GÖK TANRI DİNİ (ŞAMANİZM)

GÖK TANRI DİNİ (ŞAMANİZM)

Gök Türkler’in dini, Gök Tanrı dinidir.

Gök Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır.

Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına göre Gök Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Kunlar, Tabgaçlar, Gök Türkler, Uygurlar gibi eski Türk boylarında inanç sisteminin başında yer alır.

Orkun yazıtlarında, Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır.

Tonyukuk bengü taşında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok “milli” bir tanrı niteliği taşır.

Gök Türkler’in Çin esaretinden kurtularak İkinci Göktürk Devleti’ni kurmaları (680-682), Tanrı’nın isteğiyle gerçekleşmiş kabul edilir; Hakan’ı Türklere Tanrı vermiş, budun Hakanı terk edince Tanrı tarafından cezalandırılmıştır.

Yani Tanrı Türk Milleti’nin hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.

Gök Tanrı (Kök Tengri) kavramının eski Türk inanışında önemli bir yer tuttuğu konusunda daha somut örnekler de vardır: Tanrıkut Mete (Motun) Çin hükümdarına yazdığı bir mektupta, kendisini tahta Gök-Tanrı’nın çıkardığını bildirmiş, Gök’ün yardımıyla ve kendi askerlerinin ve atlarının çabalarıyla çevresindeki 26 devleti ve (Gansu’dan kuzey Tibet ile batı Türkistan’a kadar uzanan bölgede) bazı halkları yenerek Kun’laştırdığını belirtmiştir.

Görüldüğü gibi, günümüze kalan belgelerde, devletin başına kağanı Gök’ün getirdiği belirtilmiş, devletin ve insanların yönetimi de Gök’e mal edilmiştir:

Tanrı Türk’ün yaşamına doğrudan karışır, buyruklar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır, insanlara bağışladığı iktidar (kut) ve kısmeti (ülüğ) değerini bilmeyenlerden geri alır.

Şafak söktüren (tan üntürü) ve bitkileri oluşturan da “Ulu Tanrı”dır.

O, yaşam verici ve yaratıcıdır, ölüm de Tanrı’nın iradesine bağlıdır.

Bütün bu inanışlar, Gök Tanrı’nın “eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varoluşuna hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren bir ulu varlık olduğunu” ortaya koymaktadır.

Türk inanç sisteminin Gök-Tanrı dışında bir başka özelliği de Atalar Kültüdür.

Ölmüş atalara saygı, onlar için kurban kesilmesi, ataerkil ailede baba egemenliğinin belirtisi sayılmaktadır.

Kunların her yılın mayıs ayı ortalarında atalara kurban sunulduğu bilinmektedir.

Eski Türkler’de en büyük kurban, bozkırlı Türk’ün kutsal bir duyguyla benimsediği “at”tır.

Eski Türk bölgelerinde özellikle Altay’lardaki kurganlarda birçok at iskeleti bulunmuştur.

Atalarla ilgili kalıntıların kutlu sayılması, mezarlara yapılan tecavüzlerin sert şekilde cezalandırılmasından da anlaşılmaktadır:

Batı tarihçilerine göre Attila’nın ikinci Balkan seferinin nedenlerinden biri, Kun hükümdar ailesine ait mezarların Margus (Belgrat dolaylarında, Tuna kıyısındaki kent-kale) piskoposu tarafından açılarak soyulmasıdır.

Kunlar’ın büyük bir hakaret saydıkları bu işe piskoposu sevk eden etken, eski Türkler’in erkek ölüleri silah ve değerli eşyalarıyla; ölen başbuğları altın ve gümüş koşumlu atlarıyla; kadınları da süs eşyaları ve mücevherleriyle birlikte gömmeleriydi.

Bunun nedeni, Türkler’in, öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığına ve ruhların sonsuza kadar yaşadıklarına inanmalarıydı.

Türkçe’de (Gök Türkçe, Uygurca) “ruh” için can anlamına gelen “tin” sözcüğü kullanılıyordu.

Bu aynı zamanda “soluk” demekti.

Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu.

Bu yüzden de bazen “öldü” yerine “uçtu” denir, ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı.

Bu nedenle Eski Türkler’de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir.

Ayrıca mezarın ya da mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.

Eski Türkler’de “ruh”ların insan biçiminde düşünülmesi söz konusu olmadığı için, tapınmaya ilişkin putlara da rastlanmaz.

Türkler gizli güçleri olduğuna inandıkları doğa olgularına kutsallık vermekle yetinmişlerdir.

Doğada gizli güçlerin bulunması inancı, Orkun yazıtlarında “yer-su” (yarsub) terimiyle yansıtılmıştır.

Bu açıdan yer-su “kutsal” sözcüğüyle nitelendirilmiştir.

Genellikle bu tür inançlarda maddi yaşam koşullarının, ekonomik ve toplumsal etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir.

Orkun yazıtlarında, Türkler’in yararına çalışan manevi güçler anlamında kullanılan yer-su sözcüğüne oldukça sık rastlanır. Eski Türkler’de kutsallık “ıduk” kavramıyla dile getirilmiş, özellikle Göktürkler’de sular, dağlar ıduk sayılmıştır.

Her boyun her obanın bir kutsal dağı olmuş, bu dağ ıduk olarak benimsenmiştir.

Gök Tanrı’ya sunulan bütün kurbanlar, adaklar ilgili dağa götürülerek orada törenle, şölenle gereği yapılmıştır.

Orta Asya Türkleri arasında en yüce, en kutsal sayılan dağ “Ötüken”dir.

Ötüken yalnız dağ değil aynı zamanda bir ormandır.

Türkler ona büyük saygı göstermiş, adaklar sunmuş, kurbanlar kesmişlerdir.

Kurban, iyi ruhların sembolü ve yerinin gökyüzünde olduğuna inanılan “Bay Ülgen” için kesilmişse başı “doğu”ya, kötü ruhların sembolü ve yeraltında olduğuna inanılan “Erlik” adına kesilmişse “batı”ya çevrilir.

Dağların yanı sıra bazı tepeler, ormanlar, sular, ateş, gök gürültüsü, ay ve güneş de kutsal sayılmıştır: Bizans elçisi Zemakhos Orta Asya’da Batı Göktürk sınırına vardığında, Türkler’in onu ve arkadaşlarını alevler üstünden atlatarak kötü ruhlardan arındırdıklarını belirtmiştir.

Kunlar döneminde güneş, ay, yıldız kültleri (daha sonra 6. – 8. yy. larda Türk toplulukları arasında değerlerini yitirmişlerdir) de rol oynamıştır; Kun hükümdarı her sabah doğan güneşe, gece de dolunaya saygısını belirtirdi.

Ayrıca Gök-Tanrı’nın yanı sıra yer de büyük önem taşımıştır.

Ancak, eski Türk belgelerinde geçen “yer” sözcüğüyle toprağın kastedilmediği, tanrısal gücün öğelerinden biri olarak “yer”i, tanın kültürüne bağlı topluluklardaki “toprak tanrısı” ile karıştırmamak gerektiği.

Eski Türk dinine göre “yer”in de Tanrı tarafından yaratılmış olduğu araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.

Orta Asya Türkleri’nin yaradılış efsanesine göre, tanrıların en yükseği, insanoğlunun atası olan Tengere Kayra Han (ya da Bay Ülgen), “kişi”yi, onun aracılığı ile de yeryüzünü, dağları, vadileri yaratmış; “kişi”nin kendisine baş kaldırması üzerine, ona “Erlik” adını vererek ışık evreninden yeraltı atmış, yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek her dalında bir cins insan yaratmıştır.

Orkun yazıtlarında da, Türk evrendoğum inanışı hakkında: “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış” cümlesine rastlanmaktadır.

(Uze Kök Tengırü, asra yağız kılındıkta, ikin ara kişioğlu kılınmış).

Bu cümleden bazı araştırmacılar, Kök Tengri deyimiyle bir tek yüce Tanrı’nın değil, doğrudan “mavi gök”ün kastedildiğini; Kök Tengri deyimiyle “Ulu Tanrı” kastedilseydi, “yaratanın da aynı zamanda yaratılmış olması” gibi çelişkinin söz konusu olacağını belirtmektedirler.

Altaylar’da dünyanın sonlu olduğu günün birinde yıkılacağı inancı vardır.

Bu inanca göre, yeryüzü yaşamı sürekli değildir; günün birinde sona erecek ve insanlar, hayvanlar, bitkiler yok olacaktır.

Bu sona doğru insan soyunda azalma başlayacak, suçlar çoğalacak, günahlar alıp yürüyecek, insanlarda tanrı korkusu kalkacaktır.

İyilik simgesi Bay Ülgen’le, kötülük simgesi Erlik arasında oluşacak büyük savaşın sonunda, Bay Ülgen dışında bütün savaşanlar ölecektir.

Bay Ülgen bütün canlıların öldüğünü, yeryüzünde kendisinden başka kimse kalmadığını görünce “kalkın ey ölüler” diye bağıracak, bu çağrı üstüne bütün ölüler yattıkları yerden kalkacaktır.

“İnsanların yeniden dirilmesi” anlamına gelen “kalkancı çağ” (kalıcı çağ) budur.

Kunlar’da gerçek bir dinle karşılaşılmakta, Gök Türkler’de ise Gök Tanrı bütünüyle manevi bir “güç” durumuna gelmektedir.

Gök-Tanrı dininin Türkler’e özgü bir inanç olduğu, “Tanrı” (Tengri) sözcüğünden anlaşılmaktadır:

Bu sözcük belirli fonetik farklarla (Başkurtça dışında) bütün Türk lehçelerinde yer almasının yanı sıra, birçok Asya topluluğu dillerine giren ortak bir kültür öğesidir; Türkçe olan “Tanrı” sözcüğü en açık biçimde Çince yazılmış bir metinde Kun imparatoru Mete’nin unvanları arasında geçmektedir.

Kam, Türk, Altay ve Moğol halk kültüründe büyücü din adamı, Şaman. “Gam” veya “Ham” olarak da söylenir.

Topluluklarda doğaüstü güçlerle iletişime geçtiğine inanılan din adamı.

Kamların toplumsal konumu

Ruhlarla irtibat kurabilir.

Dualarıyla hastaları sağaltabilir ve törenlerle kötü ruhları kovabilir.

Aynı zamanda büyücü ve hekimdir.

Değişik ritüelleri yerine getirir.

Tanrı ilk şamanı yarattığında onun evinin önüne sekiz dallı bir ağaç dikmiştir.

Bu nedenle her şaman kendisini temsil eden bir ağaç diker.

Bu ağaca “Turuğ” adı verilir.

İlerleyen zamanlarda Ayığ Han üç şaman göndermiş ve bunların çadırlarının önüne de yine birer tane ağaç dikmiştir.

Rivayete göre Tanrı Ülgen ilk şamana “Senin adın bundan böyle Kam olacak” diyerek adını vermiştir.

Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine ve üstün güçlerle donatıldığına ve ruhlar alemi ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı gizli bilgiler taşıdığına inanılır.

Şaman kendi özel yöntemiyle ulaştığı coşa (vecd) yani kendinden geçme halinde, ruhunun göklere yükselmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak gibi yetenekleri bulunur.

Coşku halinde ruhlarla iletişim kurar.

Bu coşkuya ulaşabilmek için müzik ve ritim büyük öneme sahiptir.

Dans ederek kendinden geçer.

Maddi dünya ile olan bağlar zihnen kopar.

Bu aslında bir çeşit delilik halidir.

Bütün kamların çok derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır.

Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer.

Gökleri ve uzayı, yeraltı dünyasını gezdiğine, ruhları gördüğüne, bütün gizli alemleri dolaştığına inanılır.

Şaman ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları ve şeytanlarla ilişki kurar.

Şaman, gerektiğinde yardımcı ruhları dünyanın her yanına dağılmış olsalar bile olsalar çağırabilir.

Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.

Şamanizmde tanrı-doğa-insan arasında sürüp giden ve hiç kopmayan bir bağlantının bulunduğu öngörülür.

Şamanlar için sıfat olarak “Toyun” (Toyon=“Efendi, Sahip”) tabiri kullanılır.

Bazı Macar kavimlerinde Gam sözcüğü falcı, kahin anlamında kullanılır.

Şamanların koruyucu ruhlarına Kamortan denmesi de burada değinilmesi gereken bir konudur.

Moğollara göre Ergil Buga (veya diğer adıyla Holongoto) şamanlığın dokuz derecesine ait gelenekleri kurmuş ve emrine 99 erkek, 99 kadın şaman alarak Sayan dağlarına çekilmiştir.

Kamlamak veya Kammak fiili şamanlık yapmak ve/veya şaman ayini yapmak demektir.

Şamanın davul ve def çalarak coşkuya kapılması ve kendinden geçmesi sonucu farklı alemlere yolculuklar yaptığına inanılır.

Şaman ayinlerinin hemen her kabilede farklı kuralları vardır.

Ruhlar alemi ile iletişim, gelecekten haber verme, insan ömrünün çok ötesindeki geçmişi anlatma bu ayinde tanık olunabilecek durumlardır.

Örneğin “Kamıyak” fal demektir ve kamlama ile alakalı olarak ortaya çıkmıştır.

Bazen Türk kültüründe din adamları iki isimle (iki sınıf halinde anılır): “Nom” ve “Kam”.

Bazı kaynaklarda Nomların Kamları bilgileriyle mağlup ettiklerinden bahsedilir. İki tür “Kam” vardır:

  1. “Akkam” (Aktoyun): İyi Ruhlarla iletişime geçtiğine inanılan şaman.

  2. “Karakam” (Karatoyun): Kötü Ruhlarla iletişime geçtiğine inanılan şaman.

“Otagan” veya “Otağan” (Moğollar‘da “Utagan” veya “Udagan”), Türk-Moğol kültüründe daha çok kadın şamanlara verilen addır. Ota (ilaç), otamak (ilaçla tedavi etmek) gibi kelimelerle aynı kökten gelir.

Utağan, Yatağan kelimeleri Dölyatağı demektir.

Od/Ot (ateş), Utmak (kazanmak) sözcükleri ile ilgili olma ihtimali vardır.

Otamak (Ota: Bitkisel İlaç) sözünden geldiği kadar Od yani yani ateş sözüyle de bağlantılıdır ki, ateş ile tedavi etmek demektir.

Bazı Türk boylarında “Kam” anlamında kullanılan Camanbay (Caman-Bay) (Yaman-bay/Jaman-bay) sözcüğünün Şaman kelimesi ile benzerliği de ayrıca dikkate değerdir.

Erek Han, Türk ve Altay mitolojisinde söylencesel şamandır. Ülgen’in kızlarından biriyle evlenmiştir. Son derece güçlü ve sıra dışı yeteneklerinin varlığına inanılır.

Türkler’in eski dinî inancı

Alâ’ed-Dîn Cüveynî’nin ifadesine göre eski Türkler kendi dinî reislerine “Tuyuk” , dinlerine ise Arapçada kullanılan “Namus” ve “En-Nevâmis-i İlâhiye” kelimesinin ilk kökü olan “Nom” ismini vermişlerdi.

Yunancaya “Numus – Havus” şeklinde geçen bu kelime “ezelî irâde ve mukaddesât” manâsında, Sanskrit dilinde ise “Tanrı” kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyordu.

Türkler kendi ruhânîlerine “Tüyun/Tuyon,” kâhin ve sihirbazlarına ise “Kam” adını veriyorlardı.

Ayrıca Türkler, dinî kitaplarına da “Nom”, Tüyunlara da “Nomiler” derlerdi.

İslâmiyet’ten sonra ise Oğuzlar kendi Kamlarına “Ozan” adını verdiler.

Şâmân” kelimesi ise bunun Avrupalılar tarafından bozulmuş haliydi.

Şâmânlar, toplumda “doktorluk,” “sihirbazlık” ve “kâhinlik” olmak üzere üç ayrı mesleği birlikte icrâ etmekteydiler.

Büyük Türk düşünürü Ziya Gök Alp’e göre Avrupalılar tarafından yanlış olarak “Şâmânîlik” olarak adlandırılan Türkler’in eski dinlerinin asıl doğru isminin “Tuyonizm” olması gerekir. 

Yine Ziya Gök Alp’in savunduğu fikirlere göre, Türkler’in dinî bidâyette her ne kadar “Naturizm” olarak algılanmaktaysa da gerçekte bu bazı rumuzlardan ibaret olan ve birtakım timsallere tapınılan “Sembolizm” anlamına gelir.

Farklı şartlar altında yaşayan toplumlar arasına yayılmış olan bu i’tikad sisteminde din ile sihrî birbirinden ayıracak olursak, bir tarafta bir nev’i Animizm’den ibaret bir Şâmânîlik, öte tarafta da mâbudlar ve kâinat sistemine mâlik olan bir “Tuyonizm” görülür.

Kamhan

Kamhan, Türk ve Altay mitolojisinde söylencesel hakandır.

“Kamgan” veya “Gamhan” da denir.

Bayındır Han’ın atasıdır. Aynı zamanda güçlü bir kamdır.

Türklerde eski dönemlerde hanlar aynı zamanda toplumun başındaki kam olarak da yer alırlar.[7

Kam sözcüğü Türkçede şaman demektir.

Porhan

Porhan, Türk ve Altay mitolojisinde şaman anlamına gelir.

Şamanların en güçlü olanlarıdır. “Porkan” da denir.

Ruhlar alemiyle iletişime geçebilen kişi. İlkel din adamı.

Kara Çor, Sarı Çor, Ak Çor gibi değişik türlerdeki cinlerle iletişime geçebilirler.

Hatta onların hanlarıyla konuşurlar.

Sözcük Farsça Peri kelimesinden türeyen Perihan ile bağlantılı gösterilse de, aslında Bur Han, Bura Han gibi Türkçe kökenli sözcüklerden gelmektedir.

Bura/burçın (geyik), burcu (parfüm) sözleriyle kökteştir.

Tunguz ve Mançu dillerinde Borkan renklilik ifade eder ki, şamanların rengarenk giysilerini çağrıştırmaktadır.

Abdülkadir İnan’a göre Porhan sözcüğü “Burhan” (şaman ruhu) sözcüğünün farklı bir söyleyiş biçimidir ve Fars kültürünün etkisiyle Perihan şekline dönüşmüştür.

Coşa

Coşa, Şamanın kendinden geçmesidir.

Vecd, trans hali. Şamanların, evliyaların yaşayabileceği bir deneyimdir.

Maddi dünya ile olan bağlar kopar.

Deliliğin geçici bir türü olarak dahi görülebilir.

Müzik ve ritim ile sağlanır.

Bazen de tefekkür ve odaklanma sonucu bu kendinden geçme meydana gelir.

Tanrısal ve metafizik bir sarhoşluk olarak da düşünülür.

Bu nedenle tasavvufta esri (sarhoşluk) kavramı mecazi bir anlama sahiptir.

Coşku halinde olanların anlattıkları veya anlatmak istedikleri şeyler mecazlarla ve simgelerle doludur.

Derin anlamları vardır.

Coşkuya gelme kavramı Şamanist inançlarda olduğu kadar tasavvufla bağlantılı pek çok anlayışta da mevcuttur.

Sözcük, coşmak fiilinin çekimli halidir. Coşku sözcüğü ile aynı kökten gelir.

Turuğ

Turuğ, Türk ve Moğol şamanizminde Şaman Ağacı. Moğollar Toruğ derler.

Tanrı ilk şamanı yarattığında onun evinin önüne sekiz dallı bir ağaç dikmiştir.

Bu nedenle her şaman kendisini temsil eden bir ağaç diker. Bu ağaca “Turuğ” adı verilir.

Turuğ, kelime anlamı olarak dayanıklı, yerinde duran, ölümsüz demektir.

Tör/Törü/Türe/Törö/Turo/Turu sözcükleri Moğolcada da emir, düzen ve bunun yanında evlilik ve doğum anlamlarını bünyesinde barındırır.

Emegey

Emegey, Altay şamanizminde ve halk inancında şaman ruhudur.

“Emeget” veya “Emeket” de denir.

Şamanın varlığında kök salar.

Kel ve parmak kadardır.

Bu ruh olmadan şaman olunamaz.

Şamana yol gösterir.

Şaman öldüğünde kuş görüntüsünde dışarı çıkar.

Şamanın mezarının yanında veya üstünde büyüyen ağacının üzerinde mezarın saygınlığını ve temizliğini korur. Emege/Emegen büyükanne ve yaşlı kadın demektir.

Tunguzlarda koruyucu ruhlara verilen Amaka adıyla da bağlantılıdır.

Teleğüt Türkleri ise bu ruha Emegen adı verirler.

Keltegey

Keltegey, Altay şamanizminde Kam’ın (şamanın) koruyucu ruhudur.

Keleni olarak da söylenir.

Şaman kaçan ruhları geri getirmesi için Keleni’yi gönderir.

Ama o her zaman şamanı dinlemez.

Bir söylentiye göre göklerden yere inen bulutlar ile insanoğlunun birleşmesinden türemişlerdir.

Sembolü hilaldir.

Görünüşleri gülünç ve peltek dillidirler.

Kekemelik yaparlar.

Çok kıskançtırlar.

Her iki ayağı da topaldır.

Sözcük, dayanıklılık, büyüme gibi anlamlar ifade eder.

Moğolca Helhe/Kelkiye sözcüğü iletişim kurmak demektir.

Etimoloji

(Kam/Gam) kökünden türemiştir.

Göz alıcılık, anlamını içerir.

Kamaşmak kelimesiyle bağı vardır.

Kamamak fiili, bir şeyi kapatmak, kilitlemek demektir ki ruhların ele geçirilmesiyle alakalı olabilir.

Kamanmak ise bunalmak demektir.

Moğolca hamah toplanmak demektir ki, şaman ayini çoğu zaman insanların toplanmasını, bir araya gelmesini sağlar.

Yine Moğolca, Türkçe ve Tunguzcada Kam/Kama kökü topluluk, toplanmak, bir araya gelmek, bir arada olma anlamı taşıyan kelimelerin türediği bir köktür.

Eski Tunguzcada Kum ruh manası taşır. Moğolcada Keme/Heme kehanette bulunmayı ifade eder. Eski Altaycada ise yürümek manasını içerir.

Şamanizm


Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir.

Temel olarak sihir ve büyüye dayanır.

Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir.Şamanizm ‘ in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir..

Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar.

Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur

İNANÇ VE İBADETLERİ

Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılır.

Altay Türklerine göre “Aydınlık Alemi”, yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen’le ona bağlı iyi ruhları temsil eder.

Yeryüzünü, yani “Orta Dünya”yı insanlar oluşturur.

Yer altı dünyası olan “Aşağıdaki Dünya”yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar oluşturur.

İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik ‘in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman denir.

Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm ‘ di.

Bu Şamanizm,Yakutlar ve Altaylar’da yaşayan ilkel Şamanizm aşamasını bir süre sonra geride bırakmış, gelişmişti.

Avcılık ve ilkel tarımla dar bir bölgede yaşayan boyların inanışlarıyla, büyük devletler kuran,

Çin Duvarı’yla Bizans arasına yayılmış halkların inanışları aynı kalmamıştı.

Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta-Asya Şamanizm ‘ inin temelleri Gök-Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir.

Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır.

Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür.

Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir.

Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır.

İşte bu yüzden Asya’nın Şamanist göçebe halklarında Gökle Yer Su’yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturmaktadır.

Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin ya da gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında, bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür.

Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü).

Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamıdır.

Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır.

ŞAMAN KİMDİR? KİMLER ŞAMAN OLABİLİR?

Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir.

Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir.

Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı.

Avrupa’da 18.yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya’da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcük.

Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalı.

Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan “şamna” olduğunu, Sanskritçe’de bulunan “çramana” ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı.

Bazıları da bu sözcüğün Mançu ‘ ca olduğunu,”zıplayan,dans eden” anlamına geldiği görüşündeler.

Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur.

Firdevsi’nin Şehname’sinde geçen “Semen” (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.

Kaşgarlı Mahmut’tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil.

Divan-i Lugat-it Türk’te “Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi.” gibi cümlelere rastlanmaktadır.

Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, “Kutadgu Bilig” adli eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı isler yapan kişiler olarak göstermişti.

Bir yerde söyle der: “Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)

Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir.

İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz.

Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır.

İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler.

Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir.

İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler.

Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.

Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez.

Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir.

Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar.

Bu hale Altaylılar “töz basıp yat” (ruh basıyor) derler.

Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.

ŞAMAN DAVULU

Bugün Rusya Federasyonu içinde yer alan Hakasya ‘da Şamanizm hâlâ canlı tutuluyor.

Hakasyalı bir araştırmacı olan Katanov, Minusinsk Tatarlarından aldığı bilgilere göre Şaman davulunu anlatır.

Buna göre davulun önemli üç bölümü vardır: içi, dışı ve tokmağı.

Davul, bir arşın çapındadır. İskeleti genellikle sepet yapımında kullanılan söğütten yapılır ve at derisiyle kaplanır.

Davulun içinde dikey olarak duran sapı genellikle kayın ağacından yapılır.

Sapta mars denilen, kamın yer altı dünyasında yaşayan erliklerin lideri Erlik Han’a ulaşmasını sağlayan on iki delik bulunur.

Deliklerin arasındaki kabartmalar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçmek zorunda olduğu dağ sıralarını temsil eder.

Sapın üst kısmında, enlemesine kamın kendisinin ya da hastasının düşmanlarını püskürttüğü yay kirişi olarak adlandırılan sopa bulunur.

Bu demir sopaya hastanın içindeki kötü ruhları kovan on sekiz kadar demir çıngırak bağlanır.

Ayrıca, kamın habercilerini temsil eden iki çan da demir sopaya bağlanır.

Davulun üst kısmında hastanın düşmanlarını temsil eden dört ya da altı demir kanca tutturulmuştur.

Demir sopaya kamın kudretini simgeleyen bez parçaları asılır.

Bu bez parçaları genellikle kamın hastaları tarafından bağlanır.

Erlik Han’a herhangi bir hayvan adandığında bu hayvana demir sopadan alınan iki üç bez parçası bağlanır.

Adak hayvanın boynunda asılı duran bu bez parçaları onu kötü güçlerden korur.

Davulun üst kısmında yedi renkli Gökkuşağı tasvir edilir.

Gökkuşağının iki ucundan da, iki geniş kare şeklinde merdiven sarkar.

Bu merdivenle kam, Kan Kuday’ın huzuruna çıkmak için gökyüzüne yükselir.

Kan Kuday’in önünde beyaz boyayla çizilen iki kayın ağacı vardır.

Kam, gökyüzüne yükselerek Kan Kuday’dan hastayı iyileştirmek ya da ya da öldürmek için emir alır.

Gökkuşağının altında ışık saçan iki daire vardır.

Ayrıca 14-18 kadar yıldız bulunur. Merdivenin üst kısmındaysa beyaz renkle yedi dağ kızı resmedilmiştir.

Bu kızlar eğer ruh erkekse onu uzaklaştırmada kama yardım ederler.

Kız figürlerinin yanında iki kuş tasviri vardır.

Kam bu iki kuşla göğe yükselir.

Davulda bundan başka kırmızı renkte at, süvari ve keçi bulunur.

Kızıl at üzerindeki Kızıl süvari, erliklerden biri olan Kızıl adakların basında gider.

Beyaz renkle çizilen beyaz at üzerindeki atlı Kuday’a gider.

Davulun ortasındaki üç çizgi bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir tabakadır.

Davulun alt tarafında, kutsal koyunları himaye eden kurbağa resmi vardır.

Ayrıca on sıradağın ardında, kara ve altın denizin kıyısında yaşayan hayvanları sulamak için altın oluğu ve at bağlamak için altın direkleri bulunan Erlik Han’ın kötü ruhları yargıladığı yere götüren yılan ve kertenkelenin resmi yer alır.

Bu deniz doğudadır, kurbağa, yılan ve kertenkele, koyunlara dokunmak isteyen kötü ruhları korkutur.

Aynı şekilde su iyelerini temsil eden iki balık tasvir edilir.

Balıkların iç hastalıkları iyileştirdiğine inanılır.

Eğer kam kötü ruhlardan daha güçlüyse onları dağ ruhlarının Haninin yaşadığı dokuz denizin sonuna kadar sürebilir, eğer kam zayıfsa, yolun yarısından döner ve balık hastayı yeniden alt eder.

Bunun dışında davulun üzerinde kötü ruhların yaklaştığını kama haber veren kara ve ala renkli iki köpek resmi vardır.

Davulun alt tarafında yedi at ve yedi insan tasvir edilir.

Bunlar Erlik Han’ın hizmetçileridir.

Bütün kötülükler yeraltı dünyasında yasayan Erlik Han’dan kaynaklanır.

Davulda yine kırmızı renkle kama kamla mayi öğreten kam resmedilmiştir.

Öldükten sonra kaynayan denize doğru gittiği düşünülen kam tasvirinin uyuz hastalığını tedavi ettiğine inanılır.

Davuldaki tavşan resmi, kamın aletlerinin koruyucusunu simgeler.

Davulun üzerinde “meme” diye adlandırılan altı kabartı vardır.

Bunlar kamın aletlerinin koruyucusu sayılan ruhu besleyip koruma işlevini üstlenir.

Bir önemli öge de tokmaktır.

Tokmak, ya tavşan derisiyle kaplanarak söğüt dalından; ya geyik kemiği ya da boynuzu ya da kayın ağacından yapılır.

Tokmağın sapına hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevi üstlenen bez ve deri parçaları yapıştırılır.

Şamanlar ayin yapmak için davul kullanırlar; fakat zaman zaman bunun yerini kopuzun aldığı da görülmüştür.

11.yüzyıl tarihçilerinden Gardizi, eski Yenisey Kırgızları’nın Şaman ayinlerinde saz çaldıklarını söyler.

Eski Oğuzlarda, İslam’ın kabulünden sonra Şaman geleneklerini sürdüren ozanlar kopuzu kutsal saymışlardır.

Sözgelimi, Dede Korkut her öykünün sonunda kopuzuyla gelir, ad verirken, dua (alkış) ederken kopuz çalar.

Şaman davulunun asıl kısmı olan ağaç ve demir parçalar asla değiştirilmez.

Derisiyse değiştirilebilir.

Biri ölen evde bulunan davul, Erlik’in elçisi Aldaçi’nin yaklaşmasıyla kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş sayılır.

Kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş davulların derisi derhal değiştirilir.

Tedbirli davranmak isteyen Şamanlar ve ev sahipleri, hastanın öleceği anlaşıldığı zaman Şamana ait eşyaları evden çıkarırlar.

Her davul Şamanın ölümünden sonra ormana götürülüp parçalanır ve bir ağacın dalına asılır. Şamanın ölüsü de bu ağacın dibine gömülür.

ŞAMAN GİYSİSİ 

    

Şaman için davuldan daha önemli bir şey varsa o da Şaman giysisidir.

Geleneğe uygun bir elbise hazırlamanın zor geldiği kamlar, ruhların özel izinleriyle birkaç yıl cübbesiz ayin yaparlar.

Fakat cübbesiz kamlar kötü ruhlara karşı fazla cesaret gösteremezler.

Bunun için kamlar ne yapıp edip Şaman kıyafeti edinirler.

Şaman, cübbe ve davulunu kendi arzu ve isteğiyle değil, hizmetinde bulunduğu ruhun emir ve ilhamına göre yaptırır.

Cübbe ve davulun nitelikleri ve biçimi, süsleri bütün ayrıntılarıyla bu ruh tarafından belirlenir.

Ruhun istediklerinden en ufak biri bile eksik kalsa cübbe ve davul ayin yapmaya yaramaz.

Giysi hazırlandıktan sonra özel bir törenle ruhların beğenisine sunulur.

Şaman cübbesi gelenek olarak otuz parçadan yapılmış sayılsa da gerçekte altmışa yakın çok çeşitli parçaya sahiptir.

Cübbenin asıl kısmı maral ya da beyaz koyun derisinden yapılan ceketten ibarettir.

Başka parçalar bu cekete dikilir.

Bu parçalar Şamanların ruhlar dünyasında bulunduğunu düşündüğü varlıkların sembolleridir.

Sözgelimi cübbenin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen’in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder.

Kötü ruhlarla mücadelede kullandığı “manevi” yayın ve diğer silahların sembolleri, küçücük yay ve çıngıraklardır.

Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş yıldızlar,

Erlik dünyasında yaşayan kurbağalar, yılanlar cübbede tasvir edilir.

Şamanın cübbesiyle birlikte külahı (börk)da hazırlanır.

Külahın esas kısmı üç karış uzunluğunda kırmızı kumaştan olur, etrafına da üç tane düğme konur.

Astarı kaba ve adi kumaştandır.

Külahın üç yerine vaşak derisi dikilir; bunlardan biri göz, biri alın ortası biri de ense hizasına konur.

Böylece Külahın üç kısmı olur ki buna “üç üyelüü kuspörük” (üç boğumlu kuskülah) denir.

Göz üzerindeki kısma türlü türlü boncuklardan diziler konur.

Her dizide beş boncuk ve ucunda bir yılan başı bulunur.

Dizilerin sayısı 5,9 ya da 16 olabilir.

GÜNÜMÜZDE ŞAMANİZM VE DİĞER DİNLERE ETKİLERİ

Kitaplı dinler olarak kabul edilen dinlerin hiçbiri eski yerel inanışların etkisinden kendilerini arındırabilmiş değil.

Dünyanın her yerindeki Hıristiyanlığın ya da Müslümanlığın farklı olmasının en önemli nedenlerinden biri eski inanışların bu dinlere eklenmiş olması.

İslam dinini kabul etmiş Türkler için de bu durum geçerliliğini korumakta.Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası.

Müslüman olan Oğuzlar, Dede Korkut öykülerinden anlaşıldığına göre Şaman geleneklerini korumuşlardı.

Matem töreninde ölünün bindiği atin kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak gibi gelenekler bunlardandır.

Ayrıca uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran,Satılmış, Satı gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput (bez parçası) bağlanması gibi adetler bu kapsamda değerlendirilir.

Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya ‘ da başlı başına bir din olarak devam etmektedir.

Tatarların bir kısmı Özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamen Şamanisttir.

Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan,Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır.

Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık olarak 650.000 kadar taraftarı olduğu tahmin edilmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s