SAYILAR VE DİLLER ——————– ALINTIDIR

SAYILAR VE DİLLER

Sayı saymak birçok toplumda dilin ve düşünme yetisinin gelişmişliği açısından kanıt sayılır.

Bir dilde sayılar için ne kadar çok sözcük varsa, o dil ve toplum o kadar gelişmiş sayılır.

Dilbiliminde iki ayrı konuşma biçiminin aynı dilin kolları sayılabilmesi için, ilk olarak sayılarına bakılır.

Sayılar bu nedenle çok önemlidir.

Örneğin; Tazmanya’da ve çoğu Güney Afrika ülkelerinin dillerinde çok uzun süre “bir”, “iki” ve “çok” anlamına gelen üç sözcük vardı.

Sayarken, kendi dillerinde “bir, iki, iki bir, iki iki, iki iki bir, …” biçiminde sayıyorlardı.

Günümüzde bu durum değişmiş olsa da; bu gerçek, o dillerin yeterince gelişmiş yapıya sahip olmadığını göstermektedir.

AVRUPA’DA SAYILAR

Avrupa dillerinin çoğunda 12 ay ve 12 dönence (burç) dizgesi uzun süre inançsal bir yapı oluşturduğundan 12’ye kadar olan sayılar genelde özgündür.

Ancak 12’den sonrası genelde kendini yineler.

Ancak 10 parmağımız oluşu, genelde toplumları onluk sayma düzenine yöneltmiştir.

Cermen Dillerinde Sayılar

Cermen dillerinden olan İngilizcede 13-19 arası sayıların sonuna “teen” eki getirilirken, diğer sayılarda once onluk ardından da birlik bölme söylenir (Örnek: fifty two – 52).

İngilizcede 20 (twenty) sayısı her ne kadar 2 (two) ile çok benzermese de kökü aynıdır.

Diğer tüm yüze kadarki onun katı sayılarda da durum böyledir.

30 (thirty) 3 (three) ile, 40 (forthy) 4 (four) ile, … vb. ilişkilidir.

Almancada da durum tümüyle aynıdır.

12’ye kadar olan sayılar ayrıdır.

Ancak 12’den sonraki tüm sayılarda İngilizcedeki gibidir.

13-19 arasında Dreizehn (13), Vierzehn (14) gibi önce birler, sonra onlar basamağı söylenir.

Zwanzig (20), Dreisig (30), Vierzig (40) gibi sayılarda, 2-9 arası sayıların sonuna getirilen “-zig” ekinden yararlanılmıştır.

7. yy’da, Avrupa’da bir kişinin yasalara göre tanıklığının sayılması için dokuza kadar sayabiliyor olması koşulu vardı.

O dönemde Avrupa’da sayılar, bildiğimiz bugünkülerden başka sözcüklerle belirtilirdi.

Örneğin; Eski Kelt ve Cermen dillerinde 10 anlamına gelen “tachund” sözcüğü vardı.

100 diyebilmek için “tachund tachund” derlerdi.

7. yy’da Anglo-Sakson dilinde 10 anlamında “teon” sözcüğü ortaya çıktı.

Bu sözcük, bugün İngilizcede 10 anlamına gelen “ten” sözcüğünün köküdür.

Önceki “tachund” sözcüğünün son bölümü olan “hund” parçası, daha sonra İngilizcedeki 100 anlamına gelen “hundred”, Almancada bugün 100 anlamına gelen “Hundert” sözcüğüne köken oldu.

“Tachund” sözcüğü ise İngilizcede “thousand”, Almancada ise “Tausend” biçimine dönüşüp 1000 anlamına gelir oldu.

Latince ve Latin Kökenli Dillerde Sayılar

Avrupa dillerinin çoğunun Cermen dilleri ile birlikte kökenini oluşturan Latincede ise sayı sayma, askerlik uygulamalarına dayanmaktaydı.

Örneğin Roma’da 50 kişilik birliğe “legion” (lejyon) dendiği için, Latincede “L” damgası 50 sayısını anlatmak için kullanıldı.

Yine 100 kişilik birliğe “centrio” dendiği için Latincede yüz için “C” damgası kullanılmıştır.

Yine beş kişiden oluşan ve “V” biçiminde dizilen “velites” birlikleri de Latincede beş sayısı için “V” damgasının kullanılmasında etkilidir.

Aynı biçimde, Latincedeki bin anlamına gelen “millenium” sözcüğünün baş damgası “M” olarak bin için kullanıldı.

Latinceden bolca etkilenen Avrupa dillerinde de benzer durum yaşanmaktadır.

Örneğin Avrupa dillerinin en güçlülerinden olan Fransızcada, 11-16 arasında birler basamağındaki sayının sonuna “-ze” getirerek (onze, douze, …) sayılar üretilirken, 17-19 arasında ve önce onlar basamağı söylenir, ardından birler basamağı (dix-sept, dix-huit, dix-neuf).

Fransızcada 20 (vingt) sayısının 2 (deux) ile ilgisi yoktur.

Ancak yüze kadarki 30-60 arası tüm onun katı sayılar, ona kadarki olanlarla ilgilidir.

Örneğin 30 “trente”, 3 ise “trois” biçimindedir.

Sonlarına genelde “-te” gelir. İşin ilginç yanı, 70-90 arasının yoksulluğudur.

Fransızlar 70 diyebilmek için, “altmış-on” (soixante-dix) derler.

80 için “dört-yirmi” (quatre-vingts) derler. 90 için ise, “dört-yirmi-on” (quatre-vingt-dix) derler.

Bu durum, en gelişmiş Latin kökenli dil olmasına karşın, Fransızcanın sayılardaki en büyük yoksulluğudur.

FARSÇA SAYILAR

Farsçadaki durum, batı dilleri ile hemen hemen aynıdır.

12’ye kadar olan sayılar ayrı iken, 12’den sonra yineleme olur.

Örneğin; 15 sayısı, “panzda” biçimindedir.

Bu da 5 demek olan “panc” ve 10 demek olan “da” sözcüklerinin birleşiminden oluşur.

Önce birler, sonra onlar basamağı söylenir.

20 sayısının (bist) iki (do) ile ilgisi yoktur.

Onun dışındaki tüm 10’un katları sayılar, 3-9 arası sayılarla ilgilidir.

Örneğin; 3 “se” iken, 30 “si”dir. 4 “çahar” iken, 40 “çehel”dir.

ARAPÇADA SAYILAR

Arapçada da sayılar Avrupa dillerindeki gibidir.

Ayrım, 12’ye kadar değil, ona kadar başkalık olmasıdır.

Ondan büyük sayılar, 1-9 arasındaki sayıların önce birler, sonra onlar basamağı gelecek biçimde yinelenmesiyle oluşur.

Örneğin, Arapçadaki 2 anlamında olan “isnân” sözü ile, 10 anlamındaki “aşera” birleşir ve “isnâ aşer” olur.

20, 30, 40, vb. gibi sayılarda da 2-9 arası sayıların sonuna eklenen “-ûn” eki ile oluşturulur.

Örneğin, 20 için “işrûn” denir.

TÜRKÇEDE SAYILAR

Türklerde Avrupa’nın tersine, uzun süre beşlik/ellilik sayı dizgesi kullanıldı.

Bunda bir elde beş parmak olması etkilidir.

Roma’da olduğu gibi Türklerde de askerlik sayılarda etkilidir.

Ancak Türkçe Avrupa dillerinden çok daha güçlü ve varsıl bir sayı sayma dizgesine iyedir.

Birden dokuza kadar olan sayıların ondan sonra yinelenmesi Türkçe’de de vardır.

Örneğin, “on beş” derken; önce onlar, sonra ise birler basamağı söylenir.

Ancak Avrupa dillerinden ayrıldığı konu şudur: Yirminin iki ile, otuzun üç ile, kırkın dört ile, ellinin ise beş ile ilgisi yoktur.

50’ye kadar olan sayılarda belirgin bir ayrım vardır.

Sayılar için kullanılan sözcükler daha çoktur ve türlüdür.

Bu durum, altmış ile altı ilişkisi ile bozulur.

Ayrılığın elliye kadar sürmesinin nedeni, yine beşlik sayma düzenidir.

60 ve 70 sayılarında sona gelen “-mış” eki, eskiden 10 anlamına gelen bir başka sözcük idi.

Bazı Ural dillerinde “mış” 10 anlamında kullanılmayı sürdürür.

80 ve 90 için “sekiz on” ve “dokuz on” sözcüklerinin birleşmesi ile oluştuğu söylenebilir.

Eski Türkçede, 10000 (on bin) anlamına gelen ve askerlik terimi olan “tümen” sözcüğü bulunmaktaydı.

Ancak günümüzde askerlik terimi olarak kullanılmayı sürdürmesine karşın, sayı dizgesinden çıkmıştır.

Diğer dillerde olmayan “on bin” için ayrı bir sözcük olması durumu, Türkçe’nin sayılar konusundaki varsıllığını ortaya koyması açısından önemlidir.

Eski Türkçede sayılar günümüzdeki gibi gösterilmiyordu.

Öncelikle “sayı imleri” (rakam) yoktu.

En azından şimdilik bulunamadı.

Bu nedenle sayıları yazıyla yazıyorlardı.

Bu yazılı Türkçe’nin belkide en büyük eksiğidir.

Ayrıca günümüzdeki gibi önce onlar ve sonra da birler basamağı biçiminde (“on üç” gibi) okuma yoktu geçmişte.

Eskiden ters bir söyleyiş vardı.

Örneğin 13 sayısını, “üç yirmi” biçiminde söylerlerdi.

Bu “yirmiden önceki üç” anlamına gelirdi.

Benzer biçimde 46 için “altı elli” denirdi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s