ORHAN KEMAL”İN HAYATI —– ALINTIDIR

SESSİZLERİN SESİ 100 YAŞINDA

Kamyonlarda veya traktörlerde yollara savrulan; tarım ilaçlarından veya yediği yemeklerden zehirlenen; barınma-beslenme ihtiyacını tam olarak karşılayamadığı için kronik sağlık sorunları yaşayan ve eğitimden yoksun bırakılan tarım işçileri dönüş yolunda…

Artık haber değerleri kalmadı; devlet istatistiklerinde bile adları yok.

2014 yılının ilk dokuz ayında kaç mevsimlik işçi hayatını kaybetti; bilinmiyor.

Oysa bir dönem bırakın gazetelerde yer almayı romanlara konuydu yaşamları.

Çünkü dönemin yazarları da onlar gibiydi.

İşte onlardan biri; Orhan Kemal 100 yaşını kutladı geçen hafta…

Birinci Dünya Savaşı….

Çanakkale’de topçu teğmeni Abdülkadir Kemali Bey‘e gelen telgraf bir cümledir: “Ben de dehr’in sitemin çekmeye geldim dehr’e!”

İmza: Mehmet Raşit.
Tarih: 15 Eylül 1914.


Adana/Ceyhan’da dünyaya geldi:Mehmet Raşit (Öğütçü).
Nam-ı diğer, Orhan Kemal…
Telgrafta yazdığı gibi, Orhan Kemal’in yaşamı dünyanın sıkıntılarını çekerek geçti.
Babası Abdülkadir Kemali Bey, imparatorluğun çözülüşünden yeni bir devletin doğuşuna salt tanıklık etmemiş, siyasal olayların merkezinde yer almış “yaman muhalif” idi. Avukattı. Milletvekilliği; İstiklal Mahkemesi Başkanlığı; Toksöz ve Ahali gazetelerinin sahipliğini yaptı;  Ahali Cumhuriyet Fırkası‘nı kurdu.

Sürgünlere gitti, buralarda lokantada bulaşıkçılık da yaptı matbaa işçiliği de…
1931’de Suriye’de iken, ailesi Türkiye’ye döndü.
Orhan Kemal, ailenin maddi durumunun yetersizliği nedeniyle ortaokulu bıraktı ve bir çırçır fabrikasında dokuma işçisi olarak çalışmaya başladı.
Kadroya alınmadığı için bir arkadaşıyla şanslarını denemek isteseler de İstanbul‘da başarılı olamayıp Adana‘ya geri döndüler…

GORKİ’NİN ”ÇOCUĞU”

Tarih: 26 Eylül 1934...
Orhan Kemal, babasının arkadaşı vasıtasıyla Milli Mensucat Fabrikası‘nın muhasebe servisinde işe girdi.

Kazancı iyiydi; kitaplara tutkundu; felsefe, sosyoloji, edebiyat kitaplarını, dünya klasiklerini okuyor ve özellikle Maksim Gorki‘nin romanlarında kendi hayatını, emekçilerin dünyasını buluyordu.


Orhan Kemal başka bir dünyaya savruluyordu ama ailesi bu yolculuktan mutlu değildi.

O, önemli bir adamın oğluydu, fabrikada çalışamazdı ve ayrıca zengin akrabalarından birinin kızıyla hemen evlenmeliydi!

Oysa…
Orhan Kemal aşıktı; Milli Mensucat’taki bir işçi kızına gönül vermişti; Nuriye!

İşçi kız Nuriye babaannesiyle birlikte yaşıyordu; Orhan Kemal gitti Nuriye’yi istedi. “Sakıncalı adam”ın oğluna kız mı verilirdi!
Orhan Kemal pes etmedi; bu kez babasını tanıyan İzzet Usta’yı devreye soktu.
Tarih: 19 Mayıs 1937…
Evlendiler.

“Cemile” romanı bu dönemin hikayesidir…

5 YILA MAHKUM OLDU

Tarih: 1 Mayıs 1938…
Niğde’de askerlik görevine başladı.
Bölükteki asker ile sohbetlerinde Nazım Hikmet‘in şiirleri ya da gazetelerden kesilmiş bir takım kupürleri okuyordu.

Kötü tesadüf…


Nazım Hikmet’ten Hikmet Kıvılcımlı’ya kadar onlarca aydının hapislere atıldığı 1938’deki Harp Okulu Davası’nın rüzgarıyla Orhan Kemal de tutuklandı.
Nazım Hikmet ve arkadaşlarıyla darbe yapacaklardı!

Tanışmıyorlardı bile…
Mahkemeye göre evinde güçlü deliller bulunmuştu: Kendi el yazısıyla yazılmış ve Nazım Hikmet’e hitap eden şiirler; Gorki kitapları…
Eh zaten “yaman muhalif” bir babanın oğlu değil miydi; 5 yıla mahkum edildi!
(Nazım Hikmet, -Ergenekon davası gibi- Silivri açıklarına demirleyen Erkin gemisinde yargılandı!…)

EVİ TAŞLANDI

Yıl, 1939.
Babası sekiz yıllık sürgünden döndü.
Orhan Kemal Kayseri Cezaevi’nden Adana Cezaevi’ne sevk edildi.

Ancak, burada çok kalmadı.

Çocuğu ile eşinin Adana’da yaşadığı evin taşlanması üzerine Bursa Cezaevi’ne naklini istedi.

10 Nisan 1949 Bursa’ya gönderildi.
Şanslıydı; Nazım Hikmet 8 ay sonra sağlık nedeniyle Çankırı Cezaevi’nden Bursa Cezaevi‘ne nakledildi.

52’nci koğuşta karşılıklı ranzalarda kalmaya başladılar.
Nazım Hikmet, koğuş arkadaşının şiirlerini dinledi, berbat buldu.

Sonra teklifte bulundu: “Evvela Fransızca, sonra diğer kültür konuları üzerinde düzenli dersler yapacağız.

Tahammülünüz var mı?” 

Orhan Kemal bayram etti.
Bir gün koğuşta Nazım, Orhan Kemal’in bir roman çalışmasının başlangıç bölümünü okudu ve ayağındaki takunyalar ile avluya koştu.

Orhan Kemal’e, “Siz mi yazdınız bunu?” diye sordu.

“Evet” cevabını aldığında ise büyük bir coşkuyla “Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz nesir adamısınız!

Hikaye yaz, roman yaz” diyerek, bir yazarın doğuşunu müjdeledi.
İlk öykülerini “Bacaksız Orhan” takma adıyla yayımladı.

Ve…
1943’te İkdam gazetesine gönderdiği “Asma Çubuğu” adlı öyküsünde Orhan Kemal müstear adını kullandı.

NAZIM HİKMET AĞLIYOR

Tarih: 26 Eylül 1943….
Bir pazar günü Orhan Kemal tahliye oldu.
Bursa Cezaevi’nden genç bir yazar çıkıyordu.

Fakat…
Tahliyesinden birkaç gün sonra yazdığı şiir Nazım Hikmet’i ağlattı…
“Seni yapayalnız bırakıp hapishanede,
Bir üçüncü mevki kompartımanında pupa yelken,
Koşacağım memlekete…
Unutabilir miyim seni?
Hala beton malta boylarında duyuyorum,
Takunyalarının sesini!
Unutabilir miyim seni hiç,
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
Hikaye, şiir yazmayı,
Ve erkekçe kavga etmeyi senden…”
Nazım Hikmet’in cezaevinden çıkmasına daha 8 yıl vardı…

“KOMÜNİST” FİŞİ

Tarih: 20 Ekim 1943…
Cezaevinden çıkan Orhan Kemal tekrar Milli Mensucat Fabrikası’na girdi.

Altı ay çalışabildi; attılar.

“Komünist” olarak fişlenmişti ve iş bulması zordu.
5 ayın sonunda geçici hamal kadrosundan Devlet Demiryolları’nda işe başladı.

Atıldı.
Şansını Anadolu’da denemeye karar verdi.

10 Ağustos 1944’te ailece Malatya‘ya gittiler, Malatya Mensucat Fabrikası’nda çalışmaya başlasa da bu ancak iki ay sürdü.
Baba memleketi Adana’ya gittiler; 4 Ekim 1944’te bir müteahhidin yanında işe başladı. Hem şantiye muhasebecisi hem de ambarcıydı.

Uzun sürmedi.

Bu arada…
Kalan 35 günlük askerlik görevini tamamlamak üzere askere alındı;

Kilis’e gönderildi.

Nedense ardından Çorum’a sevk edildi.
Askerlik dönüşü 14 Şubat 1947’de Adana Seyhan Veremle Savaş Derneği’nde çalışmaya başladı.
İlk öykü kitabı “Duygu” 1948’de çıktı.
İlk romanı “Baba Evi” ise 1949 yılında.
Maaşı az olduğu için, ikinci iş olarak 10 Ocak 1951’de de Adana Bağ ve Bahçeciler Derneği’nde muhasebe servisinde işe girdi.

Ve…
İlk işinden 28 Mart 1951’de; ikincisinden 16 Nisan 1951’de kovuldu.
Çocukları ve eşiyle 25 Nisan 1951’de tekrar İstanbul‘a döndü.

Önce Sirkeci‘de bir otelde kaldılar, sonrasında hapishane arkadaşı İzzet‘in Tarlabaşı’ndaki vakıf evinin bir odasına sığındılar.

Yıl sonunda Fener‘de bir daire kiraladılar.
Kış çok sert geçiyordu.

Evleri buz gibiydi.

Çocuklar battaniye altında ısınıp uyumaya çalışıyordu.

Orhan Kemal ise gaz ocağından gelen ışık altında sabaha kadar yazdı.
1952’de çıkardığı “Murtaza” ve “Cemile” romanları Orhan Kemal adının duyulmasına yol açtı.

Artık tanınan bir edebiyatçıydı…
Ama zor günler sona ermemişti…

1954…
Orhan Kemal için dönemeç oldu.
Dünya gazetesinde tefrika edilen “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanı yayınlandı.
1950’li yılların Anadolu’suna, topraksız tarım işçilerinin dramını/ağıdını edebiyat dünyasına taşıdı.


Yazarın ilk gençliğinde işçilik, dokumacılık, katiplik yaptığı Çukurova‘daki fabrikada yakından şahit olduğu ırgatların hayatını anlattı.
Adana’ya çalışmak için gelen yoksul üç arkadaşın (İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali’nin)başından geçenleri yani paranın saltanatının insanları nasıl un-ufak ettiğini yazdı.

“Bereketli Topraklar Üzerinde” sefalet içinde yaşayan yoksul insanların dramıdır bu.
“Allahın bile lanetlediği kullardır” ırgatlar.

Pis ahırlarda yatıp kalkarlar, hendeklerde çiftleşirler, kurtlu ekmek yerler ve birbirlerinin bitlerini kırarlar…


Kadınlar, romanda Fatma, Aptal kızı, Hayriye para uğruna elden ele dolaşırlar.
Dram; kadını erkeğiyle, Kürdü, Türkü, Arabıyla aynı dramdır.
Orhan Kemal şöyle der:
“İşçi sınıfı, köylü benim kaynağım, dayanağım olmuştur.

Burjuvalaşmış, teknik karşısında ezilen, yok olan insanlar benim insanlarım olmuştur.

Onların acıları, onların ekmekleri, benim ekmeğim, benim acım olmuştur.

Köylümün-işçimin, bütün fakir fukaranın amansızca sömürülmesi; soyulması; ezilmesi; insan kişiliğini öldüren, yok eden, insan onurunu ayaklar altına alan, insanın kendini, bedenini ortadan kaldıran çalışma-yaşama koşulları benim kendi dramım olmuştur.”
Aynı yıl…


“72. Koğuş”u yazmaya başladı.
Sonra arkası geldi: Deve Kuşu, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları…
1956’da kaleme aldığı “Arka Sokak” romanı hakkında dava açıldı.


Hakim sordu: “Konularını neden hep fakir fukaradan, işçilerden alıyorsun; Türkiye’de varlıklı insanların, iyi yaşayanların da olduğunu niye yazmıyorsun?”
Orhan Kemal yanıtladı: “Ben gerçekçi bir yazarım.

En iyi bildiğim konuları alırım.

Varlıklı yurttaşların yaşayışlarını bilmiyorum, nasıl yaşadıklarından da haberim yok!”
Beraat etti.
Ama davaları hiç eksik olmadı.

TARİH: 7 Şubat 1966…

Fener Postanesi’nden polise gönderilen bir ihbar mektubunda; Cibali’de Mustafa Kutlu’nun lokantasında Orhan Kemal ile bazı şahısların komünizm propagandası yaptıkları öne sürüldü.

Polis “araştırıp” rapor yazdı:
“Lokantada bulunan üç sanığın ihtilalci sosyalizme, yani komünizme inandıkları anlaşılmakta olup, komünist yeraltı çalışmalarına ve tekniğine uygun olarak illegal üç kişilik bir hücre teşkilatı vücuda getirerek, lokantayı lokal mahiyetinde kullandıkları ve sahip oldukları komünist fikirleri buraya devam etmekte olan nispeten iktisadi ve mali durumları düşük kimselere aşıladıkları kanaati ve Türk Ceza Kanunu’nun 141-142 maddelerine aykırı davranışta bulundukları…”
Orhan Kemal’in evine sabah erken saatte baskın yapıldı.

Didik didik aranan evden birtakım kitaplar, Orhan Kemal-’in bazı notları ve müsveddeleri alındı.
Orhan Kemal tutuklandı.

Sultanahmet Cezaevi‘ne atıldı.
Gazetelerde şu manşet vardı:
“Kızıl komünistler tutuklandı”; “Köfteci Dükkanında İhtilal Hazırlığı”; “Hücre teşkilatı kuran Orhan Kemal ile iki TİP’li tevkif edildi”…
Mahkemeler sonunda tutuklanma sebebinin bir tertip olduğu anlaşıldı; Türkiye İşçi Partisi’nin 1965’teki seçim başarısı gölgelenmek isteniyordu.


Orhan Kemal 36 gün sonra 13 Nisan 1966’da serbest kaldı.
Bu tertibi kutladılar!

Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan, müziğini Aşık Mahsuni, yönetmenliğini ise Asaf Çiğiltepe‘nin yaptığı “72. Koğuş”un, ilk galası gerçekleştirildi.
Orhan Kemal, “72. Koğuş”un başarılı olması nedeniyle maddi durumunu düzeltti.

1967’de Basınköy Gazeteciler Sitesi‘nden iki odalı bir ev aldı.

Fikret Otyam‘a yazdığı bir mektupta “Kira derdi düşünmeden yaşamak ne büyük bir keyif…” diyecekti.
Mutluluğu uzun sürmedi; 2 Haziran 1970 saat 21.15’te beyin kanaması nedeniyle vefat etti.
Şöyle demişti:
Eşe dosta selam.

İnandığım doğruların adamı oldum.

Böyle yaşadım; karınca kararınca bu doğruların savaşını sanatımla yapmaya çalıştım.

Kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir…”

Doğum günün kutlu olsun büyük yazar…

ORHAN KEMAL’İN ÇOCUKLARI:

Yıldız Yorgancıoğlu (d: 1938):

Kız Enstitüsü mezunu terzi.

Emekli, iki kızı var.

Biri evli, iki torunu var.

Nazım Öğütçü (d: 1944):

Petrol Mühendisi, Emekli.

Bir petrol firmasına danışmanlık yapıyor.

İki çocuğu var.

İkisi de petrol mühendisi.

Çocuklardan biri evli ve iki torunu var.

Kemali Öğütçü (d: 1949):

Eczacı ve eczanesinin başında.

Üç çocuğu var.

Üçü de evli.

Üç torunu var.

Işık Öğütçü (d: 1957):

Kimya Mühendisi.

Emekli.

14 yıldır Cihangir’de bulunan Orhan Kemal Müzesi’nde yöneticilik yapıyor.

Sekiz kitap yazdı.

Evli.

Bir kızı var, o da kimya mühendisi olacak.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s