NEDEN GÜNEŞ DİL TEORİSİ? ————– ALINTIDIR

NEDEN GÜNEŞ DİL TEORİSİ?

Churchward’ın kitaplarının Atatürk’ü bu kadar etkilemesinin nedeni, Atatürk’ün, Türk tarihinin eskiliği ve Güneş Dil Teorisinin doğruluğunu ilk kez yabancı bir araştırmacının, bilim insanının teyit etmesi, doğrulamasıdır diyebiliriz.


Bilindiği üzere, Türkçe’nin bütün dillerin anası olduğu fikri ilk kez Atatürk tarafından dile getirilmemiştir.

Şu anda vakıf olduğumuz bilgilere göre, insanoğlunun atası olan Hz. Adem’in cennette konuştuğu dilin Türkçe olduğunu ilk kez dile getiren, büyük düşünür ve ozan Kaygusuz Abdal’dır.

O asıl adı Alaeddin Gaybi olan Kaygusuz Abdal tahminen (1341- 1444) yılları arasında yaşamıştır.

Ve o yıllarda böyle bir iddiayı gündeme getirebilmiştir.

O hiç şüphesiz ki ondan sonra da bu konuyla ilgili pek çok eser verilmiştir.

Ancak biz şimdilik o eserlere ulaşabilmiş değiliz.

Kaygusuz Abdal dışında Türkçe’nin ana dil olduğunu dile getiren Osmanlı aydınları da vardır.

Bunlar, “Türk Dilinin Lisan-ı Ademi Menşe-i Zeban Olduğuna Dair Persenk Açıklaması” adlı muhteşem eseri yazan Feraizcizade Mehmet Şakir,

Hadis-i Erbain tercümesinde

“ADEM CENNETTEN LİSAN-I TÜRKİ İLE ”KALK’ DİMEKLE KIYAM İDÜP ÇIKMIŞTIR, ZİRA DÜNYA’DA AHİR TASARRUF TÜRK’ÜNDÜR ”

diyen İsmail Hakkı Bursavi,

 Mustafa Celaleddin Paşa’nın oğlu Hasan Enver Paşa ve damadı Semih Rıfat’tır.

    

O Bir milletin aydınlarının, düşünürlerinin, insanlığın babası sayılan Hz. Adem’in Türkçe konuştuğunu düşünebilmesi için, duru ve net bir şekilde, oturmuş, kabul edilmiş bir milliyet şuurunun olması gerekir.

Tarihini Hz. Adem’den başlatabilen bir millet için, 5 bin yıllık Sümer ve 12 bin yıllık Mu medeniyetleri çok uzak tarihler sayılmaz.

Türk Mitolojisi adlı eseriyle haklı bir üne sahip olan Prof. Dr. Bahaddin Öğel bu konuda şöyle söylüyor:

“Türk mitolojisi, ‘Türk milliyet şuuru’nun bir aynası gibidir.

Aynı zamanda, ‘Mitoloji, bir milletin fikir ve düşünce tarihidir.’

Bir milletin meydana gelmesi için, binlerce yıl ister.

Felaketlerin acılarını hep birlikte duymuş olanlar birleşebilirler.

‘Birlik’ ise, zaferlerin sarhoşluğu ile coşan gönüllerde olur.

Mitoloji de, bu zafer ve acıların, bir ‘Hatıra defteri’ gibidir.

Kişiler yok olur.

Var olan millettir.

İşte gönüllere iyice sinmiş ve toplumları güden bu inanca ‘Milliyet Şuuru’ denir….

Türk Mitolojisi,

Türk ailesi, Türk cemiyet düzeni ile Türk ahlak ve adetlerinin bir aynası gibidir.

Türk mitolojisi, diğer dünya mitolojilerinde olduğu gibi, ölü fikir ve düşüncelerden meydana gelmemiştir.

Türk mitolojisi, bir hayat yoludur.

Cemiyeti düzenleyen ve güden, canlı düşüncelerin bir toplamıdır.”

o İşte bu nedenle, “Türkler tarihin babasıdır”, ya da “tarih Türkler le başlar” diyebiliyoruz.

O araştırmacılar ya da araştırmacıları finanse eden devletler veya güçler, yapılan araştırma sonuçlarını gerçek durumlarıyla değil de, canlarının istediği şekilde dünya kamu oyuna yansıtmaktadırlar.

Bunu kendilerine bir hak olarak görmektedirler.

Doğaldır ki bunu bütün araştırmalar için söyleyemeyiz.

Bahsettiğimiz yaklaşımı sergileyenlerin dışında, gerçekten bilime inanmış, dürüst bilim insanları da vardır.

Bizler en çok bu bilim insanlarının çalışmalarından yararlanmaktayız.

Çünkü, son yıllarda bu yönde araştırmalar yapanlar çıkmakla beraber, Türk bilim insanları her nedense uzak tarih konusunda, batı merkezli tarih düşüncesinin verilerini tekrarlamakla yetiniyorlar.

Ve hatta, batı merkezli tezlere karşı tez geliştirenleri de görmezden gelerek veya alay ederek pasifize etmeye çalışıyorlar.

Bu durum sadece tarih konusunda değil, diğer bilim dallarında da böyledir.

Doğaldır ki, bu kamu kurumlarının konuya bakışları ve yaklaşımları da ülkeyi yönetenlerin, siyasilerin konuya bakış ve yaklaşımlarını yansıtır.

Hatırlayacak olursak, bu kurumları hayata geçiren rahmetli Atatürk de bir siyasetçiydi.

Ondan sonra bu ülkeyi yönetenler de siyasetçilerdi.

Demek ki, milletin lehine olup olmamak da bir tercih meselesidir!

O Mu Kıtası artık kesin olarak bilinmektedir.

Geçmişte var olmuş bir kıtadır.

Ve insanlığın bugünkü bilgilerine göre, ilk insanın anayurdu olarak anılmaktadır.

O geçmişte var olmuş bu kıtanın varlığını kanıtlama konusunda artık belge sıkıntısı çekilmiyor.

Bu belgelerden bir kaçını sayacak olursak;

Mu Kıtası’nın batmasından önce buradan

Uygur İmparatorluğuna taşınan ve daha sonrada Tibet’te, yüksek yerlerdeki mağaralarda korunan Naakal tabletlerini, öncelikle Çin ve Hindistan olmak üzere pek çok Asya ülkesindeki çeşitli yazılar ve buluntuları, yine bu coğrafyada binlerce yıldır kaybolmadan bu günlere gelmiş efsaneleri, Orta Amerika’da yer alan ve binlercesi işgalci İspanyollar tarafından yok edilen Maya, İnka, Aztek medeniyeti kalıntıları içinde yer alan kitabeleri, tabletleri, resimleri, heykelleri,

Ölüdeniz yakınlarında bulunan Kurman rulolarını, Mısır medeniyeti kalıntıları içinde yer alan çok sayıda kitabe ve resimleri,

Pasifik okyanusunda yer alan irili ufaklı yüzlerce ada üzerinde yer alan Mu imparatorluğu kalıntıları,

Sümer medeniyetinden geriye kalan zigguratlar (piramitler) ove çivi yazılı kil tabletlerde yer alan bilgileri, aynı bilgilerin yer aldığı kutsal kitapları sayabiliriz.

Bu liste daha da detaylandırılabilir ve uzatılabilir.

Zaten bu çalışmanın içerisinde yeri geldikçe her belgenin detaylarına inilecek ve açıklaması yapılacaktır.

Eski dünyada var olan ileri uygarlık Mu uygarlığıydı.

Bu uygarlık, bütün insanlığın hafızalarından bir türlü silinmeyen büyük bir tufan ile yok oldu.

Bu büyük tufandan kurtulanlar, uzunca bir bekleme döneminden sonra yeni bir uygarlık başlattılar.

“Bu uygarlık Sümer uygarlığıdır.

Bu tezi öne sürenlere göre Sümer uygarlığı yeni bir uygarlık değil, Tufan öncesinde yeryüzünde varolmuş olan bir büyük uygarlığın Tufan’dan sonra hafızalarda kalmış bölümünün yeniden uyandırılmasıdır.”

Sümer dilinin Turani bir dil olduğu konusu artık kesinlik kazanmıştır.

Bu itibarla Sümerler; Mu Kıtası’nı tamamen yok eden ve Uygur imparatorluğunu yok etmeye yakın derecede yıkan büyük Tufan’dan sonra, çok uzun süren bir sessizlik ve ilk insanı yeniden yaşama dönemi yaşayan Uygur halkından başkaları değildir.

Aradan geçen çok uzun toparlanma yıllarından sonra Mezopotamya’ya göç etmişlerdir.

Sümerler de, Asya’da kalan soydaşlarının, Kültigin abidesinin güney yüzüne yazdıkları gibi, “Tengri tek tengride bolmuş” (Tanrı gibi gökte olmuş) , yani Tanrı gibi gökte yaratılmış oldukları inancına sahiptiler.

O Asya kökenli Sümerlilerin, anayurtlarında aynı inanışın aynı kelimelerle ifade edilmesi, Sümerliler’in bu inanış kalıplarına anayurtlarında sahip olduklarını ve bu inanışlarını Aşağı Mezopotamya’ya MÖ 4000’ ler den önce Asya’dan taşıdıklarına delil sayılabilir.

Sümerlilerin Aşağı Mezopotamya’nın yerlisi olmadıkları ve buraya sonradan geldikleri bilinmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s