadıkları yerler Kabil, Baglan, Takhar, Samangan, Çarikar, Penşir, Duşi, Gar, Herat, Farah ve Kunduz’dur.

Ülkede etkisi büyük olan tacik kültürünün yanı sıra ülkenin büyük bölümünde eğitim öğretim de Dari dilinde (Tacikçe) yapılmaktadır.

Tacikler, ülkenin göçebe olmayan tek etnik grubudur. Afganistan’a göç eden farklı etnik grupların birçoğu Taciklerle evlenerek onların kültürünü benimsemişlerdir. 

(Oğuz 2001, 42-43)

Özbekler

Ülkedeki Türklerin en büyük kısmını oluşturan Özbekler, Moğol Türk karışımı bir halktır.

Altınordu Devleti döneminde günümüz kuzey Kazakistan bölgesinde Şaybani Moğolları, kendilerine en güçlü lider olan Uzbek (Özbek) Han’ın ismini vermişlerdir.

O dönemden sonra evlilikler yoluyla bölgedeki Türklerle kaynaşıp onların dilini ve kültürünü benimsemişlerdir.

Yoğunlukla yaşadıkları yerler, Takhar, Badahşan, Samangan, Şebergan, Mezar-ı Şerif, Faryab ve Kunduz’dur.

Genellikle tarım ve ticaretle uğraşan Özbekler, Sünni’dir. 

(Oğuz 2001, 44-45)

Özbekler, Oğuz Türkçesinin Özbek şivesini konuşmaktadır.

Kendi aralarında kabilelere ve klanlara ayrılmışlardır.

Bunların en önemlisi Afganistan’da yüzyıllardır yaşayanlarla Rus baskısından kaçarak kuzeyden gelenler arasındaki farktır.

Sonradan gelen Özbekler, kendilerine “muhacir” diyerek kendi alt kimliklerini oluşturmuşlardır. 

(ORSAM 2011, 30)

Türkmenler

Ülkede yer alan Türklerin ikinci büyük grubu olan Türkmenler, Afganistan’ın kuzeyinde Kunduz’dan Herat’a kadar olan bölgede yaşamaktadırlar.

Çoğu Ersarı boyundandır. Ersarı boyundan olanların dışında öteki boylara mensup Türkmenler de mevcuttur.

Bunlar, Teke ve Yomut boylarından olup Herat’ta yaşamaktadırlar.

19. yüzyıla kadar göçebe yaşayan Türkmenler, 20. yüzyılın başlarından itibaren yerleşik hayata geçmişlerdir.

Çoğunlukla hayvancılıkla uğraşırlar ve bu alanda ülkenin ihracatında önemli paya sahiptirler.

Büyük çoğunluğu Sünni’dir. 

(Akkurt 2005, 69)

7. yüzyıldan beri bu bölgede yaşayan Türkmenlerin önemli bir bölümü, 1887 yılında Afgan-Rus sınırının çizilmesiyle Türkmenistan’a göç etmiştir.

1920’li yıllarda ise Rusların Türkistan’ı işgal etmesinin ardından bu bölgeye Türkmen göçü olmuştur.

 (Oğuz 2001, 46)

Kazaklar

Kazaklar, diğer Türk toplulukları gibi Afganistan’ın kuzeyinde yaşarlar.

Büyük bölümü, Bolşevik Devrimi sırasında bu bölgeye gelmiştir.

Yoğun olarak Mezar-ı Şerif, Kunduz ve Takhar’da yaşamaktadırlar.

Çoğunlukla ticaretle uğraşırlar.

Bölgede Özbeklerle bir arada yaşamalarına rağmen kendi dil ve kültürlerini korumuşlardır.

Sayılarının yaklaşık elli bin olduğu tahmin edilmektedir.

 (Oğuz 2001, 46)

Kırgızlar

Kırgızlar, ülkenin kuzeydoğusunda Vahan koridorunda yaşamaktadırlar.

Sayıları 1950 yıllarında Çin baskısına dayanamayıp Doğu Türkistan’dan göç edenlerle birlikte yüz bini geçtiği sanılmaktadır.

Kıpçak Türkçesi konuşan Kırgızlar Sünni’dir.

Hayvancılıkla uğraşan Kırgızlar, koyun ve sadece ülkenin bu bölgesinde bulunan Yak yetiştirmektedirler. 

(Akkurt 2005, 71)

Hazaralar

Hazaralar, ülkenin ortasında dağlık bir bölge olan Hazaracat’ta yaşamaktadırlar.

Burada kendilerini diğer gruplardan izole etmiş ve kendilerine has bir kimlik oluşturmuşlardır.

Afganistan’daki Hazaralar dışında İran’da da iki milyon kadar Hazara olduğu bilinmektedir.

Hazaraların, tarihte Moğol askerleriyle bölgedeki Türkler ve Taciklerin karışımından bir kökene sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Cengiz Han’ın ordusunun torunları olarak düşünülen Hazaraların, farklı olarak Cengiz Han’ın oğlu Çağatay’ın ordusunun torunları olduğu da iddia edilmektedir.

İçerisinde pek çok Türkçe kelime ve Moğol deyimi olan ve Hazaragi olarak adlandırılan Dari dilini konuşmaktadırlar.

Hazaraların içinde iki tür elit grup bulunmaktadır.

Biri sosyal statüleri arazi sahibi olmalarına bağlı olan Mir’ler; diğeri ise İslam Peygamberinin soyundan geldiklerine inanan Seyyid’lerdir. Seyyidler, Sovyet işgali döneminde Hazaraları Şura adı altında örgütlemişler ve işgalci birlikleri Hazaracat bölgesinden çıkarmışlardır.

Daha sonra bu bölgeye saldırılmaması ile Şura önemini yitirmiştir.

Ayrıca bu dönemde İran’da İslami eğitim gören Hazaralar, bölgeye Şeyh olarak geri dönmüşlerdir.

Şeyhlerin etkisi ve İran’dan dönen işçilerin katılımıyla Hazaracat’ta yeni İslamcı hareket ortaya çıkmıştır.

Bu harekete bazı Seyyid’lerin de katılmasıyla Hazaraların iktidarında değişme meydana gelmiştir. 

(ORSAM 2011, 31-32)

Hazaralar, Besud, Caguri ve Uruzgani olarak üç aşirete ayrılmışlardır.

Bunlardan Besud aşireti, saf Hazara sayılmaktadır.

Diğer aşiretler ise öteki etnik gruplardan etkilenmektedir.

Caguri aşireti, evlilik yoluyla Tacikler ve Peştunlar ile kaynaşmış, onların kültürlerinden etkilenmişlerdir.

Hazaraların tamamına yakını Şii’dir.

Bunun dışında Herat çevresinde bulunan Batı Hazaraları Sünni’dir.

İran’daki Berberi olarak bilinen Doğu Hazaraları da Şii’dir. 

(Oğuz 2001, 48)

Kafirler veya Nuriler

Ülkenin kuzeydoğusunda Pakistan sınırına yakın dağlık bölgede yaşamaktadırlar.

Kafirlerin kökeni konusunda kesin bir bilgi olmasa da Büyük İskender’in Afganistan’ı işgali sırasında burada kalan askerlerin torunu olduğu iddia edilmektedir.

Kafirler ise 1839 yılında İngiltere’nin Afganistan’daki elçisine açık tenli İngiliz birlikleriyle aralarında kan bağı bulunduğunu iddia etmiştir.

İslamiyet’i, 1896 yılında Afgan Emiri Abdurrahman Han’ın Kafiristan bölgesini işgali sırasında kabul etmişler ve Kafiristan ismini de “Işık Ülkesi” anlamına gelen Nuristan olarak değiştirmişlerdir.

Bu değişiklikle Kafirler de Nuriler olarak anılmaya başlanmıştır.

Dağlık bir bölgede yaşamalarının da etkisiyle diğer etnik gruplardan izole bir hayat yaşayan Kafirler farklı bir kültüre sahiptirler ve ağaçtan yapılmış iki, üç katlı evlerde otururlar.

Siyahpuş ve Sefitpuş olarak iki grup halindedirler.

Siyahpuş grubu kati adı verilen bir dili konuşmaktadır.

Kafirler, Müslüman olmadan önce tanrı için keçi veya inek kurban ederler ve ölüleri bir tabuta koyarak yaşadıkları köyün dışına bırakırlarmış.

Ancak Müslüman olduktan sonra İslami yaşam tarzını tamamıyla benimsemişlerdir. 

(Akkurt 2005, 76-77)

Diğer Etnik Gruplar

Afganistan’da az sayıda yer alan diğer etnik gruplardan biri Çaraymaklar’dır.

Moğol kökenli olup Farsça konuşan bu etnik grup, göçebe veya yarı göçebe bir hayat sürmektedirler.

Çaraymak’ın kelime anlamı dört aşirettir.

Bu dört aşiret Firozkohi, Taimani, Cemşidi ve Teymuri’dir.

Hayvancılıkla uğraşırlar ve yurt adı verilen çadırlarda yaşamaktadırlar.

Bir diğer etnik grup Beluciler, Afganistan, Pakistan ve İran’ın arasında kalan Sistan olarak anılan bölgede yaşamaktadırlar.

Bulundukları bölgenin kaçakçılığa uygun olmasının da etkisi ile kaçakçılık en önemli uğraşlarıdır.

Ülkede Müslüman olmayan tek etnik grup Hindulardır. Hintçenin Landa şivesini konuşmaktadırlar.

Başkent Kabil’de yaşayan Hindular, bankacılık ve kuyumculuk gibi işlerle ve ticaretle uğraşmaktadırlar.

Diğer etnik gruplarla uyum içerisindedirler.

Sovyet işgali sırasında kendi işleri açısından çıkarlarını düşünerek Sovyet yanlısı rejimi destekleyerek savaşa katılmamışlardır.

Çok az sayıda olan diğer etnik gruplar ise Araplar, Brahuiler, Pashayiler, Kürtler, Ayman Hazaraları, Bashgariler, Darvaziler, Batı Punjabiler, Sindhiler, Gujur Rajasthaniler, Nangalamilerdir. 

(Akkurt 2005, 78-88)

AFGANİSTAN’DA SOSYAL YAPI

Afganistan 1747 yılında kabile topraklarında kurulduğundan itibaren merkezi otoriteye karşı çıkan isyanlar ve devletin kırsal kesime nüfuz etme çabaları ülke tarihini oluşturmaktadır.

Köylü, devleti yabancı bir güç olarak görmektedir.

Devlet yetkilileri ile köylüler arasında birbirlerini değersiz görmektedirler.

Bu durum sadece istisna olarak Kabil’de farklıdır.

Şehir, devlet memurları, askerler, öğretmenler, entelektüellerin yetiştiği kâfir küstahların barınağı olan yer gibi görülürken taşra ise dinin, sünnetin ve gelenekçi değerlerin yeri olarak görülmektedir.

Geleneksel yapının bulunduğu taşrada kabilelerin bulunduğu yerlerde Han’lar mahalli yöneticilerdir.

Tarihten günümüze sosyolojik temeli kabile, klan, meslek grubu, kast (Nuristan’ın barileri), dini grup, etnik gruptan alan çeşitli toplulukları barındıran Afganistan’da yönetim Emir’in ilk yıllarda arazi sahipleri ile yakın ilişkiler kurarak oluşturduğu Jirga ile sürmüştür.

Kabileler, devleti kendi temsilcileri olarak görmüşlerdir.

Devlet müesseselerinin zaman içinde gelişimi ile özellikle 1900’lerden sonra aydınlar, ordu ve devlet burjuvazisinden oluşan sosyal tabaka da büyümüştür.

Jirga’ya dayalı bu kabilecilik anlayışının tesirlerini azaltmak için Amanullah Han döneminde İslamcılık anlayışı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Hilafetin kaldırıldığı yıl olan 1924 yılına kadar yönetim, Müslüman milleti korumakla devleti meşrulaştırma yoluna gitmiştir. 

Bu anlayışın ardından Abdurrahman Han milli bayrak ve milli gün kutlamaları ile milliyetçilik ruhu yaratmaya çalışmıştır.

Ancak bu çabalar milliyetçilik ruhunu oluşturamamış ve günümüzde de hala oluşmamıştır.

(Roy 1990, 25-38)

Geleneksel yapı, Sovyet yanlısı iktidar tarafından Sovyet işgalinden hemen önce reformlarla (toprak reformu, okuryazar oranının yükseltilmesi) yıkılmaya çalışılarak merkezi otorite güçlendirilmeye çalışılmış ancak başarılı olunamamıştır.

Bu reformların uygulanması sırasında birçok isyan çıkmıştır.

İsyanlar sırasında Sovyetler Birliği, işgali gerçekleşmiştir. İşgale karşı direnişler başlamıştır.

Sovyetlerin 10 yıl sonra ülkeden ayrılmasının ardından geleneksel yapı içerisinde uyuşturucu ticaretinin artması, dış güçlerin yardımının çeşitli gruplara ulaşması ile merkezi otorite tamamen zayıflamıştır.

İç savaş esnasında devam eden bu durum, günümüzde de devam etmektedir.

AFGANİSTAN’DA ETNİK SORUNLAR

Sovyet işgalinin ardından Peştun milliyetçisi olan Necibullah iktidarda kalmıştır.

Necibullah’ın etnik milliyetçilik politikası, onun iktidarının devrilmesine sebep olmuştur.

Onun bu milliyetçi tavrı karşısında Özbek General Dostum, direniş liderlerinden Tacik asıllı Ahmed Şah Mesud ve Hazaraların lideri Abdulali Mezari anlaşarak askeri darbe ile Necibullah iktidarını devirmiştir.

Kabil’in İslami direniş birliklerine geçmesi üzerine direniş güçleri arasında büyük çatışmalara yaşanmıştır.

Tüm grupların katılımıyla ilk iki ay Sıbgatullah Müceddidi’nin sonraki dört ay Burhaneddin Rabbani’nin devlet başkanı olacağı geçici hükümet kurulmuştur.

Ancak Kabil’de Peştun olan Abdurrab resul Sayyaf’ın birlikleriyle Hazara olan Abdulali Mezari’nin birlikleri arasında kanlı çatışmalar meydana gelmiştir.

Altı aylık geçici yönetimin sona ermesine rağmen Rabbani’nin görevde kalması ve Mesud’u bakanlığa ataması karşısında General Dostum, Abdulali Mezari ve Gulbiddin Hikmetyar birleşerek savaşmaya başlamışlardır.

Bu savaş, General Dostum’un Kabil’i terk etmesinin dışında Taliban tarafından Kabil’in ele geçirilmesine kadar devam etmiştir.

İkinci altı aylık dönemde de aynı geçici hükümet kurulmuş, Kabil’in kuzey bölgeleri Tacik lider Rabbani’nin ve Ahmed Şah Mesud’un birliklerinin kontrolünde, batı bölgeleri Hazara lider Mezari’nin ve Peştun asıllı Sayyaf’ın kontrolünde, güney bölgeler ise Peştun asıllı Hikmetyar’ın kontrolünde olmuştur.

Bu gruplardan herhangi birine üye olan kişi, diğer bir grubun kontrolündeki yere gidememiştir.

Bu dönemde ordu, polis gücü, hukuk düzeni, ticari kurumlar tamamen ortadan kalkmış durumdadır.

(Saaie 2009, 121-129)

Taliban, 1994 yılında ortaya çıktıktan sonra Peştun milliyetçiliği yapmıştır.

Ayrıca İslami fundamentalizmi savunarak İslam dininin barış mesajlarını hiçe sayıp diğer dini, etnik grupların bir arada yaşama durumunu ortadan kaldıracak boyutlarda davranmışlardır.

Kabil’in kuzeyinde Şomali ovasında Ahmed Şah Mesud ile çatışırken Tacik nüfusunun bulunduğu yerlerde su kuyularını zehirlemiş, sulama kanallarını havaya uçurmuş, sivil halkı da yerinden etmiştir.

Mezar-ı Şerif’in güneyinde yaklaşık 70 Şii Hazarayı katletmiş, daha fazlasını da öldürmüştür.

Bazılarının boğazını kesmiş, bazılarının canlı canlı derilerini yüzmüşlerdir. Özbekler ve Hazaralar ise yüzlerce Taliban esirlerini öldürmüşlerdir.

Taliban bu kez Ocak 1998’de Faryab’ta yaklaşık altı yüz Özbek köylüsünü öldürmüştür.

Ağustos 1998’de de Mezar-ı Şerif’te Hazaraları katletmişlerdir.

Ev ev dolaşarak Hazaraları üçer el ateş ederek, bir mermi kafaya, bir mermi göğüse, bir mermi de yumurtalıklara, öldürmüşlerdir.

Taliban’ın bu uygulamaları, etnik bölünmeyi arttırmış, ülkenin birliğini yok etmiştir. 

(Raşid 2007, 20, 84-100)

Bonn Anlaşması’ndan sonra ülkede kurulan geçici hükümetin başına Hamid Karzai geçmiştir. Karzai Peştun olup Zahir Şah döneminden bir senatörün oğludur.

Babası Taliban tarafından öldürülünce Popolzai-Dürrani Peştunlarının lideri olmuştur.

Karzai kurduğu kabineden üç etkili bakanlığı Kuzey İttifakı içinde bulunanlara vermiştir.

Savunma Bakanlığı’nı Yunus Kanuni’ye, İçişleri Bakanlığı’nı General Muhammed Fehim’e, Dışişleri Bakanlığı’nı Dr. Abdullah Abdullah’a vermiştir.

Otuz üyeli kabinede on bir Peştun, sekiz Tacik, beş Şii Hazara, üç Özbek ve diğer etnik gruplardan oluşturulmuştur.

Bonn Anlaşması’nın amacı olan temsili genişletme düşüncesi bu şekilde gerçekleşmiştir.

(Aras ve Toktaş 2007, 70-71)

Afganistan’da 2004 ve 2009 yıllarında yapılan seçimleri değerlendiğimizde Hamid Karzai iki seçim döneminde de yaklaşık %50 civarında oy toplayarak kazanmıştır.

Karzai’nin 2009 seçimlerindeki en yakın rakibi olan Abdullah Abdullah %27 oranında oy almıştır.

2004’te seçime aday olan General Raşid Dostum’un 2009’da Karzai’yi desteklemesi Karzai’nin işini kolaylaştırmıştır. Hazaraların temsilcisi olan Ramazan Başardost ise %9.2 oy almıştır ve bu orana göre bütün Hazaraların oyunu topladığı görülmektedir.

Seçim sonuçlarına göre katılım oranının da göze çarptığı görülmetedir.

Buna göre 2004 yılındaki seçimlerde %70 civarında bir katılım mevcutken 2009 yılında bu oran %30’lara düşmüştür.

Bunda Taliban’ın baskısı olduğu bilinmektedir.

Bu duruma göre Karzai’nin bir bakıma Taliban ile de seçim yarışı yaptığı görülmektedir. 

(BÜSAM 2009, 6-10)

Yeni anayasada Afganistan Sünni bir İslam devleti olarak kabul edilmiş, devletin dini tercihi Sünni İslam’ın Hanefi mezhebi olmuştur.

Ülkede adaletin sağlanmasında mekanizma olarak Hanefi fıkhı belirlenmiştir.

Siyasi sistem konusunda iki meclisli bir başkanlık sistemi kabul edilmiştir.

Başkanlık sisteminin kabulü öncesinde Peştun olan delegeler başkanlık sistemini savunurken Peştun olmayan delegelerin çoğunluğu parlamenter sistemi savunmuşlardır.

Başkanlık sisteminde bir cumhurbaşkanı, bir başbakan olması konusunda da tartışma yaşanmıştır.

Bunun üzerine başbakanlık kaldırılmış, iki başkan yardımcılı bir başkanlık sistemi kabul edilmiştir.

İki meclis yapısı ise atanmışlardan oluşan Yüksek Meclis ile halkoyuyla nispi sistem yöntemiyle seçilen Halk Meclisi yasama sistemini oluşturmuştur.

Halk Meclisinin nüfus oranlarına göre etnik gruplardan seçilecek olması Peştun olmayan kesimi rahatlatmıştır.

Bir tartışma da Afgan üst kimliği ile ilgili olarak yaşanmış, her bir etnik grup üst kimliği belirleyen grup olmak içi çaba harcamaktadır.

Türkmenler ve Özbekler ise bu tartışmanın yanı sıra Afganlı tanımının Peştun kimliğini öne çıkardığı için Afganistanlı şeklinde kullanılmasını istemişlerdir.

Buna benzer şekilde Afgani olan para biriminin adını da değiştirme talebinde bulunmuşlardır.

Ülkenin resmi dili, önceki anayasada olduğu gibi Peştun ve Dari dili olmuş ayrıca Türkmence, Özbekçe, Pasayi, Beluci, Nuristani ve Pamir dilleri ise bu dillerin yoğun kullanıldığı yerlerde ek resmi diller olarak kabul edilmiştir.

(Aras ve Toktaş 2007, 74-78)

Afganistan Anayasası’nın etnik çoğulculuğu ve siyasal birliği birlikte tanımlayan 4. maddesi şöyledir:

“Afganistan halkı Peştun, Tacik, Hazara, Özbek, Türkmen, Beluc, Pasayi, Nuristani, Arap, Kırgız, Kızılbaş, Gucar, Brahui ve diğer etnik gruplardan oluşmuştur.

Afgan kelimesi Afganistan’da yaşayan tüm vatandaşları tanımlamak için kullanılır.” 

(Aras ve Toktaş 2007, 78)

Günümüzde dünya pazarına giden eroinin %75’ini, Avrupa pazarına giden eroinin ise %95’ini karşılayan Afganistan’daki afyon üretimi, Afganistan tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

 (Aras ve Toktaş 2007, 84)

19. yüzyılın sonlarına doğru İngilizler hakim oldukları Hindistan’da afyonun elde edildiği haşhaş üretimini yasaklarken afyon kullanımını serbest bırakmışlardır.

Bu durum afyonun değerini arttırırken Afgan çiftçisinin afyon üretimine kaymasına sebep olmuştur.

O dönemde güçlendirilmeye çalışılan merkezi otorite de afyon üretiminin vergi verilmeden sınırdaki aşiretler aracılığıyla ihraç edilmesiyle zayıflamıştır.

Üretimde bulunanların bölgesel güç elde etmeleri mümkün olmuştur.

Ardından 1955 yılında İran’ın haşhaş üretimini yasaklaması üzerine Afganistan’daki üretim 1970 yılına kadar artarak devam etmiştir.

Hatta üretiminin ve kullanımının serbest olması sebebiyle bu bölgeye göç edenler olmuştur.

1973’te iktidarda bulunan Muhammed Davud Han’ın birtakım önlemleri alması ile afyon üretimi azaltılmıştır.

Bu kez ABD’nin Uzakdoğu’da Batı pazarına afyon ihraç eden Laos hükümetinin düşmesi ile buradan afyon ihracı tıkanınca Afganistan’ın afyon üretimine talep bir kat artmıştır. 

(Yazıcı 2010, 226-230)

Afganistan’da Sovyet işgali döneminde de afyon üretimi devam etmiştir.

Ardından Taliban döneminde de serbest bırakılmış, afyon üretimi yapanlardan %10 – %20 oranında vergi alınmıştır.

Vergi alımından sonra ise çiftçiler, afyon yetiştiriciliğine teşvik edilmiştir.

Bu yolla milli gelirin yaklaşık yarısı elde edilmiştir.

Taliban devrildikten sonra da afyon üretimi engellenememiştir.

BM istatistiklerine göre 2006 yılına ait üretim, bir önceki yıla göre %49 artmıştır.

Afyon üretiminin yerine yasal tarım ürünlerinin üretilmesi bazı durumlardan dolayı zorlaşmaktadır.

Afyon üretimi yapanlara uyuşturucu tacirleri tarafından bir yıl sonrasına belli miktar üretim yapması şartıyla gerekli olan tohumlar ve yiyecek giyecek verilmektedir.

Bu şekilde bir imkan diğer tarım ürünleri için yoktur.

Kötü hava şartlarına dayanıklı olması fiyat istikrarı olması da diğer avantajlarıdır.

Halen Taliban ve El Kaide unsurları afyon üretiminden gelir elde etmektedir.

Afyon üretiminden elde edilen gelir buradaki toprak sahiplerine, aşiretlere siyasi güce dönüşecek tarzda zenginleşme sağlayarak merkezi otoriteye karşı tehdit unsuru oluşturmaktadır. 

(BÜSAM 2009, 84-86)

SONUÇ

Afganistan’da çok sayıda etnik grup bulunmaktadır.

Sosyal yapısı içinde halen kabile düzeninde yaşayan gruplar çoğunluktadır.

Gelenekçi yapıda olmaları bu grupları birbirinden ayırmaktadır ve aynı zamanda merkezi otoriteyi de sadece temsilci olarak görmelerine sebep olmaktadır.

Ülkede ABD’nin müdahalesinin ardından kurulan hükümet ve kabul edilen anayasa, etnik çoğulculuğu içerir şekilde oluşturulmuştur.

Bu durum etnik grupları belli ölçüde memnun etmesinin yanında ülkede demokratik düzenin kurulması açısından çok önemlidir.

Ancak 2003 yılında kurulan hükümetten bu yana ülkede güvenlik ve istikrar sorunu devam etmektedir.

Taliban unsurlarının halen eylemlerini sürdürmesi ve ülkedeki uyuşturucu ticaretinin devam etmesi merkezi otoritenin kurmaya çalıştığı demokratik düzeni tehdit etmekte, merkezi otoriteyi zayıflatmaktadır.

Afgan halkı bu istikrarsızlık karşısında hükümet ile Taliban’a karşı güven bunalımı yaşamaktadır.

İstikrarsızlık içinde geçen süre halkın Taliban’a yaklaşmasına sebep olmaktadır.

Etnik sorunların çözülebilmesi için Taliban’ın yaptığı eylemlerin etkisiyle ortaya çıkan istikrarsızlığın çözülmesi, uyuşturucu ticaretinin alınacak önlemlerle yasaklanması, demokratik düzeni sağlayıcı ilerlemelerin kaydedilmesi ve gelenekçi yapıda bulunan toplumun çok iyi analiz edilerek devlet yapısına uyacak bir yapıya dönüştürülmesi gerekmektedir.

Ahmet Gökhan ARI – Beykent Üniversitesi –  Uluslararası İlişkiler

KAYNAKÇA

Akkurt, Mehmet. Afganistan’ın Yapılanmasında Siyasi ve Ekonomik Stratejiler. İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, 2005.

Aras , Bülent, ve Şule Toktaş. Güvenliğin Açmazları: Suriye ve Afganistan Deneyimlerinde Güvenlik-Demokrasi ve Güvenlik-İstikrar İkilemleri. İstanbul: Türkiye Bilimsel ve Tekolojik Araştırma Kurumu, 2007.

BÜSAM. Afganistan 2009 Devlet Başkanlığı ve Vilayet Konseyleri Seçimleri. İstanbul: Bahçeşehir Üniversitesi Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2009.

BÜSAM. Afganistan Af-Pak Denklemi. İstanbul: Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2009.

Büyükbaş, Murat. «Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’a Müdahalesi ve Afganistan’da Oluşturulan Yeni Yönetim Yapısı.» Süleyman Demirel Üniversitesi: Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006.

Gündüz, Süleyman. «Taliban-Ladin ve Amerika Kıskacında, Afganistan.» Afganistan, Taliban ve Ladin içinde, yazan Süleyman Gündüz. İstanbul: Birey Yayıncılık, 2001.

Hakbin, Humayun. «Afgan Modernleşme’sinde Mahmut Tarzi’nin Rolü ve Türkiye ile İlişkisi.» Selçuk Üniversitesi: Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2009.

Kakar, M.Hassan. A Political and Diplomatic History of Afghanistan 1863-1901. Leiden-Boston: Brill Academic Publishers,Martinus Nijhoff Publishers and VSP, 2006.

Oğuz, Esedullah. Hedef Ülke Afganistan. İstanbul: Doğan Kitapçılık, 2001.

ORSAM. Afganistan ve Pakistan’da Yaşanan Gelişmeler ve Bölgedeki Güvenliğe Etkileri. Rapor No:31, Ankara: Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2011.

Raşid, Ahmed. Taliban: İslamiyet, Petrol ve Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun. Çeviren Osman Akınhay. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2007.

Roy, Olivier. Afganistan’da Direniş ve İslam. İstanbul: Yöneliş Yayınları, 1990.

Saaie, Mohammad Aleem. «Afganistan’da Siyasi Partiler Tarihçesi.» Süleyman Demirel Üniversitesi: Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2009.

Yazıcı, Orhan. «Afganistan’daki Otorite Boşluğunun Tarihi Temelleri ve Bölge Güvenliği Üzerine Etkileri.» Düzenleyen Nedim İpek ve Osman Köse. History Studies Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, no. 2/1 (2010).

Yılmaz, Nuh. Afganistan’da ‘Yeni Karzai’ Dönemi. 08 11 2009. http://arsiv.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=5480&q=afganistan-da-yeni-karzai-donemi (04 30, 2013 tarihinde erişilmiştir).


[1] Talib, bilgi arayan İslam talebesi anlamına gelmektedir.

Taliban, bu kelimenin çoğuludur.

Taliban’ın hedefleri arasında barışı getirmek, halkı silahsızlandırmak, Şeriat hukuku uygulamak ve İslami değerler ile ülkeyi korumak mevcut olmuştur.

İslami fundamentalist olan Taliban, Hz. Muhammed’in yaşadığı gibi bir hayat sürmek isteğini söylemektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s