HİNDİSTAN’DA BİR TÜRK İMPARATORLUĞU “MUGHAL” ————— ALINTIDIR

HİNDİSTAN’DA BİR TÜRK İMPARATORLUĞU MUGHAL

hindistanturkimparator

Hoşgörüyle kuruldu bağnazlıkla yıkıldı

Celaleddin Muhammed, İslam’ı resmi din olmaktan çıkarır. Hindistan’ı birleştiren felsefesiyle ‘Akbar’, ‘Büyük’ unvanını alır.

Bugün bile Hindistan’ın neresine giderseniz gidin, hâlâ büyüktür.

Şeriat getiren Aurangzeb ise geride tüm azınlıklarıyla kavgalı, sınırları paramparça, hazinesi boş bir ülke bırakmıştır

Yaklaşık yarım asır önce Hindistan’da bulunan Türk imparatorluğu Mughal, dünya tarihinde dini ve etnik hoşgörünün, bağnazlık ve şeriatçılıkla olan savaşına en güzel örneklerden biri.

Bağnazlık ve hele de İslami şeriatçılığın, ülkemizi ve bölgemizi ateşler içine attığı tam da bugünlerde, Babur’un torunlarından ikisinin, birbirine zıt iki devlet felsefesinin sonuçlarına bakmakta yarar gördük.

HÜMANİST AKBAR

Tarihin son 400 senesine yapacağımız bu seyahatın kahramanları, aynı hanedanın dede-torun iki üyesi; Büyük Akbar ve üç kuşak sonrasından torunu Aurangzeb. Bugün bile Hindistan’ın neresine giderseniz gidin, Hindu, Sikh, Jain ya da Müslüman, herkes Akbar’dan büyük bir nostaljiyle bahsederken, Aurangzeb’in adını pek de rahmet ile anmazlar.

Timur’un torunlarından olduğunu belirten Babur, Hindistan’da zaten var olan Türk yönetimini, imparatorluk düzeyine ulaştıran ve Mughal adı verilen hanedanlığın kurucusudur.

Uzun uğraşlar sonucu, oğlu Hümayun Hindistan’ın kuzeyini İran’daki Safevi Türklerinin de yardımı ile birleştirir.

Ama Mughal ailesinin asıl varlığı Büyük Akbar ile zirveye ulaşır.

Daha küçük yaşta sürgünler ve savaşlar içinde pişen Celaleddin Muhammed, izlediği kapsayıcı politikalar ve Hindistan’ı birleştiren felsefesiyle “Akbar”, yani “Büyük” unvanını hakkıyla kazanır.

Akbar, sultanlığının daha başında, topraklarında sadece Müslümanların değil, Hinduların, Jainlerin, Sikhlerin, Hristiyanların ve daha birçok mahalli dinlere ait yurttaşlarının olduğunun farkındadır.

Dolayısı ile herkesin kendi inancını özgür bir şekilde ifade edeceği bir toplum özlemi içindedir.

Bu nedenle de, İslam’ı devletin resmi dini olmaktan çıkarır, bir anlamda yönetimini laikleştirir.

Çok dinli ve çok uluslu Hindistan’ın geleceği için, Akbar Hindu Rajputlara devlet içinde yüksek görevler de verir.

Tüm dini ve etnik yapılanmalar, devletin yönetiminde yer alır.

Ve Himalayaların muhteşem doruklarından, güneydeki Deccan ovalarına, İran körfezinden Bengal denizine barış içinde ve süratle gelişen bir Mughal imparatorluğu vardır artık.

DİNİ LİDERLER TARTIŞIYOR

Akbar Müslümandır ama Hint Müslümanlığında çok önemli bir yeri olan mistik Sufiliğe eğilimlidir.

İslamın katı kural ve kaidelerinin ezberci takipçiliği yerine, hümanist ve kapsayıcı özü olan bir felsefi çözümlemesi vardır. Hatta bir adım daha atar ve dini liderleri bir yıl boyunca huzurunda tartıştırır.

Hristiyan papazlar, Müslüman imamlar, Yahudi hahamlar, Hindu rahipler…

Akbar bu tartışmalar sonunda, ülkenin birliği için “tüm dinlerin en iyi taraflarını alıp” yeni bir din oluşturur.

Din-i İlahi adını verdiği bu yeni dinin, yurttaşlarını birbirlerine daha da yakınlaştıracağını düşünür.

Ama bunu daha halka yansıtamadan, oğlu Cihangir’in saray entrikaları nedeniyle kalbi kırık bir imparator olarak 1605 yılında ölür.

Bu uzak görüşlü ve hümanist imparator, 50 senelik bir sultanlıktan sonra, arkasında zamanın en büyük devletleri olan Osmanlı ve İran Safevi imparatorlukları kadar göz kamaştırıcı bir devlet bırakıp göçer gider.

DEVLETİ DAĞITAN ŞERİATÇILIK: AURANGZEB

Mughal sarayındaki entrikalarla iktidara gelen Cihangir ve oğlu Şah Cihan’dan sonra, yine bir saray darbesi ile Aurangzeb imparator olur.

Taj Mahal’i yaptıran babası Şah Cihan’ı acımasızca, sekiz sene sonraki ölümüne dek hapseder.

Tüm kardeşlerini öldürüp iktidarı eline alır.

Aurangzeb’in genişleme politikaları, ülkedeki farklı azınlıkların varlığını tehdit ettiği için, Rajput, Sikh, ve Marathaların yanısıra, güneydeki Şii Türk prensliklerini de isyana teşvik eder. İslam’ı yeniden resmi din haline getirir.

Bu azınlıklara karşı Sünnî şeriatçılığa sarılarak savaşmayı seçer.

Hindu tapınaklarını yıktırır.

Müzik çalınıp dans edilmesini ve alkolü büyük ölçüde yasaklar. Akbar tarafından kaldırılan, Müslüman olmayanlardan alınan “Cizye vergisini” de yeniden uygulamaya sokar. Golkonda ve Bijapur’daki Türk Şii sultanlıklarını ortadan kaldırır. Deccan’daki Maratha krallarına saldırır. Sufi tekkelerini kapatıp Sufileri cezalandırır.

Ve büyük Mughal Türk devletini yarım asıra yakın bir süre demir yumrukla yöneten Aurangzeb, doksan yaşında öldüğünde, geride tüm azınlıklarıyla kavgalı, sınırları paramparça, hazinesi uzun süren savaşlar nedeniyle boşalmış bir devlet bırakacaktır.

İmparatorluk, çok kısa bir süre sonra İngilizlerin yönetimi altına girip tarihten silinecektir.

MOLLALARA RAĞMEN HİNDU İLE EVLENDİ

Akbar, Rajastan’dan bir Hindu prenses olan Jodha ile evlenir.

Osmanlı sultanlarının yabancılarla evliliklerinden farklı olarak, Akbar eşinin Müslüman olmasını zorunlu kılmaz.

Jodha bir Hindu olarak Mughal sarayına yerleşir.

Agra’daki sarayda, artık bir de küçük bir Hindu tapınağı vardır.

Akbar’ın kendisi namazını kılarken, imparatoriçe Jodha da Krishna ilahileri ile Hindu tapınağında inancını ifade etmektedir. Akbar, bu duruma şiddetle karşı çıkan mollaların sesini bastırır.

Latif Bolat

forum resmi

Jodhaa Akbar (2008)

Yönetmen: Ashutosh Gowariker
Tür: Action,Adventure,Biography
Ülke: India
Konu: A sixteenth century love story about a marriage of alliance that gave birth to true love between a great Mughal emperor, Akbar, and a Rajput princess, Jodha.
Süre: 213 Dk.
Oyuncular (ilk 10) : Hrithik Roshan, Aishwarya Rai, Sonu Sood, Poonam Sinha, Suhasini Mulay, Ila Arun, Raza Murad,Kulbhushan Kharbanda, Abeer Abrar, Shehzor Ali

Jodhaa Akbar (2008)

16. yüzyılda geçen büyüleyici bir aşk masalı…

Moğol “MUGHAL” İmparatoru Celaleddin Muhammed Ekber ve Hindu Rajput prensesi Jodhaa…

İki krallığın ittifakı için yapılan zorlama bir evlilikten gerçek bir aşk doğuyor.

İmparatorluğunun sınırlarını, birbirinden başarılı fetihlerle; Himalayalar’dan Afganistan’a kadar devasa bir alanda genişleten İmparator Ekber için politik başarının çok da değeri yoktur.

Onun için, refah bir imparatorluğun tanımı, barış, huzur ve hoşgörü içinde yaşayan halklardır.

Hoşgörüsü, cömertliği, gücü ve zekası ile İmparator Ekber, sonunda Hindu bölgesinin en saldırgan ve cesur halkı olan Rajput’ların sadakatini de kazanır.

Her iki taraf da bu bağlılığın daha da güçlenmesi için ne yapılması gerektiğinin farkındadır.İki taraf arasında bir evlilik.

Güzeller güzeli Rajput prensesi Jodhaa, babasının zoruyla, hiç görmediği İmparator ile evlenmeyi kabul eder. Ama gerçek bir Müslüman olan Ekber’den, kendi geleneklerini koruyacağı konusunda söz ister. Prensesin, sarayına kendi rızasıyla gelmediğini fark eden İmparator, Jodhaa’nın ve Rajput halkının kalbini kazanmak ve imparatorluk sınırları içinde hayalini kurduğu refahı sağlamak için şimdiye dek alışık olmadığı bir sınav vermek zorundadır.

Bunlar yetmezmiş gibi, imparatorluğu içten yıkmak isteyen güçler yavaş yavaş harekete geçer.

Elber acımasız iç ve dış savaşlarda krallığının bütünlüğünü korumaya çalışırken, eşine az rastlanır güçlü ve gerçek aşkın kollarında bulur kendini…

Ve fark eder ki onun için asıl savaş şimdi başlamaktadır…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s